t1-3 (Taslak)

Saat ikiyi beş geçiyordu. Kırmızının egemen olduğu yatak odası sade bir şekilde döşenmişti. Yerler maun renginde parke, yatağın bazası ve ona ait makyaj masası ve sandalyesinin rengi de mauna yakındı. Yalnız odanın kapıdan sol tarafında bulunan küçük giysi dolabının kemik rengi olması kendini bu kırmızı oda da belli ediyordu. Duvarların rengi de mat kırmızıydı. Kapı odanın tam ortasına açılıyordu ve yatak hemen kapının karşısındaydı. Yataktan direkt baktığınızda holün sonundaki duvarı rahatlıkla görüyordunuz. Bu size evin diğer odalarında giren çıkanları kontrol hakimiyeti sağlıyordu. Oda sadece yatağın iki ucunda bulunan duvara asılı kemik renkli abajurdan çıkan kırmızı renkli ışıkla aydınlanıyordu. Oda kendisini ne saklıyor ne de teşhir ediyordu. Güzel olduğunu söyleyebilirim.

Yatağın ucunda bir süre bekleyip odayı süzdüm. Onun hakkında bilgi edinecek hiç bir şey yoktu. Sanki bu ev sadece tek günlük sevgilileri için hazırlanmış gibiydi. Hafifçe kıpırdandı. Kırmızı yorganın altından dizinin bir kısmı ve ayağı gözüktü. Beyaz teni bu kendini çok net belli ediyordu. Sağ dirseği ve eli de yorganın dışında kalıyordu. Kırmızı saçlarının ardından küçük beyaz burnu ve hafif pembeleşmiş elmacık kemiği küçük bir ışık gibi parlıyordu. Zor anlaşılır bir şekilde homurdandı.
“Biz seviştik mi?”
Yanına doğru yürüdüm yatağın başına ona doğru eğilerek “Hayır…” dedim. Sağ elini bana doğru uzattı. Teninin beyazlığı sanki odayı bir nebze olsun aydınlatmıştı. Elini tutup yanına uzandım.

Ona karşı bir şeyler hissetmeye başlamıştım. Ne olduğunu bilmiyor içimdeki bu tarifsiz duygudan biraz ürküyordum. Sık sık kırmızı saçlarını okşamak içimden geçiyordu ancak uyanabileceğini düşündüğümden bunu gerçekleştirmiyordum. Oda sessizdi, oturma odasından gelen saatin, yavaş yavaş büyüyen sesini saymazsak. Göz kapaklarım ağırlaşıyor, kapandığı anda gördüğüm rüya ile tekrar irkiliyordum.
Masmavi bir gökyüzüne bakıyordum. Görebildiğim sadece orasıydı. Arada küçük beyaz bulutların hareket edişini görebiliyordum. Bir an kıpırdamak istediğimde hareket edemediğimin farkına varıyor, bedenim ısınıp yanmaya başlıyordu. Bırakın vücudumu hareket ettirmeyi, başımı oynatamıyor, göz kapaklarımı açıp kapayamıyordum. Gözlerim yavaşça sulanmaya başlamış, ortalığı kristalleşmiş görmeye başlamıştım. Sonra bir damlanın, gözümden aşağı doğru kayıp kulağımın içine doğru kaçıyor ve bana büyük bir acı veriyordu. Sanki bu benim göz yaşımdan çok bir asit damlasıydı, kulağımın içinden girerek bütün beynimi eritecek.

