SİYASET SOSYOLOJİSİ Maurice Duverger 2

KÜLTÜRLER

Kültür. “düşünsel yaşantı ideali,uygarlıkla eş anlamlı

KÜLTÜR KAVRAMI

Kültür normatiftir,yani,insanların belli bir ölçüde,izlemek gereğini duydukları bir davranış kuralları bütünüdür.

Normal,yaptırımlar,değerler,reçeteler

Bu ortak kurallar davranış kurallarına norm denir.

Yaptırım,norma uymanın ya da karşı çıkmanın doğurduğu bir sonuçtur.

GELENEKLER VE DEĞİŞME

Yaptırımlarda değerler,hukukta hak arasındaki çatışmalar genelikle bir kültürü oluşturan öğelerin evrimleşme farklarıyla düşümleşirler.

Kültür bir bakıma toplumların gerek bilinçli,gerek bilinçsiz belleğidir.

Başlangıçta hukukun tek kaynağı töre idi.Hukuk sözlü olarak büyücü,din adamı ve yargıçlar topluluğu içinde yaşatılmaktaydı.

Yerleşik otoritelerden herhangi birisinin yeni bir normu kabul ettirebilmesi,topluluk üyelerinin bunları rızaya kabul göstermesi ile mümkün olabilirdi ancak.

Halkın büyük bir kısmı yeni değerlere yönelmiştir.Otoriteler hala geleneksel değerleri tanımakta devam edebilirler.

  • Kültürler,alt kültürler,karşıt kültürler

Batı kültürü ABD,batı Avrupa ulusları,Kanada,Avusturalya ve Yeni Zelanda gibi ülkelerin ortak kültürü:Doğu kültürü,SSCB ve Avrupa Halk Cumhuriyetçilerince paylaşılan kültür ve Latin Amerika kültürü de RİO GRANDE nin (Büyük Rio unun ) güneyinde yer alan tüm ülkelerin ortak kültürü olacaktır.

Karşı kültür aslında onu içine alan kültürün değerlerinin ya alaya alarak yada sert bir şekilde eleştirerek yadsıyan ama bunu yaparken hala,kısmen o değerlere bağlı kalan bir alt – kültürdür.

  • Siyasal kültür

Almont ve Verba tarafından 1958-1963 arasında 5 ülkede ABD,İngiltere ,Almanya,İtalya ve Meksika da yürütülen büyük ve karşılaştırmalı ankete alacağız.

Almond a göre kültürün 3 yönü vardır.

Tanıma yönü

Duygu yönü

Yargı yönü

“Yöresel” kültür,uyrukluk kültürü ve katılımcı kültürdür.Yöresel tipteki siyasal kültür köy,klan, soy,bölge v.b gibi yerel siyasal kültürlerin birbirine eklenmesinden ulusal bir kültürün bulunmadığı…

Uyrukluk kültürü ile katılımcı kültür ise buna karşılık gerçek anlamda ulusal diyebileceğimiz bir kültürün iki biçimidir.

Uyrukluk kültürü merkezci ve otoriter bir yapıyla düşündeştir.Eski kültür hiçbir zaman tamamen yapılıp tümüyle bir yenisi onun yerini almadığı için her somut kültür bu üç soyut kültür tipinin karışımıdır.

“Yurttaşlık” kültürü de “Yöresel” öğelerle uyrukluk ve katılımcı kültür öğelerini ahenkli bir şekilde dengeleyen bir kültürdür.Daha Aristo zamanında ortaya atılmış olan dengeli rejim düşüncesi yeni bir rejim altında çıkmakta karşımıza

ABD din de katılımı çok güçlü. Buna karşılık idare ve polise karşı beslenen kuşku nedeniyle uyrukluk bağı gereğinden çok zayıftır.

Ulusal kültürün sınıfsal alt-kültürlerin kısmen de olsa birleştiren bir kültür.Ulusal kültürlere gerçek değerlerinin altında atfetmek Marksist sosyolojinin zaaflarından biridir.

