Kısa bir hikaye…

Soğuğun sıkı sıkı sarındırdığı günlerdi. Kendimizi attığımız küçük kıraathaneden bozma kafede hatırladığım tek şey tost makinesinden çıkan aşırı yağlı tost kokusuydu. Tabi bide dudaklarının arasından sızan gülümsemen. Benim sana gösteremediğim.. Ketumluğum işte hep dert yandığın.
Zamanın nasıl aktığını anlamamıştım. Nasıl bir göreceli kavramsa zaman, sen varken hep senin kontrolünde. Saat on ikiyi vurmamıştı, ikimizde bal kabağına dönüşmeyecektik ama ‘geç kaldım’ demiştin. Bir hararetle çıkmıştık, çan sesi ile kapıdan, bir telaşla. Nasıl bir hüzün çökmüşse üstüme, umut dolu gözlerine bakarken “ben bırakayım seni” demiştim. Sanıyorum ilk o zaman düştü üzerimize karın ve sensizliğin soğukluğu. İstanbul için ise eziyet anı. “Sende çok yorgunsun bir an önce eve git ve dinlen” derken bir öpücük kondurmuştun yanağıma, hala doğum lekesi gibi sakladığım. Şiddetini arttıran, beton zemin üzerine ince bir tabaka halinde duran kar umutlarının üzerine kaderini akmişti sanki.
Ayrıldık. Sensizliğe daha bir adım atamamışken dönmüştüm arkamı. Sen ise sokağın başına gelmiştin. Sanki benim sana hasretle döndüğümü hisseder gibi bana dönmüştün ayağını yola atıp.
Omzunda asılı çantanın çevrende savrulduğu hatırlıyorum, gri düz eteğinin bacakların etrafında dönmeye çalıştığını. Ve tek gamzenin beni benden alırcasına gülümsemene karışarak bana döndüğünü.
Acı bir fren sesi hatırlamıyorum. Yada seni öldürene merhamet gösterecek herhangi bir anı. Birden bire savrulduğu hatırlıyorum. Seni yakaladığımda ise şehrin tüm pisliğini örten beyazın kırmızıya boyandığını. Hatta sürekli gözümün önüne gelen eriyişini…
Senden sonra kar yağmadı orada. Bir soğuklukta inmedi göğsüme. Sürekli senin hararetin. Birazda sigaranın bıraktığı nefes tıkanıklığı. Evet başladım… Sadece bir kaç dal yokluğunda…

buralarda yokken izlediklerim

Two Pigeons (2017)

two pigeonsFarklı konusuyla dikkatimi çeken bir film oldu Two Pigeons. Aslında bir korku filmiymiş edasıyla başladım filmi izlemeye çünkü her yerde tür olarak bu şekilde belirtilmiş ancak yanından bile geçmiyor. Eh tabi film süresi boyunca korkmayı bekliyorsunuz o ayrı. Film psikolojik bir film ve sisin de psikolojinizi bozmaya yetiyor.
Oyunculuklar fena değildi. Kurguda havada kalan bir çok şey vardı. Mesela evdeki cılız karakter ve aslında bunu güvercinler ile nasıl bağdaştırırız meselesi aklımı kurcaladı. Eminim ki bir şeylere dayanıyordur. Durun yoksa aslıda iki kişinin de aynı kişi olduğundan mu bahsediyor.Yoksa kötü talih mi? İlginç bir kara komedi örneğiydi film.
Genç emlakçı yalnız ya yaşamaktadır. Ancak o evde olmadığı süre içerisinde evinde yaşayan başka bir adam vardır. O evde yokken saklandığı yerden çıkar ve evin keyfini sürer. Bir gün emlakçının kız arkadaşı Ona taşınınca durum garip bir hal alır. Ve garip şeyler olmaya başlar.
Farklı ve bence izlenebilir bir film. Tavsiye ederim. **** Yönetmen – Senaryo: Dominic Bridges Oyuncular: Javier BotetMandeep DhillonMichael McKell https://www.imdb.com/title/tt5532370/

