Devlet, Sistem ve Kimlik (Derleyen: Atilla ERALP)

Uluslararası İlişkiler Kuramında Yapısalcı Yaklaşımlar
Faruk YALVAÇ
Uygulamada büyük devletler arasında savaş nasıl önlenebilir, eşit egemen devletler arasındaki ilişkiler değil, “büyük devletler” arasındaki ilişkilerdir. Morgenthau’nun güç mücadelesidir. Uluslararası politikaya bir “Amerikan Sosyoloji Bilimi” denilmesinin nedenlerinden biride budur.
Ashley’in belirtmiş olduğu gibi, Uluslararası İlişkiler kuramı önce devletçi, sonra yapısalcı olmuştur.
Yapısalcılık ve Uluslararası İlişkiler Kuramı
Yapısalcılık soyut determinist ve insan unsurunu ikinci plana atan bir düşünce akımı, toplumsal yaklaşımın incelenmesinde bireyler mi yoksa toplumsal yapıların mı ön plana alınması gerekir sorusuna toplumsal yapılara öncelik vererek cevap veren bir düşünce akımıdır. Durkheim ve Marx gibi. 1955 ile 1970’li yılların sonuna kadar Fransız entelektüel ortamına hakim olmuş bir. Jean Paul Sarte varoluşçuluk felsefesi. Dönemin toplumsal ve ideolojik ihtiyaçlarına be Marksizm ne de varoluşçuluk felsefesi cevap verebilmiştir. Yapısalcılık bu iki düşünce akımından ortaya çıkan boşlukta filizlenmiştir.
Yapısalcı görüşün temel özelliği toplumsal ilişkilerin bir sistem olarak incelenmesi gerektiği görüşü. İncelediği sistemin iç mantığını ya da işleyiş yasalarını ortaya çıkarmaya çalışır. Bireyselci açıklamalara karşıdır. Yine yapısalcı açıklamalarda eşzamanın (Synchrony) artzamana (diadchrony), yapısal çözümlemenin genetik ya da tarihi çözümlemeye önceliği vardır.
Yapısalcı yaklaşımların, her ikisi de klasik realizmin 1970’li yıllarda başlayan eleştrisine dayanan iki kaynağı vardır.
Keohane, Nye, Morse gibi realizmin devlete verdiği önemin teknolojik gelişmeler ve artan ekonomik ve siyasal bağımlılık nedeniyle azaldığını, devletler arasında yeni aktörler çıktığını, realist kuramın reddedilmese de, bu yeni gelişmeleri açıklayacak şekilde yeniden tanımlanması gerektiğini ileri sürmüştür.
Yapısal kavramı bu ortamda az gelişmiş ülkelerin sistemdeki yeri nedir sorusuna cevap arayan bağımlılık kurumlarını ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.çoğulcu (pluralist) ve yapısalcı olarak ikiye ayrılmış, çoğulculuk devletlerin egemen olduğu, klasik Uluslararası ilişkiler paradigması ve yapısalcı yaklaşımlar dünya ekonomisi, üretim ilişkileri ve toplumsal sınıflar arasındaki ilişkileri ön palan alan ve devletler sistemini ikinci plana iten uluslar arası ilişkiler kuramlarını realizm (Neorealizm), çoğulculuk ve yapısalcılık olmak üzere üç paradigmaya ayırmıştır. Yapısalcılık Marksist görüşten kaynaklanan ve emperyalizm ve azgelişmişlik kurumlarını kapsayam sınıf merkezli bir görüş olarak.
İki ayrı yapısal/yapısalcı Kentneth Waltz’ın devlet merkezli klasik realizme bilimsel bir temel kazandırmak isteyen Neorealizm kuramıdır. Yapısal realizm (structual realizm) ya da yapılanma realizmi (structuration realism) ikinci görüş ise, benim eleştirel yapısalcılık, toplumsal ilişkilere daha ağırlık veren, pozitivist, tarihsel olmayan ve durağan açıklamaları kendisine hedef alan.
Yapı, Yapılanma ve Bilimsel Realizm
Yapı kavramının, yapılanma kuramıdır. Bilimsel realizmin, bilimsel realizmin ilkeleri; uluslar arası ilişkilerde pozitivist olmayan bir bilimsel yaklaşımı mümkün kılması; pozitivist olmayan bir yapısal kavram olması
(bilimsel realizm günümüze özellikle Roy Bhaskar’ın yazılarıyla toplumun doğal birimlerinde olduğu gibi, bilimsel bir incelemesinin yapılabileceğini göstermek istemesidir. Bilimsel realizmin Uluslar Arası ilişkiler kuramına iki ayrı şekilde uygulanmıştır.)
