Ah yine pazartesi yine geçmek bilmeyen dakikalar, saatler. Ritmi biraz hızlandırırsam zamanın da akışını hızlandırabilirim diye düşündüm. Bu Norveçli herifler bana yardımcı olabilir mi acaba?
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
10:33 1 Yorum
Pazar, Ocak 04, 2009
aşağıda ne yazmışsın olm sen ya... çözemedim...
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
20:59 3 Yorum
ahh tek basıma kaldım tek duman duman da yok ya te akık biritin enü dün ya ve gecegen
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
02:06 0 Yorum
Cumartesi, Ocak 03, 2009
efendim acil olmayan bir kararla gebzeye arkadaşların yanına uçtuk, kısa süre deve dışyız...
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
01:44 0 Yorum
Cuma, Ocak 02, 2009
Ee Jook Il Nom Eh Sarang
Muhtemelen çarşamba günü bu dizi hakkında bilgi vereceğim ama şimdiden sevdiğim bir parçasını paylaşmak istedim. Bir kısım Türkçe meali de aşağıda. Unutmadan dizinin adı 이 죽일놈의 사랑 / I Jukilnomui Sarang / A Love to Kill. Parça ise Lee Soo Young tarafından seslendirilmiş, Ee Jook Il Nom Eh Sarang.
Hayır, bana ait değilsin. Hayır, birbirimize de ait değiliz. İlk kez değil seni görmem ne de kalbime girmen.
Sen hiç bana ait olmadın. Kaç ki uzaklara gözlerim seni görmesin.
Duygularım büyümesin kalbim bilmesin.
Oh sen nefretten doğdun böyle. Ama aşkı da sen ektin yüreğime.
Seni seviyorum,
sev beni lütfen sen de. Hayır, yapma dur, gidemeyiz daha öteye.
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
11:40 0 Yorum
Perşembe, Ocak 01, 2009
DÜNDEN BUGÜNE AVRUPA BİRLİĞİ (Derleyen: Beril DEDEOĞLU)
AVRUPA BİRLİĞİ SANAYİ VE TEKNOLOJİ POLİTİKALARI PARADOKSU
Saadet İYİDOĞAN
Avrupa Birliği Sanayi ve Teknoloji Politikalarının Ortaya Çıkışı ve Kurumsallaşması
Topluluk Sanayi ve Teknoloji Politikaları Boşluğu ve “Ulusal” Politikalar Dönemi
1950’lerde Topluluk ortak sanayi ve teknoloji politikası olmadığı gibi, Batı Avrupa’da bilim ve teknoloji öncelikli bir sorun olarak da görülmemiştir. Avrupa’nın bu iyimserliği 1960’lı yılların sonunda, ABD ile Avrupa arasındaki “teknolojik açığı”nın tedirginlik yaratmaya başlamasına dek sürmüştür.
AB Ortak Sanayi ve Teknoloji Politikalarının Temellerinin Oluşturulması
İlk eylem planı, 1986 tarihli Avrupa Tek Senedi, ile Topluluğun teknolojik politikası yolunda ilk yasal temeller atılmıştır.
1990 Öncesi Dönem AB Teknoloji Politikasının Başlıca Amaç ve Araçları
Teşvik ve Destekler
AB teknoloji politikası araçlarından doğrudan teşviklerden dolaylı teşviklere doğru bir kayma ortaya çıkmış, dolaylı teşvikler daha çok tercih edilir hale gelmiştir.
* EUREKA (Avrupa Teknolojik İşbirliği Ajansı)
“Avrupa Teknolojik İşbirliği Ajansı” olan EUREKA.
Avrupa Sanayinin ABD ve Japonya Karşısında Rekabet Gücünün Gerilemesi
Avrupa Birliği’nin Teknoloji Yoğun Sektörlerde Rekabet Gücünün Gerilemesi
Avrupa’nın enformasyon-komünikasyon teknolojisi alanlarında yeterli varlık gösteremediği,
AB’nin ABD ve Japonya karşısındaki teknoloji-yoğun alanlarda rekabet gücü gerilemektedir.