Avengers: Infinity War (2018)

avengers-infinity-warŞimdi bu film hakkında çok şey yazılabilir. O niye oldu bu niye oldu, kendi içindeki mantıksızlıklar ve soru işaretleri de dile getirilebilir. Bunların tamamı zaten diğer internet sitelerinde mevcut. Bende buraya bir yenisini eklemeyeceğim. Zaten çok fazla Marvel dünyası uzmanı eğilim. Ben baştan beri hepsini bir araya toplama konusunda tereddütteyim. Hadi topladınız da bu film ile bilikte bir biraz olsun sönük karakterleri öldürdünüz. IronMan sadece paraydı mesela o niye kaldı ayakta bu sublüminal bir mesaj mı?
Neyse filmin süresi bana çok uzun geldi. Zaman zaman sıkmadı değil. Yukarıda da belirttiğim gibi kendi içinde bazı kurgu , hikaye sıkıntıları vardı. O kadar izlemenin üzerine de bir sonraki bölümü beklemek canım canımı sıktı.
Film yine çok fazla yetişkine hitap etmiyordu. Tutturduk gidiyoruz halindeydi. Görsel anlamda tatmin olduğumu söyleyemeyeceğim zaman zaman cgiler kendini fazla belli ediyordu. Aksiyonu bol ama yenilik açısından fazla bir şey vermiyordu. Ve aklımda deli sorular. Neyse boş zamanda aksiyon olsun diye izlenebilir. **/ Yönetmen: Anthony RussoJoe Russo Senaryo: Christopher MarkusStephen McFeely Oyuncular:  Robert Downey Jr.Chris HemsworthMark Ruffalo  https://www.imdb.com/title/tt4154756/

The Maze Runner (2014) – Maze Runner: The Scorch Trials (2015) – Maze Runner: The Death Cure (2018)

maze runnerSeriyi genel olarak değerlendireceğim. Son filmi listeler arasında görünce ilk iki filmi izlemediğimi hissettim. Nasıl olur derken ilk filmden başladım izlemeye. İlk film açıkçası bana daha güzel geldi. Bilmediğiniz bir dünyaya giriyor anlamaya çalışıyorsunuz. Aksiyonu iyi güzel. Gençler bir labirentin ortasında uyanır ne olduğunu bilemezler aralarına son katılan kararlı genç ise buradan kurtulmalarına vesile olur. Bu tanımaya çalıştığımız dünyada aksiyonu ile birlikte bana.
Ancak aksiyonu yerinde olsa da diğer iki filmden aynı keyfi aldığımı söyleyemeyeceğim. Çünkü bilinmez dünya yerini klasik bir hikayeye bıraktı. İlerledikçe de karakterlere yüklenen misyon artık ezber bozmayan defalarca gördüğümüz bir hal almaya başladı. Keza son filmde öyle. Artık iç çatışmalar, insanların iki yüzlülüğü, klasik lider vasıfları derken modumu iyice düşürdü. Ancak aksiyon konusunda yine tatmin ediciydi. Bu konuda şikayetim yok.
İkinci ve üçüncü film arasındaki süre neden bu kadar uzamış o konuda da pek fikrim yok. Evet yaşanan olaylar farklıydı ama görsel ve aksiyon anlamında da yeni bir şey kaymıyordu. Yönetim ise oldukça sıradandı. Sadece çerezlik bir film olabilir. Tabi film roman uyarlamasıymış kitap nasıldı bilmiyorum ama bende iyi bir uyarlama olduğu izlenimi yaratmadı. **/ Yönetmen: Wes Ball Senaryo:  T.S. NowlinJames Dashner (kitap) Oyuncular:  Dylan O’BrienKi Hong LeeKaya Scodelario https://www.imdb.com/title/tt4500922/

