ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ Tayyar ARI

ULUSLARARASI REJİMLERİN KAPSAMI VE ALANI
Rejim daha ziyade belli bir alanda tüm devletler tarafından kabul edilerek sorunsuz uygulanan ve davranış kalıpları haline gelmiş olan ortak standartları ifade etmektedir.
Devletlerin doğrudan kendi egemenlik alanlarına girmeyen konularda uluslararası düzenlemeler oluşturulmasına daha yatkın oldukları gözlenmektedir. Devletler doğa durumundan ayrılarak “toplumsal sözleşme”  çerçevesinde kendi egemenlik yetkilerinin bir kısmından vazgeçerek global bir yönetim (global govemance) oluşturmaya razı olmaya başlamışlardır.
ULUSLARARASI REJİMLER VE İŞBİRLİĞİ
Uluslararası rejimler, haksız uygulamaları önlemektedir. Uluslararası rejimin olmadığı alanlarda devlet sorunları karşılıklı güç ilişkileri çerçevesinde çözmeye çalışacakları için bundan küçük ve zayıf ülkeler zarar görecektir.
Neoriberaller bu işbirliğinin hegomanyanın sona ermesinden sonra da devam etmesini sağlayan unsurun kurumlaşma olduğuna dikkat çekmektedir.
Jervis’in belirttiği bu faktörler mahkumun ikileminin güvenlik alanı için daha önemli olduğunu göstermektedir.
Uluslararası rejim teorisi uluslararası rejimin korunması için bir uluslararası polis gücünün gerektiğine de işaret etmektedir.
Liberal teorilerin ise uluslararası barışı ancak demokratik ülkelerin sayısının artmasına bağladığı bilinmektedir.
Uluslararası rejim oluşturulmasına devletleri sevk eden önemli bir neden, maliyetin düşürülmesi ya da devletlerin ortak çıkarlarının fazla olmasıdır.
Dolayısıyla uluslararası rejim oluşturulan alanlar ya devletlerin doğrudan egemenlikleri dışında kalan alanlar ya da bireysel düzenleme yapılmasının devletin kendi çıkarlarına olmadığı alanlardır.
Ortak rekabetin az ortak çıkarların yoğun olduğu alanlarda daha güçlü bir uluslararası bir rejim oluşturması söz konusu olurken, tersi durumlarda ya hiç uluslararası rejim oluşturulmamakta ya da oluşturulsa bile bu zayıf olmaktadır. Neoklasik iktisada göre, işbirliği tek tek devletlerin çıkarlarınadır.
Devletlerin en fazla üzerinde durdukları konu ise ülke içinde meşru zorlama yetkilerini herhangi bir dış müdahale olmadan kullanabilmeleridir.
Neoklasik iktisada göre, piyasa kusurlarını ve düzensizliklerini giderdiği için uluslararası düzenlemeler ekonomik verimliliği arttırmaktadır.
Devletler, teknik egemenliğin kaldırılması konusunda işbirliğine daha rahat yanaşmalarına karşın teknik olmayan (görünmeyen) engellerin ortadan kaldırılması konusunda işbirliği daha zor sağlanmaktadır. Devletler dış piyasalarını dış etkilere çarşı korumak için bu tür görünmeyen engellere başvurma eğilimi içindedirler. Bu nedenle ekonomik olanda oluşturulan rejimler güvenlik alanındaki rejimler kadar güçlü değildir.
ULUSLARARASI REJİMLER VE OYUN MODELLERİ
Uluslararası rejimler taraflar arasındaki etkileşimlerin sınırlı koşullarda cereyan ettiği veya bağımsız karar vermenin söz konusu olmadığı durumlarda gündeme gelmektedir. Serbest piyasanın işleyebilmesi mülkiyet haklarının olmasını gerektirmekle beraber ekonomik rekabet bireylerin eylemlerinin hiçbir sınırlamaya tabi olmadığı anlamına gelmemektedir.
Uluslararası rejimler devletlerin bağımsız karar verme yerine iradelerini ortak karar verme şeklinde kullanılmalarından doğmaktadır.
Devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız karar vermeyi tercih etmeleri ve bireysel davranma özgürlüğünden kolayca vazgeçmek istemeleri uluslararası politikayı karakterize eden önemli bir olgudur.

