SİYASİ TARİH 1918-1994

ORTADOĞU’DA ÇATIŞMA VE DÜNYADA BUNALIM (1956-1962)

Ortadoğu’da Çatışma

Ortadoğu’nun Önemli ve Temel Sorunları

Ortadoğu bölgesi, yirminci yüzyılın ikinci yarısında dünya egemenliği peşinde koşan “süper” devletlerin etki alanı mücadelesine konu olmuştur. En çok petrol rezervi olan bölgelerin, en az petrol tüketen bölgeler olmasıdır. Bölgedeki din mücadelesi 1500 yıldır bitmemiş, petrole daha bağımlı olan Batı Avrupa ülkeleri ile Japonya daha ılımlı ve dengeli bir politika izlemiştir.

Ortadoğu’da petrol, büyük devlet çatışmasının temel nedeniyse, bu çatışmayı şiddetlendiren unsur da çatışan Arap ve İsrail milliyetçiliğidir. Çatışmaların çözümünü olanaksız olmasa bile çok zor durumu getiren unsur, milliyetçilikle de bağlantılı olan “din”dir. Müslümanlar, birlik olmamasıdır.

1948 Arap-İsrail Çatışması

            Çatışmanın Temeli

Siyonist hareket, yani tüm Yahudilerin Filistin’e dönüp burada bağımsız bir devlet kurmaları, Thedor Herzl. 1917 tarihli Balfour Bildirisi ile Filistin’de Yahudilere “ulusal bir yurt”. İkinci Dünya Savaşı başladığında Filistin nüfusunun üçte birini Yahudiler oluşturuyordu.

            BM’de Filistin Sorunu

BM’nin kurduğu BM Özel Komisyonu (UNSCOP) 1947 yılında, üzerinde 1.2 milyon Arap’la 570.000 Yahudi’nin yaşadığı Filistin topraklarında iki ayrı devlet kurulmasını ve Kudüs kentinin BM denetimi altına alınmasını önerdi. Araplar bu öneriye şiddetle karşı çıktılar.

Genel Kurul, UNSCOP’un önerilerini kabul etti.

Yahudilere “yurt” verirken Arapların oyuna başvurulmuş değildir. Yahudi “Siyonizm davası”nın emperyalist savunucuları. Avrupa devletleri’nin kanadı, koruyuculuğu ve teşvikiyle Filistin’e gelmişler. Yahudiler karşısında Araplar, kendi yurtlarında “ikinci sınıf yurttaş” durumuna.

            İsrail’in Kurulması ve Savaş

1948 Nisan’ında, Deir Yasin katliamı. Bu olay “Filistin Mültecileri” sorununun da kökenidir.

1948 Mayıs. 14 Mayıs 16:00’da Ben Gurion İsrail’i kurduğunu açıkladı. Yeni devlet 16:30 da ABD ve Sovyetler Birliği tarafından tanındı.

15 Mayıs 1948 tarihinde, yani kuruluşun ertesi günü, güneyden Mısır, doğudan Ürdün, kuzeyden Suriye ve Lübnan orduları saldırıya geçtiler.

1948 yenilgisi İsrail’e karşı “yıpratma savaşı”.

Süveyş Bunalımı

            Çatışma’nın Temeli

Mısır’da 1952 yılında iktidarı tümüyle ele geçiren Cemal Abdülnasır’ı Arap dünyasında Arap milliyetçiliğinin kahramanı durumuna yükselten ve böylece İsrail’e karşı yürüttüğü politikada başarı şansını arttıran olanların başlangıcı, Bağdat Paktı’nın kurulmasıdır. Bağdat Paktı, Arap devletlerini bölmüş, Sovyetlerin Ortadoğu bölgesine sızmasını kolaylaştırmış.

Nasır Çekoslovakya’dan silah almak Asuan barajını yapmak. Nasır 1956 Temmuzunda Süveyş Kanalı’nın millileştirdiğini ilan etti. Süveyş Kanal’ından geçişi düzenleyen 1888 tarihli İstanbul Sözleşmesi, barışta ve savaşta, ister ticaret ister savaş gemisi olsun tüm gemilere açık olmasını hükme başlıyordu. Batı Avrupa’nın petrol yolu artık Nasır’ın denetimi altına girmiş ve özellikle Fransa ile İngiltere için çok karlı olan Kanal Şirketi elden gitmişti.

