“Pardon” dedi, yüzündeki tebessümü salarak. Vücudumun üzerine bir ağırlık düştü. Koca bedenin terle kaplanmış kokusu vücudumu sardı. Midemde gezinen sabahtan kalma zeytinli poğaça alt özofagus sfinkterinin* iki boğum yukarısına çıkmış, ilerlemekte kararlı gözüküyordu. Ağzıma doğru yükselen acılığa, kapının açılması aniden “dur” dedi, yüzüme vuran soğuk rüzgar saçlarımı havalandırdıktan sonra birden dindi. İçeriye dolan soğuk ve temiz hava beni kendine çekiyordu. Kapı kapanırken kendimi dışarıya attım. Birden uzayıp giden otobüsün arkasından orta parmağımı kaldırmak geçti hem de eldiven yardımıyla kalınlaşmışken ama etraftaki kalabalık, açılmaya başlayan midem, yüzüme vuran rüzgarın serinliği, bedenimi ıslatmaya çalışan yağmur, eksoz dumanlarına karışan toprak kokusu buna engel oldu.

On yedi elli beşti. Dijital saat kelimelerden soyutlamıştı kendini. Yatağım hala dağınık, üzerinde sabahtan kalma vücut izimi görebiliyordum. Hala ıslak, sanki yataktan çıkalı saniyeler olmuştu. Ama uğraşacak takatim yok.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?