ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ Tayyar ARI

POPPER, KUHN, LAKATOS VE FEYERABEND: BİLİMİN GELİŞMESİ VE

BİLİM/BİLİM OLMAYAN AYRIMI

Olgulardan başlayarak teorisini geliştirir. Deneylerden ortaya ileri düzeyde genel varsayımlar çıkarır. Bu varsayımların olgularla doğrulamayı başarırsa bunlar genel nitelikli teorilere.

Karl Popper

Bilimsel bilginin gelişmesi, “bilimsel kurmaların elenmesi ve daha iyilerle yer değiştiresi sürecidir.

Bilimsel teorileri diğerlerinden ayıran doğrulama (verification) değil yanlışlama (falsification) ilkesidir.

Bilimsel teoriler sınırlanabilir önermelerden oluşmalıdır.

Thomas S. Kuhn

Bilimsel gelişmeyi normal bilim ve devrimci dönemi olmak üzere iki döneme. Yeni paradigmanın yürürlülükteki paradigmanın yerini almasıyla. Bu paradigma değişikliğine Kuhn bilimsel devrim demektir.

Kuhn, bilimin ve bilimsel bilginin gelişmesinde tümdengelimciliği benimser.

Paradigma için disipliner matriks dört öğeden, 1) simgesel genellemeler 2) paradigmanın metafizik kısımları, 3) değerler ve 4) örnekliktir.

Yeni paradigmanın kabul edilmesinde iki koşulun yerine getirilip getirilmediğine bakacaklardır. Birincisi, yeni aday önde gelen ve genle olarak yerleşmiş ve başka türlü de halledilmeyecek olan bir soruna çözüm getirmiş olmak ya da böyle görünmek zorundadır. İkincisi, yeni paradigmanın öncüleri sayesinde bilimde güçlenmiş olan somut sorun çözümleme becerisini büyük bir korumaya elverişli olması gerekir.”

Imre Lakatos

Popper gibi Lakatos da bir teoriye körü körüne bağlılığın entelektüel bir hata olduğunu savunmaktadır. Negatif heuristik ve pozitif bir hata heuristik. Nedenlerden kaçmamızla ne yapmamız gerektiği. çetin öz.

Lakatos, araştırma programlarını bilimsel olup olmamasına göre ilerlemeci ya da gerilemeci. Keşfedilemeyen ya da açıklanamayan yeni birtakım olguları belirlemesi ve açıklamasıdır. Bu özelliği taşıyorsa ilerlemeci yani bilimseldir. Yeni hiçbir araştırma ve keşifte bulunmuyorsa program gerilemeci yani bilimsel değildir.

Paul Feyerabend

Tekbir paradigmaya bağlı bir ideolojiye bağlılık gibi görerek, yapılan çalışmayı ideoloji (sözde bilim) olarak nitelenmektedir.

Çoğulculuğun ve vazgeçmenin bilimin gelişmesinde birlikte bulunduğunu savunur.

Epistemolojik anarşist olarak nitelenen Fayerabend.

4. Davranışsalcılık-Gelenekselcilik Tartışması ve Uluslararası İlişkilerde Bilimsellik Sorunsalı

1950’li yıllarda siyasal realizmin, ütopist ve normalif yaklaşımların yerini alması gibi, 1960’lı yıllarda ikinci bir aşamaya geçilmiş. Davranışsalcı bu dönemde gelenekselci- davranışsalcı.

Geleneksel yaklaşımı benimseyen çalışması büyük ölçüde normatif, geleceğe dönük normatif beklentiler içinde olabilmektedir.

Geleneksel liberal ve idealist felsefi teorinin, Wilson’ın öncülük ettiği idealist paradigma. İdealistler kurumsal düzenlemelere ağırlık verirken geçmişin bilgilerinden ve tarihin hatalarından ders alınması ve barışın tesis edilmesinde bu hataların tekrar edilmemesi üzerinde dururlar.

II. Dünya Savaşı idealist paradigma karşıtlarını ise güçlendirmişti. Carr’a göre, gerçek bir bilimsel çalışma, uluslar arası politikanın doğasını iyi kavrayarak ve davranışlara yön veren gerçekçi unsurlardan hareket ederek olması gereken ziyade olanla ilgilenmeliydi.