Tam uykuya daldığım anda, birden yatakta doğruldu. Beyaz vücudu belinden itibaren açıkta kalmıştı. Kalkış hına oranla ortalama büyüklükte diyebileceğim göğüsleri bir iki armonik hareket yaptı. Öylece yaklaşık otuz saniye boyunca kapıya baktı. Bende yatakta doğrulmuş ondan bir tepki gelmesini bekliyordum. Başını bana doğru çevirdi sonra bedenini. birden boynuma sarılarak ağlamaya başladı. Sanki hıçkırıklarının arasında, bir şeyler mırıldanıyordu. Anlamaya çalışmadım. Bedenime sinmeye çalışan kokusunu içime doldurmaya çalışıyordum sadece. BU şekilde ne kadar kaldık bilmiyorum ama benim için geçen süre çok uzundu. Hıçkırıkları dininde beni bıraktı. Önüne döndü ve tekrar kapıya doğru bakmaya başladı. Derin bir nefes aldı. Göğüs kafesi her zamankinin üç katı kadar şişmişti. Yavaşça içindeki havayı bıraktı. Bunu göğsünün hareketinden anlayabiliyordum. Bana döndü. Soluk bir sesle “Sen iyi bir adamsın.” dedi.
“Sen iyi bir adamsın, O’nun için çalışıyorsun…”
Hiç bir şey söylemedim. Sadece ona bakmak istiyordum. Sadece izlemek. Yataktan kalktı, kapıdan geçerek, mutfağa girdi. Bazı sesler duyuyordum. Daha sonra ekinde bir bez ile mutfaktan çıkarak geldi. Bezin içinde bir sürü kesici alet vardı. Bırakmadan hiç bir şey söylemeden dolaba doğru yürüdü. Kapağını yavaşça açtı, dolaptan çıkan ince bir ses kulaklarımı tırmaladı. Beyaz vücudu loş ışıkta o kadar güzel parlıyordu ki, gözlerimi ondan bir türlü alamıyordum, hatta ne yaptığını soramıyordum bile. Dolaptan yine kırmızı renkli bir fular alarak kapağını yavaşça kapattı. Yanıma, yatağa geldi ve oturdu. Elindekileri yatağa bıraktı. Gözlerinde ifadesiz bir bakış vardı. Bİr iki kez yutkundu. Bir şeyler söylemeye çalışıyordu.
“Çok…” sustu. “Çok acı çekiyorum. Seni ilk gördüğüm anda anlamıştım. Şimdi sadece acımı dindirmeni istiyorum. İyice yoruldum ve sen şimdi çıktın karşıma. Her parçamla senin olmak istiyorum. Her parçamla sana ait olmak…”
Ellerimi tuttu onları göğüsüne götürerek iyice sıktı ve öptü. Yavaşça ellerimi bıraktı. Yatağın üzerindeki fuları alarak, düzleştirdi, kendi etrafında iki tur attıktan sonra ağzını açarak ensesinden sıkıca bağladı ve yüz üstü uzandı. BAcaklarının arasında kalan bıçaklardan birini aldım. boynundan başlayarak tüm vücudu üzerinde gezdirdim. Arada irkiliyor ve inliyordu. Bundan zevk aldığını biliyordum. Onu yavaşça sırt üstü çevirdim. Gözleri kapalıydı. Bıçakla göğüs uçlarınından başlayarak bacaklarının arasına kadar inerek bıçağın soğukluğunu hissetmesini sağladım. Arada vücudu bir yılan gibi kıvrılıyor bacak arasına geldiğimde ise ani bir refleksle dizlerini topluyordu. Ben ise onları yavaşça aşağıya indiriyordum. Bir homurdanma duydum.. Başını şimdi anlamında sallamıştı aynı zamanda. Ayaklarının üzerine oturdum. Hala bıçakla göğüslerinin üzerinde gezinmeye devam ediyordum. O da bedenimin altında bir yılan gibi kıvrılmaya. Bacaklarını araladı. göbeğine yakın oturduğum için bunu yapabilmişti. bacaklarının arasına girdim. Ayaklarını yukarıya iyice kaldırdı. Bedenim üzerinde bir gölge gibi büyüyordu. Yavaş yavaş birbirimize karışmaya başlamıştık. Gözlerini açtı bana sevgi ve sadakatle baktı. Bu haldeyken bile gözlerindeki acıyı, o kurtuluş heyecanını görebiliyordum. Başını hafifçe salladı. Zamanın geldiğini ikimizde biliyorduk. Her şey hazırdı birleşmemiz için ama sanki bu anın geçmesini ikimiz de istemiyor bu yüzden ağırdan alıyorduk. Bıçak yavaşça boynunda olanmaya başlamıştı. O da başını geriye atmış, boğazındaki her kıvrım belli oluyordu. Bıçak sert bir hareketle boğazına girdi, Soluk borusundaki hava birden boşalmış ve hırıltılı bir ses çıkarmıştı. Damarlarından akan kan birden yatağın içinde üç santim yükselmişti. Beyaz bedeni yatakta kıvranıyordu. Şimdi birleşmenin vaktiydi. Az önce sorduğu sorduğu sorunun cevabını evet olarak değiştirmek için. İçine girdim. Bütün vücudu titriyordu, büyük bir zevkle. Dudaklarını öptüm. Kollarımla vücudunu iyice sardım. Şimdi ikimizde odası gibi kırmızıya boyanmıştık. Büyük bir zevkle. Boşalırken kulağına eğildim ve sessizce istediğini yapacağıma söz verdim. Bütün her şeyiyle, bütün parçalarıyla benim olacaktı.