Upgrade (2018)

upgradeFilmin IMDB’deki yüksek puanına aldanıp beklentim yükseltmedim aslında iyi de yapmışım. Bu şekilde filmi keyifli bir şekilde izledim diyebilirim.. Film konu itibariyle oldukça ilgimi çekti. Aslında hiç işlenmemiş bir konu değildi ama ben bu konuların ölüsüne bile hayranım. Tabii filmin anlatımında bazı sıkıntılar vardı, ayrıntılara çok fazla girilmemiş, bu sebepten dolayı da filmin bilim kurgu diye nitelendireceğimiz kısmı havada kalmış. Film olayın sonucuna akabinde etik boyutuna daha fazla odaklanmıştı .Bu sebepten dolayı hikayenin omurgası olabilecek bölümlerin azlığı filminde tam anlamıyla gelişiminde sıkıntılar yaşanmasına sebep olmuş. Eğer bu sıkıntılar açılmış olsaydı karşımıza ileri ki yıllarda da hatırlanacak bir film çıkabilirdi. Tabii filmin Avustralya yapımı olması, bütçesinin düşük olması bu sıkıntıların nedeni de olabilir. Eğer Hollywood yapımı bir film olsaydı daha fazla alınıp bu sıkıntılar giderilebilirdi.
Yönetim açısından yeni bir şey yoktu pek fazla da sorun göremedim. Oyunculuklar da çok fena sayılmazdı. En azından filmden soğutmuyordu. Tüm bunlara rağmen film kendini izletiyor ve sorgulatıyor. Puana gelirsek puanın hakkını veriyor mu buna kısmen evet diyebilirim. Düşük bir bütçe çok da profesyonel olmayan oyuncularla çekilmiş bir film gözüyle bakarsak film beklenenden fazlasını oldukça veriyor.
Grey bir kaza yapar ve bu kaza sonucunda bir grup tarafından saldırıya uğrayarak karısını kaybeder.. Kendisi de felç olmuş boyundan aşağısı tutmamaktadır. Bir şirket patronu gelerek ona tüm sinir sistemini ayağa kaldıracak bir çipten bahseder. Grey ameliyat ile bu çipi vücuduna taktırır o günden sonra hareket etmeye ve eskisinden daha güçlü olmaya başlar. Hatta çip onunla konuşmaktadır. Çipin de yardımıyla kazaya sebep olanları araştırmaya başlar. Ancak çip kontrolü eline daha fazla geçirmeye başlar. Grey ise kendi vücudunda bir yabancı olmaya başlar ve işler karışır. İzlenebilir bir film Upgrade. */ Yönetmen – Senaryo: Leigh Whannell Oyuncular:  Logan Marshall-GreenMelanie VallejoSteve Danielsen https://www.imdb.com/title/tt6499752

Singwa hamkke: Ingwa yeon (2018)

sin-gwa_ham-kke_in-gwa_yeonKonu olarak baktığımızda film aslında birebir olarak Dante’nin İlahi Komedya‘sından esinlenmiş diyebiliriz. Bununla birlikte filmdeki alt karakterler Kore mitolojisindeki Tanrılara, yaratıklara ve efsanelere dayanıyor. Bu karakterler karakterler haricinde hemen hemen tüm kurgu, yapılan yolculuklar, İlahi Komedya’ya oldukça benziyor. Aslında film için İlahi Komedya’nın Kore yorumu diyebiliriz. Oyunculuklar oldukça başarılıydı filmin konusu da, kurgusu da başarılıydı diyebilirim. Ancak kurgu dedim ama burada biraz durmak lazım. Hikayenin genelindeki yargılamalar arasındaki geçişlerde bazı sıkıntılar vardı. Bu sıkıntılar sadece yeraltı dünyasındaki geçişlerde mevcuttu.. Sanki buralarda filmin süresi ile olaylar arasındaki koordinasyon tam olarak yapılamamıştı. Bazı sahneler oldukça yavaş, bazıları ise anlaşılmayacak kadar hızlı geçiyordu. Oyunculuklar iyiydi demiştim. Yönetim ve görsellik yenilikler getirmese de sena sayılmazdı.
Genç bir itfaiyeci yangın esnasında birini kurtarırken ölür ve öldüğünde kendisi seçilmiş insan olarak diğer dünyaya geçer. Burada 49 gün içerisinde mahkemeye çıkacak, yer altı tanrılarını dolaşacak ve bazı konularda yargılanacaktır. Mahkemeyi geçer ve suçsuz bulunursa direk realkarne olarak dünyaya geri dönecektir. Aksi takdirde ölerek diğer dünyadaki hayatına cezası neyse çekerek devam edecektir. Kendisine onu savunması için üç adet Melek atanır ve onlarla birlikte yeraltı tanrılarını kendini anlamaya başlar. Tabi bu iş bu iş kolay olmayacaktır. Tabi bu arada kahramanımız geride bıraktığı kardeşi ve annesi yüzünden oldukça üzgündür, bu esnada onlarla olan ilişkisini, o öldükten sonra ailesinin durumunu da görmüş oluruz. Seçimler, tercihler tüm hayatı bu duruşmalarda yüzüne vurulur.
Bence keyifli bir filmdi. **/ Yönetmen – Senaryo: Yong-hwa Kim –  Ho-min Ju (Çizgi Roman) Oyuncular:  Jung-woo HaJi-Hoon JuHyang-gi Kim https://www.imdb.com/title/tt8116428/

