ya biz neleri unuttuk bunu mu unutmayacağız!

Ardıma baktığımda hatırladıklarım o kadar az ki. Bazen bu kadar şeyi nasıl unutuyorum diye soruyorum kendime. Sanki bu bana özgü bir şey değil. Herkes unutuyor.

Yine sıradanlığıma mı üzülsem bilemedim. Yo hayır sanırım ben diğer insanlardan daha fazla hatırlıyor. Hatırlıyorum ama konuşmuyorum. Herkes kadar üzülmüyorum mesela. Üzülmek, hiçbir şey hissetmemek bence. Farkında olup hiç birşey yapmamak.

Hayır, ne diyorum ben. Sadece laf kalabalığı. Öylece kalsın…

tembellikten kurtulmanın 13 altın kuralı

Simpsons

Oh sen de kişisel gelişim olaylarına girmişsin diyenleriniz olur belki. Öyle demeyin bu işte acayip para var. Öyle ki roman, öykü bastıramıyorken, kişisel gelişim ve şu gezi kitapları için yayınevleri sıraya giriyor. Hal böyleyken biraz rota değiştirmek kötü bir şey değil.

O kadar şey dedim demesine ama şuraya yazacak çok bir şey bulamadım. Hem internette araştırdım öyle 13 şey falan yok. Mesela 12 var 15 var. Bana mı denk gelmedi bilmiyorum. Lakin bu sorunun cevabı varsa bana da söyleyin. Şimdi plan yap falan yazıyorlar ama arkadaşım zaten onu yapmakta bir sorun onu yapsam zaten tembelliği üzerimden atmış olurum.

Continue reading “tembellikten kurtulmanın 13 altın kuralı”

ben öldükten sonra

Photo by elizabeth lies on Unsplash

Gözlerimi nerede açmıştım bilmiyorum. Tek hissettiğim burnuma kokan taze tezek kokusuydu. Ağzımın tadı da bok gibiydi. Şiddetli bir öksürükle birlikte tüm ciğerlerimi yere bıraktım. Şimdi daha iyi hissediyordum. Burnumdan aldığım derin nefesle içinde bulunanları yukarıya çekerek tüm toparlananları soluk borumdan yemek boruma aktardım ve yutkundum. Akşamdan bıraktığım çürük diş kokumdan başka bir şey kalmamıştı artık burnuma dolan.

Hayatı anlamak için hazır hale gelmiştim.

Etrafa bakındım. Derin bir karanlık. Sessizliği dinledikçe, hırıltılı nefesimi daha da bastırmaya çalıştım. Ürkütücüydü. Aldığım nefesten daha ürkütücü. Hareket edebilir miydim bilmiyorum. Ya hareket ederken tahammül edilemez bir ses çıkarırsam ve o kokutucu karanlık beni yutarsa… Temkinli davrandım. Kulaklarımı kabartmış beni cesaretlendirecek en ufak sesi yakalamaya çalışıyordum. Hiçbir şey yoktu. “Zaten çıkacak en ufak bir ses bile benim öteki dünyaya biletim olabilir” diye düşündüm. Karnım ağrımaya başlamıştı. Korktuğum zaman hep karnım ağrırdı. Bir süre sonra ister istemez gaz çıkarmaya başlayacaktım. Kokması mühim değil sesli olmazdı umarım.

Continue reading “ben öldükten sonra”

Ruh satın alan bir tanıdığınız var mı?

Photo by Ahmad Odeh on Unsplash

Elbette vardır. Herkesin var. Bunu sadece lafın gelişi soruyorum. Arayı biraz ısıtmak, samimiyeti arttırıp hafif kafa dönmeleri arasında, tüm bu yazılanları hatırlanamaz hale getirmek için. Hep öyle olmuyor mu? Mesela her sene başında aldığımız kararlar ertesi günün ayıklığına kendini silmiyor mu? Bu yazının sonunda başının hatırlanamaz hale gelmesi gibi…

Her başlangıç unutulmaya mecburdur. Ardında küçük tatlar bıraksa da asıl olan hep unutmaktır. 2109’un başını hatırlamıyorum. Nasıl geçtiği konusunda da hiçbir fikrim yok. Diğer senelere baktığımda onların da bundan bir farkı yok. O zaman size nasıl b güzel hikayeler anlatabilirim ki?

Continue reading “Ruh satın alan bir tanıdığınız var mı?”

Bazen dünyayı kurtardığımı hayal ediyorum

Photo by Sharosh Rajasekher on Unsplash

Bazen hangi dünyayı kurtardığımdan emin olamıyorum. İçinde olduğumdan mı? Bu kadar farklı dünya varken benim kurtardıklarım kurtarılması gerekenler mi gerçekten bilmiyorum.

Her seferinde bu kez başardım diyorum. Başardıklarım sadece akışına müdahale ettiğim küçük dokunuşlar. Ve her seferinde geriye döndüğümde her şeyin başa sardığını görüyorum.

Continue reading “Bazen dünyayı kurtardığımı hayal ediyorum”