The Curious Case of Benjamin Button

Hazır bu gün Oscar ödülülleri de dağıtılacakken, bir çok dalda ödül alacağını düşündüğüm bir film olan The Curious Case of Benjamin Button‘ı araya sıkıştırmak istedim. David Fincher‘ın Panic Room‘da bana yaşattığı hezimet, Zodiac‘la yerini yeni umutlara bağlamıştı. Şimdi ise  The Curious Case of Benjamin Button yine gözümde yükselişinin bir basamağıdır. Tek sorun son iki filmin de çok uzun olması. 
The Curious Case of Benjamin Button‘u herkes duymuştur. Özellikle hikayeyi anlatamya gerek yok. Film F. Scott Fitzgerald‘ın kısa hikayesinden uyarlanmış. Forrest Gump, Munich gibi filmlerin senaryolarına imza atmış usta isim Eric Roth senaryoya imza atmış Ancak bu kadar usta bir ismin senaryoda hata yapması beni üzemedi değil. anlamadığım bir şey ise nedense son zaman Fincher filmlerinde bilhassa Panic Room’dan sonra bariz senaryo hataları görmüyor değilim. Son dönem filmlerin uzunluğundan kaynaklanan bir gözden kaçmamı bunlar bilmiyorum ama milyon dolarlık senaryoların ve ekibin böyle hatalar yapması biraz canımı sıkmıyor değil. Hadi Amerikan sineması ne beklersiniz diyeceğim ama Fincher abimizin bunu yapması beni gerçekten üzüyor. 
Film yaklaşık üç saat boyunca Diasy karakterinin ölüm döşeğindeyken kızından sakladığı gerçekleri bir günlükten okutmasıyla geçiyor. Nedense kızı annesi hakkında bir çok şeyi bilmemektedir. Mesela annesinin önceden bir balerin olduğunu ve zamanında bir bale okulu olduğunu ve annesinin resimlerini görünce şaşırmasından anlıyoruz. Hatta annesine bunları bana neden anlatmadın diye serzenişte bulunuyor. Ancak ilerleyen sahnelerde görüyoruz ki kız annesinin bale okulunda bale dersi bile alıyor ve oraya gelen gençleşmekte olan babası Benjamin’i görüyor. Hatta hikayeyi anlatırken bunu hatırladığını annesine bile söylüyor. Burada biraz aklım karıştı.
Tabi küçük hatalarına alıştığımız Fincher’a bu konuda birşey demiyorum ama usta isim Eric Roth‘un bunu yapması yadsınamaz…
Film ne filmidir anlayamadım. İzlediğimiz bir aşk filmi mi, yoksa içinde gizem barındıran fantastik bir film mi? Eğer aşk filmi dersek ben aşk filmi statüsünde birşey göremedim. Film biraz “ben imkansız aşklar için yaratılmışım” tribinde ilerliyor. Bu duruma Benjamin’in içinde bulunduğu şartları göz önünde bulundurarak, Diasy’den kaçmasını izliyoruz. Ancak filmde hissetiğimiz kadarıyla Diasy, Benjamin için bir sevgiliden çok bir dost kıvamında. Hatta Benjamin’in ilk seferde Diasy’i neden reddettiğini de anlamış değilim. 
Filmin suratımıza çaptığı bir gerçekte, “evet kardeşim dış görünüş önemlidir” gerçeğidir. Hep deriz ya “şu kafayla şu yaşta” olacaktım diye buyrun burada bir boka yaramadığını görüyoruz.
Şimdi biraz daha toparlamak gerekirse filmi hikaye Benjamin’in başından geçenleri özetleyerek anlatıyor. Yani Benjamin’in duygularına yer verilmemiş. Filmi birazda havada bırakan sebeplerden biri de bu olsa gerek. Kör saatçinin hikayesi, kaptan mike, yedi defa üstüne yıldırım düşmüş adam filme gülümseme getiren detaylar. İzlenesi ve arşivlenesi bir film. En azından benim Fincher arşivine eklemem gerken bir film. Brad Pitt ve Cate Blanchett oyunculuk olarak çok sıkı bir performans göstermemişler. Her ikisi de bildiğimiz klasik güzel oyunculuklarını sergilemiş. En iyi erkek ve kadın oyuncu dalında ödül alabileceklerini düşünmüyorum ama listeye baktığımda tek favorim Brad Pitt. Senaryodan da bir puan kırmıştım. Uyarlama senaryo ödülünüde alamaz sanırım. En iyi film de biraz zor…  İzlemedim ama Slumdog Millionaire bana bu ödüle daha yakın gözüküyor… Yardımcı kadın oyuncu ödülünü Taraji P. Henson‘un almasını beklerim. En iyi yönetmeni de alabilir ama rakipleri kuvvetli… Geri kalanları ise bence süpürür. Ne kaldı ki? 🙂
Oyuncular:
Linkler:

