Siyasal Sistemler – Ahmet Taner KIŞLALI

SİYASAL SİSTEMLER
ÇOĞULCU SİSTEMLER
Çağdaş demokrasiler, liberal demokrasi ve sosyal demokrasi olmak üzere iki aşamada incelenebilir.
Demokrasi Kuramı
Demokrasi tarihi, insanlar arasında kökenli eşitsizlikleri gidermek için verilen savaşım tarihidir.
Sofistler, öncelikle, değişmez ve tek bir “dığru” olduğu inancını yıkmak için çaba gösterdiler.
Ünlü sofist Protagoras’ın koyduğu ilkeye göre “İnsan her şeyin ölçütüdür.
Aristo, demokrasi için kalabalık bir orta sınıfın varlığını şart görüyordu.
John Locke’a göre, insanlar eşit ve özgür oldukları “doğa durumu”ndan toplumsal yaşama, güvenliklerini sağlamak için geçtiler. Eğer siyasal iktidar, koruyacağı yerde doğal hakları çiğnerse, devrim hakkı doğar.
Montesquieu, kuvvet ayrımı düşüncesini geliştirdi.
Jean-Jancques Rousseau ise, her alanda eşitliği tam bir demokrasiyi savundu.
Rousseau’ya göre özgürlüklerin güvence altında olabilmesi, servet eşiyliği dahil, insanlar arasında eşitliğin sağlanabilmesine bağlıydı.
Tocqueville’e göre, Amerika’da demokrasinin gelişmesini kolaylaştıran en önemli öğelerden birisi, Avrupa’daki gibi, eski ayrıcalıklı bir sınıfın (aristokrasi) varolmayışıdır. Güçlü bir orta sınıf bu sayede oluşabilmiştir.
Özgürlüklerin korunabilmesi ,için, Terinden yönetim ve kitle örgütleri.
John Stuart Mill, devletin “özgürlüğün koşullarını yaratmak” gibi bir görevi olduğunu savundu.
Demokrasinin evrensel nitelikli üç temek öğesi: Seçim, özgürlük ve bağımsız yargı. Demokrasi, azınlıkta olanların da güvence altında olduğu, özgürlüklerle saygılı bir çoğunluk yönetimidir.
Hak ve özgürlükler, patlamaların nedeni değil, büyük patlamaları önleyecek “güvenlik kapakçıkları”dır.
Üretim sürecinde özel mülkiyetin egemen olması, ekonomik demokrasinin varlığı halinde, büyük burjuvazinin egemen sınıf olduğu anlamına gelmez.
Demokrasinin temel niteliklerini: özgür genel seçimlerle; bağımsız yargı; siyasi partiler; kitle örgütleri; özgür kitle iletişim araçları.
Demokrasinin var olabilmesi için gerekli ekonomik koşullar incelendiğinde; (a) En azından, bireylerin yaşamsal gereksinimlerinin (yeme ve barınma gibi) karşılanabildiği bir üretim düzeyi; (2) Ekonomik yaşamdaki etkililikte, belirli bir sermaye-emek (işçi-işveren) dengesi; (3) Toplumsal sınıflar arasında çok büyük gelir farkının bulunması.
Demokrasinin varolabilmesi için gerekli toplumsal koşulların başında ise şunlar geliyor: (1) Ulusal bütünlüğü sağlamış olması ( 2) Hiçbir toplumsal sınıfın direği üzerinde kesin bir üstünlüğünün bulunmaması (3) toplumsal sınıflar arasındaki geçiş alışkanlığının yüksek olması (4) toplumda çoğunluğun, kitle iletişim araçlarını izleyebilecek eğitim düzeyinde bulunması (5) insanların eşitlik ve özgürlüğüne, hoşgörü ve uzlaşmaya dayalı bir değer sisteminin, ulusal kültüre egemen olması.
Siyasal Demokrasi
Siyasal demokrasi, tarihsel evrim içinde, büyük ölçüde, toprak soylular (aristokrasi) ile kent soylular (burjuvazi) arasındaki savaşın ürünüdür.
Fransızca “parler” (konuşmak) sözcüğünden kaynaklanan parlamento, çıkış noktasında, krala danışmanlık yapan soylular ve yaşlılardan oluşan bir kuruldu.