Uygulanan Teknoloji Politikalarının Göreceli Başarısızlığı: Avrupa Paradoksu
Avrupa Paradoksu
Temel bilimlerde mükemmel olan Avrupa, bu bilimsel potansiyelin ekonomik avantajlar yaratacak biçimde kullnaılıp değerlendirilmesi nokrasında eksik kalmıştır. “Avrupa Paradoksu”.
Yol açan faktörler, AB teknoloji politikaları, yeni inovasyon modeline yeterince uyum sağlayama-mıştır. “Ulus-üstü” bir özellik taşıyan inovasyon sistemi ve bütünleşme sürecine bağlı güçlükler.
Yeni İnovasyon Modeli ve Teknoloji Politikalarının Doğasında Değişiklik
“Lineer İnovasyon” modelinin yerini “interaktif inovasyon” modeli almıştır.
Avrupa Birliği’nin “Ulus-Üstü” İnovasyon Sistemi
Ulus-üstü bir innovasyon sistemin henüz tam anlamıyla mevcut olmadığı söylenebilir.
Bu günün araştırmalarıyla ilgili bir Avrupa politikası olduğu söylenemez. Ulusal araştırma politikaları ve AB politikası uyumlu bir bütün oluşturmaksızın üst üste durmaktadır.
Kaydedilen Gelişmeler ve AB’nin Yeni Dönem Teknoloji Politikası Araçları
Yeni Politikalar
Pazara-Dönük Ar&Ge
Stratejik önem arz eden askeri araştırmalar, enerji (nükleer) araştırmaları, uzay-havacılık gibi alanlardan oluşan eski trendin yerini alan mikroelektronik gibi yeni gelişen sektörlerin desteklenmesine geçilmektedir. Teknolojik gelişme dinamiklerini itici gücü oluşturduğu (thecnology push) programlardan, pazarın çekici gücü oluşturduğu (demand pull) “pazara-yakın” programlara doğru bir kayma mevcuttur.
Çevre Programları ve Ar&Ge Desteği
AB’nin Ar&Ge harcamaları 1980 sonrası sürekli bir artış içindedir.
SONUÇ VE DEĞERLENDİRMELER
AB teknoloji politikalarının göreceli başarısızlığında, başlıca iki etkenin önemli rol oynadığı görülmektedir. İlki AB’nin, yeni inovasyon modeline uygun biçimde “bilime-dayalı” teknoloji politikalarından “teknolojiye-dayalı” ve “pazara-dönük” teknoloji politikalarına geçmemesi ile ilgilidir.
Diğer etken ise, AB’de ulus-üstü bir inovasyon sisteminin kurulabilmesiyle ilgili, kurumsal nitelikli güçlüklerdir.
Teknoloji politikalarında Avrupa modelinden Amerikan modeline doğru bir geçişe de sıcak bakıldığı gözlemlenmektedir. Bu durumda, “sosyal bütünleşmeye dayalı” Avrupa modeli ile “ekonomik etkinliğe dayalı” Amerikan modelinin nasıl bağdaştırılacağı” yanıtlanması gereken temel bir soru olarak karşımıza çıkmaktadır.
(Savaş sonrası sanayileşme süreci esas, Almanya’da piyasaya dayalı ve kurumsal-sosyal uzlaşma ile düzenlenen bir yöntem, Fransa’da ise itici güçü devletin oluşturduğu kamu iktisadi teşekküllerine ve büyük sanayi projelerine dayanan bir yöntem izlemiştir.)
AVRUPA BÜTÜNLEŞMESİNE KATKIDA BULUNAN
BİR FAKTÖR OLARAK ÇEVRE POLİTİKASI
Selcan SERDAROĞLU
GİRİŞ
Avrupa bütünleşme süreci içinde çevre bilincinin 70’li yıllarda ortaya çıkması elbette rastlantısal değildir.
Topluluk çevre politikasının yasal dayanağı olarak 1987’de kabul edilen Tek Senet görülse de Roma Antlaşması’nda yer alan daha genel çerçeveli maddeler de temellerin başında gelmektedir.
Avrupa Çevre Ajansı
Avrupa Birliği’nin doğrudan çevreyle ilgili tek organıdır. Kopenhag’da faaliyet göstermektedir.
