Devlet, Sistem ve Kimlik (Derleyen: Atilla ERALP)

Eleştirel Düşünce: iletişim, Hegemonya, Kimlik/Fark

E. Fuat KEYMAN

Uluslararası İlişkiler, kuramın egemen paradigması olan Realizm ve onun pozitivist yöntemine ciddi bir eleştiriyi.

1980’li yıllar eleştiri ekseninde “paradigmalar arası tartışma”

1990’lı yıllar da Uluslararası İlişkiler kuramında “eleştirel dönem”

Uluslararası İlişkiler Kuramında Eleştirel Dönem

Eleştirel dönemi tanımlayan somut girişlere eğilebiriz.

Uluslararası ilişkiler kuramının moderniteye eleştirimi: Batı-merkezli

Bilgi ilişkisinin tanınması: Epistemolojiyen modernite projesinin bilgi üretimi tarzı.

Eleştirel bilgi üretimi ve kuramının normalif boyutunun tanınması: eleştirel kuramı bu nedenle iki işlevi üstlenir: eleştirel bilgi normalif bilgidir.

Kimlik/fark ilişkisinin Uluslararası İlişkiler kuramının temeli olarak görülmesi: Uluslararası sistemin gerçekten kapitalist, Batı merkezci ve ataerkil bir kültürel yapıda olduğunu sergilemektedir.

Habermascı Eleştirel Kuram ve İletişimsel Ussallık

Üç ana nedenin: birinci olarak, teknik sorunlar.

Habermas bilgi ile çıkar arasındaki ilişki.

İkinci olarak Hebermas modernite projesini “bitmemiş bir proje” olarak niteler. Serbest piyasa ekonomisinin demokratik bir dünya düzenini yaratacağı varsayılırken.

Üçüncü olarak, eğe araçsal ussallık ilerlemeyi yaratırken demokrasiyi gerçekleştiremiyorsa, iletişimsel ussallık kamu alanını canlandırarak devlet-toplum ilişkilerinde demokratikleşmenin yaratılmasına katkıda bulunacaktır.

“Felsefi düzeyde, eleştirel kuram tarihsel olarak kurulmuş özgürlük ve evrensellik kavramıyla hareket eden alternatif bir dünya düzeni. Amprik olarak, bu kavramların gerçekleşmesini sınırlayan sosyolojik engelleri saptar, ve pratik olarak, bu engellerle dünya düzeni arasında bir köprü kuracak stratejiler üretir. (a) özne ile maddi dünya arasındaki ilişkiler (b) özne ile diğer aktörler arasındaki toplumsal koordinasyon amacını güden ilişkiler. (c) özne ve kendi benliği arasındaki “kimlik” kurma ilişkisi üzerinde odaklaşır. Linklater, “eleştirel kuramın Uluslararası İlişkiler kuramının birleştirici temeli olamaya namzet”

Linklaterın yapmak istediği, iletişimsel ussallık yoluyla kozmopolit bir ahlak anlayışını yaşama geçirecek ve böylece demokrasiyi gerçekleştirebilecek bir dünya düzeni vizyonunu Uluslararası İlişkiler kuramının temel normatif amacı olarak gündeme getirmektedir.

Araçsal ussallık bir kozmopolitan ahlak biçimidir ve farklı Avrupalı modern kimliğin egemenliğini pekiştirecek bir “ötekilik” (otherness) içinde yok ederek işler.

Gramşiyan Eleştirel Kuram ve Hegemonya

Realist paradigma içinde iki farklı biçimde. Birinci yanıt, anarşik dünya düzeninin egemen lider devlet tarafından kurulduğunu öneren “hegomonik denge” kuramıdır. İkincisi ise, “hegemonya sonrası” (after hegemony) diye tanımlanan kuramdır.

