Siyaset Sosyolojisi – Maurice Duverger 3

ÖRGÜTLER VE İŞLEVLER
Örgüt kavramının burada yer alan tanımı Peter M. Blau’nun şu tanımıdır. “Belirli hedeflere erişmek üzere bir gurubun faaliyetlerini düzenleyen maddi usuller açıkça saptandığı andan itibaren, bir örgüt kurulmuştur.

  • Oligarşinin tunç yasası
Her örgüt az çok, hiyerarşik bir düzene göre kurulmuştur. Örgütler otokratik, demokratik. İki tip örgütten. Tüm üyeleri, yönetici, üye, ya da taraftar olsunlar aynı temel hedefleri benimserler . partiler, sendikalar, baskı gurupları, kiliseler hep bu kategoride yer alırlar. İkinci tip örgütlerin belirgin niteliği, yöneticiler ve onlara yardım edenlerle, düz üyelerin hedefleri arasında derin bir fark bulunması ve bunun aralarında derin bir aykırılığın doğmasına yol açmasıdır. Bu aykırılık, Roberto Michels betimlediği, oligarşinin “tunç yasası” ile aynı bir etki yapar. İlke olarak özel ekonomik işletmeler. O halde katılımın özgür olduğu bir örgütlerle katılımın bir zorunluluktan doğduğu bir ayrım yapılabilir. Her iki örnekte de organigramı, kültürel öğelerden özelliklede ideolojiden ayırma olanağının bulunmadığı görünmektedir. Marksizim tutarlı, güçlü ve etkileyici oluşu onu komünist partilerin birliğini sağlayan başlıca öğelerden biri yapmakta ve ideoloji bir yandan parti yapısını güçlendirirken bir yandanda kendisi ondan güç kazanmaktadır.

  • GİZLİ YAPILAR
Önemli olan iç çevrenin nasıl kendini örgüt üyelerinden özerk kılabildiği değil, bu iç çevre içersindeki şu yada bu yönetici kategorilerle yürüttüğü savaşta nasıl egemen duruma geçtiğini ortaya çıkarmaktadır. Bir hipotez 1963’te Perrow tarafından önerilmiştir. Perrow’a göre bir örgütün belirli bir dönemdeki gerçek yönetici kategorisi söz konusu dönemde örgüt açısından en önemli olan görevleri “normalleştirme” (yani örgüt çerçevesinde çözümlemeye) en yatkın olan kişilerden oluşur. Yapısalcılığın (structuralisme) modern dil biliminin tekniklerini sosyolojiye uyguladığını söylemiştik. Yapısal yöntem sosyolojiye matematik bir kesinlik geliştirmeye çalışmaktadır.

  • Bürokrasi ve teknik yapı
Çağdaş sanayi toplumlarında örgütlerin özel bir takım nitelikler iki kavramla; bürokrasi ve teknokrasi.

  • Bürokrasi
Bürokrasi hükümet etmeyi yani son derece güçlü bir merkezi otoriteye bağlı, atanmış ve katmanlaşmış memurlardan oluşan devlet örgütleriyle yönetimi anlatmaktaydı. Modern sanayi toplumlarında sınır kalamadığından bürokrasi zamanla, tüm örgütlere uygulanabilen ve görev ve usullerin “normalleştirilmesi” . gündelik dilde kütü bir anlam kazandı.
Bürokrasi kuramını ilk kez, Max Weber, 1922’de son derece hayran olduğu Prusya idaresi üzerine yaptığı bir çözümlemeye dayanarak ortaya atmıştı. Bürokrasi yasal-ussal otoritenin en ileri biçimidir. Yetki ve görevler bürokraside kişilerin mali değildirler. Bu iktidarın özelliği ile mülkiyet arasında çok yakın bir bağlılığı öngören geleneksel otoriteden çok farklı.
Bürokrasi, özel bir dikey kesiti bulunan bir kariyer yapan meslekten memurlardan oluşur.
Max Weber “insanlar üzerine mutlak bir denetim kurmanın bilinen en ussal yolu” olduğuna inandığı katkısız otokratik bir yapının daha üstün olduğu kanısındadır.
Yüzyüze ilişkiden duyulan bu korkunun özellikle Fransa’ya özgü olduğu kanısındadır.