            İngiltere ve Fransa’nın Saldırısı

Arap-İsrail çatışmasında kanal bölgesine verilebilecek maddi zararları engellemek için, İngiltere ile Fransa ortak harekata girişeceklerdi. İsrail iki Avrupa devletiyle vardığı anlayış birliğinden sonra, 29 Ekim 1956 tarihinde Sina yarımadasını işgal etmeye başladı. ABD ile Sovyetler Birliği, bu açık saldırıya karşı BM’de cephe aldılar. Elden, ateşkes ilan edip 6 Kasım’da kuvvetlerin geri çekildiğini açıkladı.

            İsrail’in Tutumu

1956 Aralık ayına gelindiğinde, İngiltere ile Fransa kanaldan askerilerini tümüyle çekerken, İsrail işgalini sürdürüyor ve gerekli güvenceler verilmeden çekilmeyeceğini söylüyordu. 1 Mart 1957’de güvenceleri söyle sıraladı: Geze Şeridi; Akabe Körfezi, serbest geçiş;

            Sonuçları

Süveyş saldırısından Mısır kazançlı çıktı. Süveyş kanalı üzerinde tam bir denetim sağladı. Mısır’da İngiliz etkisi ortadan kalkmış oldu.  Mısırın Kurtuluşu: bir devrimin felsefesi. Arap Bölgesi; Afrika Bölgesi; İslam Bölgesi. Sovyetler Birliği’nin Ortadoğu’da prestiji arttı. ABD tıpkı Sovyetler Birliği gibi prestij kazandı. Eisenhower Doktrini, Arapların gözünde, Batı’nın çıkarlarını korumaya yönelik bir düzenleme biçiminde yorumlandı.

Eisenhower Doktrini

            Temeli

Eisenhower Doktrini’nin temeli bölgedeki olayları uluslararası komünizmin bir parçası.

1953’ü izleyen yıllarda “barış içinde bir arada yaşama”, her türlü ilerice hareketi desteklemeye başladı. “barış içine bir arada yaşama” politikası bağımsız devletlere de sempatik görünüyordu.

            İlanı

9 Mart 1957 tarihinde Eisenhower Doktrini Ortadoğu ülkelerinin bağımsızlık ve toprak bütünlüğünü, hayati olarak, 200 milyon dolarlık ödenek de ayırmaktaydı.

Asıl amacı, İngiltere’nin zorunlu olarak bıraktığı boşluğu doldurmak ve Batılı ülkeler için önemli olan petrolün düşman eline geçmesini önlemek olsa gerektir. Arap-İsrail savaşını, komünist müdahalesi olmadan serbestçe çözebilmek Truman Doktrini’nin tüm Ortadoğu’ya yaygınlaştırılması çabası.

            Sonucu

Eisenhower Doktrini’nin ABD açısından beklenen sonucu verdiği söylenemez. Sovyetler Birliği, Mısır ve Suriye, Siyonizm tarafından beslenen emperyalist bir manevra. Hararetle destekleyen Türkiye.

En önemli sonucu, soğuk savaşın yeniden hızlanmasında. Truman Doktrini’nden farklı olarak ABD tek yanlı hareket etmiş.

            Kullanışı

Kral Hüseyin 1957 Nisanında “uluslararası komünizm tehlikesinden”. 6. Filonun gölgesinde ve ABD’nin tam desteğinde, Kral Hüseyin Ülkede Sıkı yönetim ilan ederek tüm siyasal partiler feshetti  ve kendi görüşünde olan yeni bir hükümet kurdu.

            Suriye Bunalımı

ABD’nin Mısır’ı yalnız bırakman için denediği ikinci yol Irak hükümetiyle işbirliği yaparak Suriye hükümetini Batı taraflısı unsurlarca devirmeye çalışmasıdır.

Suriye’nin komünist denetimde olup, komşuları için tehlike oluşturduğunu açıkladı.

            Lübnan Bunalımı

1958 Şubat’ında Mısır ile Suriye arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti kuruldu.

Deniz piyadelerini Lübnan’a çıkardı. Ayrıca Batı Avrupa’dan hava Saldırı Gurubu Adana’ya getirildi ve İngiliz paraşütçü birlikleri, karşılıklardan korkan Ürdün Kralı’nın daveti üzerine Amman!a indi. Hareketin büyüklüğü ve aniliği, şunu açıkça ortaya koymaktadır ki amaç yalnızca Lübnan’daki olayları denetim altına almak değil, eğer fırsat çıkarsa, Irak’a müdahale edebilme noktalarını elde tutmaktı.