Yapı Kavramı: hem işlevselcilik hem yapısalcılık ve hem de Markizm bütünlükçü (sistemsel) yaklaşımlardır.
Kökenleri Comte, Durkheim ve Spencer’de olan işlevselcilik anlayışı genellikle pozitivist bir bilim anlayışı ile öz deşleştirilmişir. “ihtiyaçları”
(toplumsal yapı “yaşayan bir sistemin paröçaları arasında belli bir zaman içinde görgül temellere dayanılarak istikrarlı bir şekilde varolduğu gösterebilen herhangi bir ilişkiler setidir.”)
yapısalcı okuldaki yapı kavramı genellikle analitik bir kavram olarak kullanılıp gerçek yapıları ifade etmediği için bilimsel realizmde olduğu gibi ontolojik iddiaları yoktur.
Lévi Strauss’a göre “toplumsal yapının görgül gerçekle hiçbir ilgisi olmayıp” yalnız bununla ilişkisi olarak inşa edilmiş modeller.”
Godelier’in ifadesiyle “yapı, gerçeğin parçası ama görülebilen ilişkilerin parçası değildir.
II. Yapılanma (Structuration Kuramı. bir sistemin yapısı ile sistemi oluşturan birimler arasındaki ilişkinin temelidir.
(Literatürde “agent/structure” sözcükleri ile ifade edilen ikiliğin karşılığı olarak burada yapı/eden ifadesi kullanılmıştır. Bir bütün ile birimler arasındaki ilişkinin birimlere aktif yol veren tanımlamasıdır. Sadece yapı/birey ifadesi yapı ile birimleri atasındaki dinamik ilişkiyi yeteri kadar ifade edememektedir.
İnsan bilinci ile toplumsal yapının yeniden üretimi ve değişimi arasındaki etkileşimi inceleyen kuramlar da yapılanma (structuration) kuramı. Realizm, neorealizm ve yapısal realizm poziitivist bir bilim anlayışını benimserken, eleştirel yapısalcılığa giren görüşler bilimsel realizmin görüşlerine daha yakındır.
III. Bilimsel realizm ve yapılanma.bilimsel realizmin pozitivizmin eleştirisine (Bilimsel realizmde ise yapı yüzeydeki olguları ortaya çıkaran ortaya çıkarıcı bir kavramdır) dayalı bir bilim anlayışıdır. Yapısalcılık tartışmalarıyla ilgili olarak bilimsel realizmin önemi birey toplum ilişkisinin tartışılmasında a) bir taraftan bireyselliğin idareciliğini diğer yandan da salt yapısalcı bir kuramın determinizmin engelleyen b,r yapılanma kuramı geliştirmesine olanak saplanması ve b) toplumsal yapının insan eylemi aracılığıyla değiştirebilmesine olanak kılan dönüşümsel (ftansformational) bir toplum modeli geliştirmesindedir.
Bu nedenle bilimsel realizm ontolojik olarak yalnızca gözlemlenebilenin varolduğunu epistemolojik olarak da yalnızca gözlemlenebilenin bilinebileceğini savunan amprik analitik gelenekten ayrılır. Bir şeyin gözlemlenememesi onun gerçek olmadı anlamına gelemez. Bilimsel realizmin varsayımları ontolojik olarak gerçek yapı ve mekanizmalara dayanır.
Bir kuramın ontolojisi ne kadar kapsamlı ise o kuramın açıklanma gücü de o kadar daha fazladır.
“Toplum her türlü amaçlı insan davranışının zorunlu bir şartıdır.” (İmre Lakatos’a göre iki kuram)
Dönüşümsel toplum modelinin ontolojisine göre, yapı eylemden önce varolan eylem ve eylemin koşulu olan sosyal biçimleri ifade eder. “Yapı pratiklerin yeniden üretiminin hem aracı hem de sonucudur.”
Realizmden Neorealizme
Dünyanın sadece sosyal aktörlerin gelişen pratikleri açısından anlaşılabileceği bir dünya görüşü olduğunu savunmuştur. Davranışçılar realizmi devlet merkezli görüşleri ile değil, kuramlarını deneyim yapılmamış ve deneyime açık olmayan hipotezler üzerini kurmuş olmaları ve bu nedenle de yeterince bilimsel olmamaları nedeniyle eleştirmiştir.