ULUSLARARASI REJİMLERİN KAPSAMI VE ALANIRejim daha ziyade belli bir alanda tüm devletler tarafından kabul edilerek sorunsuz uygulanan ve davranış kalıpları haline gelmiş olan ortak standartları ifade etmektedir. Devletlerin doğrudan kendi egemenlik alanlarına girmeyen konularda uluslararası düzenlemeler oluşturulmasına daha yatkın oldukları gözlenmektedir. Devletler doğa durumundan ayrılarak “toplumsal sözleşme”  çerçevesinde kendi egemenlik yetkilerinin bir kısmından vazgeçerek global bir yönetim (global govemance) oluşturmaya razı olmaya başlamışlardır.ULUSLARARASI REJİMLER VE İŞBİRLİĞİUluslararası rejimler, haksız uygulamaları önlemektedir. Uluslararası rejimin olmadığı alanlarda devlet sorunları karşılıklı güç ilişkileri çerçevesinde çözmeye çalışacakları için bundan küçük ve zayıf ülkeler zarar görecektir.Neoriberaller bu işbirliğinin hegomanyanın sona ermesinden sonra da devam etmesini sağlayan unsurun kurumlaşma olduğuna dikkat çekmektedir. Jervis’in belirttiği bu faktörler mahkumun ikileminin güvenlik alanı için daha önemli olduğunu göstermektedir. Uluslararası rejim teorisi uluslararası rejimin korunması için bir uluslararası polis gücünün gerektiğine de işaret etmektedir. Liberal teorilerin ise uluslararası barışı ancak demokratik ülkelerin sayısının artmasına bağladığı bilinmektedir. Uluslararası rejim oluşturulmasına devletleri sevk eden önemli bir neden, maliyetin düşürülmesi ya da devletlerin ortak çıkarlarının fazla olmasıdır.Dolayısıyla uluslararası rejim oluşturulan alanlar ya devletlerin doğrudan egemenlikleri dışında kalan alanlar ya da bireysel düzenleme yapılmasının devletin kendi çıkarlarına olmadığı alanlardır.Ortak rekabetin az ortak çıkarların yoğun olduğu alanlarda daha güçlü bir uluslararası bir rejim oluşturması söz konusu olurken, tersi durumlarda ya hiç uluslararası rejim oluşturulmamakta ya da oluşturulsa bile bu zayıf olmaktadır. Neoklasik iktisada göre, işbirliği tek tek devletlerin çıkarlarınadır. Devletlerin en fazla üzerinde durdukları konu ise ülke içinde meşru zorlama yetkilerini herhangi bir dış müdahale olmadan kullanabilmeleridir.Neoklasik iktisada göre, piyasa kusurlarını ve düzensizliklerini giderdiği için uluslararası düzenlemeler ekonomik verimliliği arttırmaktadır.Devletler, teknik egemenliğin kaldırılması konusunda işbirliğine daha rahat yanaşmalarına karşın teknik olmayan (görünmeyen) engellerin ortadan kaldırılması konusunda işbirliği daha zor sağlanmaktadır. Devletler dış piyasalarını dış etkilere çarşı korumak için bu tür görünmeyen engellere başvurma eğilimi içindedirler. Bu nedenle ekonomik olanda oluşturulan rejimler güvenlik alanındaki rejimler kadar güçlü değildir. ULUSLARARASI REJİMLER VE OYUN MODELLERİUluslararası rejimler taraflar arasındaki etkileşimlerin sınırlı koşullarda cereyan ettiği veya bağımsız karar vermenin söz konusu olmadığı durumlarda gündeme gelmektedir. Serbest piyasanın işleyebilmesi mülkiyet haklarının olmasını gerektirmekle beraber ekonomik rekabet bireylerin eylemlerinin hiçbir sınırlamaya tabi olmadığı anlamına gelmemektedir. Uluslararası rejimler devletlerin bağımsız karar verme yerine iradelerini ortak karar verme şeklinde kullanılmalarından doğmaktadır. Devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda bağımsız karar vermeyi tercih etmeleri ve bireysel davranma özgürlüğünden kolayca vazgeçmek istemeleri uluslararası politikayı karakterize eden önemli bir olgudur.

II. Dünya Savaşı Sonrasında devletleri uluslararası ticaret rejimi oluşturmaya yönelten etkenlerin başında büyük depresyona (1930’larda) yol açan süreçte kendi başına hareket eden devletlerin “komşuyu fakirleştirme politikalarına başvurmuş olmalarıdır.

REJİM TEORİLERİNİN ELEŞTİRİSİ

Uluslararası rejim teorileri, devleti temel aktör olarak alan bir yaklaşım olduğu ve uluslaraşırı ilişkileri ve hükümetsel olmayan karşı uluslaraşırı ilişkileri ve hükümetsel olmayan uluslaraşırı örgütlenmeleri dikkate almadığı için eleştirilmektedir. Bazıları ise rejim teorisinin yalnız liberal devletlere uygulanabilecek bir teori olduğunu düşünmektedir.

Stone ayrıca rejim teorilerinin, devletler arasındaki güç ilişkilerinin asimetrik bir niteliğe sahip olduğu durumu ifade eden hegemonya kavramı üzerine inşa edildiğini iddia ederek, II. Dünya Savaşı sonrasında ABD’nin hegemonik pozisyonuna dayalı bir teori olduğunu ileri sürmektedir. Hegemonya teorisine göre dominant gücün kurumsal işbirliğine yol açan rejimler oluşturmasını sağlayan önemli bir katalizör olduğu varsayılmaktadır. ,

Bölüm 4

ÇATIŞMA VE İŞBİRLİĞİ AYRIMI YAPMAYAN TEORİLER

1. Uluslararası Sistem Teorisi

SİSTEM KAVRAMI

Sistemi aralarında düzenli ilişkiler bulunan, ortak özelliklere sahip birinde meydana gelen bir değişikliğin diğerini de etkilediği bağımlı değişkenler dizisidir. Ekonomik sistemler sürekli ve bağımlı bir ilişki halinde olan bireyleri, grupları ve yatırımcıları içine alan diğer bir sistem biçimidir. Uluslararası sistem ise temel öğeleri belirli sınırlarla birbirinden ayrılan ve aralarında düzenli ve bağımlı ilişkiler bulunan devletlerin oluşturduğu bir yapıdır.

Morton A. Kaplan’a göre sistem, kendilerine özgü tanımlanabilen davranışsal düzenlikler ile dış çevreden ayrılan ve aralarında ilişkiler bulunan değişkenler dizisidir. McCelelland’a göre ise, sistem, kendilerini dış çevreden ayıran ve belirlenebilen sınırlar içinde etkileşmekte olan bir bütündür.

