Uyku Öncesi Hikayeleri: Taze Et Kokusu

Photo by Dan Meyers on Unsplash

Kuraklık çökmüştü sanki şehre. Her adımı, suyun tadını unutmuş kaldırım üzerindeki toz parçacıklarını soluk borusuna kadar itiyordu. Burnunun direğini sızlatmaya başlayan bir koku toz birikintilerine karışarak usulca yayılıyordu etrafa. Ağzındaki mayhoş tadın sebebi bu olmalıydı. Uzaktan, derinlerden farklı bir koku daha geldi burnuna, kolayca tahmin edebileceği. Çiğ et kokusuydu bu. En son çocukluğunda almıştı bu kadar keskin, taze et kokusunu ve ardından bir daha et yiyememişti.

Burnunu kapattı, parmaklarının uçlarıyla. Vakit gece yarısını geçmiş, sokakta, lambaların çevresinde dolanan sinek seslerinden başka bir ses yoktu. Bir de az önce geçtiği yanıp sönen ve yanıp sönerken de küçük bir patlama sesi çıkaran flaman lambadan başka. Bilindik sessizliğin içinde yürümeye devam ederken birden bir çığlık duydu. Bebek çığlığıydı bu. Bu beklenmedik ses irkilmesine, duraksamasına sebep oldu. Hızlıca etrafını kolaçan etti. Gelebilecek tehlikelere hazır olmak istiyordu. Ürkütücü sessizlik karşısında, biraz daha gözlerine güvendi. Etrafta kimse yoktu.

Continue reading “Uyku Öncesi Hikayeleri: Taze Et Kokusu”

Ölen ben olsaydım üzerime basar geçerdiniz.

Görsel: Joker 2019

Başlıktaki cümle Joker filminden alıntı ve cümle şu şekilde devam ediyor. “Her gün yanımdan geçip beni görmüyorsunuz ama bu adamlar, Thomas Wayne TV’de onlar için ağladı diye mi yani?”

Gerçekten de böyle değil mi? Sokakta gördüğümüz olaylara, kişilere bu kadar kayıtsız kalırken bir anda onun birileri tarafından reklam (!) edilmesi duyarlılığımızı nasıl da tavana çekiyor.

Bunun altında yatan gerçek ne? Popüler olmak mı? Ya da popülerleşmiş bir olgu da yer almak mı? Diğer insanların düşünceleri ile bir olup kendimizi onların içinde kamufle etmeye çalışmak mı? Ben bu soruların hepsine “evet” yanıtını veriyorum. Çünkü hepimizde aynı kaygı var: Üzerine basılıp geçilmeme kaygısı.

Continue reading “Ölen ben olsaydım üzerime basar geçerdiniz.”

Anka

Minyatür: Süheyl Ünver

“Ben” dedi… Ciğerlerinden saldığı son nefes herkesin duyabileceği bir halde ses tellerini titreştirirken acının vurduğu göğsünden bir çığlık gibi çıktı sesi. Yankılarıyla birlikte uzayıp giden üç el silah sesinin arasından fısıldamayla son buldu cümlesi;

“…sizi affediyorum.”

Bir sessizlik indi kalabalığa. Soğuk bir rüzgâr birbirine geçmiş vücutlar arasında dolanırken ardında titreme bıraktı, bazı gözlerde ise gizli gizli akan gözyaşı. Düşünceler kovalandı akıllardan, bir toz birikintisi gibi etrafa dağıldı. Beklenenin şoku çökmüştü herkesin üzerine, hiçbir zaman kelimelere dökülmeyip sadece yüreklerinde taşıyacakları. Gökyüzü hızla kararmış, hareketlenen bulutlardan sızan ışıklar, sadece yerde yatan bedeni gösteriyordu. Tiyatro sahnesinde görülmesi gereken tek kişiyi işaret eder gibi.

Continue reading “Anka”

teknolojiyi seviyorum. peki ya seni?

Görsel: Love Alarm – Netflix

Aşık olmak her zaman iyi bir şey midir? Hani filmlerde, dizilerde, romanlarda anlatılır ya çoğunlukla sonunun mutlu olduğu. Bunun bir de karşılıksızı var. Her ne kadar karşılıksızı yaratıcılığı, karşılıklısı mutluluğu pekiştirse de, hiç istemediğiniz anda aslında gizlemeniz gereken duygulardan etrafınız haberdar olsa.

Netflix’in Güney Kore yapımı olan dizisi bu konuda biraz düşünmemi sağladı. Dizinin adı Love Alarm ve çok okunan bir ‘webtoon’dan uyarlanmış. Türkiye’de henüz bu ‘webtoon’ların varlığı tam anlamıyla bilinmese de yakın zamanda geleceğini umut ediyorum. Ya da bizim kafamız sanırım böyle çoluk çocuk işlerine pek yatmıyor, bize gelmeyebilir.

Continue reading “teknolojiyi seviyorum. peki ya seni?”

Var olmak üzerine…

Photo by Luigi Boccardo on Unsplash

Kısa bir deneme elimdeki. Sadece kısa olduğunu biliyorum. Otuz beşin yarısı olduğunu savunanlar var. Oysa yirmi yedi final benim için. Sadece uzatmaları oynuyorum. Dördüncü hakemin elinde salladığı tabelaya bakamadan.

Her şey ne kadar çabuk değişiyor. Ne kadar çabuk kabulleniyoruz elimizdekileri. Bazılarını iterken, bazılarını ise çekerken…

Bir soyunma odasının çürük kokusu burnumdaki. Hepimiz oyundayız ama hiçbirimiz kabullenmiyoruz. Küçük bir yalan etrafımızı kaplayan.

Continue reading “Var olmak üzerine…”