Comments

facebook'ta yorum yazın

The Curious Case of Benjamin Button” üzerine 7 düşünce

  1. Goddess Artemis

    Offf çok sıkıldığım ve yarım saatinden sonra izleyemeyi bıraktığım bir başka Hollywood yapımı. Hakikaten sıkılıyorum, izleyemiyorum, kendimi zorlasam bile. Bir de Oscar filan alırsa, yuh diyeceğim!

    Cevapla
  2. Sophie

    Slumdog Millionaire’in daha iyi olabileceğini düşünüyorum ben de,gösterime girer girmez gideceğim.Bu filmi de bir ara görmek gerek bakalım..

    Cevapla
  3. kişisel depresyon anları

    @ Goddess Artemis
    Hikaye başlarda akmayacakmış gibi gözüksede devam ediyor ancak, belirttiğim gibi senaryo çok iyi değil… kaybetmişse ödülleri bu yüzden kaybetmiştir…

    @ Sophie
    Slumdog Millionaire aslında beklediğimi gerçekleştirdi. En iyi film ve yönetmen ödülünü aldı tahminlerimde aslında pekte yanılmadığımı gördüm ödüllerden sonra. Filmi izleyince tabiki asıl yorumu yapabileceğim. Ancak merak ettiğim, Penelope Cruz’un yardımcı kadın oyuncu ödülünü alma durumu… Tez vakit Barcelona’yı izleyeceğim bakalım nasılmış. Kate Winslet’in ödül almasını birazda İsrail eleştrisi olarak görüyorum ben. Çünkü yahudi lobisi Kate Winslet’e ödül verilmemesi gerektiği konusunda bir açıklama yapmıştı…

    Cevapla
  4. Sophie

    Barcelona dışarıdan bakıldığında saçma sapan bir aşk hikayesi gibi geldi bana-kimin eli kimin cebinde belli olmayan türden-bu yüzden izlememek için direndim,halen de merak etmiyorum başrol oyuncularını cok basırılı bulmama ragmen.Umarım beni yanıltırlar 🙂

    Cevapla
  5. ofori

    Benim çok beğenerek izlediğim bir film oldu bu film; bilmiyorum belki de baya masal tadında geldiği içindir, ama artık ne gibi kusurları varsa ben hiç birini göremez oldum..

    Cevapla
  6. kişisel depresyon anları

    Biraz daha film hakkında düşününce ortaya çıkıyor filmin hataları ama ne olursa olsun fena film değil…

    Cevapla
  7. Goddess Artemis

    Ne oyunculuk ne görsellik ne de senaryo açısından:

    1. Milk

    2. Slumdog Millionaire

    3. The Reader

    ve hatta The Champ kılıklı The Wrestler‘la bile yarışamaz. Brad Pitt, umarım 50’lerini geçtiğinde rol kesmeyi bırakıp oyuncu olmayı öğrenir. Bu haliyle, “dumb blondie” olmanın ötesine geçemiyor.

    Cevapla

fikrin nedir?