Uluslararası sistemi tek ve yekpare bir bütün olarak görmemek, onun da alt sistemlerinden oluştuğunu dikkate almak gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Örgütü ve NATO gibi örgütlenmeler fonksiyonel alt sisteme, Orta Doğu sistemi, Latin Amerika sistemi, Güneydoğu Asya sistemi, Batı Avrupa sistemi ise coğrafik alt sisteme örnek olarak gösterilebilir.

ULUSLARARASI SİYASAL SİSTELER

Richard Rosecrance, sistem çözümlemesini 1740-1960 arası Avrupa tarihini dokuz tarihsel döneme ayırarak yapmaktadır. K. J. Holsti ise, beş uluslararası siyasal sistem ortaya koymuştur: 1) Hiyerarşik sistem, 2) güç dengesi sistemi, 3) gevşek iki kutuplu sistem, 4) sıkı iki kutuplu sistem, 5) çok kutuplu sistemdir.

MORTON A. KAPLAN VE ULUSLARARASI SİSTEM MODELLERİ

Altı uluslararası sistem modeli deliştirmiştir. 1) güç dengesi sistemi, 2) gevşek iki kutuplu sistem, 3) sıkı iki kutuplu sistem, 4) evrensel sistem, 5) hiyerarşik sistem ve son olarak, 6) birim veto sistemidir.

Kaplan, her sistemin durumunu incelemeye ve açıklamaya yarayan beş değişken dizisi öngörmektedir.

  1. Sitemde dengenin korunması için gerekli davranışları ifade eden temel kurallar

  2. Sistemin değişimine neden olan girdilerle ilgili değişim kuralları

  3. Aktörlerin yapısal özelliklerine ilişkin, aktörleri sınıflandırıcı değişkenler

  4. Silahlanma düzeyi, teknolojik gelişme, ekonomik durum gibi aktörlerin sahip oldukları güç öğelerine ilişkin kapasite değişkenleri

  5. Aktörler arasındaki iletişim düzeyi ile ilgili enformasyon değişkenleridir.

Temel kurallar,sistemdeki devletlerin karakteristik davranışlarını ifade etmektedir.

Güç Dengesi Sistemi

Güç Dengesi Sisteminin Genel Özellikleri

Kaplan’ın sistem modellerinden ilki olan güç dengesi sistemi, esas olarak XVIII. ve XIX. yüzyılda Avrupa’da yaşanan klasik güç dengesinden yola çıkılarak geliştirilmiştir. Güç dengesi sistemi, sayıları en az beş olması gereken ve güçlerinin yaklaşık eşit olduğu varsayılan uluslararası devletlerden oluşmaktadır. Hiçbir koalisyonun veya devletin sistemin yıkılmasına yol açacak şekilde üstünlük kurmasına izin verilmemektedir. Hiçbir devlet diğerlerinin üzerinde sürekli bir hakimiyet kuramaz.. güç dengesi sisteminde, devletler bu nedenle istikrarlı bloklar oluşturamazlar.

Waltz ve Morgenthau gibi özellikle gerçekçi okula mensup yazarlar bir güç dengesi sisteminin devam edebilmesi için birbirine yakın güçte üç devletin yeterli olacağını belirtmektedirler. K. J. Holsti, bir sayı vermekten ziyade bunun yerine çok sayıda devlet ifadesini kullanırken, Deutsch ve Singer, sistemde devlet sayısının arttığı ölçüde istikrarın sağlanacağını belirtmektedir.

Dengeleyici devletin tek endişesi dengenin bozulmasıdır. “Palmerston’un süslü ifadesiyle dengeleyicinin devamlı dostu olmadığı gibi düşmanı da yoktur; sadece devamlı bir çıkarı vardır: güç dengesini sürdürülmesi.” XVIII. yüzyılda İngiltere, Avrupa güç dengesi sisteminin dengeleyicisi durumundaydı. Nedeni, İngiltere’nin çatışma bölgesine uzaklığı, Avrupa’da toprak elde etme emellerinin olmaması ve büyük bir deniz güçüce sahip olmasıydı.

XX. yüzyılın İngiltere, artık Avrupa güç dengesi sisteminin taraflarından biri durumuna gelmiştir.

Güç Dengesi Sisteminde İstikrar ve Dönüşümü Etkileyen Faktörler

Kaplan’a göre bir güç dengesi sisteminde ittifakların dışında kalan devletlerin olması bir istikrara unsurudur.

Kural dışı hareket eden devletlerin artması, uluslarüstü örgütlenmelerin gelişmesi ve uluslararası ideolojilerin ortaya çıkması da güç dengesi sisteminin yıkılmasına yol açabilecek gelişmelerdir.

Gevşek İki Kutuplu Sistem

Gevşek İki Kutuplu Sistemin Genel Özellikleri

En büyük özelliği devletlerin iki blok etrafında yoğunlaşmış olmalarıdır. 1950’lerin ortalarından sonraki dönem itibariyle, Hindistan, Mısır, Endenozya, Gana ve benzeri bağlantısız devletler bunların örneklerini oluşturmaktadır. Gevşek iki kutuplu sistemde, güç dengesi sisteminden farklı olarak i dengeleyici rolü yerine arabulucu rolü vardı. Bu işlevi ya bağlantısızlar gibi blok dışı devletler ya da evrensel örgüt yerine getirmektedir. İkinci vuruş gücü anlam kazanmaktadır.

