Siyasal Sistemler – Ahmet Taner KIŞLALI

SİYASAL DEĞİŞME VE DEVRİM
ETKENLER VE ÖNCÜLER
Değişmede Belirleyici Etken
Toplumsal değişmede belirleyici etkenin ekonomik olduğunu savunanlarla, siyasal kurumların öncelik ve bağımsızlığını öne sürenler, Marksistler hareket noktası olarak üretim biçimini, Marksist olmayanlar üretim düzeyine önem veriyorlar.
Siyasetin ekonomiye yön verdiğini öne süren kuramların en önemlisinin Raymond Aron’a ait olduğunu söyletebiliriz.
Toplumsal Sınıflar ve Seçkinler
Marksist kurama göre, toplumsal ve siyasal değişmenin itici gücü, toplumsal sınıflar arasındaki çatışmadır. Bu çatışmayı ise, üretim araçlarının üzerindeki özel mülkiyet doğurur.
Gerek Pareto e gerekse Mosca toplumsal sınıfların sadece seçkinler arasındaki kavganın destek gücünü oluşturduğu görüşünü savunurlar.
İktidarın El Değiştirmesi
İktidarın dışında kalan güç yada güçler, devletin otoritesinin ve toplumsal barışın sürekliliğini tehlikeye sokarlar.
Sağlıklı bir siyasal sistem, güç dengelerindeki değişikliğe koşut olarak siyasal iktidarın el değiştirmesine olanak veren kuralları ve süreçleri içeren bir sistemdir.
Çağdaş sanayi toplumlarında “ekonomik iktidar” kavramının yanında bir de “toplumsal iktidar” kavramını eklemek gerekmektedir.
Toplumsal düzenin şu ya da bu ölçüde değişmesini isteyen güçler için, siyasal iktidara ulaşma yolunun genellikle ekonomik bunalım dönemlerinde açılması bundandır.
Toplumsal iktidar dengesine ters düşen, ama ekonomik iktidara dayanarak sayısal çoğunluğu sağlayan ve siyasal iktidar olanlar, toplumsal patlamaları önleyemezler.
Siyasal iktidarın, ya ekonomik iktidara ya da toplumsal iktidara dayanarak oluşması söz konusudur.
DEVRİM SOSYOLOJİSİ
Devrimci Düşünce ve Eylem
Bilinç öğesinden yoksun toplumsal patlamalar, devrim sürecine, ancak dolaylı olarak katkıda bulunabilen ayaklanmalar olarak kaldılar.
Umudun olmadığı yerde devrim de olmaz.
Kötü bir hükümet için en tehlikeli an, o hükümetin kendi kendisini düzeltmeye başladığı andır.
Crane Brinton, İngiliz (1640-49), Fransız, Amerikan ve Sovyet devrimlerini ortak noktalarını saptıyor.
  1. belitli bir gelişme düzeyine
  2. şiddetli sınıf çatışmalarına
  3. aydınların rejimi tam anlamıyla terk etmiş oluşuna
  4. hükümet organlar,, yetersizlikten ya da ihmalden dolayı işlemez duruma gelmişti
  5. yönetici sınıf, kendine olan güvenini yitirmişti
  6. parasal sorunları
  7. ilk hareketleri hükümet güvenlik güçlerini kullanarak bastırmak istemişti.
Devrim ve Karşı Devrim
“Düzen değişikliği”
“Egemen sınıf”, üretim araçlarının mülkiyetine değil, üretim ve paylaşım sürecinde karar verme, denetleme, yönlendirme yetkisine sahip bulunanlardan oluşmaktadır.
İhtilal, siyasal iktidarın sınıfsal yapısının değişmesidir.
Ekonomik iktidarın sınıfsal yapısı, siyasal iktidarın yapısına uygun olarak değiştiği ve ikisi arasında özdeşleşme sağlandığı zaman, devrim gerçekleşmiş demektir. Devrim, anlık bir değişme değil, uzunca bir sürecin ürünüdür.
Devrimleri ikiye ayırarak inceleyebiliriz: bir evrim sonucu oluşan devrimler vardır. Fransız Devrimi üstyapıyı altyapıya uydurmaktır.
İkinci gurupta belirli tarihsel koşullardan yararlanarak, toplumların evrimini hızlandırmak, bazı evreleri atlamak amacı taşır. Sovyet, Türk devrimleri.
Birinci türden devrime, daha çok gelişmiş ülkelerde, ikinci türden devrime ise, evrimleşme sürecinde geride kalmış olanlarda rastlanır.