KÜLTÜR AŞILAMA

Her kültürün amacı bir uyum yaratmak, yani rol ve davranış modellerinin temelinde yatan norm ve değerleri topluluğunun tün üyelerine kabul ettirmektedir.

Nefret bir sevgi türüdür.

Tüm kültürler, fiilen belirli bir sapma derecesini hoş görür ve minimum bir esnekliğe yer verirler. Çok az bir sapmaya iznin veren esneklik düzeyi düşük olan kültürlere tekci (monolithique) kültürler denir.

Kültürün aşılanması ergin yaştan önce az yoğun biçimde ve ergin yaşta olmak üzere birincisine genellikle “çocukların sosyalleştirilmesi”

ÇOCUKLARIN SOSYALLEŞTİRİLMESİ

  • Dil ve kültürün aşılanması

Çevrede gereken değişikliklerin yapılmasıyla kalıtımsal özelliklerinde değişeceğini savunmuştur.

Norm, reçete, değer, yaptırım, rol ve davranış modellerini tanımlayan be deyimleyen sözlerdir.

Dil, kültür öğelerinin anlamlarını, tek tek belirtmekte kalmaz, asıl onları birbirlerine bağlayan ve bir sisteme dönüştüren açıklığa kavuşturur.

  • Aile, Okul, Yaş Gurupları

Sanayi toplumlarında etkisi giderek azalmakla birlikte, aile, okul, yaş guruplarının yanı sıra kültürü ileten başlıca araçlardan biri olmakta devam eder.

Batı toplumlarında okul “üretim sisteminin yeniden üretilmesi”. Saint-Juste’ün düşlediği türden, “özgürleştirici birer “okul”.

  • Siyasal Sosyalleşmeler

Sosyalleşme dört aşamada. İlk aşama “siyasallaşma aşaması” “kişiselleştirme aşaması” “idealleştirme” son aşamada ise çocuk “kurumsallaşmaya” başlar.

İdeoloji, hiçbir zaman doğrudan doğruya iletilemez, bu daha çok, insanlar, belli bir ideoloji doğrultusunda eyleme geçirmeye hazırlayan bilinç altı eylem şemalarını aşılamakla yapılabilir.

Çocukların sosyalleştirilmesinde güdülen amaç, onlara yerleşik kültürü ve özellikle de otorite, iktidar, hiyerarşi olaylarının temelinde yatan değerleri iletmektir.

SÜREKLİ KÜLTÜR AŞILANMASI

Modern çevreleme ve haberleşme araçları o ederce güçlüdür ki insanları kendileri hiç farkına bile varmaksızın ve okul sisteminkinden çok daha etkin bir “simgesel zorbalık” la derin şekilde etki altına almak mümkündür.

Araçlar tek bir elde toplanmışsa –ki bu genellikle yerleşik iktidardır- o zaman kültür aşılamada tekçidir.Eğer araçlar değişik ellere dağılmışsa o zaman kültür aşılamada çoğulcudur.

  • TEKÇİ KÜLTÜR AŞILAMA YÖNTEMİ

Çoğulcu demokratik kültür geleceğin toplumuna özgüdür ve o kültürü de tekçi bir kültüre dayana geçici bir toplumdan geçilerek ulaşılabilecektir.Otoriteler belirli bir aydın ve bilimsel seçkin zümresinin özgürlüklerden başkalarına oranla daha fazla yaralanmasına göz yumar.Çünkü bu özgürlükler uğruna başkalarından daha fazla çaba harcadıklarına göre bunlara başkalarından daha fazla gereksinme duyarlar.

