meşhur kafe maceralarım…

hava sıcak demiştim ya düşündüm taşındım yanıma da bir arkadaş bulunca ortaköy’e doğru bir yürüyelim dedim. eh derken sayımız üç oldu. beşiktaş’tan ortaköy’e yürüdük kalabalık insan selinin arasında. ortaköy sahilininde kısa bir süre bekledikten sonra arkadaşın teklifi üzerine bir kafeye oturduk. efendim kafe sosyetenin takıldığı bir kafeymiş. hoş fiyatlar çok uçuk değil ama verilen hizmete göre bence fazla. sonra aramızda konuştuğumuz üzre bu kafenin bir çok yerde de şubesi varmış. nereler mi? teşvikiye, ortaköy, tünel, cadde bostan, etiler… hal böyle olunca fiyatların normal gözükmesi gayet iyi. (tabi bu arada patronlarımdan birinin de yan masada olduğunu belirtmem gerekir ki gitti bizim zamlar:))

neyse oturduk yarım saat bekledik sipariş almak için gelen giden yok. neyse ki arkadaş kalkıp elinden tutup bir garsonu masaya getirdi ve siparişlerimizi verebildik. bir süre sonra istediğimiz içecekler geldi, diğer arkadaşları bilmem ama benim cappucino soğuktu, neyse burası sosyetik yer belki aslında böyle olmalıdır cappucino, bunlar iyi bilir diyerek susup cappucinomu içmeye devam ettim. bu arada mekanı incelemeden de edemiyorum. masalar tahta, masanın üzerinde en son askerde gördüğüm metal sürahiler, metal bir tabağın içinde iki tane bildiğin bardak. duvarların ve kolonların sıvası yok, havalandırma boruları direkt insanla haşır neşir, müzik olarak bir radyo kanalı çalmakta. kafede oturacak yer yok ki girişte insanlar sıra bekliyor daha içerilerde oturabilmek için. tavandan sarkan lamba estetik duruyor. camda çerçevede herhangi bir özelliğe rastlamadım. normal şartlarda normal yerlerde belkide oturmayacağınız beğenmeyeceğiniz bir yer ama nedense burada cazip geliyor. işte aklımda oluşan soru işaretleri burada başlıyor.

hiç bir estetiği olmayan bir yer nasıl oluyor da bu kadar rağbet alıyor üstüne üstlük servisi de çok kötüyken. Yaklaşık 2,5 saat oturduk lakin ne bir garson gelip boşlarımızı aldı nede bir arzunuz var mı diye sordu. zaten arandıklarında hiç yoktular. neyse ki kalkalım kararını verdiğimizde yine hesap için bir garson gözlemeye koyulduk ki ne mümkün. arkadaş yine kalktı gitti. hem kasaya söyledi hem de masaya gelirken gördüğü garsona. aradan 30 dakika geçti bizim hesap yine ortada yok. acaba hesap az diye mi getirmek istemediler. sonunda arkadaş bir kez daha gitti ve 5 dakika sonra hesap geldi. 10 dakika içerisinde de hesabı ödeyip çıktık. asıl korkum arkadaşın kredi kartını vermesi oldu, şimdi kart gidecek post makinesi gelecek bir ton iş… neyse ki fazla uzun sürmedi ve biz de attık kendimizi dışarıya…

artık düşünmeye başladım bende mi sorun var diye… en son kafe maceramda irish coffe sorunu yaşamıştım. bu kaz aynı şey tekrarlanmasın diye iris coffe istemedim… hadi dedik ya burası sosyetik yer kötü değildir diye… kötü müydü soğuk cappucino, servisi, fiyatları dışında hayır… bir özelliği var mıydı? sıvasız kolonlar, özelliksiz masalar dışında hayır. yoksa ben mi çok şey umut ettim sosyetik denince? şöyle hayran kalacağın tasarım, gözünü alamayacağın renkler… buna benzer çok ucuz yerler var istanbulda…. hatta bambi bile daha bir şekil… üstüne üstlükte portakal suyu 1,5 ytl…

ah düşündüm de evden kafe olmaz… ingilizce yazsan bile…

Comments

facebook'ta yorum yazın

meşhur kafe maceralarım…” üzerine bir düşünce

  1. noreply@blogger.com (Okyanu∫takί rüzgaſ ~)

    Sosyetede işim olmaz falan =)

    ortaköye bir tek kumpire giderim,acıkırsam şampiyona giderim. sigara içmem ama cay içilecek acık mekanlarda pisliğime onu da içerim. sonra yurda dönerim anayasa kitabı bana bakar ben medeni hukuka bakarım…

    devran döner döner ama dem sevmez öyle adı olup da içi nanay yerleri. hatta sorumlu abilere amcalara ablalara kendisine çikin gelen şeyleri de söyler cıkmadan mekandan.

    o kadar da cesurcanadır kendileri.

    sahsen ve bilakis. ben.

    Cevapla

fikrin nedir?