Devrimi, bilinçsiz bir ayaklanmadan, kızgınlık birikimlerinin kırıp dökmeye dönüşmesinden ayıran ana özelik, sahip olunan “devrimci bilinç”tir.
Her devrim, iktidarın sınıfsal yapısının değişmesiyle başlar.
Karşı-devrim, ideolojik açıdan devrimin tersi iken, eylem açısından devrime çok yaklaşır.
SİYASAL UZLAŞMA
Propaganda, siyasal katılma, uzlaşmaya giden yollardır.
KAMUYU VE PROPAGANDA
Münci Kapani’nin “Kamuoyu, belli bir zamanda, belli bir tartışmalı sorun karşısında, bu sorunla ilgilenen kişiler gurubuna veya guruplara egemen olan kanattır.
KAMUOYUNUN OLUŞUMU
Araçlar ve Aracılar
Kanı, kişisel tutumun belirli bir soruya verdiği yanıttır.
Süreçler ve Propaganda
Kitlelerin “bilinçli bir sağduyusu” olduğu görüşü bilimsel değil, ideolojiktir.
Kamuoyundaki değişme, en ılımlılarından başlayarak, zamanla ağır ağır gerçekleşir.
Propagandanın kurlaları:
  1. Basitleştirme ve tek düşman kuralı- konuyu basitleştirip
  2. Kabaca, genel ifadelerle anlatma kuralı- “Her propaganda, anlatım düzeyini, yöneldiği kitleler içindeki en düşük anlama yeteneğine göre düzenlemek zorundadır.
  3. Tekrar kuralı-
  4. Sevileni kullanma kuralı
  5. Oybirliği ile bulaşma kuralı
Karşı-propaganda taktiklerinden birisi de, karşı görüşten çok, o görüşü savunan kişi ya da kişileri yıpratmaya yöneliktir.
FARKLI TOPLUMLARDA KAMUOYU VE PROPAGANDA
Çoğulcu Sistemlerde Kamuoyu
Kanının halk arasında yayılmasını sağlamakla, kanının halk tarafından oluşturulmasını sağlamak. Birinci durum baskı rejiminde, ikinci durum ise demokratik rejimlerde söz konusu olabilir.
Çoğulcu toplumlarda oluşan kamuoyu ile tekilci toplumlarda güdülen kamuoyu arasındaki temel fark, bu konuda bir devlet tekelinin bulunup bulunmamasından kaynaklanmaktadır.
Tekilci Sistemlerde Kamuoyu
Çağdaş siyasal propaganda tekniklerinin gelişmesine en büyük katkıyı Hitler ve Göbbels’in yaptığı söylenebilir. Göbbels, Alman halkının “Hıristiyan uygarlığını savunmak için” savaştığını söylerken, Leninci sloganlar akılcı ve somut bir temele dayanırken, Hitlerci sloganların tek amacı duygulara ve heyecanlara hitap etmekti, halkta kin ve kudret arzusu yaratmaktı.
Hitler: “Halk büyük çoğunluğuyla kadınsı bir ruh haline sahiptir. Düşünceleri ve davranışları, akıl yürütmenin ürünü olmaktan çok duygularının yarattığı izlenimlerinin ürünüdür. (…) İktidara geldiğimiz zaman, her Alman kadının bir kocası olacaktır.”
Hitler, “garip bir irade”nin kitlelere egemen olması için en uygun zamanın akşam saatleri olduğuna bile dikkat etmiş ve bunu kullanmıştır.
Geri Kalmış Ülkelerde Kamuoyu
Ülke geliştikçe kentleşme oranı da artmakta, eğitim düzeyi yükselmekte, etnik bölünmelerin yerini toplumsal iş bölümünün yarattığı bölünme ve örgütlenmeler almakta, kitle iletişim araçları gelişmekte, kamuoyunun etkinliği artmakta ve rejim demokratikleşmektedir.
SİYASAL KATILMA VE SEÇİMLER
Yurttaşların, devletin çeşitli düzeylerdeki karar ve uygulamalarını etkileme eylemlerine siyasal katılma diyoruz.
SİYASAL KATILMA
Katılmanın İşlevi, Biçimi ve Düzeyi
Bir rejimin demokratikliği, halka tanıdığı siyasal katılma olanakları ile ölçülür hale geldi.
Katılma yollarının açık bulunması, toplumsal gerilimi azaltıcı, yurttaşlık duygularını güçlendirici bir etki yapar.
Seçim yolunu açık tutmakla birlikte, halkın sorunlarını ve eleştirilerini dile getirme olanaklarını kısa rejimler, bir tür seçkinler yönetimini istiyorlar demektir.