Gramsci’nin hegemonya kavramının üç temel noktada önemli olduğunu sergiler. Birinci olarak kültürel boyutun önemi, ikinci olarak, özne nesne ikilemine ve gerçekliğin salt nesnel yorumlanmasına karşı çıkarak , Uluslararası İlişkiler kuramı içindeki pozitivist yöntemin egemenliğine karşı çıkma olasılığı yaratır. Üçüncü olarak bu çalışmalar, hegemonik istikrar kavramının devlet endeksli iktidar anlayışını sorgulayarak, hegemonya sorusunun çok boyutlu niteliğini gündeme getirirler. Realizm’in “ticaret ilişkileri” ağırlıklı ekonomi anlayışını “üretim ilişkileri” temelinde yeniden kuracak.

Cox “bir kuram başka bir kuramdan üretilmemelidir”. “Kuram, kavramlara ve hipotezlere zemin oluşturacak amprik-tarihsel çalışmalar üzerine dayandırılmalıdır.” Ve kuram her zaman bir amaç içindir.”

Cox’a göre bir kuramın yerine getirdiği iki ayrı amacı vardır: Belirli bir mekan/zaman içinde oluşan sorunların çözümüne yardımcı olmak ve yeni bir dünya düzeni vizyonu yaratmak için gerekli eleştirel bir düşünce tarzı yaratmak.

Realist hegemonya kavramı genelde dünya güç merkezlerinin ortaya açıklaması, yükselmesi ve krize girmesi sürecini açıklamada kullanılır.

Hegemonya kavramı en az üç ana sorunun çözümlenmesinde kullanılabilir. Ekonomik indirgemecilik, siyasal indirgemecilik, dünya düzeni bir gerçeklik değil fakat belli bir merkezin liderliğinin pekiştirilmesini sağlayan hegemonik bir kuramsal yapıdır.

Hegemonik olmak için bir devlet kavramsal düzeyde evrensel olan

bir dünya düzenini kurmak ve korumak zorundadır.

Cox’a göre hegemonya devlet-sivil toplum karşılıklı ilişkilerinin bir uzantısı olarak kurulmuş dünya düzenini, dipğer bi değişle kapitalist üretim tarzının uluslararasıllaştırılması sürecine anlam verir. Böylece hegemonya, dünya düzeni, toplumsal güçler ve devletler arasında “bir ekleme noktası olarak” tanımlanır.

  1. ilişkilerin diyaektik

  2. iktidar ve güç ilişkilerinin devlet sivil toplum iç ve dış dinamikleri hesaba katan bir egemenlik-bağımlılık anlayışını

  3. sivil toplum ve toplumsal sınıfların devlet üzerindeki etkilerine önem verir.

  4. Dnya düzeninin “üretim” kategorisi temelinde tarihselleştirir, ekonomik düzeyin kavramsallaştırılmasının odağı ticaret ilişkilerinden üretim ilişkilerne kaydırılarak

  5. “rıza” yaratmanın önemini vurgulaması

ontoloji bir araştırmanın başlangıcında yatar. Her zaman bir ontolojik başlama noktası vardır. Anlayışta öznel olan bir şey pratik ile nesnel olur.

Jhon Ruggie’ye göre bu özneller-arası ilişkiyi indirgemeyi ima eder.

Posmodern Söylem ve Kimlik/Fark

Posmodern söylemin Uluslararası İlişkiler kuramına girişi Richard Ashley’in Realizm’i eleştirdiği “Neo Realizm’in Sefaleti” makalesiyle başlar. Ashley’nin eleştirisi üç noktada özgün ve farklı bir nitelik taşır:

  1. Kuramdan farklı olarak, postmodern söyleme göre modernite sorusu Uluslararası İlişkiler kuramının içerseyici/dışarısayıcı bir pratik olgunun anlaşılması bakımından önemlidir. Uluslararası İlişkiler kuramının farklı kimlikleri dışlayıcı ve “ötekileştirici (outhering) bir pratik olarak işlev görür ve “modern Kertezyen” (erkek) ussal benlik” kategorisini ayrıcalıklı bir konuma yerleştiren, Derrida’nın terimini kullanırsak “logo-merkezci bir kuramdır. Postmodern söylem bu logo-merkezci kuramı yıkarak, Uluslararası İlişkiler kuramının kabul ettiği hiyerarşik düzenlemeyi ters çevirir. Farklı kimliği ve parçalanmayı birlik/bütünlüğe karşı destekleyerek.