Gevşek İki Kutuplu Sistemin Temel Kuralları

Kaplan’a göre temel davranış kuralları şunlardır:

  1. Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olan blok karşı bloğu ortadan kaldırmaya çalışır, ancak savaş yerine görüşmeleri, büyük savaşlar yerine küçük savaşları da tercih eder. Fakat karşı bloğu yok etmede başarısız olma durumu söz konusuysa büyük savaşlar da tercih edilebilir.

  2. Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olmayan bloğun üyeleri kapasitelerini arttırma güdüsüyle hareket ederken savaş yerine görüşmeleri, kapasiteyi arttırmada başarısız kalmak söz konusuysa küçük savaşları tercih ederler. Fakat bunun için büyük savaşlardan kaçınırlar.

  3. Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olsun veya olmasın tüm blok üyesi devletler, diğer bloğun üyelerine göre kapasitelerini arttırmaya çalışırlar ve karşı blok sisteminde üstünlük peşindeyse bunu kabul etmek yerine savaşa girmeyi tercih ederler.

  4. Tüm blok üyesi devletler, kendi bloğunun amaçlarını evrensel aktörün amaçlarına, evrensel aktörün amaçlarını da karşı bloğun amaçlarına üstün tutarlar.

  5. Bloksuz devletler ise , kendilerinin amaçları ile evrensel aktörün amaçlarını uzlaştırmaya çalışırlar; fakat evrensel aktörün amaçlarını blok devletlerin amaçlarına üstün tutarlar.

  6. Tüm blok üyesi devletler kendi bloklarının üye sayısını arttırmaya çalışırlar. Fakat bu çaba herhangi bir devleti karşı bloğa yanaşmaya veya onun amaçlarını desteklemeye itecekse bloksuz kalmasını tercih ederler.

  7. Bloksuz devletler, blok devletleri arasındaki savaş tehlikesini azaltmaya çalışırlar. Blok devrelerinden birini, diğer bloğun üyeleri karşısında ancak evrensel aktörün amacı doğrultusunda hareket ettiği zamanlarda destekler.

  8. Evrensel aktörler, bloklar arasındaki uyuşmazları azaltmaya çalışırlar ve sistemin istikrarını tehdit eden bozucu durumlarda bloksuz devletleri harekete geçirirler.

Gevşek iki kutuplu sistemde, güç dengesi sisteminden farklı olarak, blok devletleri, bloksuz devletler ve evrensel aktörler için farklı davranış kuralları ortaya konmaktadır.

Gevşek İki Kutuplu Sistemde İstikrarı ve Dönüşümü Etkileyen Faktörler

Evrensel örgütün devletler arasında uzlaştırıcı ve savaşı önleyici bir işlevi bulunmaktadır. İttifak daha uzun sürelidir ve ideoloji, ittifakların oluşmasında hemen hemen başlıca etkendir.

Bloklardan birinin diğerini ortadan kaldırması durumunda sistem Hiyerarşik sisteme dönüşebilir. Evrensel örgüt işlevini aşırı ve mükemmel bir şekilde yerine getirmesi durumunda sistemin evrensel sisteme dönüşme olasılığı büyüktür. Her iki blokta da Hiyerarşik örgütlenme yapısına sahip olursa sıkı iki kutuplu sisteme…

Sıkı İki Kutuplu Sistem

Sıkı iki kutuplu sistemde aktör sayısı daha azdır ve bütün aktörler bloklardan birine üyedir ya da taraftadır. Bu tür sistemlerde bloksuz aktörler ve evrensel aktörler ya yoktur ya da önemli bir etkileri görülmediği için yok sayılmaktadırlar.

Bu tür sistemlerde bütünleştirici ve arabulucu rolü ya hiç görülmez ya da etkileri çok zayıftır.

Evrensel Sistem

Gevşek iki kutuplu sistemdeki evrensel aktörün işlevinin genişlemesiyle ortaya çıkacak bir sistem olarak düşünülmektedir. Sistemi bütünleşmiş ve istikrarlı bir sistem özelliği taşımaktadır.

Hiyerarşik Sistem

Hiyerarşik sistem, demokratik veya otoriter bir karaktere sahip olabilir. Evrensel sistemdeki başarılı uygulamalardan doğan, bütünleşmiş bir sisteme olan talebi gündeme getirmesiyle, demokratik, herhangi bir devletin veya bloklardan birinin diğerine başat duruma geçmesiyle ortaya çıkmışsa otoriter niteliktedir. Fonksiyonel örgütlenmeler coğrafik örgütlenmelerden daha güçlüdür.

Birim Veto Sistemi

Birim veto sistemi, nükleer silahların yayılmasıyla ortaya çıkacak bir sitem olarak düşünülmektedir.

Devletlerin sahip oldukları nükleer silah kapasitesi diğerlerini caydıracağı için sistem genelde istikrarlı sayılmaktadır. Özel ittifaklara pek sık rastlanmaz; olanlar da ideolojik özellikler taşımaz. Nükleer savaşlar görülmez; olsa olsa sınırlı konvansiyonel bölgesel savaşlar olabilir. Sistemde arabulucu rolü oynayan evrensel aktörün etkisi gevşek iki kutuplu sisteme göre daha zayıftır. Sistem, çok kutuplu bir görünüm sergiler.

Detant sisteminin bir sonucu olarak her iki bloğun örgütlenmelerinde zayıflamalar görülmektedir. Hukuk alanında ise, diğer devletlerin içersine karışmama, detant sisteminin belirgin bir özelliği haline gelmektedir.

İstikrarsız blok sisteminde, dünyada gerilim artarken, ABD ve SSCB arasındaki ilişkilerde kuşku hakim olmaktadır. Sistem içindeki ittifak ilişkileri askerş kapasitelerle ve politikalarla çok yakın ilgilidir.