Derebeylik düzeninin oluşmasında, iki etken ana rolü oynamıştı: Doğu ticaret yollarının kapanması ve kentlerin güvenliğinin azalması. Doğu ticaret yollarının kapanmasının nedeni, geçiş bölgelerinin, İslam toplumlarının egemenliğine geçmesiydi. Kentlerde güvenliğin azalmasının nedeni ise, Barbar istilaları olarak adlandırılan Norman ve Macar istilalarıydı.
Derebeylik düzeninin 11. yüzyıldan başlayarak çözülmesinde, Haçlı seferleri, İskandinav halklarının Rusya üzerinden geliştirdikleri ilişkiler, doğu ticaret yollarının yeniden açılmasını sağladı ve kentlerdeki ticaret yaşamı canlandı. Avrupa’nın yünlü kumaşlarına da Doğu’da önemli bir Pazar doğdu.
Yün ticareti hayvancılığı özendirirken, işsiz kalan çiftçiler kente akın ederken, toprak fiyatları arttı.
İngiliz deneyinin bir başka önemli yanı da, din etkisinin çok daha az oluşudur. Krala bağlı bir “Anglikan Kilisesi” oluşmuştur.
1215 tarihli “Manga Chata” kralın yurttaşların özgürlükleri ve malları üzerindeki keyfi müdahale yetkisini kaldırıyordu. 1628 yılında, “Haklar Bildirisi”ni (Petition of Rights) yayınladı.
Oliver Cromwell önderliğindeki bir halk or

dusunun krala savaş açmasıyla, 1649 yılında Avam Meclisi’nin kararı ile kralı idam etmesiyle sonuçlandı. İngiltere bir diktatörlük dönemi yaşadı. 1689 yılında parlamento, ünlü “Haklar Yasası”nı (Bill of Rights) yayınladı.

İlk sürekli İngiliz yerleşim merkezi, 1607 yılında Virginia’da Jamestown adıyla kuruldu. Kuzey Amerika’ya ilk yerleşen göçmenler arasında İngilizler, onların içinde de “Püriten”ler ağırlıktaydı.
Püritenlik, Hıristiyanlıkta her türlü yenilgiye karşı, katı ahlakçı, ama “Tanrı önünde eşitlik” ilkesi nedeniyle eşitliğe bağlı bir tarikat idi. İngiliz kilisesine karşı oldukları için, zamanla İngiliz sömürgeciliğine de karşı çıktılar. Ve 1776 Amerikan Devrimi’nde de rol oynadılar.
Amerika’da siyasal demokrasi, Avrupa’daki gibi, bir aristokrasi-burjuvazi çatışmasının ürünü olarak doğmadı. Avrupa’nın katı rejiminden kaçarak, özgürlük düşünceleriyle birlikte bu ülkeye gelenlerin, İngiliz sömürgeciliğine karşı başkaldırmasıyla gerçekleşti.
Halkın seçtiği meclislerde, İngiliz kralının atadığı valiler arasında sürekli bir sürtüşme vardı. Thomas Jefferson “Bağımsızlık Bildirisi” ise 4 Temmuz 1776’da yayınlandı. İngiltere’deki Cromwell deneyinin etkisiyle, “Ordu her durumda, sivil gücün emri altında bulunmalı ve sivil güç tarafından yönetilmelidir.”
26 Ağustos’ta ise, ünlü “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi” yayınlandı.
Tıpkı Marx ve Engels’in 1848’de yayınlayacakları “Komünizm Manifestosu” gibi, bu da “Liberalizmin Manifestosu”dur.
Siyasal demokrasi, çoğunluğun yönettiği, azınlıkta olanların ise yönetimin keyfiliklerine karşı konduğu bir rejimdir. İktidarın sınırlandırılması, yargı denetimi, çağdaş liberal demokrasinin vazgeçilmez öğelerindedir.
Sosyal Demokrasi
Siyasal demokrasi, kapitalizmin gelişmesi sonucu, ekonomik bakımdan güçlü sınıflar arasında ortaya çıkan çatışmanın sonunda oluşan bir güçler dengesinin ürünüdür.
