Kategori arşivi: Hindistan Sineması

buralarda yokken izlediklerim

Seriye devam edelim bari. Aslında oturup yazmam gerek diyorum ama nerede… Tembellik, tembellik, tembellik… Belki bu şekilde parmaklarım daha fazla ısınır yazmaya.

The Gateway (2018)

Filmin konusunu okuyunca dedim ki işte budur. Işınlanma, paralel evren üzerine bir film. Bu paralel evren üzerine yapılan filmlerin düşük bütçellileri de fena olmuyordu. Bir merak oturup izlemeye başladım. Yönetmen ‘nun ilk filminden peh hazetmesem de…

Işınlanmayı bulmaya çalışan bir bilim kadınımız var. Az zamanı kalmış ödeneği kesilmek üzere. Bu stresin altında deneylere devam ederken bir gün ışınladığı elma geri gelir hemde ısırılmış olarak. Bir kaç deneyden sonra aslında bu yolcuğuğun paralel evrene yapıldığını anlar. Bunun sevincini yaşadığı sırada kocası ölür ve kadın depresyona girer. Derken aklına diğer boyuttaki kocası gelir. Oraya gider ve kocasını getirir. Orada da aslında kendisi ölmüştür. Kocasını getirir getirmesine ama bu getirdiği adam kocası ile aynı karakteri patlaşmaz bir katildir. Durumu fark eder ve onu geri göndermeye çalışır.

 

Hikaye bu şekilde akarken film sanki izleyiciyi sinir etmeye programlanmış gibi. Bir yerden sonra akıllı olduğunu düşündüğümüz bilim kadını tüm mantıksızlıkları yaparak izleyeni sinir ediyor. Bir takıldığım yerde makinanın içinde kablolar neden sarkıyor ve nasıl ışınlanmıyor. Dert oldu bana. Boşverin izlemeyin. http://www.imdb.com/title/tt6179746/

The Ritual (2017)

Şimdi film hakkında ne desem bilmiyorum. İyi mi, kötü mü, idare eder mi? Ama sanki idare ederin bir tık üstünde. Film kokudan çok bir gerilim filmi belirtmeliyim. Zaman zaman germeyi de başardı. Tabi en göze batan kısmı da ormandaki şu değişik yaratıktı. Gerilimden ormandaki kurgusundan çok aslında filmde tereddüt ememe sebep olan sahne açılış sahnesiydi. Bu sahne aslında filmde sorgulanması gerekeni sorgulatıyordu. Geri kalan biraz da bu ana durumun değerlendirmesi gibiydi.

Bir grup lise arkadaşı periyodik olarak toplanıp ormanda kamp kurmaya giderler. Ancak bir gün yine kampa gidecekken durdukları bir markette arkadaşlarından biri hırsızlar tarafından vurulup öldürülür. Buna da bir arkadaşları tanık olur ama hiç bir tepki vermez. (Acaba ben verir miydim?) Bu olayın ardından sağ kalan eleman zaman zaman vicdan azabı çekse de yapacak bir şeyi yoktur. Bir yıl sonra kalanlar yine kampa giderler. Burada arkadaşlarını anarlar. Ancak ormanda garip bir şeyler olur ve bir yaratık bunların peşine düşer. Gerçek ve hayal birbirine karışmıştır. Aslında fena bir film değil, hele bu dönem için. http://www.imdb.com/title/tt5638642/

Mute (2018)

Şöyle kafa dağıtmak için bir bilim kurgu izleyeyim dedim. Tabi bir de baş rolde Alexander Skarsgård‘ın olması buna büyük bir etkendi. Tabi bir de filmin arkasında Duncan Jones var. Ancak filmin bilim kurgu ile ne alakası vardı anlamadım. Hikayesi neydi onun için de net bir şey söylemeyeceğim. Bir cyberpunk evreni yaratılmış burada hala amişler var. Hemde öyle bir iki değil.  Her karede karşımıza çıkıyor. Üstüne üstlük hikaye Berlin’de geçiyor. Filmden anlıyoruz ki gelecek bir zamandayız, Uçan arabalar, robotlar, dronlar falan. Arkadaş bu kadar teknoloji içinde telefon bile kullanmayan amişler ne alaka bir türlü konduramadım. Öyle filmin kendi içinde inandırıcılığı da yoktu. Bir türlü ne atmosfere ne de karakterlere adapte olabildim. Tamam karakter değişik, iki uçan araba ve bilim kurgu o da güzel, e kardeşim kaybolan kız arkadaşı arama ve işi klasik vurdulu kırdılı aksiyona çevirmek ne alaka. İki saatlik film boyunca ne zaman biter acaba dediğim nadir filmlerden Mute. Bu arda Alexander’ın oyunculuğuna bir şey demiyorum. Adam tek bir kelime konuşmadan koca filmi götürdü. Evet konuşma diye bir şeyde yok. Kağıt kaleme yazıyor abimiz teknoloji devrinde. Yani bu kadar çelişkili ve alakasız nereden tutsak elimizde kalacak bir senaryoya sahip bir film. Bence uzak durun derim. Netflix var zaten para veriyorum izleyeyim bile demeyin. http://www.imdb.com/title/tt1464763/