Morgenthau’nun üzerinde durduğu üç önemli noktadan ilkine göre, devlet uluslar arası ilişkilerin temel aktörüydü; ikincisine göre, uluslararası politika ve iç politika arasında ayım yapılmalıydı; üçüncü olarak, güç mücadelesiydi.

Doğa bilimlerinin paradigmalarından yola çıkarak toplum bilimlerini ve özellikle uluslararası ilişkilerin analiz edilebileceğini savunan davranışçılar.

Davranışsalcı/kantitatif yaklaşımı benimseyen gelenekselci akıma yönelttikleri eleştiriler.

Kuhn’a göre, her bir paradigma, araştırma yapmak ve mevcut sorunları belirleyip çözmek, için bir temel oluşturmaktadır.

XXI. yüzyıla girmişken karşı karşıya olduğu temel sorun bir paradigma üzerinde anlaşmaya varamamaktır. Uzlaşmamasının sebebi uluslar arası sistemdeki çok parçalılık ve heterojen yapının bilim adamlarına yansıması.

Davranışsalcılığın öncülerinden olan Kaplan, devlet merkezli paradigmaya bağlı kalmıştır.

Gelenekselcilik-davranışsalcılık tartışmasının özünde bir pozitivizm tartışması olmadığını belirtmekte yarar var. Geleneksel-davranışsalcı tartışmasının temelinde aslında davranışsalcı yaklaşımın kaba empirizme ve saf pozitivizme bağlı kalarak ve doğa bilimlerinin yöntemlerini kullanarak, uluslar arası ilişkileri analiz etme çabası vardır. Asıl önemli farklılık pozitivizm ile normativizm arasındadır veya pozitivizm ile post-pozitivistler arasındadır.

Emprik teorilerin bir özelliği, Nesnelik araştırmaların temel unsurlarından birini oluşturmakta; mümkün olduğunca önyargılarla hareket edilmemeye çalışmaktır.

Davranışsalcıların yaptığı gibi felsefe terine teori analiz yerine veri toplama ve anlam yerine sayı üzerinde ısrar edilirse elde edilecek sonucun bilim olmaktan ziyade teknik bir uğraş.

5. Normativizm ve Normatif Teoriler

NORMATİZMİN ANLAMI

Emprik/analitik teoriler siyasal kurumlar, uygulamalar ve değerler arasındaki farklılık sorununa cevap vermemişlerdir.

Normatif teoriler esas olarak felsefe ve etik dünyasıyla ilgilidir. Kant’ın ebedi barış (perpatual peace) yaklaşımı ve uluslar arası federasyon veya Rousseau’nun Avrupa konfederasyonunun düşüncesi, temelinde diğer unsuru.

Olgularla sınırlamaya (doğulama ve yanlışlamaya) uygun değildirler.

Normatif teoriler, idealist ve ütopik teoriler oldukları, emprik teriler ise bilimsellik adına aşırı olguculuğa kaçtıkları için eleştirilmektedir. İkisi arasında bir senteze.

Normativistler, ahlakın ve değer unsurunun göreliliği tezinde karşı çıkmaktadır. Görelilik üzerinde duranlar kozmopolitan anlayışı reddederler. Başka bir deyişle “bazı değerlerin evrenselliği” kavramını kabul etmezler.

Kozmopolitan anlayışın köklerin Roma imparatorluğundaki ortak hukuk anlayışına dayanmaktadır. Değerler toplumları aşarı bir niteliğe sahip olup. Augustine, Aquinass ve Groitus ve diğerlerince daha seküler bir çerçeveye oturtularak genel prensipler, uluslar arası teamül kuraları, içtihat kararları, antlaşmalar ve sözleşmelere dayanan uluslar arası hukuk oluşturdu.

Kant’a göre, bireyini evrensel aklın kabul ettiği ahlak yasalarına uyma sorumluluğu bulunmaktadır. Barışçıl devletlerin oluşturdu bir dünya federasyonu, Kant tarafından devletlerin güvenlik gereksinimlerine ilişkin sorunları için temel reçete olarak sunulmaktadır.

Faydacılara göre, temel kurumlar en üst tatmini sağlayacak şekle sokulursa, toplum doğru biçimde düzene konmuş demektir.