  • ÇOĞULCU KÜLTÜR AŞILAMA YÖNTEMİ

Batı kültürü kurumsal olarak çoğulcudur.Şu anlamdaki her türlü kanıya inanca ve ideolojiye her türlü resmen saygı gösterir.Herkesçe paylaşılan bir normlar ve değerler bütününe de sahip olmasa gerçek anlamda bir kültür oluşturamazdı.Bunun içindir ki çoğulculuğu her zaman sınırlıdır.

Çoğulculuğa getirilen bu sınırlılık ABD nin de çok fazladır.Yerleşik otoritelere muhalefet edebilme olanağı çok geniştir.Ama kültürel uyumda en az onun kadar geniştir.Batı Avrupa

da ise sosyalist ideolojinin belli bir etkinliğe sahip olmasından ötürü çoğulculuk yelpazesi daha açıktır.(FRANSA,İTALYA,FİNLANDİYA)Kominizmi benimsemesi daha bir çoğulculuk getirir sisteme

Günümüz liberal toplumları “siyasete yabancılaşmış” (dépolitisé) değildirler.”ideolojisizleşmiş”(désidéologise) oldukları söylenebilir. Modern haberleşme araçlarıyla modern sistem giderek artan bir kültür birliği yaratmaktadır.

Gazetelerden radyo ve televizyon vericilerinden oluşan aygıtın ereği,reklam sayesinde mal satışını maksimum düzeye çıkarmaktır.

Ve reklamcılık kültür aşılamanın başlıca işlevi hem de başlıca düşünsel ekseni haline gelmektedir. Bu kültürün doğurduğu tek tutarlı sonuç tüketimdir.

Koministler özgürlükçü demokrasi şemalarına çok daha yatkın olan bir yurtdaşlık tavrına sahiptirler.

HİYERARŞİLER VE İKTİDARLAR

İktidar ve otoriteler

EŞİTSİZLİK VE İKTİDAR

Robert Dahl a göre “aralarında bir ilişki bulunan birisi diğerlerine “o olmasaydı yapamayacakları bir şeyi yaptırabiliyorsa işte o ilişki etkidir.”Etki eşitsizlikle eş anlamlıdır.

İktidardan,”O na boyun eğmekten kaçanları ağır kayıplara özel bir etki tipi”

İktidar meşru olan bir etki.

  • EŞİTLİKÇİ İLİŞKİLER VE EŞİTLİKÇİ OLMAYAN İLİŞKİLER

Aile bir eşitsizlik nedenidir.Kapitalist ülkelerin özel hukukları aslında eşit olmayan taraflar arasında ortaya çıkan sürtüşmeleri demokratik eşitlik kuruntusu ile izlemeye yardım etmektedir.

  • İKTİDAR KAVRAMI

İktidar ise normatif bir kavramdır.Güçle iktidar her zaman bir arada bulunmazlar.

Elinde iktidar bulunan kişinin bu niteliği otoritedir; daha da basitçesi elinde iktidarı bulunan kişiye “otorite” denir.

İktidarın meşruluğu,onun,topluluk üyeleri yada hiç değilse bunların çoğunluğu tarafından bir iktidar olarak tanınmış olması olgusundan başka bir şey değildir.Meşru olmayan bir iktidar iktidar olmaktan çıkar.Güçten başka bir şey değildir artık.Zaman zaman meşruluğun “kökleri”olarak adlandırılan gelenek karizma ve yasa aslında birer ussallaştırma ve aklamadan ibarettir.İktidarın tek kökeni o ikt,darın uyguladığı topluluğun norm ve değerler sistemince saptanan ve meşruluk çabasına uygun olması ve bu şema konusunda da o toplulukta bir görüş birliğinin bulunmasıdır.

  • SİYASAL İKTİDAR

Siyasal olan iktidar özel gruplarda ortaya çıkan iktidarların aksine yalnızca global toplumda ortaya çıkan iktidardır.

karar yetkisine sahip otoriteleri

OTORİTELER

  • OTORİTELER VE ÖNDERLER

Önder kişisel bakımdan sahip olduğu üstünlük ve çekicilik yüzünden kendisine itaat edilen bir kişidir.