The Breadwinner (2017)

Filme nasıl yaklaşacağım konusunda biraz tereddütlüyüm. Çizimlerini, müziklerini atmosferini beğendim. Kurgu da fena ilerlemiyordu. Ancak hikaye, hikayedeki ajitasyon beni pek bir huzursuz etti. Evet yaşanan olaylar üzücü, o bölgede kadın olmak zor ama bunu izleyicinin gözüne sokmaya çalışmak karakterler ile empati kurmamın önüne geçti. Hikayenin roman uyarlaması olduğunu gördüğümde o bölgedeki bir yazarındır diye düşündüm ama yazar da Kanadalı çıktı. Belki bu sebepten dolayı karakterler ile iletişim kuramayıp ya da kurduramayıp ajitasyon öğesini ön plana çıkarmışlar. Neyse film 2001 yılında, Kabil’de geçiyor. İktidarda Taliban, kadınlar yanlarında erkek olmadan sokağa çıkamıyor. On bir yaşında bir kız olan Parvana, babası haksız yere tutuklandıktan sonra, erkek kılığına girer ve çalışarak ailesine bakmaya başlar. Hikaye bu çerçevede sürerken o dönem yaşanan yıkım, zorluklar, hayaller çizgiye taşınmış. İzlenebilir bir film. ancak belirttiğim gibi bana pek samimi gelmedi. http://www.imdb.com/title/tt3901826/ 

Indru Netru Naalai (2015)

Arada dünyanın başka yerlerine gitmek olmaz. Yine bilim kuru arayışım esnasında rastladığım bir Hint filmi karşıma çıktı. Hintliler daha fazla bilim kurgu yapıyor sanırım. Bu filmin konusu da zaman makinesi ile ilgili. Filmin hikayesi oldukça basit ve hatta daha önce izlediklerimizle aynı gibi. Olsun bu yoklukta iyi gitti. Yine süresi uzun, kurguda sıkıntılar var, kendine özgü Hint filmi öğeleri mevcut, buna rağmen film keyifle akıyor.

Elango bir işsiz çalışmak gibi bir niyeti olmayan bir gençtir. Arkadaşı Pulivetti Arumugam ise astrolog olmaya çalışmaktadır. Elango sevgilisi ile kavga edince iki kafadar içmeye giderler. Arabayla dönerken, kaza yapar ve yoldan çıkarlar. Çarptıkları adam ise kafayı kırmış bir mucittir. Derken birden gürültü olur ve ortalıkta garip bir makine belirir. Sonra keşfederler ki bu makine bir zaman makinesidir. İki kafadar bu makineyi kullanarak para kazanmaya ve talihlerini çevirmeye başlarlar. Ancak bu değişiklikler farklı şekilde onlara geri dönecektir. http://www.imdb.com/title/tt4806232/

Secret Superstar 

Aamir Khan’ın yeni filmi vizyona girdi. Üstüne üstlük bu kez bir çok sinemada aynı anda. Bu durumdan oldukça hoşnut olduğumu belirtmeliyim. Yine iyi bir film bekliyorum. Film arasında görüşmek üzere.

Filmin ilk yarısı sonunda görsel, işitsel ve oyunculuk bakımından yine memnun kaldığım belirtmeliyim. Ancak artık sürekli her kanalda karşımıza çıkan ses yarışmaları formatına yakın ilerleyen konu beni nedense tam içine çekmedi ilk yarı itibariyle.

Bununla birlikte aslında hikayenin sevdiğim kısmı da nerede olursa olsun hangi milletten olursa olsun,  tüm Müslüman ailelerin yaaklaşımının aynı olması. Ne yazık ki Türkiye’de böyle bir yarayı deşmek,  hele ki şu zamanda biraz zor.  Aslında hâlâ böyle aileler kaldı mı diye düşünürken, aslında bir yerde de, kaldı mıdan çok o yöne gittiğimizi görüyor gibiyim. Gerçi öyle bir karmaşa var ki,  sosyal medya olsun, televizyon olsun ne halde olacağımızı kestiremiyorum.

Neyse ikinci yarıya dönüyorum…

Zaten filmde sadece genç bir kızın hayallerinin olmayacağını tahmin ediyordum. Bununla birlikte asıl gözümüze sokulan yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi kadının hayatımızdaki yeri. Hayatımızda diyorum aslında bir kesim aslında o burun büktüğümüz Hintlilerden farklı değil. Bu tabii ki kişiselden çok çevresel faktörlerle alakalı.

