Kişisel Depresyon Anları

27 Mayıs 2017

Şişmeye devam eden bir karnım var. Nasıl bir mutasyona yoruyorsam, bir saat içinde genişleyen hacmim, örnek verebileceğim hiç bir canlı türü ile eşleşmiyor.

Biraz sonra gelecek habercisi olan bilim kurgu filmlerinde rastladığım gibi bir yaratığın varoluşuna kaynak olacağım sanırım. Bu her tuvalet çıkışında ardımda bıraktığım kırmızılık ne ola ki? 

Pencere

Sadece pencereden bakıyorum, karşımdaki soluk, soğuk yağmur damlalarıyla eğilip bükülen yansımam. Biraz daha ileriye baktığımda aynı soluk yansımayla karşı pencerede olmanı hayal ediyorum. Hayaline gömüldüğüm aşkın, hayalde kalmış hatıralarıyla yaşıyorum. İçimdeki burukluk sana karşı dilimin dönmediği kelimelerin anlamları. Bir tercih ne kadar yanlış yola saptırabilir ki bizi? Tek korkum bir süre sonra yüzünü hatırlayamamak. Sonra birden sen gibi hareket ediyorum, olmayan saçlarımda varmışçasına onları düzeltmek istermişçesine parmaklarımı gezdiriyorum mesela, ya da pür dikkat dinlerken karşımdakini bileğimi düşürüyorum senin zarifliğinde olmasada bir kuğu gibi. Daha fazla çalışmalıyım değil mi istemsizce silmeye çalışırken seni, daha fazla bıraktıklarınla avunabilmek için? 

Kişisel Depresyon Anları

19 Mayıs 2017

Hep aynı adımları atıyorum, hep aynı kıyafetler üzerimde ve hep aynı şehrin kokusu, derime nüfuz etmiş benliğimi ele geçiren alışkanlıklar bunlar. Her defasında vazgeçmek uğruna yaşadığım hayal kırıklıkları kat edemediğim koca bir yoldan ibaret. Her düşünce, her gözlem, her okuyuş, her izleyiş aklıma katamadığım fikirlerden ibaret. Günbe gün kendimi yiyip bitirdiğim fikirlerden. Saadetin tanımından yola çıkarak herkes gibi yapmaya çalışıyorum. Kim gelecek, Kim kurtaracak? Öldürmeye başlamadan kendimi…  

Buralarda yokken izlediklerim 5

Tabi yine bol durmadım bir ton film izledim. Sanırım en kolayı izlemek. Bir yerde her şeyi izlemiyor muyuz zaten? Daha fazla katkımız bulunsun. Nasıl filmlere etki edemiyorsak, hayata da etki edememeye başladık. O zaman daha çok izleyelim.

The Void (2016) Yönetmen: eremy Gillespie, Steven Kostanski Bir polis memuru devriye sırasında boş bir otoyolda kanlar içinde birini bulur ve onu hastaneye getirir. Getirilen bu yaralının bedeninde daha sonra garip değişiklikler olmaya çalışır ve dönüşen bu insanlar hastanedekilere saldırır. Film klasik bir zombi filmini hatırlatıyor lakin olay örgüsü farklı bir şekilde bağlanıyor. Görsel olarak fena sayılmaz. ***

Alien: Covenant (2017) Yönetmen: Ridley Scott Son Allien filmi yaratıcıyı arama hikayesi ile karşımıza çıkıyor. Ridley Scott’un yönetimi hakkında bir şey demiyorum. Dilmi 4DX izleyince biraz daha keyif aldım. Ancak filmin yaratıcıya uzanan, atıf atan bir hikayesi olsa da çok soru işareti bırakıp beyin yakmıyor. Aksiyonu yerinde. Keyifle izlenebilir. Ancak biraz daha akıllı mürettebat istiyoruz. ****