Batılım olanakları değişik bir biçimde arttıkça, toplumdaki güçler dengesinin siyasete barışçı yollardan yansıması ve siyasal istikrarın artması doğaldır.
Siyasal katılma, sistemin barışçı yollardan zaman içinde değişmesine olanak tanırken, aynı zamanda karşı güçleri sistemle bütünleştirmiş ve bir anlamda sistemi de güçlendirmiş olur.
Faşist ve komünist rejimlerdeki siyasal katılmanın işlevi ve amacı “seferber etme”.
R.A. Dahl katılmanın dört boyutta : İlgi, önemseme, bilgi ve eylem. Deniz Baykal’ın önerdiği; siyasal olayları izleme, tutum takınma ve karışma.
Katılmayı Belirleyen Etkenler
Etkenleri: Yaş ve cinsiyet, aile, eğitim, meslek, gelir, yerleşme biçimi.
Araştırmalar, siyasal katılma eğimlinin orta yaş guruplarında diğerlerine oranla daha yüksek olduğunu gösteriyor.
Kadınların siyasete duydukları ilginin erkeklerden daha az.
Gelir düzeyi ile siyasal katılma eğiliminin doru orantılı olduğu.
En etkin siyasal katılmanın genellikler serbest meslek guruplarında görüldüğü.
Büyük kentteki katılma daha bağımsız ve daha bilinçli iken, kırsal kesimlerdeki katılma çoğunlukla bağımlıdır.
SEÇİM SOSYOLOJİSİ
Ülkeyi, çoğunluk adına bir azınlığın yönettiği doğrudur. Ama yönetime gelme yolunun tüm toplum kesimlerine açık olması koşuluyla, bu durumun demokrasiyle bağdaşmadığı öne sürülemez.
Oy Vermede Rol Oynayan Etkenler
Lipset ve Kazarrsfeld, sandık başına gidip gitmemekle ilgili olarak dört genel eğilimden: (1) Hükümetin izlediği siyaset, bir toplumsal gurubun çıkarlarını ne kadar yakından etkiliyorsa, o toplum kesimindeki oy verme eğilimi o kadar çok artar. (2) Hükümet kararlarının kendisiyle ilgili sonuçları konusunda bir toplum kesimi ne kadar çok bilgi sahibiyse , o toplum kesimindeki oy verme eğilimi o kadar artar. (3) siyasal katılım yönünden baskılar (4) baskılar aynı yönde olduğunda katılma eğilimi artarken, zıt yönlerde olduğu zaman katılma eğilimi azalır.
Seçmeni çıkarı dışında etkileyen dört nedenden söz edebiliriz: Güvenlik isteği, saygınlık isteği, duygusal bağlılık, dinsel ve siyasal inançlar.
“Oy”un yönünün belirlenmesinde rol oynayan daha somut değişkenlere:
  1. Tarıma dayalı yarı-kapalı geleneksel toplumdan, endüstriye dayalı açık çağdaş topluma geçildikçe, oy vermedeki yöresel ve bölgesel etkiler azalmakta, toplumsal sınıfların etkisi artmaktadır.
  2. Sanayileşmenin ilk aşamalarında kitleler yaşam koşullarının iyileşmesinden etkilenip tutuculaşabilmektedirler.
  3. Gelir dağılımındaki payı azaltan esnaf-zanaatkar kesiminde faşist ve gerici eğilimler gelişmeye başlamaktadır.
  4. Sanayileşmenin ve kentleşmenin arttığı yörelerde sol oylar artarken, geleneksel toplum yapısının değişmediği ya da çok az değiştiği yörelerde durum tersine olmaktadır.
  5. Güncel önemli olaylar, özellikle kararsız, seçmenlerin oyları üzerinde etkili olabilmektedir.
Seçme ve Seçilme Eşitliğini Bozan Nedenler
Seçme eşitliğini bozan engelleri, hukuksal, toplumsal, ekonomik olarak.
Oy hakkına cinsiyetle ilgili olarak getirilen kısıtlama, hiçbir toplumsal gücü hedef almadığı için, varlığını çağdaş demokrasilerde de en uzun sürdürebilen kısıtlama oldu.
“Gizli oy, açık sayım”
Seçme eşitliğini bozan hukuksal engellerin “tek türlü çoğunluk sistemi”nden.
Demokrasiler, seçme eşitliğini sağlayacak önlemleri alabildikleri ölçüde, gerçeklik kazanır ve sağlıklı işler.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?