Waltz’a göre savaşların açıklanabileceği üç düzey vardır. Birincisi insan doğasıdır. İçincisi düzey, devletlerin yapısında bulunur. Üçüncü düzey uluslararası sistemin anarşik yapısında. Waltz’ın da desteklediği bu görüşe göre “savaşlar onları engelleyecek bir şey olmadığı için çıkar.” Uluslararası sistemde devle tüstü bir devler olması kendi güvenliklerini diğerlerinin korkusunu arttırmadan sağlamak zorundadır.
Waltz uluslararası ilişkiler kuramını ikiye ayırır. İndirgemeci kuramlar, bütünlemeci kuramlar.
Zira herkesin stratejisi diğerine bağlıdır. Güç dengesi bunun sonucudur.
Waltz’a göre uluslararası sistemin yapısı “görünmez el”in pazarda yarattığı ekonomik yapı gibidir.
“parçaların düzenlenişi ile tanımlanır” “değişimin değil tekrarların açıklanmasıdır.”
Sistemin yapısının üç özelliği belirtilir. (I) Sistemin düzenleyici ilkesi, anarşidir. (II) Birimlerin işlevleri (III) Güç Dağılımı. Güç birimlerin özelliği iken güç dağılımı sistemin özelliğidir. Tarihsel olarakta iki kutuplu ve çok kutuplu dışında başka bir uluslararası sistem olmamıştır.
Uluslararası yapıların tanımlanması ve tanımlanması iki özelliğe bağlıdır: Anarşi ve güç dağılımı. Düzenleyici ilke olan anarşi, rekabetçi bir ortam yaratır.
İlk iki özelliğe Ruggie derin yapı adını verir.
Anarşi ilkesi kendisini hiyerarşi değiştirdiği zaman. Adem-i merkeziyetçi bir yapıdan, merkeziyetçi bir yapıya dönüşümünü ifade eder. Güç dengesi kavramı, sistem yapısının herhangi bir siyasal aktörün sistem içinde yine global hakimiyet kuramayacağını açıklar.
Anarşik bir devletler sistemi farklı güç dağılımlarının sonucudur.
Neorealizmin Eleştirileri
Neorealizme karşı yönetilen bu eleştiriler, şu konuda yoğunlaşmıştır.
  1. Devlet. Birincisi, uluslararası sistemin sadece s,yasal bir yapıya indirgenmemiş olmasıdır. İkinci indirgemecilik, uluslararası politik yapının ana birimlerinin devletler olduğu görüşüdür.
  2. Pozitivizm. Neorealizm pozitivist ilkeler üzerine inşa edilmiştir. Ashley Neorealizmi Habermas’dan aldığı terimlerle “teknik ussal bir bilgi biçiminin hakimiyetinin uluslararası ilişkiler arasındaki kuramındaki yansıması”. Teknik realizm, temelini teknik bilgi yada amprik gözlemcilik oluşturur. Bir başka realizm türü pratik realizmdir.
  3. Tarih-dışılık. Ashley’e göre Neorealizmin yapısalcı yaklaşımı tarihin dört boyutu üzerinde sessiz kalır: süreç, pratik, güç ve politika.
  4. Değişim.
  5. Norm ve Kurallar. Hem çalışmanın hem de işbirliğinin aynı mantıksal çerçevede açıklanabileceği ve anarşik bir alanda da işbirliğinin gerçekleşebileceği ileri sürülmüştür. İşbirliğinin mümkün olduğu anarşi türüne, Buzan “olgun anarşi” adı verilir. Dessler, Waltz’ın ontolojisi ile yarattığı modele pozisyonel model adını vermektedir. Yapı davranışları sınırlar ama belirlemez.
  6. Yapı/eden (agent ilişkisi. Sadece yapılara önem verilmiş olup, yapı/eden ilişkisini incelememiş olmasıdır. Edenlere (devletlere, kişilere)
Wendt yapılanma kuramını daha çok devletler sisteminin incelenmesi için bir analiz yöntemi olarak kullanır. Sistem yapıları ortaya çıkartıcı değil, sadece sınırlayıcı olarak görülür.
Eleştirel Yapısalcılık (Critical Structuralism)
Eleştirel yapısalcılık;
Kuram
Devlet. Neorealizmin devlet ve toplum arasında yaptığı ayrımı reddederek, devletin siyasal niteliğinin sivil toplumdaki temellerini inceler.