Sosyal demokrasi, sanayi devriminin ve onun ortaya çıkardığı güçlü bir işçi sınıfının etkisiyle olmuştur. Eğer işçi sınıfı olmasaydı, siyasal demokrasi, ekonomik bakımdan güçlü sınıfların gereksinimlerine yanıt veren bir azınlık demokrasisi, bir tekelci demokrasi olarak kalacaktı.
Yeni toplum kesimlerinin işlere karışmasını ve zayıf olanı korumasını gerektiriyordu. Sosyal demokrasi böyle doğdu.
“Sosyal devlet” kavramı, 1961’den başlayarak Türk anayasalarına girdi.
Sosyal demokrasinin oluşumunda iki önemli deneyimden söz edebiliriz. : İskandinav ne İngiliz. İkisi de. Güçlü bir komünist hareketin rekabetinden uzakta ve işçi sendikalarının büyük desteği ile geliştiler.
Siyasal demokrasi, “hukuk devleti” kavramını, sosyal demokrasi de “toplumsal adalet”, “sosyal devlet” devlet kavramı yaratmıştır.
TEKSTİLCİ SİSTEMLER
Demokratik rejimlerle baskı rejimlerini ayıran en önemli ölçüt, kendisine iktidar olma yolunu açık tutan, bir yasal muhalefetin bulunup bulunmamasıdır.
Diktatörlük Kuramı
Duverger, dikta rejimlerini “sosyolojik diktatörlükler” ve “teknik diktatörlükler” olarak ikiye ayırıyor. Sosyolojik diktatörlükler, toplumdaki yapısal ve inançsal bunalımların sonucu olarak doğar. Teknik diktatörlükler ise, Dverger’ye göre, koşulların ürünü bir zorunluluk olmaktan çok bir tür “parazit” sayılabilir.
Marksist Rejimler
Tüm üretim yapan işçi, kendi ürettiği mal üzerinde h,ç bir söz hakkına sahip değildi. Ama devlet bu üretim, dağıtım ve paylaşma biçimini korumak üzere örgütlenmişti.
Proletarya diktatörlüğü, eskiden burjuvazinin, işçi sınıfına karşı kullandığı, devletin baskı olanaklarını, bu kez işçi sınıfının burjuvaziye karşı kullanılması anlamına geliyor.
Marx’ın gelişmiş kapitalist ülkeler için ön gördüğü, önce İngiltere’de, Almanya’da beklediği devrim, yarı kapitalist-yarı feodal olan Çarlık Rusyasında patlak verdi.
Ekonomik nedenler: Bölüşüm katkıya göre değil, bulunan konuma (mevkiye) göre yapılıyordu.
Siyasal nedenler
Dış Etkenler: “Glasnost” baskı rejiminin, “Prestohika”da ekonomik geriliğin ilacı olarak öne sürüldü.
“Öte yandan sosyalist eleştiri kapitalizmin sosyalleşmesini sağladı”
Sosyalist düşüncenin değil, ama “merkezi zorunlu planlama+devlet mülkiyeti+tek parti diktatörlüğü” olarak özetleyebileceğimiz komünizmin sonunu haber vermektedir.
Teknoloji geliştikçe, “emeğin sömürülmesi” azalıyor. Komünistler oy verenler komünist bir rejim kurulsun diye değil, düzene tepkiyi en iyi dile getirebilmek için veriyorlar.
Faşist Rejimler
İlk faşist rejim 1922 yılında İtalya’da doğdu. 1933 yılında Alman Nazizmi, 1927 yılında Portekiz’de, 1930 yılında Japonya’da ve 1938 yılında İspanya’da kuruldu.
Marksizm maddeci ve faşizm ülkücüdür. Faşizm, eşitsizlikçi ve ırkçı bir ideolojidir.
Faşizm, eşitsizlikçi ve ırkçı bir ideolojidir.
Her şey devletin içinde olmak zorundadır. “Tek şef, tek örgüt, tek devlet” biçiminde özetlenebilecek olan faşist totaliterlik, faşist tekelcilik, işte bu zihniyetin ürünüdür.
Faşizm, İtalyanca “fascio” sözcüğünden kaynaklanmıştır. Fascio güç ve birlik simgesidir.