Naeil Geudaewa 2017 Yönetmen Yoo Je-Won Dizinin baş rolünde Shin Min-A oyndaığı için izledim. Kurgu zaman zaman tökezlese klasik K-dramalara ödnsede yinede izlenebilir. Dizi bir zaman yolcusunun başından geçenleri anlatıyor. Zaman yolcusu belli bir tarihin ötesine geçemez. Bunu araştırırken de gelecekte bir kadınla beraber öldüğünü görür ve onu aramaya başlar. Derken ikisi evlenirler ama ölecekleri gerçeği değişmez. ***

Tokyo Ghoul 2014 Meşhur animeyi sonunda izleme fırsatı buldum. Tokyo bölünmüştür. Gohul denen yaratıkalr insanları yiyerek yaşamaktadırlar. Ken Kaneki’de hoşlandığı bir kızla konuşma fırsatı bulur. Ancak kız bir Gohul çıkar ve Kaneki’ye saldırır. Bu esnada bir kaza sonucu kız ölür ama Kaneki de Gohul olmaya başlar. Hemde efsane olarak duyulan tek gözlü gohul. İzleyin derim. *****

They Found Hell (2015) Yönetmen: Nick Lyon Can sıkıntısıyla izlemeye başladığım film oyunculuk ve hikaye bakımından sınıfta kalsa da Dante’nin Inferno’sunu baz aldığı için hoşuma gitti. Bir grup üniversite öğrencisi fizik ödevi için bir makine icat eder. Bu makine ile ışınlanabilmektedirler. Ancak her denemelerinde dünya üzerinde bazı olaylar olmaktadır. Son denemelerinde bu gençler kendilerini cehennemde bulurlar ve buradan kaçmaya çalışırlar. **

The Boss Baby (2017) Yönetmen: Tom McGrath Keyifli bir animasyon Patron Bebek. Bebeği giydirip ciddi hareketlerle görmek keyifliydi. Hikaye ise şöyle. Dünya üzerinde biz bilmesekte bir bebek firması vardır. Buranın yönetimi için ise doğmadan önce patron bebekler seçilir. Bir köpek firması çok şirin köpekler ürettiği için artın insanlar bebek yapmamaktadır. Bir patron bebek ekibi ile birlikte bu firmayı batırmak için bilinçli bir şekilde dünyaya gönderilir. Ancak onda bir tuhaflık olduğunu kardeşi fark eder. ****

Ah-ga-ssi (2016) Yönetmen:  Chan-wook Park tarzına yakın bir film mi diye sararsanız buna evet diyemem ama kesinlikle filme Park’ın eli değdiği belli. Bu da keyifli bir kurgu ve izleme ile karşımıza çıkıyor. Öyle şiddet içerikli, sarsan sahneler yok ama yinede finale doğru şaşırtmayı başarıyor. Sırf izlenmesi gerektiği için konu hakkında bilgi vermiyorum. *****

Sing (2016) Yönetmen: Christophe Lourdelet, Garth Jennings Film günümüzdeki şarkı yarışmalarına eğlenceli ve eleştirisel bir şekilde yaklaşıyor. Elinde sadece bir salonu kalmış yapımcı para kazanmak için bir ses yarışması düzenlemeye karar verir. Ancak verecek parası da yoktur. Yaşlı asistanı bastırdığı broşürlerde rakamları yanlış yazınca kapıya bir sürü yarışmacı dayanır. yapımcı bunu fark edince na yapacağını bilemez ama yarışmaya devam eder. Bu sırada yarışmacılar her biri ayrı derdi olan sıradan umut içinde yaşayan insanlardır. İzleyin derim. ****