Ailecek Şaşkınız (2018)

ailecek şaşkınızKesinlikle tatmin etmeyen bir film olmuş Ailecek Şaşkınız. Aslında açık fazla beklenti ile de izlemeye filmi ama neden böyle oldu bilmiyorum. Basit bir konu, basit espriler, şaşırtmayan son. Hepsi bir arada olunca artık ekibin son dönemlerdeki durumundan şüphelenen etmeye başladım. Filmi izlerken zaman zaman neresinden espri çıkarsam da gülsem diye düşünmedim değil.
Birisi gösteriş düşkünü zengin diğeri ise onun yalakası arkadaşın başından geçenleri anlatıyor film. Tabi bu arkadaşlardan zengin olanı genç güzel başarılı idealist bir polise aşık olunca kendisi de değişmeye başlıyor. İtici lanet tip evrime uğruyor yani.
Bence izlemeye gerek yok.** Yönetmen – Senaryo: Selçuk Aydemir Oyuncular: Ahmet KuralMurat CemcirSaadet Aksoy https://www.imdb.com/title/tt7748426/

7 Splinters in Time (2018)

7 splinters in timeFilmin IMDB puanı oldukça düşük ama ben filmin konusunu beğendim diyebilirim. Ancak yine neden sonuç ilişkisi yoktu filmde. Yani bütüne baktığımızda bu olayın neden olduğu belli değildi. Tam anlamıyla bir sonuca bağlanmıyordu film.Tabi daha iyi bir ekip ve bütçeyle daha iyi olabilirdi ama elimizdeki hali tarzı ve çekim teknikler, hatta buna filmin renklerini de ekleyelim herkesin hoşuna gidecek türden değildi. Ama tüm bunların farklı olması bana kendini izlettirdi. Öyle çok iyi diyemeyeceğim ama bir çok filmden üst sıraya yerleştirebilirim bu filmi.
Bir polis memuru hafıza kaybı yaşadığı için işi bırakmak zorunda kalır. O esnada arkadaşları bir ceset bulur onu bu polis memuru sanarlar. Ancak o değil sanki ikizidir. Polis memuru kendine benzeyen bu adamın ölümünü araştırmaya başlar. Derken aynı kendisine benzeyen başka biri daha öldürülür ve bu durumu araştırmaya başlar. Derken kendisinden yedi tane bulur ve onların nereden çıktığını öğrenir.
Çizgi roman edası ile yapılmaya çalışılmış bir film. Muhtemelen beğenmezsiniz. **/* Yönetmen – Senaryo: Gabriel Judet-Weinshel Oyuncular: Emmanuelle ChriquiAl SapienzaAustin Pendleton https://www.imdb.com/title/tt1884378

Better Watch Out (2016)

