Twilight

Türkiye’de hatrı sayılır bir haysan kitlesi bulunan Twilight’ın beyaz perde uyarlamasını nihayet izleyebildim. Tabi Stephenie Meyer’in aynı adlı kitabını okumadığım için uyarlama konusunda pek bir şey söyleyemeyeceğim. Az çok konusu biliniyordur zaten filmin. Durağan geçen sahneler boyunca hadi ne olacak olsun bitsin tarzında cümleler kurmadım değil. Ancak bizim vampir filmlerimizin karakteristik çizgisi dışında olduğu için böyle bir tepki de vermiş olabilirim. Film boyunca pek eksik göremedim. Yani her şey gerektiği gibi. Her ne kadar bazı gelişmeler bana sıradan gelse de filmi şöyle özetleyebilirim.

Bu filmdeki vampirler bizim vampir tanıyıp, bildiğimiz vampir cemaatine biraz ters vampirler. Mesela güneçşışığında ölmeyip üstüne üstlük altın gibi (şöyle bir benzetme yapsam uygun olur mu? Sahneye çıkan Fatih Ürek gibi parıl parıl..) parlıyorlar. Tabi bizim vampir tabirimize aykırı olduğu için ilk başta bir yadırgıyoruz ancak sonra göz alışınca bir anormallik olmuyor.

Filmde işlenen aşk teması o kadar basit işlenmiş ki, hani siz nasıl, neye, neden aşık oldunuz gibi sorular geldi aklıma. Kız yeni okuluna başlar. Herkes sıcak sevecendir. Okulun cool grubundan bir erkeği görür bir iki derken âşık olurlar. Bu kurduğum cümle sıradan bir Amerikan gençlik filminde yegâne gördüğümüz olaylardan biri. Tabi olay elemanın vampir olmasıyla biraz daha zor hale getirilmeye çalışılmış ancak film bu izlenimi vermemiş.

Öncelikle bu gizli sırrı bizde Bella ile birlikte merak ediyoruz. Edward kendi hikayesini anlatmasa da tüyo vermekten geri kalmıyor. Sonunda her ikisi de olayı kabullenince olay geliyor Bella’nın Edward ile tanışması safhasına. Buraya kadar sıradan bir gençlik filmi izliyorsunuz.

Filmin en sevdiğim sahnelerinden birisi de beysbol sahnesidir. Bu zamana kadar kaç beysbol sahnesi izledim hatırlamıyorum ama bu filmdeki izlediklerim atasında özel bir yere sahip oldu bu kesin. Aile beysbol oynarken kötü vampirler gelir ve içlerinden en kötüsü Bella’nın konusunu alır ve onun peşine düşer… İşte film bu saatten sonra hareketlenmeye başlar… Bizimkiler kaçar kötü vampirler kovalar…

Sayıyorum basit ve kısa bir özet yaptım. Birazda vakitsiz ve bölük bir yazı oldu…

Eğer klasik bir vampir filmi arıyorsanız, tavsiye etmiyorum ama farklı bir vampir deneyimi için birebir. Ancak şunu demeliyim ki sanıyorum kitabı okumak daha iyi bir etki bırakır insanın üzerinde. Çünkü günlük hayatları olan ve beklide gördüğünüz insanların vampir olabilme dürtüsü daha iyi insanların üzerine sindirilmiştir…

 Yönetmen
Oyuncular
Kristen Stewart Bella Swan
Robert Pattinson Edward Cullen
Billy Burke Charlie Swan
Ashley Greene Alice Cullen
Nikki Reed Rosalie Hale
Jackson Rathbone Jasper Hale
Kellan Lutz Emmett Cullen
Peter Facinelli Dr. Carlisle Cullen
Linkler

Comments

facebook'ta yorum yazın

Twilight” üzerine 2 düşünce

  1. ofori

    Bende kitabını okumuştum ama nedense elim bir türlü filmine gidemiyor; sonunda ne kadar bu kadar uzun süre bekledim izlemek için dşiyerek pişmanda olabilirim..Bakalım nasip ne zamana olacak..

    Cevapla
  2. Joey Potter

    Filmi sinemda izledim. İlk blog yazımda bununla ilgiliydi. Nefret ettim diyebilirim. Kostümi makyaj oyunculuk hepsi yerlerdeydi. İkinci yarıda biraz toparlamaya çalışmışlar ama olmamış. Filme giden herkesin kitabı okuduğunu varsaymak da ayrı bir saçmalık. Ben okumadan gittim ve hiç bir şey anlamadım. Arkadaşım daha sonra kitabını verdi o da filmden nefret etmişti. Beraber gittik çünkü neyse başladım okumaya. Allahım bu ne berbat bir çeviridir. İnsan hiç mi özenmez. Daha sonra orjinali okuyanlardan öğrendim ki. Kötü olan Stephene Mayer’ın anlatımıymış. Gerçi çeviri yinede kötü ayrı mesele. Valla ben Edward diye ölmedim. Kitabıda bitiremedim dayanamadım. Biri bana anormal olmadığımı söylesim Lütfen :)Edwarda ölüp bitmeyen bir ‘dişi’ 😛 ben mi varım ya :))

    Cevapla

fikrin nedir?