Max Weber hiçbir iktidarın tek bir meşruluk tipine dayandığınıda düşünmemektedir.Kişisel iktidar iktidarı elinde bulunduran kişinin onu sanki iktidar kendi malıymış gibi hiç kimseye hesap vermediği durumlar

Geleneksel otoriteye feodal derebeyliklerde ve eski düzen krallıklarında rastlamaktayız..Yasal-ussal otorite Batı da Amerikan ve Fransız Devrimlerinden kurulan demokratik-liberal devletlerde görülen otorite tipi olup çağdaş komünist devletlerde bulunan otorite budur.Karizmasal otorite ise kişi olarak şerefin yüceltilmesi üzerine kurulmuş olan diktatörlüklerde ortaya çıkar ve çağdaş faşizmlerde görülür.Weber ısrarla bu otorite tiplerinin hemen her zaman bir arada olma görüşünü savunmuştur.

İşte otoritelerin sahip olduğu iktidara birde önderliğe ilişkin şeyler olan kişisel saygınlık ve çekiciliğine ekleme eğilimlerine iktidarın kişiselleştirmesi diyoruz.Kitle haberleşme araçları bambaşka bir nitelik verirl

er.

  • OTORİTELERİN ATANMASI

Üst kademe yöneticilerinin atanmasında başlıca dört teknik kullanılmaktadır.Bunlar soydan devir,kooptasyon,seçim ve ele geçirme (zapt)dir.

İktidarın ele geçirilmesinden (zapt)söz edildiğinde iktidarı elinde bulunduran kişinin onu kaba güç kullanarak elde etmiş olduğu söylenmek istenmektedir.

Bir hakem olarak kabul edilen dinsel otoriteye başvurmakta olanağan bir yol olabilir.Fransa da KROLENJ sülalesini bu yoldan meşruluk kazanmış

Üçüncü teknik olan kooptasyon,selefin halefi ataması (bireysel kooptasyon ) yada bir komite yada kurulan ölen üyesinin yerine hayatta kalanlarca birinin atanması (ortak kooptasyon) demektir.İktidar sahiplerinin topluluk üyelerinin hepsi tarafından belirlenmesi demektir.

Seçim meşruluğunun seçimini oluşturan demokratik ve eşitlikçi ideololji ile düşüngeşir.Eskiden güç darbesi ile iktidara gelen diktatör dinsel taktisle yada kral soyundan bir prensesle evlenmekle kendini meşrulaştırmaktaydı.Bugün ise referandum yada güdümlü seçimlere başvurmaktadır.

TOPLUMSAL SINIFLAR

Toplumsal sınıf kavramının iki öğesi göze çarpmaktadır.Toplu eşitsizliklerin bulunması,toplumsal eşitsizliklerin iktidar hiyerarşisine üzerinde etkileri olması olgusudur.

SINIFLAR VE KATSLAR

  • KASTLAR ZÜMRELER KLANLAR

Marksist kuruma göre burjuva sınıfını tanımlayan üretim araçların özel mülkiyeti bir hukuk kuralları demetidir.EtatsGéNéRAUX yada halk meclisi Fransa da büyük devrim öncesi var olan soylu rahip ve diğer tabakalar (TİERS État)yada burjuva,köylü ve benzeri kesimlerden oluşan klanın önemli karalarından önce toplantıya çağırdığı danışma meclisleridir.Burjuvaların meclis denetimini ele geçirmeleriyle bir ulusal meclise dönmüş ve Fransız devrimi başlatılmıştır.Kastların temelinde başlangıçta esas olarak dinsel bir karşıt olan “temiz” ve “kirli” karşıtlığı yer almaktadır.Kastlar genellikle kast-için evliliklere izin verirler

Üç katogori yani rahipler savaşçı-kral ve köylüler ayrımı Dumazil e göre bütün Hint-Avrupalılar da görülen sosyo-dinsel alana ilişkin temel görüşlerle düşündeşmektedir. “zümreler “ yada “tabakalar”sistemi otra çağda Avrupa da gelişmiştir.Ama başka rejimlerde de görülmektedir.Soylular rahipler ve diğer tabakadan olanlar

Yukarı kastlardan olanları çok daha açık renk derili olup aşağı kastlara inildikçe deri rengininin koyulması bunun bir kanıtı olarak görülmektedir.