Seytan-i Racim 2: Ifrit (2015) Yönetmen: Murat Toktamisoglu İlk film birazda İnci sözlükte yazılan hikaye sebebi ile hoşuma gitmişti. Hikaye sıradan bir Cin hikayesi olmasına rağmen final yaşananlar biraz daha tatmin ediyordu. her ne kadar oyunculuklar da sıkıntıda olsa ilk film iyiydi ikinci filme kıyaslar. İkinci film de biraz daha profesyonelce çalışılmaya çalışılmış bu belli ama kesinlikle tatmin edici olmamış. Sanki biraz ellerine ayaklarına bulaştırmışlar. Görüntü nispeten diğerine göre iyi, oyunculuk bir tık daha öte ama tamamen duygusuz. Hikaye ise nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Hiç çekilmese daha iyiymiş. *

Zero Days (2016) Yönetmen: Alex Gibney Zero Days bir belgesel ve kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel. Biz teknolojiyi geriden takip edip duralım, tank tüfek yaptık ettik diyelim, uzay çağında uzayla ilgili bir şey yapmamak büyük bir acı. Neyse belgeselin hikayesi şöyle. Bir antivürüs şirketi çalışanları, bir malware keşfederler. Biraz araştırdıklarında bu malwarein içinde zero days denen bir kod bulurlar. Zero days hiç tıklanmadan bilgisayardan bilgisayara geçen bir yazılımdır. Araştırma ilerledikçe kodda bir zero days değil bir kaç tane olduğunu öğrenirler, bu iş sıradan bir hackerin yapacağı bir iş gibi durmamaktadır. İşin içinde devletler de vardır. Bu kadar anlatım yeter bence. Kesinlikle izleyin derim. ***** 

Personal Shopper (2016) Yönetmen: Olivier Assayas Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü almış bu filmle. Bazı kesimler filmi beğenirken bazı kesimlerde yuhalamış. Ben film hakkında kararsız kaldığımı belirtmeliyim. Başrol oyuncusu Kristen Stewart‘ı pek sevmem ama fena iş çıkarmamış bu filmde. Film iç içe geçmiş hikayeleri barındırıyor gibi. Mistik yanı ne olacak merakı filmi izlettiriyor. Sıkılmadım diyebilirim. Fransa’da bir ünlünün kişisel giyip danışmanlığını yapan kızımızın aynı zamanda psişik güçleri vardır. Kardeşi de aynı güçlere sahiptir ama kısa süre önce ölmüştür. İki kardeş birbirlerine ölürlerse buluşacaklarına dair söz vermişlerdir ve kızımız kardeşi ile iletişime geçmeye çalışır. Bu esnada başka ruhlarda da iletişime geçer. Biraz değişik bir film arıyorsanız izlenebilir. ****

Nerve (2016) Yönetmen: Henry Joost, Ariel Schulman Geçlik filmi edasında az bütçe ile çok yazla oyunculuk içermeyerek çekilmiş film. Online oynanan oyunda oyunculara bir görev verilir ve bunların yapılması istenir. Ancak oyundan çıkmak biraz zordur. Kendine güveni olmayan Vee’nin birden kafası atar ve oyuna girer. Ian diye bir çocukla tanışır ve oyuna devam eder. İşler sarpa sarınca oyundan ayrılmak ister ama kimin düzenlediği bilinmeyen oyun tarafından cezalandırılır. Kendisini ve ailesini kurtarmak zorunda kalır. Ortalama bir film ama filmde Juliette Lewis‘i görebildik. Allah’ım ne çok yaşlanmış. ***

Mel-Un (2016) Yönetmen: Mustafa Kara Film için vasattı diyebilirim. Zaman kaybı olarak bakabilirsiniz. Hiç bir yenilik ve bakış açısı yoktu filmde. Köyde yaşayan ve içine cin giren bir kızın hikayesi. *

Life (2017) Yönetmen: Daniel Espinosa Bilim Kurgu açlığını giderebilecek bir film. Ancak çok şey beklememek lazım. Görsel olarak tatmin edici ancak hikayeye baktığımızda sınıfta kalıyor. Biraz daha mantıklı bir senaryo ile karşımıza çıksalardı iyi olacaktı. Bunun yanı sıra uzaya adam göndermiştiniz biraz daha akıllı mürettebat istiyoruz. Alien’da da aynısını demiştim. Uzayda yaşam arayan ve ve bazı testler yapan bir grup bilim adamı yapılan testler sonunda bir canlı üretirler. Ancak bu canlı gayet akıllı ve saldırgandır. Ekip onunla baş etmeye çalışır. ***

