2300 (notlar 3)

Yıl 2110

Gecenin sonu yaklaşmak üzere. Gözlerinin üzerinde gözlerini görüyor. Ellerini akşamın erken saatlerinden beri ellerinde tutmakta. Önce yazlık sinemada eskiden kalma bir film izlediler. Artık gerçeklik o kadar vardı ki duygular hep bir kenara atılmakla yetiniyor. Ama bu gün değil ve de bu yaşta. İnsanlar ağlamanın ne olduğunu unuttular mı? Hayır! İnsan varlığını hiçbir zaman unutamaz.

Gözlerini gözlerinde görüyor. Bir an hareket eden bir çalı parçasına bakarak gözlerini kaçırıyor kızın üzerinden ve ellerini uzun süredir süren tutsaklıktan kurtarıyor. Bedeni kaskatı kesiliyor birden. Anlaşılan yine şu hayallerden bir ama bu geceyi harap etmemeli. Ellerini kızın kırmızı eteğine yaklaşıncaya kadar ayaklarında gezdiriyor. Nefes alış verişleri otomatikman hırlanıyor birden bire, kalbi çarpma sınırın yaklaşıyor. Bu amatörlüğün verdiği şaşkınlık dürtüsü değil. Kırmızı dudakların ona yaklaştığını görüyor. Ve açık yeşil gözlerin göz kapaklarıyla birlikte kapandığını. Kendini arıyor yansımada göremiyor. İçinde bir burukluk doluyor. ‘Ya yoksam! Ya bunlar hayalse? Ya dağ başında aynayı nerde bulacağım kendi mi görmem lazım… haydi aç gözlerini, aç gözlerini…’ İsteklere sadece dudakların birleşmesi yanıt veriyor. Tükürüklerin birleşip uzaması, gerçeğin yansımasını veriyor sadece…

‘Bunu nasıl söylemeliyim. Elimi bırakmasını istiyorum. Uzaktan bir ışık geliyor. Baksana! Görmüyor mu? Ne kadar rahat olabilir? Yoksa yine şu hayaller mi? Sanırım, gidiyor mu? Lütfen tanrım şimdi olmasın… evet… evet…’ kız elinin sebes kaldığını hissediyor. Uzak ufka bakarken sorunlarından bir an için kurtulmanın hayalini güdüyor. Yaşıyor muyum? Yoksa yine o hayalleri demiyim? Sıcak bir demir parçası bacağında geziniyor sanki. Canı yanıyor. Çığlık atmalı mı? Biraz daha dayanması lazım. Biraz daha, biraz daha. Gözlerini bacaklarına indiriyor. Bir demir parçasının değil de bir elin bacaklarında gezdiğini görünce içi rahatlıyor. Isı birden bire yerini soğukluğa bırakıyor. Gözlerini kapatıyor. Gözlerini kapattığında nerde olursa olsun kendini hep güvende hisseder. Yeşil otların seçilmesi zor sesleri geliyor kulaklarına. Sonra saçlarının uçları vücudundan uzaklaşmaya başlıyor. Her şey o kadar yavaş gelişiyor ki. Sanki bu aralıkta Venüs gidip gelebilirdi. Yavaşça saçları başının altında toplanmaya başlıyor. Şu yapay kuş tüyü yastıklar gibi. Kürek kemiklerinin altından ona yavaşça yön veren el tekrar yavaşça altından çekiliyor. O an çimlerin ıslaklığını hissediyor tüm vücudunda. Dudakları diğer dudaklara endeksli. Sanki bitkisel hayatta onu yaşama bağlayan bir hortum bu. İçinden serum, yiyecek, hayati ne varsa akıtan. Hortum yavaşça uzaklaşmaya çalışıyor dudaklarından. ‘Hayır bunu yapma yaşamak istiyorum’ diye bağırmak istiyor. Dudaklarını yavaşça uzatıyor. Uzatabildiği yere kadar. Sonunda hayat kordonu kopuyor. Nefes alamıyor bir an gözlerini açıyor. Suratı kızarıyor. Gök yüzündeki yapay yıldızlar dahil hepsi birer birer üzerine gelmeye başlıyor. Boynunda bir sıcaklık hissediyor. Gözlerini kapatıyor. Yaşam kordonu şimdi boynundan hayat vermekte ona. Hayatsal fonksiyonları yerinde dönüyor. Yaşam ona boynu, göğüsleri, göbeği üzerinde gezerek bütün vücudundan enjekte ediliyor…

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?