  • TOPLUMSAL SINIFLAR

Marx’ın sınıf kavgalarını tarihin itici gücü olarak nitelendirilmesinden. Marx, sınıf kuramını sistematik bir şekilde geliştirmemiştir ve yer yer çelişiktir bu kuram. Toplum tarihi, günümüze dek sınıf kavgalarının tarihinden başka bir şey değildir.

Manifesto “çağımızın yani burjuva çağının bunlardan farklı olan niteliği, sınıfların karşıtlığını basitleştirmesidir. Burjuva ve proleterya sınıflarına ayrılmaktadır.

İkili modellerin devrimci, kadameli modellerinse tutucu olduğunu söyleyebiliriz.

Ossowski, üç tip karşıtlıktan söz eder. (yöneten ve yönetilen karşıtlığı) (servet sahibi olanlarla olmayanların karşıtlığı) (sömürülenlerle sömürenler karşıtlığı tipleridir)

İktidara gelmeye gerçekten olanak veren araç servet ve mülkiyettir. Marksist sınıf kuramının temel düşünceside budur: üretim araçlarının mülkiyeti kapitalislere gerçek direnç sağlarken yöneticilerin seçiminde izlenilern demokratik usuller .. biçimler.. kalacaktır.

Servet esasına göre ortaya çıkan sınıf farklılaşmasının en iyi örneğini Roma Cumhuriyetini yurttaşların gelir düzeylerine göre (cents) dahil oldukları alt sınıflı ayrımında bulunmak mümkündür. “Proleterler” buradan geldiğini ve en aşağı sınıftan (proletarii) olanlar için kullanıldığını belirtelim. Lenin büyük hamlede sınıfların birbirlerinden “toplumsal servetten aldıkları payın büyüklerine göre” ayrıldıklarını ileri sürmekteydi. Çalışma alanlarını seçmekte özgür olanlarla ekonomik zorluklar nedeniyle herhangi bir işi kabul etmek zorunda olanlar sınıfı arasında bir karşıtlık doğmaktadır. Marksistlere göre ırkçılığın ve yeni sömürgeciliğin bu türleri doğrudan doğruya belirli toplumsal kategoriler ayrı bir temel olmaktan çok, kapitalizmin yarattığı sınıfsal ayrımın bir sonucudurlar.

  • SINIF BİLİNCİ

Belirli bir sınıfa ait olma ve diğer sınıfların dışında kalma olgusundan oluşan öznel öğedir bu. Marksistler buna “sınıf bilinci” adını verdiler. Egemen ve ayrıcalıklı sınıflar yerleşik düzeni sürdürmek amacıyla sınıf bilinçli özellikle egemenlikleri altında tutup sömürdükleri sınıfların bilincini zayıflatmaya çalışırlar. Devrimci partiler ise buna karşılık bağımı ve sömürülen sınıfların bilincini, bu bağımlılık ve sömürmeye son verme iradelerini güçlendirmek üzere geliştirmeye çalışırlar. Karşıt, iki eğilim. Bir kısım marksiste göre sınıf bilinci işçiler arasında kendilerinden doğar ve güçlenir. Diğerlerine göreyse sınıf bilinci her şeyden çok kitlelere kendi durumlarının ve sınıf çıkarlarının bilincini kazanmakta yardım eden devrimci bir partinin eylemi sayesinde gerçekleşir.

