Rüyalar: Beyoğlu S.Z. (18+mı desem)

I.
Nerede olduğumuz konusunda bir fikrim yok. En son Beyoğlu’ndayım diye hatırlıyorum. Şimdi ise bir alış veriş merkezi içerisinde iki metre önümdeki insanlara bağımlı bir şekilde yürüyorum. Kim olduklarını kestiremediğim kalabalık tanıdık yüzlerden ibaretmiş gibi geliyor bana. Yorgunluk ayaklarımı esir almış. Yeni aldığım ve çok övdüğüm ayakkabılarım bile bu kez ağrıları kovmakta pek başarılı olmuyor. İçerisi çok sıcak, alış veriş merkezi içerisindeki mağazalar klimalarının kompresörlerini gezi alanlarına koymuş her adımınızı attığınızda buram buram bir sıcaklık vücudunuza çarpıyor. Hiçbir alış veriş merkezi bu şekilde soğutulmaz, burası daha çok bir pasaja benziyor ama yer yer alış veriş merkezi gibi.
Yer yer nerede olduğum konusunda zihnimi yokluyorum ancak aklım kısa süreli uzaklaşsa bile susuzluktan alamıyor kendini ve bir mide kazıntısı.
Öndekileri tanımıyorum. Bazen isimlerini hatırlayacakmış gibi oluyorum ama daha sonra isimler yine uzaklaşarak “su”ya bırakıyor kendini. Ayaklarıma ağırlık bağlanmış gibi yerinden kalkmakta zorlanıyor ve her adımda sıcağında etkisiyle vücudumdan dökülen ter sırılsıklam etmiş durumda bedenimi.
Gözlerim artık sadece oturup dinlenebileceğim karnımı doyurabileceğim ve de kana kana su içebileceğim yer arıyor. Diğerleri aramızdaki mesafeyi büyütmüş durumda, sanki onlar uzaklaştıkça etraftaki sesler de daha çok uzaklaşıyormuş gibi geliyordu bana. Gözlerim sol taraftaki mağazaların her birine anlamsızca bakış fırlatıyor tam olarak netleştiremediği görüntüler algılıyordu beynim. Hepsinin ortasında küçük siyah bir kapı dikkatimi çekti. Kapının etrafı rengarenk gece lambalarıyla çevrilmişti. Mağazaların karmaşası içerisinde kendini pekte belli etmiyordu. Kapının biraz üzerine doğru baktığımda siyah bir platform üzerine beyaz düz bir yazıyla “iki film birden” yazdığını gördüm. Daha önce burada böyle bir yerin olduğunu fark etmemiştim. Gerçi çok gezen bir insan değilim ama, daha önce burada hiç görmemiştim. İçime sanki bu mekanı, buraları çok iyi tanıyormuşum gibi bir his çöktü. Ayaklarımdaki ağrılar, birden geçmiş, birbirine yapışan damaklarım arasından sanki sular akar olmuştu. Gözlerimi o kapıdan alamadım ve önden bir kadın sesi bana doğru seslendi ya da bana olduğunu düşündüğüm; “acele etsene”.
II.
Evde içim içime sığmıyordu. Aslında bu ev benim evim miydi onu bile bilmiyorum. Daha çok Amerikan gençlik filmlerinde izlediğim evlerden kırmaydı. Odam dar geliyordu ve küçücük boşlukta sağa sola dönmek sıkıntımı katlamaktan başka bir işe yaramıyordu. Tarifsiz bir heyecan vücuduma hasıl olmuştu. O sinema -sinema olduğunu bile bilmiyordum- o ışıklı küçük kapı beni kendisine tarifsiz bir biçimde çekiyordu. En sonunda ona gitmeye karar verdim, nerede olduğunu bilmesem de içimden bir ses ona ulaşabileceğimi söylüyordu. Kapıya yürüdüm ama şimdi kapıyı açıp gecenin bir yarısı dışarı çıkma fikri beni pekte cezbetmemişti. Evin içerisinde kimlerle karşılaşacağımı bilmiyordum ve insanlara bir şeyler anlatmak…
Pencereden kaçtım. Daha önce bunu yapabileceğimi düşünmemiştim ama oldu. Saat on ikiyi geçiyordu ve gökyüzünde hafif bir rüzgar gecenin sıcağını dağıtıyordu. Hava durumu raporlarına göre bugün yazın en sıcak günü olacaktı.