            Değerlendirme

Soğuk savaşı yeniden hızlandırmıştı.

ABD’nin yükümlülüklerini yerine getirmede, silah kullanmakta dahil olmak üzere, Sovyetler Birliğine karşı çıkabileceği ve bu durumda Sovyetler’in bir dünya savaşı riskini göze almayarak, edilgin bir tutum takınacağı açıkça ortaya çıktı. Araplar İsrail’e karşı mücadelelerinde ekonomik kalkınma ve Arap birliğini sağlama yolundaki çabalarında, temelde kendi güçlerine dayanmaları gerektiğini de anladılar.

Büyük devletlerinde işin içine karışmasının tehlikelerini.

ABD için Eisenhower Doktrini’nin başarısız bir düzenleme olduğu anlaşıldı.

Avrupa’da Bunalım

Berlin Bunalımı

            Bunalımın Temelleri

1956 Süveyş Bunalımı, Batı bloku içindeki devletler arasındaki ilişkileri kötü yönde etkilemişti.

Stratejik dengede Sovyetler lehine bozulmuştu. 4 Ekim 1957’de bir yapay uyduyu, yani Sputnik’i uzaya yerleştirmesidir. Kıtalararası füze. 18 Aralık 1958’de Atlas füzesi ile “füze boşluğu” doldurulabilmişti. Ama 1957-1958 yıllarında Sovyetler Birliği gerek uluslararası prestij gerek stratejik güç açısından dengenin kendi lehine işlemeye başladığını anlamış ve avantajını kullanmaya çalışmıştır.

            Bunalım

27 Kasım 1958’de Sovyetler Birliği’nin Batılı devletlere verdiği bir notayla başladı. Sovyetler Birliği bu yükümlülükleri Doğu Almanya ta devredince, Batılılar Berlin’e ulaşabilmek için Doğu Alman hükümetine başvurmak zorunda kalacaklar ve çaresiz bu hükümeti tanımak durumuna düşeceklerdi.

Batılıların Almanya konusundaki görüşü Serbest seçimlerle önce Almanya birleştirilmeli sonra tek bir Alman hükümetiyle barış Antlaşması yapılmalıydı ve işe önce Berlin’den başlanabilirdi. Doğu Bloku’nun görüşüyse önce iki Almanya ile ayrı ayrı barış antlaşmasının yapılması ve sonra bu iki Almanya’nın bir konfederasyon biçiminde birleştirilmesiydi.

Amerikan U-2 casus uçağının Sovyetler Birliği’nde düşürülmesi, iki ülke arasında düzelmekte olan ilişkileri baltaladı.

            Belin Duvarı

Berlin “soğuk savaş adası”. Alman Şansölyesi Willy Brandt’ın “Doğu Politikası”nın (Ostpolitik) çerçevesi içinde ve 1971 Eylülünde, İngiltere, Fransa, Sovyetler, ve ABD arasında varılan bir anlaşma ile Batı Berlin’in dokunulmazlığı yeniden kabul edildi.

Sovyetler Birliği’nin bunalım sırasında nükleer denemelere yeniden başlama kararı almasıdır. 17 Ekim 1961 tarihinde Moskova’da Sovyet Komünist Partisinin 22. Kongresi toplandı. Bu kongre, 1958 yılından beri açığa vurulmadan süren Pekin-Moskova anlaşmazlığının ilk kez açığa çıktığı toplantıdır.

U-2 Olayı ve Yol Açtığı Bunalım

U-2 olayı Türkiye açısından da önemli sonuçlar.

            Uçuşların Nedeni

Güdümlü füzelerdeki Sovyet başarısı, ABD’yi tarihinde hiç görmediği büyük bir askeri ve moral bunalım içine sokmuş bulunuyordu. Amerikan toprakları, kıta dışında bir devletin vurucu gücü içine girmiş oluyordu.

Sovyet askeri faaliyetlerinin gözlenip dinlenmesi (birincisi uçak, ikincisi radarla) ABD’nin stratejik planlamalarında büyük bir önem kazanmıştır.

            Uçağın Özellikleri ve Denetimleri

Uçuşun harekat ve yönetimiyse Amerikan Merkezi Haberalma Örgütü’nün (CIA) sorumluluğundaydı.