Kaygı (2017) Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik Filmi başarılı buldum. Olan bir hikayeyi mistik bir şekilde işlemişler. Biraz durağan ve uzun sahneleri çok ama yine de izletiyor kendini. Film aslında nasılda toplum olarak hafızamızı yitirdiğimizi gözler önüne seriyor. Ve artık hayatımızın vazgeçilmez sesi olan inşaat seslerinin. Hasret bir televizyon kanalında belgesel montajı yapmaktadır. Bir gün onu haber departmanına atarlar. Burada haberleri montajlarken aslında sunulanın olan olmadığını daha iyi fark eder. Bu işi yapmak istemeyince işi bırakır. Ailesi trafik kazasında ölmüştür ancak onların kazada öldüğünü düşünmemektedir. Rüyasında garip şeyler görür bir şeyler hatırlar ve bunun üzerine gider. Tabi ki gerçeği öğrenecektir. Bazı bölümler biraz kopuk olsa da kesinlikle izlenmesi gereken bir film. *****

Istanbul Kirmizisi (2017) Yönetmen: Ferzan Ozpetek Görüntü yönetimi açısında film tatmin etse de klasik Ferzan Özpetek filmlerinin yanından geçmiyor film. Hikaye çok havada. Film İstanbul’da geçiyor onun aşinalığından mıdır Türk oyunculardan kaynaklı mıdır bilemedim ama filmin o gizemli fantastik kısmını bir türlü yakalayamadım. Karakterler bana çok soğuk geldi. Hikayenin yarım kalması ve hikayede verilen bilgiler ile bir tümevarım yapamamamız filmin görselliği yanımda aldığım keyfi tamamlayamadı. Uzun zamandan sonra yönetmenin Türkiye^deki ilk filmi bu sevindirici ama bence İtalya ona daha verimli geliyor. Yine de izlenir. ***/*

Ace Age: Collision Course (2016) Yönetmen: Mike Thurmeier, Galen T. Chu Seri hakkında söylenecek çok şey yok. Ama bu seri gerek diyaloglar gerek göndermeler olsun sanki biraz daha yetişkinlere yönelik olmuş. Keyifle izledim ve izlememesi gerekir bence. Bu kez kahramanlarımız gök yüzünden gelen büyük gök taşıyla karşı karşıya. Tabi tüm bunların mimarı kim bilin bakalım? ****

Beauty and the Beast (2017) Yönetmen: Bill Condon Fİlm IMDB’den hatırı sayılır bir puan almış ama ben filmi hiç sevmedim dersem yalan olmaz. Bence film için harcanan bütçeye yazık. Hikaye tamamen zorlama olmuş. Birde buna müzikalimsi havalar yerleştirilmiş ki zorlayalım da karşımıza bir film çıksın gibi olmuş. Bence daha iyi bir uyarlama olabilirdi. Bana mı itici geliyor bilmiyorum ama Emma Watson güzel rolü için olmuş mu hiç. Neyse, benden kötü puan. **

Guardians of the Galaxy (2014) Yönetmen: James Gunn Bu filmi ikincisini izlemeye giderken ilkini de izleyeyim de arada kaynamasın diye izledim. Açıkçası bu zamana kadar neden izlemedim, dikkatimi çekmedi anladım. Bana çok sıradan geldi. Evet Marvel fantastik bir evren uzaylılar güzel ama öyle çok fazla öveceğim bir film değil. Dünyadan kaçırılan bir çocuk galaksiler arası bir hırsız olur. Derken işler değişir ve Galaksinin Koruyucusu olur. ***

