t1-1 (Taslak)

Kimi zaman hayatımda büyük boşlukların olduğunu hissediyorum. Boşlukları her hatırlama girişmimde karşılaştığım ise beynimi ortadan ikiye bölen bir sancı. Gözlerimi açamıyorum, kapalı haldeyken bile ışık gözlerimi parçalıyormuşçasına bir acı veriyor bana. Siyah-beyaz şekiller görüyorum göz bebeklerimin önünde gezinen. Bazen her şey karıncalanmaya başlıyor. Bir parazit silsilesi bütün beynimde dolanmaya başlıyor. Acı kendini tarifsiz bir hafifliğe bırakıyor. En çok bu anı seviyorum. Bulutlar üzerindeyim. Ellerim iki yana açık ve çoğu kez sebebini bilmediğim bir kırmızılıkta. Yavaş, yavaş yükseliyorum, beni bekleyen huzura…

Saat dördü üç geçiyordu. Ben kanlı gözlerimle aynanın karşısında durmuş, bulanmaya başlayan vücudumu incelemeye koyuldum. Gözlerimden süzülen bir kaç damla, çenemden sıyrılarak göbeğimin üzerine düştü. Ardımda kapısı açık dondurucudan savrulan soğuk havanın, aynadan yansıyan serinliği ile göz yaşlarımın göbeğim üzerindeki hareketini dahada hissedebiliyordum.

Evet ben, bütün insanlığın katili… Sizler gökyüzünün sebepsiz derinliğinde keninize ait umutlar inşa etmeye çalışırken, içinde bulunduğunuz hayatın sadece bir yanılsamadan ibaret olduğunu bilmiyorsunuz. Hepiniz, arşa yükselmenin kendinizi yücelteceği hissindesiniz. Bu güzdendir ki hava yolları günde milyonlarca dolar kazanıyor. Uçmak sadece ruhun istediği birşeydir. Beden ise oluşturulduğu şeye bağlı kalmak ister, toprağa. Her ne kadar dünya ruhunu dışarıda serbest bırakmış olsa da, insanınki bedene kilitlenmiştir. Oysa ruh özgürdür özgür olmak ister.

Evet ben, sizin görmediklerinizi görüyorum, ruhlarınızı. Bazıları şiddetle özgürlüklerini istiyor benden. Bunu ilk dokuz yaşımda farkettim. Onların o feryatları, özgürlük çığlıkları her an kulaklarımda. Ben seçiyorum. Tanrı’nın benden istediği bu.

Olay yerine olaştığımızda saat 08:46’yı gösteriyordu. Merkezin anonsuna istinaden yaklaşık on beş dakika sonra olay yerindeydik. Meraklı bir kalabalık, apartman dairesinin kapısında birikmiş, sessiz bir şekilde bekliyorlardı. Kalabalık bizi görünce yavaş bir şekilde açıldı. İçeriye girdik. Kapının biraz ilersinde kendinin doktor olduğunu söyleyen 38 yaşlarında Doğan Can isimli, esmer gözlüklü bir adam bize cesedin yerini gösterdi. Yaklaşık beş metre uzunluktaki koridordan geçerek, banyoya ulaştık. Her yer kan içersindeydi. Yerdeki kan kurumuştu. Bir kaç ayak izi kurumuş kanın üzerinde belli oluyordu. Hiç bir şeye zarar vermemek için parmaklarımız ucunda ilerleyerek cesede yaklaştık. Otuzbeş yaşlarında, 1,65 metre boyunda, siyah saçlı, esmer yenli bir kadındı yerde sırt üstü yatan. Doktor olduğunu belirten Doğan Can cesedin boğazının kedilmiş olduğunu, şah damarı kesilen ikişinin bir kaç dakika içersinde ölebileceğini söyledi bize. Cesette herhangi tahribat yoktu ancak göbeğin üç santim kadar altında, beş santim genişliğinde bıçak kesiği vardı. Ertafında ise birkaç beyaz leke.

Comments

facebook'ta yorum yazın

t1-1 (Taslak)” üzerine 6 düşünce

  1. noreply@blogger.com (tugche ozer)

    hey şekspir,akşama iki tane süprizim var,erken gelirsem eve konuşuruz..

    Cevapla
  2. noreply@blogger.com (ne ben olabildim ne de başkası)

    bence güzel olmuş, sevdim. detaylandırdığında gayet başarılı bir öykü çıkacak ortaya:)

    Cevapla
  3. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    tugce, bu gune kaldı artık,

    ne ben olabilirim, teşekkür ederim, umarım devam edeceğim yazmaya 🙂

    Cevapla
  4. noreply@blogger.com (ferkul)

    bnce taslak değil, kendisi olmuş yazının

    güçlü bir kaleminiz var tebrik ederim

    Cevapla
  5. noreply@blogger.com (NaKHaR)

    evet hikayenin başından almak gerçekten iyi oldu… giriş için gayet iyi bence… gözümün önünde yarım fotoğrafından özetle bir karakter canlandı ve onun üzerinden okumaya devam ediyorum…

    yalnız dikkat klavye birkaç yerde azizlik yapmış sana… kelimelerde harf hataları var 🙂 bu tür şeylere çok takılıyorum, elimde değil.. 🙂

    Cevapla
  6. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    Karakteri yarım bırakmayı seviyorum hikaye ilerledikçe tamamlıyorsun, bazen bir bakmışsın hiç hayalindeki gibi biri değil 🙂
    Klavye konusuna gelince evet ben bunu çok yapıyorum. Hikayeyi oturup hikaye diye yazmadığımdan olsa gerek. Canım sıkıldığında kendime eylence olsun diye yazıyorum. Daha sonra okuyorum ama sıcağı sıcağına beynimde kelimeler uçuşurken o harf atlamaları gözden kaçıyor. Aslında şöyle bir rafa kaldırıp dinlendirdikten sonra üzerinden geçip bloga koysam fena olmayacak ama ikinci evrede sıkılıp süreci uzatıyorum 🙂 eh oluyor böyle şeyler 🙂

    Cevapla

fikrin nedir?