Başlık 3 – 4

AÇELYA 1

AÇELYA 2

AÇELYA 3

Bölüm 3: Tılsım

1.

Gözlerimi açtığımda yurttaki yatağımda yatıyordum. Uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar zinde açmıştım gözlerimi. Yatağı terk etmedim. Bir süre olan biteni düşündüm. Yurda ne zaman gelmiştim, nasıl gelmiştim, hatırlamıyorum. En son Cerrahpaşa’nın bilmediğim sokaklarında dolanıyordum.
Gerçekten dolanıyor muydum? Aslında yaşadıklarımı gözden geçirdiğimde bunun bir rüya olma ihtimali daha yüksekti. Muhtemelen kafam iyi gelmiş sızmış aradaki küçük ayrıntıları unutmuştum. Sonuçta sürekli tekrarladığım bir şeyi unutmam için illa alkol almama gerek yoktu pekala her insan sürekli yaptığı şeyleri unutabilirdi.

Montum yan tarafımdaydı. Üstümü çıkartmamış öylece yatağa girmiştim. Kaç ay olmuştu yatak örtülerini değiştirmeyeli? Yastığın kokusu rahatsız etmiyordu ama çarşaf ve nevresimin sararmış görüntüsü, kış güneşinde bile oldukça rahatsız edici göründü gözüme. Ranzanın üst yatağından atladım. Yatağın kenarına yığdığım eşyalarımı hemen ranzanın dibindeki masaya yığdım. Küçücük odaya dört kişi sığdığımızı düşünürseniz odanın nasıl bir durumda olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Yastık yüzünü, çarşafı, nevresimi çıkardım. İçerisi havalansın diye odanın penceresini açtım. Pencereyi açar açmaz soğuk hava içeriye hücum etti. Biraz titredim. Masamın üzerine koyduğum bir bantlanmış telefonumu alarak iki satır ekranının ilk satırını kaplatan saatine baktım. Saat onu çeyrek geçiyordu. Şansım varsa görevliyi yakalayabilir yeni nevresimleri alabilirdim. Odadan elimde kirlilerle koşarak çıktım.

Geriye döndüğümde içerisi buz gibi olmuştu. Üşümeme rağmen pencereyi kapamadım. Temiz nevresimleri yatağıma yerleştirdim. Masamın üzerine koyduğum döküntüleri toparlamaya başladım. Kitaplarımı yine yatağın üzerine bıraktım. Yatağın altına bir kaç kaset iliştirdim. Geri kalan eşyalarımı dolaba koymak için yumak yaptım elimde onları dolaba götürdüm. Kendimi de yıksam iyi olacaktı ama bu saatte sıcak su olması biraz zordu. Yine de duşlara yakın olan dolabıma vardığımda sıcak su için şansımı denedim. Su vardı. Çok sıcak değildi ama bir su dökünecek kadar beni idare edebilirdi.

Odaya girmemle pencereye sarılmam bir oldu. Islaklığında etkisi ile soğuk vücuduma iki kez daha etki etmişti. Odanın ısınmasını bekleyene kadar donabilirdim. Bu sebepten dolayı masanın üzerine bıraktığım lacivert mountumu omuzlarımın üzerine attım. Montu savurmamla birlikte bir şeyin yere düştüğünü fark ettim. Yere karşımdaki ranzanın altına doğru baktığımda onu gördüm. Mermer anahtarı.

Anahtarı elime aldım. Sıcaktı. Hem de oldukça sıcak. Belki de soğuktan titremeye başlamış içim sebebi ile anahtarı bu kadar sıcak hissediyordum. Anahtarı çevirip şöyle bir baktığımda üzerinde bazı işaretler gördüm.

 

Bunun ne olduğunu anlamak için çok düşünmedim. Bu büyü kitaplarında çokça gördüğüm işaretlerden bazılarıydı. Peki ama dün gece de anahtarın üzerinde miydi? İşte bunu hatırlamıyordum. Karanlıkta dikkat etmemiş olmalıydım.