Guardians of the Galaxy Vol. 2 (2017) Yönetmen: James Gunn Bu bölümde de dünyadan kaçırılan kahramanımızın babasına tanıklık ediyoruz. Bir tanrı olan babası aslında tüm dünyaları yok etmeye çalışan bir delidir. Star-Lord babasını bulmanın sevinci içindeyken onun aslında kendisini kullanmak için dünyaya getirdiğini öğrenir. Bütün evreni yok edecek babasına karşı savaşmaya başlar. ***

Ghost in the Shell (2017) Yönetmen: Rupert Sanders Filmin nasıl olacağını merakla bekliyordum ve açıkçası beni tatmin eden bir film oldu. Animeye oldukça sağdık kalınmış hatta müzikleri bile olduğu gibi bırakılmış. Zaten efsane bir animeye bir şeyler eklemeye çalışmak oldukça riskli. Bence bu film o atmosferi başarılı bir şekilde vermiş. Sanıyorum devamı da gelir ama bu kadar başarılı olur mu bilmem. Hikaye hafızası silinmiş ve beyni bir robota monte edilmiş genç bir kızın başından geçenleri anlatıyor. Kesinlikle izleyin. *****

Get Out (2017) Yönetmen: Jordan Peele Film konu itibariyle oldukça değişik ve başarılı olmuş. Korku filminden ziyade film gerilim filmi. Son dakikasına kadar heyecanlı bir şekilde tutmayı başarıyor. Son dönemin en farklı ırkçılık filmi diyebilirim. Konu iyi işlenmiş. Olaylar yaşanırken bir şeylerin olduğunu fark ediyorsunuz. Hatta hikayeyi çözüyorsunuz ama tüm olay birden on dakika içinde oldu bittiye getirilerek çözülüyor. Final sekansı biraz daha uzatılıp keyiflendirilebilirmiş. yine de izlenmesi gerekenler arasında. ****/*

Contracted (2013) Yönetmen: Eric England Değişik bir film olmuş Contracted. barda tanıştığı bir adamla birlikte olan Samantha birden hastalanır. Bu hastalık pek bildiği gibi bir şey değildir. Hızla vücudu çürümeye başlar. Film kızın bu durumunu anlatırken kızın bir türlü doktora gidip adam gibi muayene olmaması sürekli gözüme battı. Filmlere artık çok mu gerçekçi bakmaya başladım bilmiyorum. Filmin bir diğer eksisi de bence olayların bir türlü tam olarak anlatılmamasıydı. Bu şeytani bir şey mi, yoksa hastalık mı anlayamadık. Finalde ise iş biraz klasik bağlandı. Klasik ama beklenmedik. ***

Circle (2015) Yönetmen: Aaron Hann, Mario Miscione Film tek bir mekanda geçiyor. bununla bilikte bir hikayeyi anlatmaktan çok insanları, değer yargılarını ve bakış açılarını gözler önüne seriyor. Bir nevi film için toplumu test etmek diyebiliriz. Bir grup insan içlerinde her türlüsü olan, çember şeklinde bir yerde bulurlar kendilerini. Burada insanlar belli sürelerde bir lazer ile öldürülmektedirler. Hareket ettiklerinde de ölmektedirler. Sonra aslında ölecek kişileri oylayabileceklerini öğrenirler ve insana dair ne varsa ahlak, tabu, din hepsi ortaya dökülür. *** 

Kişisel Depresyon Anları

12 Mayıs 2017

kimseyle aşık atacak hayallerim olmamıştı. çoğunlukla insanların göstermelik hayatlarına özenirken, aslında hayallerinin hayatlarından öteye geçmediğini anlamıştım. özenilen hayat aslında herkesin erişebileceği bir çizgiyidi. ben ise yıllar önce çizgiyi aşmış, hayallerimin olabilitisesizliği karşısında ezilmiştim. dolayısıyla bu durum beni yalnızlığa itmişti, bir monologdan çok, bilinmeyenle olan diyaloğa…