Kesik Baş, Kayan El ve Vs. Tanımlamalar

1.
Ölü bir insanın vücudu, saatte ortalama on altı derecelik bir düşüşle soğumaya başlar ve boyundan başlayarak, yavaşça tüm vücut aşağıya doğru katılaşır, bu da şu demek olabilir ki, sürekli bizi taşıyan ayaklarımız en son canını teslim edenlerdir. Metabolizmaya bağlı olarak on ve kırk sekizinci saatler arasında vücut tamamen katılaşır. Artık vücut bir daha hiç göremeyeceğiniz şekilde beyazlaşmaya başlamıştır. Sizin için ağır bir kukladan farkı yoktur. Kaldırıp taşımak istediğinizde cesedin canlıyken olduğundan daha ağır ve uzun olduğunu hissedersiniz, vücut katılaşırken bu gibi dezavantajlarda getirir. Oysa bir cesetle ne yapabileceğinizi düşünen insanlardan kaynaklana psikolojik kaygılardır bunlar. Kan basıncınız artar, bunla orantılı terleme ve titreme ve panik yaşanır. Hepsi istemsiz hepsi sıradan şeylerdir.

Ceset için aslında her şey doğal ve sıradandır. O zaten artık çürümeyi bekler konuma gelmiş, son bir kalıntısını da dünyada bırakmak için çaba sarf etmektedir. İnsan öldükten sonra kendi bendenin aslında kendini yok edeceğini bilmez. Bu bilinçsizlik ise yaşarken kendini, bedenini süsleme ile orantılı gelişir. Alınan ekstra hormonlar, vitaminler bedenin biran önce çürümesine katkıda bulunacaktır.

Kurtçuklar yağı çok sever bu yüzdendir ki şişman yağlı bir insanın kurtlanma oranı diğer zayıf olanlara oranla daha fazla olacaktır. Küçük kurtçuklar kalın deriyi parçalayamayacakları için öncelikle larvalarını ince deriler üzerine yani, cinsel organlar, göz kapakları, parmak araları ve akla gelebilecek en her ince noktayı kaplayacak koloniler kurarlar kendilerine. Yeryüzünde hayat böyleyken, yeraltında ise aminoasitler artık başıboş kalmış ve hücreleri parçalamaktadır. Hem içten hem dıştan bir çökme başlamıştır ki buna et yiyen küçük tek hücrelilerinde katılmasıyla son nokta konulur. Deriye yakın yerlerdeki etler yenir, zaten çöküşte olan vücut etinde yenmesiyle birlikte iyice çöküşe geçer, deri solmuş bir şekilde kendini iskelete bırakır. Daha sonra korku filmlerindeki iskelet estanteneleri çıkar karşımıza, cidden bu görüntüler de ürkütücüdür, kusturur ama kokudan dolayı.

Artık üç büyük etken bir araya gelmiştir, cesedimize şöyle uzaktan bir baktığımızda, insanoğlu gibi yavşak olan beyin bu rahatlık karşısında kulak ve gözden akmaya başlamış, bizim çürümeye etken olan küçük dostlarımızın çıkarttıkları gazlardan dolayı oluşan basınç derileri çatlamış, bu çatlaklarda hücrelerin sıvıları akmıştır. Çürüme tamamen tamamlandığında ise, safi iskelet kalan cesedimiz solucanlar ve yılanlar gibi daha sevimli hayvanlara ev sahipliği yapar.

Bir cesetle karşılaştığınızda yapacağınız şey onun ani hareketlerine karşı temkinli olmaktır ve mümkünse kıçını bir pamukla tıkamak. Her hareketinizde sana sarılmak istermişçesine kol hareketleri yapar. Aslında cesetler insanların en sevecen halidir nedense biz onlardan korkarız. Ölü bir insan daha güzeldir daha yakışıktır. Çünkü saftır, temizdir.

