Türkiye’nin Dış Politikası – Oral SANDER (2)

Yazının Tamamı İçin Tıklayın


GİRİŞ
Şaşılacak ilk yirmi yıl içersinde bağımsızlık ve egemenliği konularında son derece kıskanç olan Türkiye, dönemin büyük devletlerine karşı yansız bir dış politika izlemeye çalışmıştır. Bu, yeni kurulmuş bulunan devletlerin izledikleri dış politikanın çok ayırıcı bir özelliği olduğu. Sürekli Batı’ya yönelişi.
ATATÜRK’ÜN MİRASI VE ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI
Avrupa Modeli Ulus-Devletin Kurulması
Anadolu’nun Batılı işgalcilere karşı yürüttüğü askeri ve siyasal kampanya bile, özünde, Avrupa modeline uygun bağımsız bir Türk ulus-devleti yaratma mücadelesiydi.
Atatürk’ün ulusçuluğu, Avrupa’da olduğu gibi, ulusal oydaşma temelinde ve gerçekçi ve savunulabilir sınırlar içinde ortak yurttaşlığa dayanmaktaydı.
“Yurtta Barış Dünyada Barış”
Çağdaş Uygarlık
COĞRAFİ KONUM VE GÜVENSİZLİK DUYGUSU
Anadolu Yarımadası’nın Özellikleri
Sınırların Sayısı
Bir ülkenin sahip olduğu sınır sayısı ile bu ülkenin girdiği dış savaşlar arasında aynı sıkı bağlantıyı bulmuştur.
Sovyetler Birliği İle Ortak Sınır
Bir Orta Doğu Devleti olarak Türkiye
Boğazların Denetimi
Rusya, kendisini güçlü gördüğü zamanlar Boğazların açıklığı güçsüz değerlendirdiği zamanlar ise Karadeniz ülkesi olmayan kesin kapalılığı yönde baskıda bulunmuştur.
“Merkezi Devlet” Olarak Türkiye
Bağlaşma Kurma ve Üye Olma ile İlgili Öteki Bazı Özellikler
Bağlaşmalar şu üç işlevi görmek için kurulurlar: (i) güçlendirici (ii) önleyici ve (iii) stratejik
Tarihsel düşmanlıların ve bağlaşmaların kısa ömürlü olduğunu, üç önemli istisnası, Rusya ile Türkiye, Çin ile Japonya ve Fransa ile Almanya’dır.
EKONOMİK GEREKSİNMELER
Ekonomik etkenler ve amaçlar devletlerin davranışlarında evrensel değildirler. Batı’nın vazgeçilmez ve değerli bir bağlaşığı olarak, daha çok ekonomik ve askeri yardım almak istemesinin de ürünleridir.