Çevre Politikasının Yasal Dayanakları
Temel İlkeler
Ortak çevre politikasının oluşumunda “kirleten-öder” ilkesini benimsemiştir. Maastricht Antlaşması ile temel bir anlayış değişikliğine gidilmiş, “ihtiyat” ve “kaynağında önleme” ilkeleri de dikkate alınmaya başlanmıştır.
Kirleten-öder ilkesinin uygulanması temelde ekonomik bir yaklaşımdır.
Çevre Politikasının Araçları
Mali Araçlar
Birlik bütçesinden, kirlete-öder ilkesinin işletilmesi, çevre vergileri ile de…
Uluslararası Aktör Olarak AB’in Çevre Politikası
Geçtiğimiz on yılda aratan uluslararası parasal hareketle, genişleyen ve birleşen üretim faktörü pazarı ve serbest ticaret çerçevesinde gözlemlenen ekonomik küreselleşme, büyük ölçüde Triade olarak bilinen ABD, Japonya ve AB’nin rekabetiyle biçimlenmektedir. Japon Ticaret ve Sanayi Bakanlığı’nın raporuna göre XXI. yüzyıl çevreyi korumak için yeni teknoloji ve projelerin geliştirileceği “ekolojist bir çağ” olacaktır.
AB’nin çevre konusu aracılığıyla ilk defa uluslararası bir aktör olarak ortaya çıktığını ve siyasal birlik olma yolunda uluslarüstü bir irade olarak federal yapıya yaklaştığını söylemek mümkündür.
Sürdürülebilir kalkınma İçin Küresel Ortaklık
AB’nin çevre alanında uluslararası öncelik olarak gelişmekte olan ülkeleri de destekler biçimde sürdürülebilir kalkınmayı genel bir hedef olarak kabul ettiğine daha önce değinilmişti.
AB sürdürülebilir kalkınmaya verdiği önemi 2001 yılında hazırladığı bir strateji ile vurgulamıştır. Altı ana başlık altında yeni sorumluluk alanları belirtmiştir: Sürdürülebilir kalkınmanın hizmetinde bir ticaret; Yoksullukla mücadele toplumsal kalkınma; Doğal kaynakların ve çevrenin sürdürülebilir yönetimi; Avrupa birliği politikasının tutarlılığını sağlamak; Her düzeyde daha iyi bir yönetişim; Sürdürülebilir kalkınmanın finansmanı.
Kyoto Sözleşmesi ve ABD İle Küresel Çevre Rekabeti
Öncelikle gelişmekte olan ülkeleri etkileyen küresel ısınma sorununda benzer bir uluslararası uyuşum henüz gözlemlenmemektedir. Karşıtlığın temelinde ABD ve AB tarafından “ihtiyat” ilkesine verilen farklı değerler bulunmaktadır.
ABD’nin karbondioksit salınım miktarı ve “sera etkisi” olarak da bilinen “küresel ısınma” ya da “iklim değişikliği” arasında kesin bilimsel kanıtlara dayanan bir bağlantı bulunmadıkça bağlayıcı herhangi bir hükmü reddetmesi karşısında…
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
16:43 4 Yorum
왕의 남자 (Wang-eui Nam-ja / King and Clown / Kral ve Soytarı)
2007 yılında Oscar a aday gösterilmiş, Kore'de en büyük hasılatı toplanmış bir film Wang-eui Nam-ja. Gürültü patırtı eşliğinde bir dönem dramı izliyorsunuz, sıkılmadan, merakla. Gerçek olaydan uyarlanmış ve yönetmen Jun-ik Lee'nin elinde bir şahesere dönüşmüş.
Dönemin zalim kralı kendisiyle alay eden soytarıya aşık olmuştur. Ancak soytarının birlikte çalıştığı diğer arkadaşı da ona aşıktır. Kral bu soytarıların saraya yerleşmesine, karar verir ancak bakanlar bu kararın yasalara aykırı olduğunu belirtip karşı çıkarlar. Bunun üzerine soytarılar, bakanlarla ilgili bir oyun oynarlar ve oyunda bakanların aldığı rüşvete değinirler. Her oyundan sonra kral bir çok kişiyi cezalandırmaktadır.