better-watch-outFilmi izlerken sık sık aklıma We Need to Talk About Kevin geldi ancak oyunculuklar, yönetim, kurgu bakımından elbette bu filmin yanından geçmiyor. Hal böyle olunca ortalama bir film çıkıyor karşımıza. Hikaye de tam olarak temele oturtulmamış. Tam anlamıyla karakter gelişimlerini de göremediğimiz için biraz havada kalıyor. Ne yani kız ona evet deseydi bunların hiç biri olmayacak mıydı? Olmama ihtimaline karşı çocuk tüm bu planı yaptı. Şimdi konuyu anlatınca bir anlam verebileceksiniz önceki cümleye.
On iki yaşındaki çocuk ailesinin bir noel partisine gitmesi sebebiyle bakıcısıyla kalır. Çocuğun bize verilen kadarıyla uyurgezerlik sorunu vardır. Yıllardır bakıcılığını yapan kıza ise aşıktır. Baş başa kaldıklarında çocuk kıza açılır ve tabii ki red cevabı alır. Buna rağmen çocuk üsteler. Derken eve bir saldırı olur. İkisi bu saldırganla uğraşırken biraz yakınlaşma olur ama sonu gelmez.
Buradan sonra biraz filmi açığa çıkaracak ona göre devam edin. Kız tüm bu olayların çocuk ve arkadaşının kurgusu olduğunu anlar ancak iş düzeleceğine hepten karışır ve çocuk tarafından bağlanır şiddete uğrar hatta sonu ölüme kadar gider.
İzlenebilir ama belirtildiği gibi ne korkutan ne de heyecanlandıran bir film. *** Yönetmen: Chris Peckover Senaryo: Zack Kahn Oyuncular: Olivia DeJongeLevi MillerEd Oxenbould https://www.imdb.com/title/tt4443658/

Kelebekler (2018)

kelebeklerFilm Tolga Karaçelik’in yine ses getiren ve bir çok ödül sahibi olan son filmi. Aslında Sarmaşık gibi çok fazla gönderme yok filmde. Bu konuda oldukça düz işlenmiş diyebiliriz. Hikaye de aslında öyle abartılacak gibi değil. Ancak filmi iyi yapan şey, kurgusu ve oyunculukları. Belki bir de garip karakterleri.
Yıllardır birbirleri ve babaları ile görüşmemiş üç kardeşin hikayesini anlatıyor film. Günün birinde babaları arayınca son kez onu görmek için çıkarlar yola. Yol esnasında kardeşler birbirini tanırken biz de onları tanırız. Bu süreçte aile arasında ki suçlamaları, karakterlerin zor durumda kalınca olayları nasıl kendilerine yonttukları görürüz. Tüm bu gerçeklik ve karakter betimlemeleri ardına, eğlenceli karakterler ve göze batmayan absürtlükler de eklenince oldukça keyifli bir film olmuş. Yani film işin dramını yaparken sıkmıyor , mesajını veriyor ve aynı zamanda eğlendiriyor.
Filmde oyunculuklar oldukça iyi. İzlerken sanki muhabbetlerine katılmış gibi hissediyorsunuz ve her biri ile bir bağlantı kuruyorsunuz. Baktığınızda tüm karakterlerden bir şeyler bulabilirsiniz. Fazla söze gerek yok aslında izlemenizi tavsiye ederim. ****/* Yönetmen – Senaryo: Tolga Karaçelik Oyuncular:  Tolga TekinBartu KüçükçağlayanTuğçe Altuğ https://www.imdb.com/title/tt7318202/

Muazzez İlmiye Çığ – Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği

muazzez_ilmiye_cig_bereket_kulturu.

Yine pek fazla yorum yapamayacağım bir kitap tanıtmak istiyorum size. Tabi yorum yapamayacağım diyorum ama yine kitabı okuduktan sonra “vay be” diyeceğiniz bir kitap bu. Bu kez Muazzez İlmiye Çığ, Sumer’den başlayarak Tevrat’a kadar uzanan fahişelik konusunu ele alıyor. Tabi aynı şekilde Tavrat’taki “Neşideler Neşidesi”nin de çıkış kapısını biraz aralamış oluyoruz.

Okunulması ve faydalanılması gereken bir kitap Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği. Hayatımızdaki bir çek şeyin kökeninin nereden geldiğine tanık oluyoruz. Tabi onlara nereden geldiği ise bir muamma.

Kitap Arkası

Muzazzez İlmiye Çığ, bu kitapta, Sumer’in aşk ve Bereket Tanrıçası İnanna, bereket kültü ve mabet fahişeliğinin Tevrat’taki izlerini sürüyor:
*İnanna’nın kutsal evlenme öyküsü, bereket kültü eğlenceleri ve Sumer şiirleriyle Tevrat’taki Neşideler Neşidesi adlı şiir arasındaki benzerlikler..
*Sumer efsaneleriyle Musevi efsaneleri arasındaki ortak noktalar..