Türkiye’nin Batı Bağlantısı –ABD ve Türkiye-
GİRİŞ
Türkiye’nin batı bağlantısıdır. ABD ile ilişkileri, NATO, Türkiye ile Batı Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkiler.
ABD’NİN YENİ DIŞ POLİTİKASININ ANA ÇİZGİLERİ
Güçlendirilmeye Çalışılan NATO
Yumuşama adım adım ama köklü bir değişiklik yaratmak için kullanılmalıdır.
Carter yönetiminin dış politikasını; “atak” bir dış politika. Yumuşama Sovyetler Birliği’ne karşı kullanılmalı NATO güçlendirilmeli,ABD’nin asıl Batı Avrupa ve Japonya ile ilişkilerine önem verilmelidir.
Stratejik denge bir yana bırakılırsa ABD, ekonomik, teknolojik, siyasal kararlılık ve siyasal etki alanlarında hala büyük bir üstünlüğe sahiptir. İşte bu üstünlük, Sovyetler Birliği’nden gerek askeri, gerekse siyasal alanda ödün koparmak için kullanılmalıdır.
“İnsan hakları politikası” diplomatik bir “silah”.
Sovyetler Birliği İle ÇHC’nin En Az İki Cephede Siyasal ve
Askeri Baskı Altında Tutulması
İlk komünist büyük devlet, Sovyetler Birliği ile ÇHC en az iki cephede baskı altında bulundurulursa, ABD olayları denetleyebilecektir.
Sovyetler Birliği’nin ÇHC ile başa çıkabilmesi için, ABD’yi Avrupa kıtasında savunma durumuna sokması gerekmektedir. Sovyetler Birliği’nin 1975 Helsinki Belgesi’nin imzalanmasından sonra Yumuşama’yı genişletmeye çalışması, yeni geleneksel ve çekirdek güçlü silahlarla (SS-19 ve SS-20) Avrupa’da savunma durumundan saldırıda bulunabilecek bir üstünlüğe yükselmesi. Amerikan dış politikasının yeni görevi, NATO’nun askeri gücünün arttırılması ve insan haklarının siyasal bir silah olarak Sovyetler’e karşı kullanılmasıdır.
ABD, Sovyetler Birliği ile ÇHC’ni en az iki cephede askeri ve siyasal baskı altında tutacak üç savunma çizgisi;
Güçlendirilmiş NATO Çizgisi:
Orta Savunma Çizgisi : Fas’tan başlayıp, Tunus, Mısır, İsrail, Suudi Arabistan ve 1979 başında yitirilmiş bulunan İran’dan geçerek Hindistan’da, petrol yollarını ve Ortadoğu’yu güvenlik arlına alır.
Güney Savunma Çizgisi: Somali, Suudi Arabistan, Hint Okyanusu filosu, Hindistan, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya’dan geçip Pasifik’teki 7. filo ile bitmektedir.
BUGÜN AMERİKAN DIŞ POLİTİKASINDA TÜRKİYE’NİN YERİ
Türk Amerikan İlişkilerinde Değişiklik Öğeleri
Truman Doktrini ile başladığı, sıkı yapısal ilişkilerin.
İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Denizin Korunması
Konusundaki Ortak Görüş
Türkiye, ABD’nin 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Almanya ve Doğu Avrupa’nın geleceği konusundaki görüşlerini tıpkısıyla benimsedi.
Sovyetler Birliği’ne Karşı
Güçlü Bir Savunma Oluşturmak
(Containment Plicy) Truman Doktrini, NATO, CENTO ve SFATO bu mantın ürünleridir.
Türkiye’nin çevreleme politikasına katkısı, büyük ölçüde ABD’den aldığı ekonomik ve askeri yardıma bağlı kalmıştır. Amerikan silah ambargosuyla bu yardım kesilince, Türkiye’nin ikinci genel stratejik amacı ortadan kalkmıştır.
Uluslararası Komünizme Karşı Savaş
Üçüncü genel stratejik amaç, uluslararası komünizme karşı açılan savaştır.
Türkiye, ABD’nin bile uzun süre yürütemeyeceği ve yürütemediği bir “cihat”ın halkası olmuştur. Kore’ye “alelacele” asker gönderme, Asya-Afrika devletlerinin Bandung konferansındaki tutum, Ortadoğu’da Arap ulusçuluğunu anlamayıp, bu devinimi de uluslar arası komünizmin bir halkası olarak görme, 1956-1958 Ortadoğu bunalımlarını sürekli “Batı penceresi”nden bakıp değerlendirme, Arap ülkelerinin Batı üstünlüğüne karşı tutum takınma, hep Türkiye’nin kendisine böylesine geniş bir “misyon” yakıştırmasının ürünleridir.
Global Çıkar-Bölgesel Çıkar Çatışması
Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin geleceği, Türkiye’nin bölgesel çıkarlarını öncelikle gözetmesi ve ABD ile ilişkisini ona göre ayarlaması temelinde, yani gerçekçilik anlayışıyla gelişebilir.
Türk-Amerikan İlişkilerinde Süreklilik Öğeleri
Türkiye’nin Ortadoğu Açısından Önemi : İki ülke arasındaki ilişkilerde sürekliliği sağlayan başlıca etmen olmuştur.
Silah Ambargosu
ABD’nin genel olarak yabancı ülkelere niçin askeri yardım yaptığını Kongre Raporu’ndan;
Amerikan üslerinin, NATO ve CENTO gibi ortak güvenlik anlaşmalarının korunması
Stratejik hammaddelerin ABD’ne akışının sürdürülmesi.
Bağlaşık devletlerin askeri gücünün arttırılması.
ABD’nin bölgedeki politikası açısından taşıdığı önem.
1974’de Truman Doktrini ile başlayıp.
Büyük devletleri bağlaşıkları bile olsalar, stratejik bir konuma sahip orta büyüklükte devletlerin giderek güçlenmesinden tedirginlik duyarlar. ABD açısından Doğu Akdeniz’de “bozulan” Türk-Yunan dengesinin yeniden sağlanması için gerekli önlemler alınmalıydı. 1975 silah ambargosu bu anlayışın en somut ürünüdür.