            Düşürülmesi

Türkiye’ye doğrudan bir tehdit niteliğini taşıyordu.

            Uçuşların Yasaklanması

25 Mayıs 1960’ta U-2 uçuşlarının durdurulmasını emrettiğini söylemiştir.

            Sonucu

George Kennan’a göre “ABD’deki “şahinlerin” sert ve aşırı politikaları, Sovyetler’de de sertlik yanlılarının işine yaramış ve bu devletle ortaya çıkabilecek olan değişiklikleri erteleyerek, 1980’lerin ikinci yarısına kadar uzanmıştır.”

Küba’da “Ekim Füzeleri” Bunalımı

Bunalımın Niteliği

Küba’da “Ekim Füzeleri” bunalımının en önemli özelliği iki nükleer silaha sahip “süper gücün” ilk kez doğrudan karşı karşıya gelmesidir.

İki “süper devlet” 1948 tarihli Berlin ablukasında karşı karşıya gelmişlerdi ancak o tarihte Sovyetler Birliği’nin elinde nükleer silah bulunmuyordu.

Küba bunalımının bir başka niteliği, hem soğuk savaşın doruğunu hem de 1962 sonrasında yavaş yavaş ama kararlı bir tempo da yerleşmeye başlayan “yumuşama” olgusunun temelini.

Bunalımın Temelleri

Amerikan hükümetinin her fırsatta, 1959’da iktidarı ABD’nin “saygın” adamı diktatör Batista’dan, onu uzaklaştırarak devralan Fidel Castro rejimini devirmek istemesidir. ABD bu işi önce Amerikan Devletleri Örgütü (OAS) içinde Latin Amerika ülkelerinin ortak harekatıyla yapmayı denedi.

Mülteciler, tarihe “Domuzlar Körfezi Çıkartması” adıyla geçen harekatta başarısızlığa uğradılar. Sovyetler Birliği’nde ABD’nin bu güç durumundan yararlanmakta gecikmedi ve Castro rejimi de destek olmaya başladı. Küba’nın şeker ihracatının büyük bir bölümünü satın aldı.

Füzeler

Kennedy, 1962 Ekim ayının başında verdiği bir demeçte, Sovyetler Birliği Küba’da saldırgan üsler kurarsa, ABD Küba’ya müdahale edecekti.

Bunalım

Küba’nın denizden abluka altına alınmasına.

Yumuşaman  ilk belirtileri, Kruşçev’in Berlin konusunda ki sert tutumundan vazgeçmesi ve ABD’nin Türkiye’deki  Jüpiter füzelerini sökmeye başlamasıdır.

Pekin Moskova’yı “devrimci davaya ihanetle” suçladı, Moskova ise Pekin’i “serüvencilikle” itham etti.

ABD ile Sovyetler Birliği ise, 5 Temmuz 1963 tarihinde “Nükleer Silah Denemelerinin Kısmi Yasaklanması Antlaşmasını imzaladılar.

ABD hem kendi geleneksek silahlarını arttırmaya başlamış, hem de Avrupalı müttefiklerinden aynı biçimde davranmalarını istemiştir.

Sovyetler Birliği Akdeniz’de geleneksel silahlar açısından daha güçlü bir duruma gelmesinin avantajını anlamıştır.

Washington ile Moskova arasında doğrudan bir haberleşme hattının kurulmasının öneminin açık bir biçimde ortaya çıkmasıdır.

Kennedy ulusal çıkarlarını ilgilendiren bir davada öncelikle tek başına hareket etmiş, daha sonraysa müttefiklerine “danışmıştır”.

Öteki NATO ülkelerinde niçin kendi ulusal çıkarlarının işin içine girdiği bir durumda kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu kendilerinin de aynı yöntemi uygulayamayacağı sorusunu haklı olarak akla getirmiştir.

 

Çok Merkezliliğe Geçiş

Dünya güç odakları, sanki “merkezkaç” kuvvetiyle “kanatlara” kaymıştır.

Çok merkezliliğe geçişin anlaşılır, kolayca görülebilir bir biçim alması, 1960’lara rastlamakta ve süreç bu güne kadar uzanmaktadır.

“Dehşet Dengesi” iki devleti edilgenliğine sürükleyince, çevre devletleri sıkı bir biçimde merkeze bağlı tutmak zorlaşmış, iki bloktan kopmalar başlamıştır. 1956 yılından sonra Amerikan dış ticareti sürekli açık vermiştir.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?