Hem askeri hemde ekonomik ve ideolojik üstünlüğü bir arada bulunduran ergonumik güçlerin yükseliş ve düşüşleri açısından incelenir.
Yapı
Değişim
Eleştirel Yapısalcılık ve Marksizm
Eleştirel yapısalcılık Marksist görüşle yakından ikgili. Uluslar arası ilişkiler kuramı açısından önemli olan üç ayrı husus vardır. Bunlardan birincisi, bir dünya siyasal sisteminin varlığı gibi, bir dünya ekonomik sisteminin varlığını da azgelişmişlik sorunsalı etrafında gelişen bağımlılık kuramları ve dünya perspektifine kadar sistematik bir şekilde incelenmiştir.
Dünya Pazarı ve Devletler Sistemi
Dünya Sistemi Perspektifi Immanuel Wallerstein bütüncül dünya sistemi
Wallerstein’a göre kapitalizm bir dünya ekonomisi olarak, 16. yüzyıldan buyana sistemin dinamiğine hakim olmuştur. Merkez güçlü devletler, vasıflı işçiler ve yüksek ücretlerle belirlenir; çevrede ise zayıf devletler ve düşük ücretli vasıfsız işçiler bulunur . yan çevre ise, hem merkez, hem de çevrenin özelliklerini taşır ve merkezin çıkarlarına uygun kurumları destekler. Sistemin en önemli özelliği, çevreden merkeze artığın aktarıldığı eşitsiz bir yapıyı mümkün kılmasıdır.
Dünya sistemi perspektifine göre eşitler
1 Yapı dünya sistemi perspektifinin yapı kavramının deteminist olduğu doğrudur ortaya çıkan yapı Waltz’da uluslar arası siyasal sistemin yapısı iken, dünya sistemi perspektifinde uluslararası ekonomik sistemin yapısıdır. Dünya sistemi perspektifi Marx, Weber ve Durkheim tarafından toplum bazında değiştirilmiş olan paradigma değişimini uluslararası toplum bazında gerçekleştirmiş olan paradigma değişimini uluslararası toplum bazında gerçekleştiremez.
2 Devler. Dünya ekonomisinin işleyişi sonunda güçlü devletler merkezinde yoğunlaşırken, zayıf devletler çevresinde yoğunlaşmıştır.
Devletlerin dünya ekonomisinin merkezinde oldukları için mi güçlü yoksa, güçlü oldukları için mi dünya ekonomisinin merkezinde oldukları belli değildir.
3 yapı-eden (agent) ilişkisi.
Sermaye Mantığı Okulu (Capital Logic School) ve Devletler Sistemi
Clodia von Braunmühl. Burjuva devleti de “uluslararası sistemde rekabet eden burjuvazilerin politik-ekonomik güçlerini koruma işlevini “
Siyasal Realizmin Yeni Biçimleri
Nasıl dünya ekonomisinin işleyişinde ekonomik döngüler varsa, global politik sistemin işleyişinde de siyasal döngüler mevcuttur. Aşağı yukarı yüzeryıl olan bu siyasal döngüler hegomonik savaşlar ile birbirinden ayrılmakta, bu savaşlarda bir dünya gücünün düşüşü bir diğerinin yükselişi ile sonuçlanmaktadır. Dünyagüçlerini dünya sistemi perspektiflerinde olduğu gibi ekonomik değil ama askeri ve özellikle deniz gücü tanımlamaktadır.
Gramişyan Görüşler
Gramsci için devletlerin politik alanlarının incelenmesinde önemli olan sınıflar arsındaki dengedir.
Hemegonya bir devletin diğerini sömürdüğü bir düzen değil, ama diğer çoğunun kendi çıkarlarıyla uygun bulduğu bir düzendir. Dünya hegenomisi, “hakim bir toplumsal sınıfın kurmuş olduğu ,ç hegemonyanın dışavurumudur. Bu tür hegamoniler toplumsal ve ekonomik devrimlerini gerçekleştirmiş toplumlar tarafından kurulur.
Dünya düzeni değiştirme sorunu yeni tarihsel blokların kurulacağı ulusal düzeyde olacaktır.
Sonuç
İçinde bulunduğumun yapısalcı sonrası veya pozitivizm sonrası dönemin tartışmalarının başlangıç noktasının, yapısalcı görüşlere yönetilen eleştirilerden kaynaklandığı söylenebilir. Yapısalcı okul gibi dünyayı olduğu gibi anlama çabamız, onu değiştirmekten tamamen vazgeçtiğimiz anlamına gelmemelidir.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?