Kral soytarıya aşık olmuştur bu sebepten dolayı en gözde cariyesini bile bir köşeye iter. Hikaye sadece aşk ilişkilerinden ibaret değildir elbette. Kader, güç, sınıf ayrımları, aşk, mücadele, tamamıyla hepsi bu filmde işlenmiş. Sahne tasarımları ve kostümler mükemmel. İzlemeden geçilmemesi gereken bir film...
kişisel depresyon anları tarafından gönderildi saat:
09:23 0 Yorum
kendimi sana yakın hissediyorum. bazen bir parçanmış gibi. genelde uydurulan hikayelere inanmam yada dilek savuran o elektronik postalara ama içimden geçenlerden biri şu satırların milyonlara ulaşması yönünde. kimden geldiği belirsiz bir oyunun parçası olsunlar. umutlarımı yitirdiğim anda karşıma çıkacak şekilde.
boşa konuşuyorum. umutsuzluk dilime vurmuş durumda. çoğu zaman koskoca bünyemle ayakta sağlam durduğum sanılsa da, soğuk bir rüzgara bıraktığım gözyaşlarım, ruhumun erimesinin tek sebebi. eğer beden ve ruh bir bütün olarak beni oluşturuyorsa, ruhunu seninle kaybetmiş benin vücudunun hantallaşmamasını bekleyemezsin.
elimizde çok şey vardı. karanlık boyunca sessizce sırasını bekleyen hayaller, büyük bir gürültüyle üzerimize yağdırdığımız umutlarımız. hatırlandıkça iç burkan kitap aralarında ve yansıman zifiri karanlığın çöktüğü yerde yokluklardan ibaret...
hepimiz yalnızız ve artık mucizeler bekleyen insanların çoktan gömüldüğü bir yüzyılda yaşıyoruz, hepimiz hayatlarımızın değişmeyeceğini ezberledik sanırım.. en azında burada olmakla... takılıyoruz, geçmesi gerekipte bir türlü geçmeyen zamanla oyunlar oynuyoruz kandırıkçı muhabbetlerimizle.. bu ve buna benzer yüzlerce site,hepimizin amacı ayni aslında... sadece bir şeyler söyleyebilmek, sadece anlaşılmaya olan açlık.. bunun asosyal olmakla, belli bir çevrenin olmamasıyla yada seni zincirleyen herhangi bir özrünle alakası yok, çok kalabalık insanlarda anlaşılmaya ihtiyaç duyar, bazen 10 adam yanındadır ve alkol ve muhabbet ve gece.. ama sen yanında olmayan biriyle konuşursun o an.. bunun nedeni ne senin maymun iştahlılığın ne de yanındakilerin muhabbetinin çekilmezliğidir.. bunun nedeni ne yaparsan yap sikip atamadığın anlaşılma arzundur...
Her şey biraz daha karanlığa itiyor beni. Karanlık yaklaştıkça benliğime açılan kapılardan bir bir giriyorum. Saf beyazın huzuru orada. Sarı benekli odamın duvarlarında hayaletler görüyorum. Soğumaya başlayan odamın içersinde aylardır başucumda bulunan günbegün artıp sıcaklığını hissettiren kapsüllerim samimiyetle gülümsüyor bana. Yanında sevgili dostum diyebileceğim bir yıldan ötedir cüzdanımda taşıdığım, derin bir umutsuzluk anında sırasını bekleyen, paslanmaya yüz tutmuş yarım jiletim. "XCb" gibi harflerle başlayan Rusça isminin parlak gülümsemesi yüzüme yansıyan. Duvarda asılı bir kement, ağzını kocaman açmış dişlerinin ardından dilini savuruyor bana, şuh gülümsemesi içimi acıtıyor bir kez daha. Bu kez becermeliyim, kendimi onların mutluluğuna eşlik edip, sayısızca kez bölünen benliğimi toplamalıyım.
sitede kullanılan herşey kaynak gösterip kullanılmıştır, haliyle aynı özveriyi bekliyor insan...