Toplumsal sözleşme yaklaşımdır. Locke ve Rousseau’ya göre, bireyler gönüllü olarak bir tolumsak örgütlenme oluşturmak ve böylece düzeni korumak ve güven içinde olmak için haklarından vazgeçmişlerdir. Uluslar arası ilişkilerde de devletler kişisel tatmin araçlarını seçebilecekleri gibi daha büyük çıkarlar için bireysek küçük çıkarlardan vazgeçebilirler ve toplumsal sözleşme bunun kurgusal ilk örneğidir.

Faydacılara göre, bireyin çıkarları ile toplumun çıkarları birbirleriyle örtüşmektedir (çıkarların uyumu tezi).

Rawl, toplumun temel yapısı için adalet kavramını her şeye rağmen esas kebul edilse bile.

Toplumsal sözleşmede uluslar arası pozitif hukukunda temelini oluşturmaktadır. Uluslararası pozitif hukukun kaynağı dinsel kurallar ya da doğal hukuk ilkelerinden ziyade devletlerin kendi rızasıyla yapmış oldukları anlaşmalar, sözleşmeler, devletlerin uygulamalarından yola çıkarak oluşan teamüller ve diğer kurallardan türetilen içtihat kararlarıdır.

Savaşın ahlakiliği (just ad bellum) (just war)

Adil ya da meşru savaş kavramı üzerinde duranların çoğunu realist düşünürlerin oluşturduğunu. Savaş esnasında bu tür moral kaygılar savaşın tahribatının en aza indirilmesi ve savaşın meşru siyasal amaçlar için yapılması kaygısının gelişmesi için olumludur.

Devletin rasyonel davrandığı varsayım ve dış politika rasyonel model kavramı, realistler tarafından temel çıkış noktası olarak alınırken; plüralist, globalist ve normativisler tarafından kabul edilmemektedir.

Plüralistler karar verme sürecinin değişik grup, birey ve örgütlenmeler arasındaki bir pazarlığa konu olduğunu ve tek tek birey ve grupların rasyonel davranması halinde bile ortaya çıkan kararın rasyonel kabul edilmesinin söz konusu olamayacağını iddia ederler. Dış rasyonellik varsayıma karşı çıkan globalistlerin karar verme sürecini ve dış politika tercihini üretim ilişkilerine indirgeyerek sınıf çıkarlarıyla açıklamaktır.

Normatif teorilerin seçmeci ve iradeci bir yönü vardır. Deterministik bir analiz yönetiminden ziyade açıklayıcı ve ileriye dönük çıkarsamalarda bulunan bir teori.

NORMATİF TEORİLERİN ONTOLOJİSİ

Normativizmi Platon’a dayandırmak mümkündür. Fenomel dünya duyular tarafından algılanan, dokunulabilir bir dünya iken; ideal dünya anlık tarafından kavranan dokunulmaz bir dünyadır.

İnsanın ahlaksal görevi, olanaklı olduğu ölçüde iyiye erişme görevidir. İdeal iyi ile bu özdeşleşmede en yüksek Platonik erdemdir ve bu çaba sonucu insan mutluluk ile ödüllendirilir.

Platon’a göre devlet, yurttaşları erdemli olmak için eğitme etik ideali üzerine kurulur. Erdemin kendi uğruna istenmesi gerekir; ödül ya da ceza uğruna değil.

Platonda eğitim devletin yurttaşlarının tümü için sağlanır ve bu anlamda demokratik devletten yanadır.

Yüreklilik, ılımlılık, eli açıklık, cömertlilik, yüce gönüllülük, heves, yumuşaklık, dostluk, doğruluk, incelik gibi erdemler üzerinde duran Aristotales’e bir yarı erdem de alçak gönüllülüktür. (adalet) türe, tüm erdemlerin toplamı niteliğindedir. “Devlet ki amacı eksiksiz erdemi yurttaşların yaşamlarına baştan sona yaymaktır.” İnsanların doğal durumu Spartalıların öğrettikleri gibi bir savaş durumu olmayıp bir barış durumudur.

Hile ve gizlilikte tilkinin sindirebilmek bir aslanın özelliklerini taşımalıdır. Machiavelli tarafından zayıf erdemler olarak tanımlanan alçakgönüllülük ve barışçıllık erdemleri istenebilir erdemlerden değildir. Devletin askeri gücüne gölge düşürür.