Film aslında hayallerin gerçekleşmesinden yola çıkarken, aslında o hayallerin gerçekleşmesine yardımcı olanları da anlatıyor. Bunun için en büyük destek karakterimize en yakından anneden geliyor. Tamamen Türk toplumu aile yapısı ile bağlantılı olan film -aslında Türk dememek, Müslüman toplumu demek daha iyi olur- bir kızını şarkıcı olma hayali ile birlikte annesinin başından geçenleri anlatıyor. Sıkı, şiddete meyilli bir baba, 

Bir şeyler yazdım ama tam olarak kafamı toparlayamadım. O yüzden yazdıklarımı da silmek yerine üzerine bir çizgi çektim. Ne olursak olalım filmin öğütlediği şey, hayallerimizin peşinden koşmamız. Toplum baskısı, aile baskısı, bu baskıya boyun eğip yaptığımız işleri gizli kapaklı yapmak ya da hiç yapmamak bunların başında. Bir nebze erkekler için daha kolay ama maalesef toplum da erkelere de yüklenen misyon standart erkek kalıbından çıkmayınca onlar içinde bu hayat biraz zor oluyor. ;

Filmi izlerken düşündüğüm şey neden blogumda ya da yazdıklarımı ismim ile paylaşmadığım. Insia karakteri de babasından korkusuna youtube’da videolarını çarşaflı ve rumuzlu yayınlıyor. Ortak bir geçmişimiz mi var? Yok ama olmak istediğin ve olmak istenen faktörü etkili sanıyorum benim hayatımda. Neyse zaten yüzlere dayanan kişisel yazımın yanında bu yazıyı da kişisel döküntülere çevirmeyeyim. Sonuç olarak toplumumuz aile bireyleri arasında çok paylaşım olmuyor.

Neyse söyledim ya kafamı toplayamıyorum diye, bence izlenmesi ve izletilmesi gereken bir film. Secret Superstar. Bu kadar gizem yeter sanırım.

Yönetmen – Senaryo: Advait Chandan

Oyuncular:

Zaira Wasim – Insia

Meher Vij -Najma

Raj Arjun – Farookh Malik

Aamir Khan – Shakti Kumar

Arundhati

Bir süredir korku filmi izlememiştim. Bir süredir Hint filmini de izlememişken bari bir Hint korkusu izleyeyim dedim. Araştırırken 7,2 IMDB puanlı Arundhati’ye denk geldim. Puanda bu kadar yüksek olunca izlemeye başladım. Arundhati aslında bir Hint tanrıçası. Bu filmde de ona değinilmiş. Ana karakter olan Arundhati’de halk tarafından kutsal sayılan biri. Film hem geçmiş hem gelecekte geçiyor.

Filmin süresi yine uzun ama hem geçmiş hem gelecek derken hikaye hızla akıyor. Hint filmlerinin olmazsa olmazı danslar da mevcut ancak sayıları az ve mantıklı yerlerde. Göz ardı edebiliyorsunuz. Okumaya devam et

Khamoshiyan

Arada bir Hint filmlerine takıyorum. Takıldığım zamanlarda iyi filmlerin yanı sıra korku filmleri de dikkatimi çekiyor. Yine böyle bir akşam Hint korkusu izleyeyim dedim ve Khamoshiyan’a rastladım. Khamoshiyan öyle çok sükse yapmış bir film değil. Zaten bir yerde film biraz da sıkıyor.

Ben Hint korku filmlerindeki hikayeleri seviyorum. Öyle izleyipte hikayesini beğenmediğim bir film çıkmadı. Artık bu Hint kültürünün gizeminden midir nedir bilmiyorum. Bu hikaye de bana fena gelmedi ama film fena halde Amerikan sinemasından etkilenmiş. Bir de ana karakter oldukça itici bir tipti sanırım filmi pek beğenemedim. Hatun kişisine lafım yok. Okumaya devam et

PK

Son dönemlerde izlediğim en iyi filmlerden biri PK. Hatta bu zamana kadar izlediğim en iyi filmler listesinde ayrı bir yer alacak bir film. Ancak 2014 yapımı olan bir filmi bir de tabi  filmini nasıl es geçmişim bilemiyorum. Aamir Khan bu kez yine 3 Idiots‘da beraber çalıştığı  ile yeniden çalışmış. Filmin senaryosunda da Rajkumar Hirani’nin parmağı var.

Film hem eğlenceli hem de eğitici diyemeyeceğim eğitmekten çok film bilgilendirip farklı bir noktadan hikayeye bakmamızı sağlıyor. Tabi anlayana diye bir parantez açayım. Tüm olayı farklı yorumlayanlar da mevcut. Ancak film hem seçtiği konu olsun hem de bu konuyu işleyişi olsun film dört dörtlük. Okumaya devam et