Bu devletler detant sisteminden farklı olarak çıkarların uyumlaştırılması yerine çatışmayı tercih etmektedirler. ABD, dış politikada, tutucu devletlerin statükolarının korunmasını savunurken, SSCB’nin dış politikası ulusal kurtuluş hareketlerinin desteklenmesine yönelikti. Evrensel örgüt (BM) arabuluculuk fonksiyonunu yerine getirmekle birlikte otoritesi zayıflamaktadır. İçişlere müdahale etmeme ilkesi sık sık ihlal edilmektedir.

Tamamlanmamış nükleer yayılma sistemi, daha ziyade istikrarsız blok sisteminin değişimiyle ortaya çıkmış bir sistem olarak düşünülmektedir. Savaşlar sınırlı kalmakla birlikte, hem gerginlik hem de tırmanma olasılığı istikrarsız blok sistemlerinden daha fazladır.

Evrensel örgütün (BM) arabuluculuk fonksiyonu, istikrarsız blok sisteminden daha fazladır. İçişlere müdahale çok yoğundur. Amerikan politikasının muhafazakar niteliği ön plana çıkarken Sovyetler de daha devrimci bir tutum içindedir.

SİSTEM MODELLERİNE YÖNELİK ELEŞTİRİLER

Güç dengesi ve gevşek iki kutuplu sistemin dışında kalan sistemlerin büyük ölçüde hipotetik nitelikte…

Sistem teorisi, devletlerin davranışlarını yapısal nedenlere dayandırılması…

2. Karar Verme Teorisi

Uluslararası politikanın araştırılmasının yanında, aynı zamanda bireylerin ekonomik ve siyasal tercihlerini nasıl oluşturduklarını da inceleyen bir yaklaşım olan karar verme yaklaşımına II. Dünya Savaşından sonra sosyal bilimciler tarafından ve özellikle siyasal süreci analiz eden siyasal bilimciler tarafından duyulan ilgide belirgin bir artış oluşmuş ve bu bağlamda yapılan çalışmalara uluslararası ilişkilerde dış politika çözümlemelerinin alanı genişlemiştir.

Pek çok bilim adamı kriz anlarındaki karar verme üzerine yoğunlaşmaktadır.

KARAR VERME TEORİSİ VE TEMEL VARSAYIMLAR

Karar verme yaklaşımlarında, analiz birimi olarak anılan devletlerin davranışları analiz edilirken, realizm ve sistem teorisi gibi, devleti rasyonel davranan bütüncül öğeler olarak görmek yerine, daha alt birimlerden oluşan ve politikalarını bunların belirlediği plüralist bir yapı olarak görülmesi söz konusudur. Karar vericinin çevresi, içsel ve dışsal olmak üzere önce ikili bir ayrıma, arkasından da kendi içlerinde alt ayrımlara tabi tutulmaktadır.

Sistem yaklaşımından farklı olarak karar verme teorisi, uluslararası sistemde cereyan eden tüm olayların bireylerin eylemlerine indirgenebileceği ve bununda bireylerin görüş ve davranışlarından ayrı tutulamayacağı varsayımından hareket eder.

Karar verme teorisi devleti realist teori gibi rasyonel kararlar veren üniteler, yekpare bir aktör olarak görmemekte; devlet dendiğinde devlet adına karar veren ve karar verme sürecine katılan bireylere de işaret etmektedir. Dolayısıyla kamuoyu, baskı grupları, ideolojik tercihler, seçim sistemleri, siyasal atmosfer ve bürokratik süreçler de dikkate alınması gereken öğelerdir. Devlettin içsel özelliklerini de dikkate almak gerekir.

KİŞİSEL ÖZELLİKLER, RASYONALİTE VE ALGILAMA SORUNU

Karar verme yaklaşımlarında, karar vericinin kişiliği ve dış politika ile ilgili gelişmeleri algılayış biçiminin önemli olduğuna yukarıda da dikkat çekilmeye çalışılmıştır.

Karar vericinin farklı oluşuna göre kararın farklı olmasında ise şüphesiz kararın algılanış biçimindeki farklılık önemli rol oynamaktadır. Algılamayı farklılaştıran esas faktör karar vericilerin kişisel özellikleridir.

Kişisel Özelliklerin Etkisi ve Rasyonalite

Karar vericinin içinde yer aldığı siyasal sistem, yakın çevresi, kamuoyunun ve baskı gruplarının etkileri, devletin sahip olduğu kaynakları, diğer devletlerin politikaları, uluslararası sistemin yapısı, uluslararası güç dağılımı karar vericilerin kararlarını etkilemekle beraber politikalarının değişimi karar verici ve onun kişisel özellikleri karar verme teorisi için temel değişken olarak alınmaktadır.

Kişinin kendi sosyo-psikolojik yapısı, karakteri doğuştan sahip olduğu özellikler, soğukkanlı ve rasyonel bir kişiliğe sahip olmaması, duygusal olup olmaması, olayları yorumlama kabiliyeti, inanç sistemi, siyasal ve kültürel değerleri, yetişme tarzı, aldığı eğitimler, çocukluk yıllarında başından geçen olaylar, mesleki eğitimi, iş deneyimi ve daha önceki siyasal aktiviteleri gibi çök sayıda faktörün etkisini dikkate almak gerekmektedir.

Tüm mevcut alternatifler araştırılmakta, her birinin gerçek değeri ölçülmeye çalışılmakta olasılıklar düşünülmekte ve karar verici optimal seçimi yapılmaktadır.