Rönesans filozoflarından olan ve realist okulun öncülerinden sayılan Thomas Hobbes, barış ve güvenlik sağlayamayan tüm hükümetlerin değiştirilmesini savunan Leviathan’da güç hakkı oluşturur; Hobbes toplumu demokratik bir topluma götüren on üç tasa formüle etmiştir. Bir tolumun üyelerinin toplumsal sözleşmeye bağlılığını ancak Leviathan’ın egemen güç sayılabileceği üzerinde durulmuştur.

Kartezyen ussalcılığa bir tepki olarak doğan İngiliz görgücülüğünün öncüleri arasında sayılan ve aydınlanmayı başlatan düşünür olarak bilinene John Locke, doğuştan bilginin olmadığını ileri sürerek insan anlağını bir “tabular asa olarak kabul etmektedir. Bilgi duyumlar vasıtasıyla ahlak üzerinden basılır. Ahlaksal, dinsel ve politik değerler de denetimin ürünleridir.

Monarşilerin savaş yanlısı olduğu ve barışın ancak demokratik cumhuriyetler eliyle gerçekleşebileceğini savunan Montesquieu’dan etkilenen Voltaire. Kilise ve devletin yetkisine karşı çıktı. Voltaire, sonradan demokrasi yerine aydınlanmış, bir bilge kili tarafından yönetilen tek erkliği savundu.

Erken dönemde Voltaire’nin sonradan bakış açısının etkisinde kalarak egemen tek erkliği savunmuşsa da daha sonra Voltaire’in anayasal tek erkliği savunmasını reddederek demokratik bir toplum ve tüm vatandaşlar için eşit hakları savunmuştur.

Rousseau’ya göre, insan doğuştan barış yanlısı ve naziktir. Rousseau’ya göre savaş ve saldırganlık insan uygarlığının bir sonucudur.

Locke’dan oldukça etkilenen Vattel de devletleri, doğa durumunda özgür ve bağımsız olan insanların serbest iradeleriyle oluşturdukları yapılar olarak görerek.

Immanuel Kant, aslında Kıta ussalcılığı ile İngiliz görgücülüğünün bir birleşimini. Kanatçı idealizm, gerçeğe salt us (akıl) ile erişebileceğini savunan ussalcıların (Decartes, Spinazo ve Leipniz) savlarını İngiliz görgücülerinin (Locke, Hume) geçerli bilgi duygu deneyimi yoluyla kazanılabilir yolundaki karşı savları ile birleştirildi.

Ahlaksal olarak doğru pratik durumlara bakmaksızın a priori sezgi yoluyla bilinir. Kant’a göre ahlak evrenseldir ve herkesin uyması gereken ödevlerdir. Özgürlük ve ahlakı birbirinden ayrılmaz iki kavram. Kant’da bilinci üç zorunlu, duyular üstü olgusallığı yansıtır. 1) irade gücü 2) ruhun ölümsüzlüğü 3) varılan Yüce Varlık.

Bentham’a göre topluluğun çıkarı onu oluşturan bireylerin çıkarlarının toplamını ifade etmekteydi. Evrensel mutluluğu ortak iyilik olarak gören Bentham yararlılığı, herhangi bir nesnede ona yarar, üstünlük, haz iyilik ya da mutluluk üretme eğilimini veren özerklik olarak tanımladı. Ahlak ve ödev kavramlarının yerine haz kavramını ikame etti.

Yanlış ve doğrunun ölçüsü, en büyük sayıda insanın en büyük mutluluğudur.

James Mill klasik liberal teorinin gelişmesine olan katkılarıyla bilinen. Mill’e göre her şeyin ölçüsü hatta uygarlığın ölçüsü de fayda olmalıydı.

Bentham’ın haz kavramını nitel ve nicel olmak üzere ayrıştırarak incelenmesine rağmen faydacı yaklaşımını büyük ölçüde benimseyen John Stuart Mill.

İkiye indirdi. 1) İçsel (duyunç ve ödev); ve 2) dışsal (tanrıyı ve insanı rahatsız etme korkusu ya da onaylarını kazanma umudu.) Mill, rekabet özgürlüğünün yanı sıra inanç, birleşme ve beğeni özgürlüklerini de kapsamak üzere laissez-faire bireyciliğini savundu. Gerçeği belirtmenin bir aracı olarak sınırsız ifade özgürlüğünden yana olan Mill.

Comments

facebook'ta yorum yazın

ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ Tayyar ARI” üzerine bir düşünce

fikrin nedir?