Kendimi bıraktım. Nereye gittiğimden habersiz bir şekilde bir araç değiştirip biraz yürüdükten sonra tenhalaşmaya başlayan Taksim Meydanında kendimi buldum. Çoğu kez çözlerimi kapatıyor ve bilinçsizce ayaklarımın hareket ettiği yöne doğru geliyordum. Caddeye girdiğimde kalabalık biraz daha artmıştı. Hafta içi olmasına rağmen bu kalabalığa bir anlam yükleyemiyordum. Sanki insanlar üzerime üzerime geliyordu ve ben onları sadece bir bulantıdan ibaret görebiliyordum.
III.
Işıklı kapının önünde kendime geldim. Ayaklarım büyük bir ustalıkla beynime iş bırakmadan beni buraya kadar getirmişti. Kapıyı iyice inceledim, etrafında belirli bir düzenle sıralanmış ışıkları… İçeri girip girmeme konusunda karasızdım ancak içimden bir ses girmem konusunda bana ağır bir baskı yapıyordu, diğer bir ses ise girmemem. Adımlarım ise şartlanmış bir şekilde kapıyı tekmeliyordu. Elimle kapıyı aralayarak içeri girdim. “L” şeklinde bir koridor kıvrılıyordu önümde. Her iki yanda mor renkli neon lambalar aydınlatıyordu koridoru. Koridorun sonuna doğru geldim. İçeriden gelen sesler yavaş yavaş yaklaşıyordu ve sesler derin derin soluk alıp vermekten ibaretti. İnce bir çığlık duyuldu. Son köşeyi dönüp dönememe konusunda yine kararsızdım. Yine ayaklarım bilinçsizce içeri taşıdı beni.
Büyük bir sinema salonunun ortasındaki bütün koltuklar kaldırılmış yerlerine masa, sandalye ve deri koltuklar yerleştirilmişti. Hemen karşı köşede bir bar onun her iki yanında iki adet kapı bulunuyordu. İçerisi rengarenkti ancak ışıklar o kadar loştu ki etraftaki insanları zor görebiliyordunuz. Ortalama bir bardan pek bir farkı yoktu. Tek fark büyük dev bir perdede porno film oynamasıydı.
Bara doğru yaklaştım. Bir tabureye oturduktan sonra benimle pek ilgilenmeyen barmenden bir bira istedim. Etraftaki müziğe eş olarak çığlık sesleri de artmıştı. Başımı perdeye doğru kaldırdım. Az önce sevişen bir çifte bir erkek daha katılmış, kadını arkadan zorluyordu. Kadının yüzü kızarmaya başlamış, yüzündeki ifadeden o anki ruhsal durumu hakkında hiç Bir şey okunamıyordu. Gözlerimi masalara çevirdim, herkes pür dikkat olanı biteni izliyor, kaçamak bakışlarını perdeye atarken, yanlarındaki sevgilileriyle oynaşıyorlardı. İlk defa böyle bir yerle karşılaşmış olmam şaşkınlığımı direk yüzüme vuruyordu. Porno film gösteren çok birahaneye gitmiştim ama kadınlı erkekli gidilen bir yer hiç görmemiştim.
Barmen birayı önüme bıraktı ve bardan çıkıp kapılardan sol taraftakine girdi. Ben ise perdeye bakmaya devam ettim.
Şaşkınlığım zevk noktalarımı etkisi altına almış olsa gerek, Hiçbir haz hissetmiyordum. Az önce barmene benzer bir adam şimdi beyaz perdede yansıyordu. Kamera o üçlüyü bırakmış, kimdi o barmene benzeyen adama geçmişti. Adam şeyini eline elmiş okşuyordu. Şaşkınlığım anlatılabilecek gibi değildi. Az önce bana birasını veren adam şimdi beyaz perdedeydi. Ya ben hayal görüyordum Ya da o gerçekten oradaydı. Sandalyeye çırılçıplak oturmuş sarışın bir kadının yanına gitti. Kadın adamı gördüğü gibi kendisine çekti ve adamın yaklaşık 15 santimlik şeyinini olduğu gibi ağzına aldı. Gözlerime inanamıyordum. Kadın derin bir nefesle adamınkini dışarı çıkarttı ve aynı şiddetle tekrar içeri soktu. Ağzının kenarından tükürükler dışarıya fırlamıştı.
“Buraya ilk gelişin sanırım?” Evet bu cümleyi duymuştum ve kimden geldiği konusunda Hiçbir fikrim yoktu. Sağa sola aptalca bakındım. Yanımda siyah giyinmiş kızıl saçlı gözlerinde siyah gözlük olan bir kadın oturuyordu. Etrafa bakındığımı görünce tekrar sordu.
“Buraya ilk gelişin mi?”
Kekeme bir şekilde “evet” dedim. Ne diyeceğimi bilemiyordum açıkçası birazda utandım.