Dolabımın yanına gittim. Büyü ve büyücülükle ilgili yazılmış kitaplara göz gezdirdim ama herhangi bir şey bulamadım. Üzerinde bir şifre de olabilirdi. Alınsa bir tarihi eseri tutuyordum elimde ve onun bende olması ne kadar doğruydu? Bunu müzeye falan götürmem gerekmiyor muydu? Peki ne diyecektim onlara. Sütunun üzerinde bir melek bağlıydı (O!) bana o mu verdi. Kim inanır ki buna? Öyle bir melek olsaydı zaten şimdiye kadar haberlere konu olmuştu. Hayal görmüştüm orası kesin. Şu elimde tuttuğum şeyse bütün savlarımı çürütüyordu.

Sigara içmek için dışarıya çıktım. Odada gece nispeten sigara içebiliyorduk ama gündüz gözüyle mesai saatinde bu biraz zordu. İçilmesine içilirdi ama şimdi görevlilerle ağız dalaşına girmeye gerek yoktu. Vücut ısım yerine gelmiş en azından soğuk diye üşümeye başlamıştım. Sigaram bittiğinde içeri girdim. İçeri girerken kar sinsi sinsi atıştırmaya başlamıştı.

Yatağıma uzandım. Anahtarı bir kaç kez elimde çevirdim. Üzerindeki işaretleri silmeye çalıştım. Ama sanki anahtar var olduğundan beri oradaydılar. Tavana bakar halde düşünüyorken uyuya kalmışım ve bir rüya gördüm.

Bir sütunun yanındaydım. Bu gördüğümden farklıydı. Yani o gün gittiğim sütun değildi. Bu sütunun üzerinde savaşçılar değil, sevgililer vardı. Cebimden bir kağıt çıkartıyorum. Kağıdı açtığımda içine yazılı,bir şeyler görüyorum. Bunlar anahtarlığın üzerindeki şekiller. Cebimden bir çakmak çıkarıyor ve yakıyorum. Kağıt bir anda alev alırken aceleyle sütunun kaidesinin üzerindeki bir delikten kağıdı atıyorum. Birden bir ışık parlıyor kaidenin içinde ve sütun üzerindeki şekiller hareket etmeye başlıyor. Bazısı sarılıyor, bazısı öpüşüyor, bazısı da sevişiyor.

Birden uyanıyorum elimde sıkı sıkıya tuttuğum anahtar ısınmış derimi yakıyor. Bir refleksle üzerime bırakıyorum kıyafetlerimin yanmasını umut ederek ancak bir şey olmuyor. Avuç içimde hafif bir kızarıklık beliriyor sadece. Bu bir tılsım diye düşünüyorum. Ancak o sütunu nerede bulacağım. Birazda meraktan rüyalarımda gördüklerimi yaparsam ne olur diye düşünüyorum. Saate bakıyorum saat beşe yaklaşıyor. Hava kararmış. Yavaş yavaş oda arkadaşlarım giriyorlar içeriye.

Normalim, bir şey belli etmiyorum.

Yemekhaneye gittiğimizde seni görüyorum. Kalbim yanıyor. hızlıca atmıyor bu sefer. Sadece bir yanma. Elimdeki suya yumuluyorum ama yangın geçmiyor. Bir su için daha sıraya giriyorum. O ara göz göze geliyoruz. Sarhoşlukların en derinini yaşıyorum ve kendimi soğuğa bırakıyorum. Arkadaşlarım birden bire ne oldu diye peşimden geliyorlar. basık hava midemi bulandırdı diyorum ve onları gönderiyorum.
“Nefes alamam lazım.”

Gece yarısı karar verdim. Sabah ilk iş Yağfur ustanın dükkanına gidecek ve üzerinde çiftler olan sütunun yerini soracaktım. Eğer o civarlardaysa kesin bilirdi. Yatarken dolabıma sakladığım şişeden bir kaç koca yudum şarap aldım ve mışıl mışıl uyudum.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?