Faşist propaganda, ulusçulukla birlikte, bir ölçüde kapitalizm ve büyük sermaye eleştirisini de içeriyordu. Ekonomik bakımdan etkilenen alt sınıflar ile küçük mülkiyet sahibi orta sınıfların desteği böylece sağlandı. Ama faşist rejim oluşunca, büyük sermayenin çıkarları yönünde işledi. Tıpkı İtalyan faşizminde olduğu gibi, Alman Nazizminde de çıkarlarına hizmet edilen toplum kesimi ile dayanılan ve kullanılan toplum kesimi aynı değildir. Hitler de, iktidara ulaşmasını üç koşulun bir araya gelmesine borçlu olmuştur: Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmak sonucu kırılan ulusal gurur, komünizm tehlikesi ve 1929 yılında patlak veren büyük dünya ekonomik bunalımının yarattığı iflaslar ve işsizlik.
Bir görüşe göre faşizm, yeterince dış Pazar ve hammadde bulamayan sanayileşmiş kapitalist ülkede ortaya çıkmıştır.
GERİ KALMIŞ ÜLKE SİSTEMLERİ
Geri Kalmışlığın Nedenleri ve Özellikleri
Geri kalmışlığın ırksal nedenlere dayandırılamayacağını vurgulamak gerekir.
Geri kalmışlığın nedenlerinin başında coğrafi etkenler gelir. Kültürdür.
Rudolf Hilferding, emperyalizmin üç aşamadan geçtiğini söylüyor. Birinci aşamada, ticaret yoluyla etkiliyor. İkinci aşamada, hammadde ve tarımsal uzlaşmaya. Sanayi üretimini gelişmişler, hammadde ve tarım ürünü üretimini ikinciler üstleniyorlar.
Eski sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmalarını kazanmaya başlamalarıyla birlikte, üçüncü aşamaya giriyor. Emek-yoğun geri teknolojileri seçip, gelişmiş ülkeler, geri kalmışların zayıf burjuvazisiyle işbirliği yapıp, o ülkelere “yabancı sermaye” aracılığıyla girmenin yolunu buluyorlar. Sanayileşmek için yabancı sermaye ve yabancı teknolojiye gerek duyan ülkelerin borç yükü sürekli artarken, giderek daha bağımlı duruma geliyorlar.
Az Gelişmiş Demokrasiler
Geri kalmış ülkelerin, demokrasinin özünden çok biçiminden yararlandıklarını söylemek yanlış olmaz. Yalnız Hindistan, Türkiye ile birlikte, parlamenter sistemi demokratik bir ylnde geliştirip, yaşatma şansına sahip oldu.
Kemalist model, özellikle Ortadoğu ve Afrika ülkeleri üzerinde etkili olurken, Latin Amerika üzerinde de Meksika modeli etkili oldu.
Tek Partili Rejimler
Ekonomik kalkınma toplumsa uyanışın gerisinde kaldığı, toplumsal düzen yarattığı beklentileri karşılayamadığı için, doğan huzursuzlukları bastırmak, patlamaları önleyebilmek, insanları daha azına razı edebilmek için, baskı rejimleri kaçınılmazlaşabiliyor.
Askeri Diktatörlükler
Sermaye sahipleri de, emekçi kesimler de yeterince göçlü değildir. Bu iki temel sınıfın güçsüzlüğü, ordunun rejim içindeki ağırlığını ve daha bağımsız hareket etme olanağını arttırır.
Askeri diktatörlüklerden, genellikle emekçi toplum kesimleri zararlı çıkar.
1960-70 yılları arasında dünyada görülen 93 darbe ve devrimden 92’si geri kalmış ülkelerde ortaya çıkmıştır.
(Türkiye’de, 27 Mayıs bir grup genç subayın ürünü idi; 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde ise emir-komuta zinciri işledi.)
Duverger’nin: Gelişme düzeyi yükseldikçe, ordunun ülke yönetimine el koyma olasılığının azaldığını, ama yönetime el koyduğunda da, bunun tutucu olma olasılığının arttığını söyleyebiliriz.
Günümüzün ileri savaş teknolojisi, teknisyen nitelikli, hatta bilim adamı nitelikli subayları ön plana çıkarıyor.
Ortadoğu olmak üzere, geri kalmış ülkelerde krallara karşı yapılan darbeler, genellikle aristokrat kökenli subayların uzaklaşıp, ordunun daha halkçı bir nitelik kazanması sonucunu da verir.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?