“Sana farklı gelen ne?” diye sordu. Masaları göstererek “kadınlar, erkekler” dedim kesik bir sesle.
Perdeyi göstererek “Bunlar da kadın ve erkek değil mi?” diye sordu.
“Evet” dedim ince bir sesle. Bu arada perdedeki barmenin yanına bir erkek daha katılmıştı. Barmen kadına arkadan sahip olurken ikinci adam da ona arkadan sahip oluyordu.
Yanımdaki kadın cebinden bir şeyler çıkardı. Koyu renkli bir sıvı, bir peçeteye döktükten sonra, cam bir kaba attı ve yakarak, dumanını birden içine çekti. Daha donra bana “ister misin” diye uzattı, bende nazikçe “sağ ol” diye çevirdim ancak nedense sonuna “uyuşturucu kullanmıyorum” diye ekledim.
Kadın güldü. “Sence bu uyuşturucu mu?” diye ekledi ve bana uzattı, hafif bir benzin kokusu sarmıştı etrafı ve ekledi. “Sence ben nasılım…” gözlüklerini çıkardı. Gözleri bembeyazdı ancak, sanki yavaşça maviye dönüyordu.
“Kusura bakmayın.” dedim mahcup bir sesle aslında korkuyordum da.
“Kusura bakılacak Bir şey yok, ben körüm ve burada olup biteni görmenin tek yolu bu ve bu sadece gerçekleri gösteriyor.”
“Nedir bu?”
“Biran benzin, biraz da… Al dene.”
IV.
Başım dönüyordu, hayır dünya dönüyordu. Birden bire ayaklarımın yerden kesildiğini hissettim. Bana bunu içiren kıza baktım. Karşımda dört dörtlük rüyalarımı süsleyen huriler gibi duruyordu. Kafamı masaların olduğu yöne çevirdim, her şey herkes bir çizgi romandaki pastel renklere bürünmüştü. Bazıları ise sadece kırmızıydı.
Kadın bana “Umduğumdan daha yakışıklıymışsın” dedi. Sesimi çıkarmadım. Gördüğün şeyler gerçek dünyadır. Bu bokun özelliği sana gerçekleri göstermesi. Şimdi insanlara bak, bazıları kırmızı. Onlar hayatta karşılaştığın belki görüp yanından geçtiğin belkide sürekli olduğun kişiler.
Ayağa kalktı elimden tuttu bir elinde de sopası vardı. Masaların arasında dolaşmaya başladık.
“Onları görüyor musun?” diye sordu.
“Evet” dedim. Kırmızı gördüklerimin yanından geçiyorduk sanki. Şu sarışın olan, az önce yolda göz göze geldiğimiz ve şu ilerideki aynı şirkette çalışıyoruz. Onu burada bilmek…
“Unutma burada herkesi görebilirsin ve herkesle her şeyi yapabilirsin burada olan burada kalır. “
Kapılardan birine yöneldik, küçük odalar vardı ve her birinde insanlar sevişiyordu. Hatta şu an beyaz perdede olanlar bile burada sevişiyordu. Tam soracakken lafı ağzımdan aldı.
“Perdedeki her şey canlı.”
Bir sonraki odada kırmızı olarak gördüğüm bir kadın gördüm. Nereden tanıdık olabileceği konusunda merak kapladı beni ve odanın kapısı önünde biraz durduk. Kadın önünü döndüğünde üniversiteden körkütük aşık olduğum sevgilim olduğunu gördüm.
“Senin kıyamadıklarına işte bunlar da oluyor…” diye bir söz söyledi siyah giyinmiş kadın. Ne diyeceğimi ne yapacağımı şaşırmıştım. İçimde bir öfke bulutu gidip oracıkta onu parçalamak istiyor, bir yanım ise gidip bütün acıyı yaşaya bileceği şekilde onu arkadan düzmek istiyor, yo yo kolumu bile sokmak istiyor, bir yanım ise… “ne istersen yapabilirsin” dedi kadın. Başımı öne eğip arkamı döndüm. Boş kırmızı bir odaya geldik.
V.
“Anlamıyorum” dedim.
“Kitaplardaki anektodları bırakmalısın” dedi “ben her şeyi sana öğretebilirim. Ama onları sen zaten biliyorsun.”
“Siktiğimin yerinde bana her şey senin içinde deme şimdi. Sevgi senin içinde, aşk senin içinde, umut, varoluş, seks. Aaa kıçım patlayacak hepsini nasıl içime almışım.
“Görmüyor musun? Bunların hepsi senin yansıman.”
“Bilmiyorum, bildiğim ve istediğim tek şey şimdi seninle burada sevişmek…”
“İşte içindeki insan…”

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?