ben öldükten sonra

Photo by elizabeth lies on Unsplash

Gözlerimi nerede açmıştım bilmiyorum. Tek hissettiğim burnuma kokan taze tezek kokusuydu. Ağzımın tadı da bok gibiydi. Şiddetli bir öksürükle birlikte tüm ciğerlerimi yere bıraktım. Şimdi daha iyi hissediyordum. Burnumdan aldığım derin nefesle içinde bulunanları yukarıya çekerek tüm toparlananları soluk borumdan yemek boruma aktardım ve yutkundum. Akşamdan bıraktığım çürük diş kokumdan başka bir şey kalmamıştı artık burnuma dolan.

Hayatı anlamak için hazır hale gelmiştim.

Etrafa bakındım. Derin bir karanlık. Sessizliği dinledikçe, hırıltılı nefesimi daha da bastırmaya çalıştım. Ürkütücüydü. Aldığım nefesten daha ürkütücü. Hareket edebilir miydim bilmiyorum. Ya hareket ederken tahammül edilemez bir ses çıkarırsam ve o kokutucu karanlık beni yutarsa… Temkinli davrandım. Kulaklarımı kabartmış beni cesaretlendirecek en ufak sesi yakalamaya çalışıyordum. Hiçbir şey yoktu. “Zaten çıkacak en ufak bir ses bile benim öteki dünyaya biletim olabilir” diye düşündüm. Karnım ağrımaya başlamıştı. Korktuğum zaman hep karnım ağrırdı. Bir süre sonra ister istemez gaz çıkarmaya başlayacaktım. Kokması mühim değil sesli olmazdı umarım.

Continue reading “ben öldükten sonra”

Ruh satın alan bir tanıdığınız var mı?

Photo by Ahmad Odeh on Unsplash

Elbette vardır. Herkesin var. Bunu sadece lafın gelişi soruyorum. Arayı biraz ısıtmak, samimiyeti arttırıp hafif kafa dönmeleri arasında, tüm bu yazılanları hatırlanamaz hale getirmek için. Hep öyle olmuyor mu? Mesela her sene başında aldığımız kararlar ertesi günün ayıklığına kendini silmiyor mu? Bu yazının sonunda başının hatırlanamaz hale gelmesi gibi…

Her başlangıç unutulmaya mecburdur. Ardında küçük tatlar bıraksa da asıl olan hep unutmaktır. 2109’un başını hatırlamıyorum. Nasıl geçtiği konusunda da hiçbir fikrim yok. Diğer senelere baktığımda onların da bundan bir farkı yok. O zaman size nasıl b güzel hikayeler anlatabilirim ki?

Continue reading “Ruh satın alan bir tanıdığınız var mı?”

Bazen dünyayı kurtardığımı hayal ediyorum

Photo by Sharosh Rajasekher on Unsplash

Bazen hangi dünyayı kurtardığımdan emin olamıyorum. İçinde olduğumdan mı? Bu kadar farklı dünya varken benim kurtardıklarım kurtarılması gerekenler mi gerçekten bilmiyorum.

Her seferinde bu kez başardım diyorum. Başardıklarım sadece akışına müdahale ettiğim küçük dokunuşlar. Ve her seferinde geriye döndüğümde her şeyin başa sardığını görüyorum.

Continue reading “Bazen dünyayı kurtardığımı hayal ediyorum”

üç film birden: Once Upon a Time… In Hollywood, The Irishman, Doctor Sleep

Bir de bakmışım uzun zamandır filmler ile ilgili bir şey yazmamışım. E tabi kitaplar nerede diye sorabilirsiniz ama onu da yazıyorum. (Burada kelime oyunu yapmış olabilirim.) Hal böyleyken bende senenin çok konuşulan üç filminden hazır sene sonu da yaklaşmışken bahsedeyim dedim.

Öyle derin analizler, tarihe atıflar ya da şekillendirmeceler (ne demekse?) olmayacak bu yazıda. Sadece hissettiklerimi ve içimden geçenleri yazacağım. Zaten gecikmeli gelen yazının sonunun da geleceğini düşünüyorum.

O zaman bir ilki deneyeyim ve hemen sayfanın en altına yakın Pages linklerine göndereyim sizi.

aslında boş bir sayfa bırakmalıyım…

Photo by Yoyo Dy on Unsplash

Çünkü bugün yazacağım bir şey yok. Sanıyorum yazmak için biraz dışlanmak lazım bu dünyadan. Sadece yazmak için, yoksa beslenmek için geçerli değil bu söylediklerim.

Senenin sonunu getirirken daha dün gibi hatırlıyorum başını. O gün ne kurmuştuk hayallerde aklımda bile değil. Çünkü o kadar yoğun ve hızlı geçti ki yıl, artık planladıklarımın dışında gelişmeye başladı her şey. Ben kurgumda değil kurgulananlarda yaşamaya başladım yine.

Neden ülkece bu kadar hızlı yaşıyoruz? Tüketecek zamanımız mı var? Biraz daha sakinleşsek, zaman akmasa, akan ise keyif aldırsa. Yol neden sürekli, bindik bir akamete gidiyoz kıyamete kıvamında… Bilmiyorum. Sürekli soruyorum, sürekli soruyorum…

Cevap veren yok…