yağmur, yağmur…

Dün akşamdan beri yağan yağmur İstanbul’un üzerine düşen amaçsız bombanın yolcularının gözyaşları gibi.
Ara ara kendini tutan ama hıçkırıklarına dur diyemeyen insanların yakınları gibi.
Seri cinayetlerin ardından delilleri yok eder gibi.
Şimdi et ve kan pığtılarının, terlemiş vücutların, suya karışan pisliklerin, üzerimize döküldüğü an. Öfkemizi yeniden beslediğimiz, içimizin yeniden burkulduğu, ümitlerimizin bir kez daha yeşerildiği, ağlamalarımızın ardına saklandığı o an.
Saklanılamayacak yerdeyiz. Her ne kadar örtsek vücudumuzu, her ne kadar korusak başımızı, eşyalarımızı, ıslaklığından kurtulamayacağımızı bilerek kaçar gibi…
Şimdi yağan yağmur ve burukluğu kalbimin. İçler acısı sessizlğinde dünyanın. Eski yağmurlar gibi ya da gelecekte yağacak yamurlar gibi. Kısalan zaman, birbirini tekrarlayan günler. Şifalı bitkilerin damağımda bıraktığı acı tat ve ne yazık ki hormonlarının.
Kimler kaldı hayatmda derken ikinci elime geçememem, hangisinden başlayacağım ideolojisiyle atışan ellerim gibi.
herşey gibi. yağmur hayat, anlamsızlık, cümlesizlik, sessizlik ve sensizlik gibi.
saçma anlamsız bu yazı gibi…

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?