  • Teknik Yapı
“Teknik-yapı” dediğimiz şeyden bir tek girişimci ya da işletmeci tarafından, yönetilebilir durumdan çıkıp, ancak bir grup tarafından yönetilebilir bir duruma gelmeleri olgusudur.
Teknik-yapı üyeleri normal zamanlarda birbirlerini kooptasyon yoluya seçerler, ve daha az ehil görünenleri aralarından tasfiye ederler. “Değerliler iktidarı” ancak kapital sahiplerinin keyfine yine de tabi kılar.
Siyasal düzeyde de sorunların karmaşıklaşması ve giderek teknik bir nitelik kazanması, tek bir kişinin bunların tüm yönlerinin kavramsı olanaksız kaldığı gibi, kurularında bunları tıpkı büyük firmalar ve idarelerde olduğu gibi, ciddi bir şekilde ele alınabilmesine engel olmaktır.
Artık kararlar, küçük bir grup içersinde ortak olarak algılanmaktadır. Tek bir kişi (başkan, başbakan, karizmasal önder gibi) yada genmiş bir kurul (parlamento, parti kongresi gibi) tarafından alınan kararlar giderek azalmaktadır.
SOSYOLOJİDE İŞLEV KAVRAMI

  • İşlev Kavramının Kökeni
Birinci anlamına göre, “kişinin toplum veya bir toplumsal gurup içersindeki rolü gerçekleştirme üzere yapılan şeydir.
Fınction de de “kamu hizmeti.
Yasama, yürütme, ya da idare ve yargı olmak üzere üç işlev arasında yapılan ayrım, batıda anayasa hukukunun temeli haline gelmiş.
İşlevler ayrımı ve kuvvetler ayrılığı, kralların mutlakçılığına karşı öne sürülen güçlü bir silah olmuştur.
Kuvvetler ayrılığı kuramı, sosyolojik bir yaklaşım değil ideolojik bir yaklaşımdır.
“Yaşam, ölüme direnen işlevin tümüdür.”

  • Toplumsal işlevler
İşlevsel yaklaşıma göre her özel öğeyi, davranış tipini, kültür belirtisini ya da kurumu, toplumsal sisteme bağlayan, temel bağlaç o davranış kültür belirtisi, ya da kurumun işlevidir.
SİYASAL SOSYOLOJİDE İŞLEVSE ÇÖZÜMLEME

  • Siyasal İşlevler
Siyasal işlevler açıkça ya da üstü örtülü olarak, toplumsal sistemin tümünün duyduğu gereksinimlere tanımlanmıştır. Talcott Parsons’a göre bu işlevler dürt, her sistem, onu çevreleyen ortama, yani kendisi dışında kalan sistemlere uyulmalıdır. İkinci olarak sistem kendine özgü bir amaca ulaşmalıdır, yani bu amaçları önce saplayıp, sonra da onları gerçekleştirmek için, kaynak ve enerji seferber edilmelidir. Üçüncü olarak her sistemin iç dayanışmasını ve dayanıklılığını güvenceye almak üzere, üyelerin bütünleşmesini sağlamalıdır. Dördüncü ve son olarak da, her sistem, üyelerin amaçlara uygun olarak bağlılık duymalarını, yani norm ve değerlerine bağlı kalmalarını sağlamalarıdır.
Easton’un toplumsal sisteminde, iki girdi dizisi vardır, talepler ve destekler. “Talepler” değeri olan herhangi bir şeyin, otorite kullanımına başvurarak dağıtılmasını istemektir.
Easton üç tip destekten söz eder; siyasal topluluğa yönelen destekler, kuralları otoritelere, yani rollerin sahiplerine yönelen destekler.
Georges Lavau, bazı azınlık guruplarını savunan ve şiddet yoluyla devrilmeyi öngörmekle birlikte, yerleşik siyasal sisteme karşı olan bazı partilerin,gördükleri işleve “tribün*” işlevi (tribunicienne) demeyi önermektedir. (“Tribün” eski “Roma’da, halkın çıkarlarını savunan yargıçlara verilen addı. “Tribüne” ise söylev vermeye elverişli yer, kürsü anlamına gelir.)

  • İşlevselliğin Eleştirisi
İktidar konusunda birbirleriyle çatışan iki görüş: bir görüşe göre, iktidarın amacı, Aristo’nun sözünü ettiği adil siteyi kurmak üzere düzeni, ahengi, dengeyi sağlamak ve sağlamlaştırmaktır. Diğer bir görüşe göre ise, iktidarın amacı, bir avuç insanı geri kalan kitlelere oranla sahip oldukları ayrıcalıkları korumaktır; iktidarı elinde tutan azınlık, kurduğu hukuk ve baskı aygıtı yardımıyla, kendi yararına sömürdüğü çoğunluğu baskı altında tutar.


Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?