Ancak mutlak anlamda rasyonelliğin sağlanması neredeyse imkansız bir şey; çünkü uluslararası ilişkilerde bilgilerin sınırlı olması, buna ulaşmanın ve bu arda geçen zamanın maliyeti ve bunları yaparken gizliliğin korunmaya çalışması, karar vericilerin tüm alternatifleri dikkate almalarını önlemektir. Mutlak anlamda bir rasyonellik yerine, sadece görünen alternatifler arasında en tatmin edici oranı seçme durumu olacaktır.

Kişisel özellikler ile uluslararası olaylar karşısında benimsenen tutum arasında az çok bir ilişkinin olduğu anlaşılmaktadır.

Birey konuyla ne kadar ilgiliyse –diğer değişkenler aynı kalmak koşuluyla- kişisel özelliklerin etkisi de o denli fazla olmaktadır. İkinci varsayıma göre, kişinin söz konusu uluslararası olay hakkındaki bilgisi ne denli fazlaysa kişisel özelliklerinin etkisi de o denli az olacaktır. Üçüncü varsayıma göre, kişinin uluslararası sorun çözme yeteneği ne denli fazlaysa kişisel (subjektif) özelliklerinin etkisi o denli az olacaktır. Dördüncü varsayıma göre, kişi konuyu ne derece rasyonel bir değerlendirmeye tabi tutarsa bireysel özelliklerin etkisi o denli az olacaktır. Beşinci varsayım, kişinin olayı etkileme gücünün fazla olduğunu bilmesi ölçüsünde kişisel özelliklerin etkisinin azalacağıdır. Altıncı ve sonuncu varsayım ise, kişinin kararının sonuçlarından sorumlu olması ölçüsünde kişisel özelliklerin etkisinin azalacağı doğrultusundadır.

Rasyonel bir davranışın ne olduğu konusunda yapılan tanımlarda, bunun, soğukkanlı bir şekilde ve sonuçları hesaplanarak verilen karar olduğu belirtilmektedir.

Uluslararası ilişkilerde birçok karar kolektif biçimde alındığından kararın oluşum sürecine katılan herhangi birinin kendi değerlerini temel alarak bir hedefe ulaşmaya çalışması diğer karar vericilerin değerleriyle ve hedefleriyle çatışabilir. Pazarlılar sonucu.

Karar Verme Sürecinde Algılamanın Rolü

Karar vericilerin uluslararası sistem ya da diğer devletler hakkında sahip oldukları inançlarını ve imajlarını görmezden gelerek hayati kararları ve politikaları açıklamak olanaksızdır. Çoğu zaman algılamalar ile gerçekler arasında ciddi uçurumlar olduğu bilinmektedir. Tüm insanların aynı olay karşısında aynı davranışı göstermemeleri de işte bu algılama farkından kaynaklanmaktadır.

İlkine göre, karar vericilerin yaklaşımları ve imajları edindikleri bilgileri belirlemekte ve etkilemektedir. Karar verici dışarıdan kendisine gelen bilgileri kendi teorisine ve imajına uydurma eğilimindedir.

İkinci varsayıma göre, kendi teorilerinin değişmesine yol açacak yeni bilgilere karşı kapalı davranma eğilimindedirler ki hatalı bir davranıştır.

Üçüncü varsayıma göre, bilgiler toplu olarak değil de parça parça geldiğinde bunu, mevcut bilgi ve imajlarıyla çatışsa bile özümseyebilir.

Dördüncü varsayıma göre, karar vericinin imajı, eski deneyimlerden ve öğrendiklerin-den etkilenmektedir. Öncelikle karar vericinin içinde yer aldığı kendi siyasal sistemi diğer ülkelerin politikalarını belli bir ideolojik kalıpta değerlendirilmesine yol açmakta. İkinci olarak, karar vericinin bizzat kendi birikimleri ve iş deneyimleri olayları algılamasını ve değerlendirilmesini etkileyen önemli bir faktördür. Üçüncü olarak, uluslararası ilişkilerin geçmiş tarihi de karar vericinin algılanmasını etkileyen bir diğer önemli etkendir.

Beşinci varsayıma göre, karar vericilerin başından geçen bası olayları çağrıştırması dolayısıyla aynı olay farklı karar vericiler tarafından farklı algılanabilir.

Jervis’in altıncı varsayımına göre, kara verici bunun karşı tarafçakendi istediği biçimiyle algılandığını varsayar. Yedinci varsayıma göre karar vericiler kararların karşı tarafu üzerinden öngörülen etkiyi yapabileceğinin farkında olmayabiliyorlar. Sekizinci varsayıma göre, karar vericiler diğer ülkelerin kendilerine yönelik düşmanlığını her zaman olduğundan biraz fazla abarttılar. Dokuzuncu varsayıma göre, karar vericiler diğer ülkelerin davranışlarını olduğundan daha planlı daha disiplinli ve daha koordineli olduğunu sanırlar.

Jervis’in onuncu varsayımına göre ise, kara vericiler diğer ülkelerin büyük elçisinin tutum ve davranışlarının o ülkenin politikasını tamamen yansıttığını düşünür ki bu tür yanlış anlamalar yanlış politikalara yol açmaktadır. Onbirinci varsayıma göre, karar vericiler diğer ülkelerin davranışlarını ve tepkilerini tamamen kendi politikalarının bir sonucu olduğu noktasında abartılı bir değerlendirme içinde olurlar. On ikinci varsayıma göre karar vericiler kendi ülkeleri hakkında imajların aynı olduğunu sanırlar. Önçüncü varsayıma göre karar vericilerin kendi açılarından çok önemli olan bir olayın diğer ülke karar vericileri için de aynı derecede önemli olduğunu düşünenler. On dördüncü varsayıma göre karar vericiler, kendi yaklaşımlarına uyan ve destekleyen verilerin kanıtların diğer bakışları ve yaklaşımlar için de uygun kanıtlar olduğunu düşünerek yanılgıya düşebilirler.