  2. İletişimsel ussallık ve toplumsal sınıf üzerine kurulmış köktenci epistemolojik, ontolojik ve etiksel, düşünce tarzlarına karşı, postmodern söylem köktenciliğine anlamıyla karşı çıkarak, varolan düzeni dönüştürmeyi amaçlar. Burada gerçekleştirmeye çalışılan farklılıkların tanınması üzerine kurulmuş toplumsal ilişkileri radikal demokratikleştirmesi projesi ve köktenci olmayan ve etik anlayışının Uluslararası İlişkiler kuramına yerleşmesidir.

  3. Postmodern söylem modernite projesini bitmemiş bir proje olarak görmez.

Realizm uluslararası sistemi devletler arasu sisteme indirgeyerek.

Michael Foucault ve Jacques Derrida’ya giden “söylemsellik” ve “metinsellik”

Postmodern söylemin kurucularından Richard Ashley. Ashley’e göre, realizmin yaptığı da tam anlamıyla budur. Ataerkil ve Avrupa merkezci bir uluslararası ilişkiler kuramı yaratmak. Uluslararası İlişkiler güvenlik ilişkilerine dünya düzeninin temel ilgi alanı niteliği vermesi. “kuramsal ertelemecilik”

Jeames Der Derian’ın diplomasi çalışması postmodern söylemselliğin en önemli öreneklerinden, FOucault’un geneloji, Campbell’in Amerikan dış politikasının nasıl farklı kimliklerin ötekileştirilmesi süreci üzerine formüle ettiğini göstermektedir. campbellİn buarada söylemek istediği iki boyutlu bir öneridir: Devlet, tarihsel olarak kurtulmuş bir kimliktir, siyasal bir pratik.

Connolly, Uluslararası İlişkiler’in tarihini 1492 yılında Christopher Columbus’un “Yani Dünya” keşfine kadar geri götürerek. Üçüncü Dünya’nın emperyalizmle, ve Sovyetler Birliği’nin Soğuk Savaş ile “öteli” konumuna sokulması.

Soğuk Savaş Sonrası Uluslararası İlişkiler Kuramı

Globalleşen dünya ekonomisinin bölgesel güçler arası rekabet temelinde örgütleneceğinin.

Post-Yapısalcı Yaklaşımlar

Necati POLAT

Öykülenebilir ya da yeniden-üretilebilir olmayan bir dil ise iletişilmez, edinilmez bir dil.

Realizmin varsaydığı “insan doğası” kavramını tarihin tan da İdealistçe bir olumsuzlanmasından başka bir şey midir? Modern devlet bu olumsuzlanmayı küresel düzeyde yeniden-üretmekten fazla bir şey yapmamaktadır. Kuramın pratiği değil pratiğin kuramı yarattığı.

Fark” Ediş

Richard Ashley, post-yapısalcı stratejiler uygulayan uluslararası siyaset çalışmalarının iki ayırt edici özelliğini; (a) ulusal olan inançsızlık (b) insan ile tarih arasındaki geleneksel karşıtsızlığa duyulan inançsızlık. “egemenlik paradigması”

Adalet güçlünün avantajına olandır.

Adalet hukukun aksine yapısızlaştırılamayandır.

Egemenliğe Dönüş

İdeolojik, bir im olarak egemenliğin kurucu unsuru değil, safrası olarak düşünülmektedir.

ABD, Panama’daki “uyuşturucu karşıtı” savaşı için meşruluğu, başka kimseden değil, ABD halkından türetilmiştir.

Egemenlik hiçbir zaman “egemenlik olarak yutturulandan” başka bir şey değildir.

Hıristiyanlık, kadim paganlık durumunun, pagan ontolojisinin bir istisnasını oluşturmaktadır.

Michel Foucault’nun soybilimsel (gene alogial)

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?