Yazar, elinizdeki kitapta, Sumer’den Tevrat’a fahişelik konusunu da irdeliyor…
*Yeryüzünün ilk fahişeleri..
*Tanrıça İnanna’yı Göğün Fahişesi diye adlandıran belgeler..
*Kendilerini, tanrı namına bu işe gönüllü olarak adayan kadınlar, kutsal fahişeler
*İnanna’ın mabetlerinde rahibelerin bir görevi de kutsal fahişelik
*Tevrat’taki iki türlü fahişelik..
*Bir kurum ve meslek olarak görülen mabet fahişeliği…
*Tevrat ayinlerinde ve Tanrıça İnanna’ya yazılan ilahilerde görülen “kutsal erkekler”…

Kitabın Adı: Bereket Kültürü ve Mabet Fahişeliği
Yazar: Muazzez İlmiye Çığ
Çeviri: Funda Başak Dörschel
Sayfa Sayısı: 88
Yayın Evi: Kaynak Yayınları

Andrea G. Pinketts – Lazzaro, Dışarı Çık

andrea_g_pinketts_lazzarus_cik_disari

Yine Yeraltı Edebiyatın’dan bir kitapla karşınızdayım. Bu kez yazarımız İtalyan Andrea G. Pinketts. Şansımdan mıdır nedir son ikidir Yeraltı Edebiyatın serileri beni pek tatmin etmedi. Bu kitapta onlardan biri. Vallahi çeviride mi sıkıntı var yoksa beni mi artık bu tarza tahammülüm kalmadı, yoksa kitap mı iyi değil bilemiyorum. Neyse yazar ile başlayayım.

Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğmuş. Gazetecilik ve yazarlık yazarlık yapmış. Benim de ilk kez duyduğum “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusuymuş. Bu akım ne derseniz, polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran yazı biçimiymiş. Akımın adı da pek ilginçmiş. Bir çok ödülü bulunmakla beraber Türkiye’de sadece iki kitabı yayınlanmış.

Kitaba gelirsek. Aslında ilk paragrafta belirttiğim gibi ben pek sevemedim. Bir türlü kitabın içine giremedim. Çok fazla İtalyanlara özgü göndermeler vardı. Bunların açıklaması yapılmış ama ne bileyim karakteri de pek sevemedim. Aslında karakterin amacını anlayamadım tam olarak. Tamam olay cinayeti çözmek ama asıl cinayetten çok kızlarda ilgilendi kahramanımız. Tabi bunun da bir amacı olduğunu düşünüyorum. Kızlarla katil tanıdık gibi.

Neyse zaten ben fikir belirtirken birazda konuyu yazdım. Lazzaro eski doğduğu memlekete geri döner. Dönme sebeplerinden biri de burada çocukların öldürülmesidir. Burada cinayetleri araştırırken bıraktığı şehirden geri kalanları eski tanışlarını da görür.

Kitap Arkası

İtalya kara edebiyatının günümüzdeki en tanınmış yazarlarından Andrea G. Pinketts 1961 yılında Milano’da doğdu. Kahramanı Lazzaro gibi gazetecilik ve yazarlıkla uğraştı. Renkli kişiliği ile öne çıkan Pinketts polis soruşturmaları sonucunda hakikate ulaşma temasını araştıran “Kabadayılar Okul”u adlı edebiyat akımının kurucusudur. Pek çok dile çevrilen, Scerbanenco ve Mystfest ödüllerini kazanan Pinketts’in
diğer kitapları arasında: Il vizio dell’agnello (1994), Il senso della frase (1995, Courmayeur Festivalinde Polisiye Kitap Ödülü), Io, non io, neanche lui (1996) ve Lazzaro, vieni fuori (1997) yer alır.