<!– @page { margin: 2cm } P { margin-bottom: 0.21cm } –>

KARAR VERME MODELLERİ

Küçük Değişiklikler Modeli: İki Adım İleri, Bir Adım Geri

Hilsman’a göre, bir karar verici baştan verdiği kararları daha sonraki aşamalarda revize ederek genişletmekte ve geliştirmektedir.

İyi politika elbette bu değişik kaynaklardan gelen etkileri bürokratik ve örgütsel süreçleri işleterek ülkedeki tüm grupların çıkarlarını dikkate alacak şekilde formüle eden politikadır.

Genlikle gündelik (rutin) politika kararlarda sıkça görülen bu yöntem, sorunların kapsamlı reform programlarından ziyade küçük adımlarla ve aşama aşama geliştirile kararlarla çözülmesi anlamına gelmektedir. Verilen kararlarla karar verici kendini bağlamamakta; verilen kararlarda esnek davranılmakta ve bunun değişebileceğini de kabul etmektedir.

İki temel özelliği; biri, verilen kadar üzerinde daha sonra değişiklik yapılabileceğinin önceden görülmesi; ikincisi ise, bu değişikliklerin küçük değişiklikler şeklinde olacağıdır. Sürekli değişen bir toplum yapısına sahip olan çoğulcu demokratik ülkelerde durağan ve değişmeyen bir politika pek tercih edilmemektedir. İdeolojik söylemler bu tür esnekliğe ve tartışma ortamına izin vermediğinden, ideolojik toplumlarda tartışma ve değişiklik tekliflerini gündeme getirme olanağı bulunmaktadır.

Rastgele Adımlar: Sarhoş Yürüyüşü Modeli

Devletlerin dış politikası zikzaklar çizmekte. Bazen karar vericilerin aldığı kararlarda ve politikalarda da böyle rastgelelik söz konusu olmaktadır.

Risk ve Başarının Hesaplanması: Kumarbazın İflası Modeli

Risk artıkça ve oyuncuların varlığında (sahip olduğu kaynaklarda) dalgalanmalar ve belirsizlikler çoğaldıkça küçük oyuncunun iflas etme olasılığı artmaktadır. Kaynakları bol olan güçlü oyuncu ya da ülke hatalar yapsa ya da işler bir an ters gider gibi olsa da, oyunda kalmaya devam ederken zayıf bir oyuncunun sürdürebilmesi çok şanslı olmasına veya çok yetenekli olmasına bağlıdır.

Edbund Bruke’ın “devlet adamı kötülükte bulunma ve düşman kazanma konusunda her zaman cimri davranmalıdır” sözünü hatırlamalıdırlar.

Küçük Gruplarla Karar Verme

Özellikle her zaman kriz durumunda normal mekanizmalar atlanarak, kararlar küçük bir lider grubu tarafından alınabilir. Buna karşılık, sayının az olması gerekiyor olsa bile ağır sorumluluk gerektiren durumlarda liderler bu sayıyı mümkün olduğunca arttırarak sorumluluğu paylaşma ve diğer uzman kişilerin görüşlerini almaya özen gösterirler.

Küçük gruplarda hafif baskı altında bulunmanın karar vericilerde verimliliği ve üretkenliği arttırdığı, moralleri yükselttiği ve problem çözme yeteneğimi geliştirdiğini ortaya koymuştur. Ancak belli bir noktadan sonra davranış bozukluğuna yol açtığı gözlenmiştir.

Stres ve zaman baskısının söz konusu olduğu durumlarda küçük grup içinde yer alan bireyler, geniş bir araştırma yaptırmak yerine hafızlardaki geçmişe ilişkin bilgilere dayanarak karar verirler. Küçük gruplar kapsamlı dış politikalar belirlemezler.

Standart Uygulama Prosedürleri

Oldukça karmaşık yapı içinde gündelik politikalar yürütülürken çok sayıda bireyin davranışı arasında bir koordinasyon sağlanmaya çalışılmaktadır.

Genellikle rutin sorunlar, üstleri tarafından belirlenmiş kurallar doğrultusunda daha alt tabakalardaki bürokratlar tarafından çözülmektedir. Sadece gizlilik özelliği olan ya da beklenmeyen olaylarda liderler devreye girer. Fakat alt düzey bürokratların karar alabilmesi ve eylemde bulunabilmesi için genel prosedürlerin bulunması gerekir.

Genellikle liderler, politikayı tüm yönleriyle değerlendirecek yeterli zamana, bilgiye ve uzmanlığa sahip değildirler. Diktatörler uygulanan politikanın tüm yönleriyle ilgilenmeye çalışırlar.

Bürokratik örgütlenmeler nadiren değişim gösterir.

Rasyonel Politika Rolleri

Karar vericilerin devlet adına karar alırken rasyonel davrandıklarını varsayan “rasyonel politika modeli” Graham Allison’un üzerinde durduğu üç karar verme modelinden (diğerleri “örgütsel süreç modeli” ve “bürokratik modeldir) ilkidir.

Morgenthau, Savaşın Avrupa’daki güç dengesinin bozulması korkusundan çıktığını ileri sürmektedir.