Türk Dış Politikasında Barış Unsuru
I
Uluslararası sistemde temel bir çelişki, hiçbir devlet “savaşçı” bir politika izlediğini iddia etmemiştir.
II
Dost ve düşmanı kesin çizgilerle ayırt etmesini bilen Omsalı devleti, karmaşık olmayan tek yönlü bir dış politika izlemiş gibi görünüyor.
Orak’ın Bağdat Paktı’na girmesini sağlayan, Sovyet tehdidinden çok, böylesine bir pakt içinde Filistin sorununun çözümünü sağlamak ve böylece Arap dünyasında sivrilmek isteğidir..
Ortadoğu’daki İsrail varlığı ve devletin Batılı devletlerce desteklenmesi de Irak ile Suriye’yi Sovyetler Birliği’yle yakın işbirliğine itmiştir.
Lozan Antlaşması’ndan sonra 1950’lerin ortalarına kadar ülkenin iyi ilişkiler içine girdiklerini görüyoruz.
Nedeni, iki ülkenin temel ve uzun vadeli çıkarları arasında bir uyumdan çok, II. Dünya Savaşı öncesinde Milhver ve sonrasında Sovyet tehdidinin sonucuydu. Bu tehditler karşısında iki ülkenin de üye bulunduğu Balkan Antlantı, Thruman Doktrini, NATO’ya üyelik, Balkan Paktı ve Balkan İttifaki gibi uluslararası gelişmeler ortaya çıkmıştır.
1950 yılında bu ülkenin 200.000 civarında Türk’ü tecir etmesi, 1985 yılında Bulgaristan’da yaşayan Türklere yapılan baskılar.
Türkiye, tüm tarihi boyunca bu komşuların hiç olmazsa bazıları tarafından saldırıya uğrama riski ile karşı karşıya kalmanın yarattığı bir belirsizlik ile uğraşmak durumunda kalmıştır.
III
İkinci istikrarsızlık özelliği, Osmanlı devletinin olduğu gibi, Türkiye’nin de “iki cepheli” ve dolayısıyla “iki-statükolu” bir devlet olmasıdır.
Osmanlı sultanlarının, bir doğuya bir batıya yöneldiğini görürüz.
Gerek komşularının sayı ve bileşmi ve gerekse iki-cepheli devlet olması, Türkiye’yi önemli güvenlik sorunları ile karşı karşıya bırakmaktadır.
Türkiye’nin doğu statükosu, 300 yıllık bir tarihi süreç içinde oluşmuş, yalnız askeri değil, siyasal, kültürel ve hatta dini bir statükodur.
Türkiye’nin batıdaki statükosu yetmiş yıllık bir tarihi süreç içinde oluşmuştur ve doğudakinden çok daha hassastır. Bu statükonun ise dayandığı temeller şunlardır: 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması, 1936 tarihli Montreux Sözleşmesi, II. Dünya Savaşını sona erdiren 1947 tarihli Paris Barış Antlaşmaları, Boğazönü ve Doğu Ege adalarının silahtan arındırılmış statüsü, 6 millik karasuyu, uluslararası sulardan serbestçe yararlanma, henüz çizilmemiş bulunan kıta sahanlığı ve Kıbrıs’ın gelecek statüsü.
V
Türk dış politikasında istikrar sağlayan unsurlardan birincisi, bu devlete kalan Osmanlı mirasıdır.
VI
Türk dış politikasının istikrarlı ve barışçı niteliğini açıklayan unsurlardan ikincisi, Atatürk’ün mirası ve ulusal kurtuluş savaşının ayırıcı özellikleridir.
Mustafa Kemal ulusak kurtuluş savaşına üç temel ilke ile başladı: bağımsızlık, eşitlik ve ulusal sınırların tanınması.
Atatürk’ün bu konuda üçüncü mirası, “çağdaş, uygarlık” anlayışıdır.
VIII
Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkarılan yabancı sermaye yasaları çok liberal niteliktedir. Gerek çıkarılan bu yasaların yerli yabancı sermaye çekmemesi ve gerekse 1929-30 dünya ekonomik bunalımı liberal ekonomi anlayışının bir kenara bırakılması ve devletçiliğin ağır basması sonucunu doğurmuştur.

Comments

facebook'ta yorum yazın

Türkiye’nin Dış Politikası – Oral SANDER (2)” üzerine 3 düşünce

  1. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    genel olarak okunabilir durumda aslında test ettirdim 🙂 ancal "�" çıkan yerlere birşey yapamıyorum. onceden aldığım notlar olduğu için, nedense kopyala/yapıştır dabu şekilde gözüküyor… çözemedim bir türlü…

    Cevapla
  2. noreply@blogger.com (VforVendetta)

    Valla kışın doğalgaz kesintisine hazır olun…İran keser rusyadan almaya çalışırız kucağa otururz

    Cevapla

fikrin nedir?