TOPLUMSAL HAREKETLİLİK VE SINIFLAR

Eğer bireyler, oldukça kolay şekilde, daha alt kategoriden daha yukarı bir kategoriye geçebiliyorsa bu kategoriler gerçek anlamda sınıf sayılmazlar. Sosyalist toplumlarda aynı şeklide sınıfsız bir tıoplum olduklarını ileri sürerler çünkü onlarda, onların gözünde tüm sınıf farklılaşmalarına yol açan üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son vermişlerdir.

  • seçkinler kuramı

“Seçkin” ve “seçkin dolaşımı” kavramları kapitalist toplumlarda insanın yaşam boyu bağlı kaldığı yada soydan devredilen bir karakterdeki gerçek sınıfların bulunmadığını seçkinler kavramı sosyolojiye, Vilf Ede Pareto sokmuştur. Pareto/bu birinci aşağı tabaka ikinci yukarı tabaka a- hükümet seçkinleri b- hükümet dışı seçkinler.

Seçkinler gurubuna katılma bireysel niteliklere bağlı olduğundan ülke olarak, soydan geçimli değildir. Seçkinlerin böylece bireysel yoldan dolaşımları, toplumsal dengenin sağlanmasına etki eden çok önemli bir faktördür. Eğer bu dolaşım düzenli bir şekilde ve yeterli bir düzeyde gerçekleşmiyorsa, toplum iyi işlemiyor ve devrimci bir ortamın hazırlanmasına uygun bir hale geliyordur. Seçkin dolaşımı kuramı sonradan Gaetano/Moscça tarafından da benimsenmiştir. Modern demokratik toplumlar, bu bakımdan Moscçaya son derece hareketli bir toplumlar olarak görünmektedirler. S.M.Miller’İ 1960 ta 14 ülkede yaptığı karşılaştırmalı incelemeler, toplumsal akışkanlığı genellikle, aşağı ve arta tabakalar arasında oldukça güçlü olduğunu yani kol gücüne dayanan mesleklerden kol gücüne dayanmayan (memurlar gibi) mesleklere doğru bir akışkanlık bulunduğunu göstermiştir. Sosyolojik araştırmalar seçkin dolaşımı kuramını pek fazla desteklememekte yada bunu ancak sınırlı bir ölçüde yapmaktadırlar. Bu araştırmalar, sınıfların, yani terk edilmesi oldukça zor olan toplu hiyerarşilerin var olduğunu ortaya çıkarmaktadırlar.

  • Sınıfların kalınlılığı

Marksistler, yalnızca, üretim araçlarının özel mülkiyetinin yol açtığı kalınlı toplu hiyerarşilere “sınıf” demekte, biz ise bu terimi kalınlı toplu hiyerarşilerin tümü içinde kullanmaktayız. Maksist sınıf kuramının bir üstün yanıda, batı toplumlarında kamu hukukuna, ekonomik rekabete ve girişim özgürlüğüne dayandırılan resmi eşitliğin büyük çapta aldatıcı olduğunu ortaya koymasıdır. Kapitalist emekçiye, kıtı kıtına yaşaması için ona elzem olanı verir ve işçinin ürettiği “artık-ürünü” çekip alır işçinin “sömürülmesi” denen olay budur.

Max insan emeğinde yaratıcı bir nitelik bulduğuna inanır. Marksistler tarih boyunca ortaya çıkan antik mülkiyet rejimi, feodal mülkiyet rejimi, kapitalist mülkiyet rejimi arasında bir ayrım yaparlar. Marksizimde sınıf kuramı, tüm siyasal sistemlerin gerek kökenlerini gerek yapılarını, gerekse evrimlerini açıklamaya yardım eden en temel öğedir. Büyük ölçekte seri üretim tüketimi genelleştirmekte, kitle haberleşme araçları, yaşam tarzları ve davranışları tek düzeyleştirmekte ve bunların tümü “orta sınıfın” yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?