Lazzaro, Dışarı Çık romanının tuhaf kahramanı Lazarus Santandrea, Andreas G.Pinketts’i andırıyor. Aralarındaki en önemli fark Lazzaro’nun hiçbir zaman çocukluğunu yaşayamaması ve belki de hiç yaşlanmayacak olması. Okuyacağınız bu ilk macera dolu öyküsünde bile yetişkin biri o. Tatil yapmak için geldiği bir dağ kasabasında geçmişte işlenen bir çocuk cinayetinin izini sürüyor, aslında kötülüğün izini… İyiliğin ve Kötülüğün “iyi ve kötü” ile yüz yüze gelip yenik düştüğü bir mücadele . Köpekler hırladığı ve domuzlar havladığında, cücelerle devler küçük bir kasabada buluştuğunda, sahneye çıkma sırası Lazzaro’ya gelecektir…

“Grotesk” ve “noir” arasında bir denge yakalayan, kendine özgü “küstah” bir dil geliştiren Andrea G. Pinketts’in romanlarında Peter Pan ve Floransa canavarı, Mary Poppins ve Mary Riley, sübyancılar ve sinema fanatikleri, Swift ve Swing gibi karakterler orijinal bir üslupla dans ediyorlar…

Kitabın Adı: Lazzaro, Dışarı Çık
Özgün Adı: Lazzaro, Vieni Fuori
Yazar: Andrea G. Pinketts
Çeviri: Nilgün Onart
Sayfa Sayısı: 191
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları

Ferhat Uludere – İslenmiş Aşka Mektuplar

ferhat_uludere_islenmis_aska_mektuplar

İslenmiş Aşka Mektuplar Ferhat Uludere’nin ikinci öykü kitabı. Tabi bir yenisi olur mu bilinmez ama bu kitap 2005 senesine ait. Tabi ilk öykü kitabı Sayıklamalar‘dan daha olgun, daha ayakları yere basan hikayeler var karşımızda. Sanıyorum 1001 Fıçı Bira ve Son 11‘in ayak sesler bu öykü kitabında kendini belli ediyor ve bir Ferhat Uludere tarzı çıkarıyor karşımıza.

Kitapta on adet öykü var ve başka metinler adı altında da iki adet farklı öykü. Yani on iki adet. Bu on iki adet öykü arasından en sevdiğimi sorarsanız ben “Cholé, bir roman kahramanı” yanıtını veririm. Kitabın en uzun ben bence en sürükleyici, meraklandırıcı öykülerinden biri. Tabi diğer öykülerinde hakkını yememek lazım.

Hikayeler şöyle böyle diye ayrıntıya girmeyeceğim. Kitabı alınız ve okuyunuz efendim. Aslında ansiklopedik bilgi olsun diye kitaptaki öykü isimlerine yer versem mi diye düşünmedim değil. Ama yapmayacağım. On iki adet öyküyü keyifle okuyacağınızdan eminim.

Yazı iyice çığırından çıkmadan kitap arkasına geleyim.

Ama bir itirafta bulunayım gerçek olsa “Cholé’e bende aşık olurdum. Gerçekten gerçek olsa….

Kitap Arkası

“İlişkiler yaşadıkça anlıyor insan; yaşadığı ilişkinin olmayacağını. Aşk dediğine inanıyor ilk önce, sonra bunun üzerinden yalanlar atmaya başlıyor kendine. Karşısındaki de kendine atıyor aynı yalanları ve bir araya geliyorlar. Aslında aşklarından değil, yalanlarından bir araya gelip, söylediklerinin gerçek olmasını diliyorlar.”

Bir şeylerin yaşanmış olması için ille de onların yaşandığını başkalarının görüp, duyması, bilmesi gerekir mi? Aşkla…ama bir yandan ölümle…ama böylece de hayatla dolup taşan, hatta patlayan bu on öykü ve iki deneme, hayatın karanlık yüzünü ortaya çıkartıyor. Arka planda Nick Cave şarkılarının çaldığı, hem yürekli, hem de yürekten yazılmış öyküler insanın içindeki gölgeleri görünür kılıyor. Yalnızlıkları ile baş etmeye çalışmaktan bıkmış, bir şekilde birliktelikleri ile baş etmeyi deneyen, bunu bazen beceren, bazen denemekten vazgeçen insanların hikayeleri var burada. Kabus gibi hikayeler…

Kitabın Adı: İslenmiş Aşka Mektuplar
Yazar: Ferhat Uludere
Sayfa Sayısı: 114
Yayın Evi: Çitlembik Yayınları