2.
Koşan insanlar, yandan korna bağırttırarak yakın ve suratli geçen minibüsler -ki bunların bir cinside ısrarla peşinden gelerek ardından korna bağırttırıp dururlar-, park halindeki arabaları üzerindeki kargaların ayak sesleri, esen rüzgar ve okulun girişinde bulunan elektronik saat ve termometre. Sıradan, doğal, rutin şeyler. Eğer evden sürekli aynı saat ve aynı dakiklikle çıkıyorsanız karışılacağınız daimi olaylardır bunlar. Aynı kişiler aynı arabalar aynı hayvanlar. Günün sabahını tek farklı kılan insanların aptallılarıdır. Az önce topuklu ayakkabılarla koşmaya çalışan kadının topuğunun kırılması ve ayağını burkması gibi.

Biraz daha yakına gidersek, kırmızı, terlikgillerden, ortalama dört buçuk santim uzunluğuna topuklara sahip bir ayak ötreci. Kırılmama ihtimali yüzde yirmi, kırılmasa bile ayağı burkma ihtimali ise yüzde seksen. Anatomik araştırmalarına ek olarak topuklu ayakkabıları yaratan Davinci’nin tek düşüncesi Floransa’nın ünlü ailelerinden olan Medicis’lerin kızı Cetherine’nin boyunu uzatmaktı belki de ama, araştırmaların ek olarak kattığı şey topuklu ayakkabılarının boy uzatmanın yanı sıra kadının belini öne ittiği ve kalçalarının dolgunluğunu belli edip, dik bir vücuda sahipmiş gibi göstermesi, insanlar üzerindeki tahrik edici unsurunun ön plana çıkmasıyla bu deneysel ayakkabı tarihe ve söz konusu moda eklenmiş, ayrı bir sektör olmuştu.

Normal bir insan olarak yapmam gereken yardım etmek, bu durumda karşılaşabileceğim iki durum var:
1. Ya cana yakın iyi bir insan olacağım
2. Ya da tabiri caiz ise tam bir manyak sapık.
Eylemi gerçekleştirecek biri olarak benim düşüncem kesinlikle önemli değil. Eğer kadın benden hoşlanmışsa her düşünce ve eylemime rağmen çok iyi bir insan olacağım, eğer tipi değilsem zaten daha baştan sapık damgasını yiyeceğim demektir. Peki bu nasıl olacak? “Yok iyiyim.” Doğruyu söylemek gerekirse pantolon giymesi yardım şevkimi kırmıştı, ancak güzel bir bilek ve ayak için bir şeyler yapılabilirdi.

Yirmi altı kemikten oluşmuş bir ayağın en çok üzerine kayık kemiği binen bilek kemiğinin kıvırganlığından dolayı hasar gördüğü görülmüştür. Artık bilek yaralanmaları o kadar fazladır ki tıbben özel bir ayrım gerekmez bir buz yardımıyla da acının ilk bölümleri geçiştirilebilir. Peki, ortada buz yoksa? Oturup şişmesini beklemek yapılacak tek şey.

….

Comments

facebook'ta yorum yazın

Kesik Baş, Kayan El ve Vs. Tanımlamalar” üzerine 2 düşünce

  1. noreply@blogger.com (öcü)

    mm ne diyebilirimki..ölmek korkutucu degil son zamanlarda..ve yazdıklarınız öldükten sonra olacagı için hiç etkilenmedim..ama bilmek güzel..ve sanırım tek korkutucu olan yapmak istekdiklerimizi gerçekleştrmeden ölmek…ölünce de yapabilirmiyiz acaba?!!

    Cevapla
  2. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    teşekkürler yorumun için. ölmek zaten hiç bir zaman korkutucu olmadı, olmamalı bir gerçek ve gerçeklerden korkulmamalı…
    bu yazı bir hikayenin ön yazısıydı, hikaye de ortalıkta uçuşan cesetlerden ibaretti… dünyanın dışa devinimi kısaca…
    hiç kimse istediklerini gerçekleştiremez hayatta ama sürekli umut eder. bir süre sonra umutlar istek olmuştur, bitiremezsiniz…
    ruh var diyorsak boş kalmayacaktır elbet…

    Cevapla

fikrin nedir?