Comments

facebook'ta yorum yazın

t1-3 (Taslak)” üzerine 8 düşünce

  1. noreply@blogger.com (delikanlı)

    hikaye olarak değil de bi kısa film senaryosu okuyor gibi hissediyorum kendimi yazdıklarını okurken,hissediyor ve görüyorum,bunları bi çıktı olarak eline alıp iyice bi düzeltsen tasarlasan tadından yenmeyecek şeyler de çıkabilir ortaya,tabi bu fazlasıyla vakit ayrılması gereken profesyonel bi uğraş…ne düşünüyorsun bu yazdıkların hakkında?Herhangibir planın var mı?

    Cevapla
  2. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    teşekkür edeirm yorumların için. uzun zamandır kısa filmle iç içe olduğum için hikayelerde o tatta olabiliyor. 🙂
    evet bunlar taslak ve ben bunları ön alıştırma gibi görüyorum, biraz beyin jimlastiği yapıyor gibi. herşeyi bir puzle gibi yavaşça yerleştirmeyi düşünüyorum, hazır olduğun(m)u hissettiğim anca herşeyden soyutlanıp aklımdakileri gerçekleştirmek gibi bir düşüncem var. İsteyene senaryo için veriyorum, senaryo olarakta hikaye olarakta, belki bir can sıkıntısında küçük bir ekiple bende çekebilirim vakit geçirmek için. ama daha vakit var planlar için. şimdilik bu ısınma turları gayet iyi ve rahatlatıcı… 🙂

    Cevapla
  3. noreply@blogger.com (Ferhanca)

    Tasfir öyle güzel ki, bir solukta okurken, hikayenin içinde, yanında hissediyor insan..

    Cevapla
  4. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    teşekkür ederim yorumların için, bu hazzı verebilmişsem ne mutlu bana 🙂

    Cevapla
  5. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    teşekkür ederim, taslak çünkü çıktığı gibi burada…

    Cevapla
  6. noreply@blogger.com (NaKHaR)

    delikanlıya kesinlikle katılıyorum… bir film senaryasu gibi… o sapık katil yazarın ta kendisiymişşş, baladığımda "eee bu diğerlerinden bağımsız yaa" dedim yanılmışım… ağır geldi bu bölüm kesinlikle…

    Cevapla
  7. noreply@blogger.com (kişisel depresyon anları)

    hep polisler katili yazacak değil ya, örnekleri var elbette ama biraz da katil yazsız istedim. aslında bu karakter sosyal bir karakter, herkes gibi, hayal gücü biraz fazla. yaptıkları…
    evet ağır bir bölüm ve yazarken en zevk aldığım bölüm :p ben kendimi tamamen onun yerine koyup gördüklerimi yazdım, sanki onun bedenine sıkışmışım ve onun yaptıklarını izliyormuşum gibi. böyle hikaye aralarındaki sevdiğim bölümleri geliştirip, bazen senaryoya çeviriyorum, ah birde çeksek 🙂

    Cevapla

fikrin nedir?