Thomas Shelling!in “çatışma analizi” modelinde de devletlerin rasyonel davrandıkları kabul edilmektedir. Nükleer savaş olasılığını azaltan karşılıklı caydırıcılık “denge”den değil; “istikrar”dan kaynaklanmaktadır.

Rasyonel davranışları zekice davranma değildir. Olası sonuçları hesap ederek, avantaj ve dezavantajları dikkate alarak bilinçli bir davranışta bulunmaktır.

Rasyonel modelde temel aktör olan devlet, stratejik sorunları hesap ederek, belirlenmiş hedeflere iyice tasarlanmış bilinçli eylemlere ulaşmaya çalışmaktır.

Örgütsel Süreç Modeli

Devlet birçok yari feodal gevşek yapılı örgütsel topluluğun bir araya gelmesinden oluşmuş bir görünüme sahiptir. Dolayısıyla devlet politikası her zaman liderlerin temkinli davranışlarının sonucu olmayıp belirli davranış kalıplarına göre hareket eden örgütlerin çıktıları olabilmektedir.

Genlikle yarı bağımsız.

Bir ulusal dış politika kararı, bu birimler arasındaki mücadele ve rekabetin sonucunda alındığı gibi uzun vadeli politika amaçlar da bu rekabet ve mücadelenin sonucunda oluşmaktadır.

Bürokratik Politika Modeli

Devletin tepe örgütünün başında bulunan liderleri kuşkusuz monolitik bir grup oluşturmamakta; her birinin kendi doğrusu bulunmaktadır. Oyuncular arasında sürekli pazarlık süreci yaşanmaktadır. Rasyonel politika modelinden farklı olarak bürokratik politika modelinde tek bir aktörden ziyade çok sayıda aktörden söz edilmektedir. Hükümetin politikası rasyonel bir seçim olmaktan öteye mücadele sonunda varılan bir uzlaşma halini almaktadır.

İnanlar yetkiyi paylaştığından ne yapılması gerektiği konusunda aralarında farklılık gündeme gelebilmektedir. Bu tür durumlar sorunun politik yolla çözülmesini gerektirmektedir. Dış politikayı ilgilendiren konularda bürokratik rekabet iç politika konularına göre daha az yaşanır çoğu zaman yarı feodal yapılardır. Uygulamada birçok dış politika kararı, hükümet içindeki siyasal örgütlenmeler içinde rekabet ve ittifak ilişkilerinin sonucunda alınmaktadır.

Şelale Modeli

Karl Deutsch’a (1988:124-125) ait olan şelale modeline (crascade model) göre ülke içinde kararlar karmaşık ve karşılıklı bağımlılık içeren ve yukarıdan aşağıya doğru beş ana grup arasında işleyen karmaşıkmışsa şelale modeline (crascade model) enmeler içinde rekabet ve ittifak ilişkilerinin sonucunda alınmaktadıbir iletişim ağıyla belirlenmektedir. Bu gruplar arasında sürekli iletişim bulunmakta ve birbirlerini etkilemektedirler.

Bu grupların en üstünde, gelişmiş ülkelerde bile genel nüfusa oranları yüzde 2-3’ü geçmeyen sosyo ekonomik seçkinler bulunmaktadır ancak bu grupların da bir bütün olarak bakıldığında monolitik bir özellik taşımadıkları görülmektedir.

Gelimiş Batı toplumlarındaki sosyo ekonomik seçkinlerdir. Ulusla hükümetin merkezinde bulunurlar, monolitik değildirler; yürütme bürokrasisi personeli; yasama üyeleri, yargı üyeleri, seçimle gelmiş üst düzey yöneticiler ve üst düzey sivil ve askeri bürokratlar gibi alt gruplara ayrılmaktadır.

Bu grupta sistem bir öncekini gibi işlemekte olup, bunlar da dışarıdan ve kendi içlerinden gelen ve kendi çıktılarının oluşturduğu girdileri değerlendirerek dış dünyaya ve diğer gruplara (ve tekrara kendilerine) çıktı olarak göndermektedir.

Üçüncü düzeyde grubu kitle haberleşme seçkinleri; gazeteciler, magazin habercileri, televizyon ve radyo çalışanları, reklam şirketleri ve ajansları ve yayıncılık sektörü…

Dördüncü düzeyde yerel kanaat önderleri. Nüfusun yaklaşık yüzde 5-10’u.

Beşinci düzeydeki grubu ise siyasal konulara ilgi duyan daha geniş bir halk yığını oluşturmaktadır. Seçmen nüfusun yaklaşık yüzde 50’si ile 90’ını oluşturan.

Enformasyon akışı yada direkt etkileşimin yönü, ilk dört düzeyden aşağıya doğru gerçekleşmektedir.

Şelale modeli içinde yer alan beş grubun her biri, kısmen özerk olduğu gibi birbirlerine de bağımlıdır.

Medyanın, hükümetin ya da ulusal seçkinlerin iç politikada ya da uluslararası alandaki itibarı bu grupların mesajlarının halkın, diğer grupların ve dış dünyanın gerçekleriyle paralellik göstermesi halinde artar ya da azalır.

Çıkarların gereği olarak farklı düzeylerde çapraz gruplaşmaları ve koalisyonlar oluşabilmektedir.

Önceden belirlenmiş standart davranış kurallarına göre alınan kararlar dışında dış politika kararları yatay ve dikey iletişim ve pazarlıkların sonucunda gerçekleşmektedir.

Bu, seçimlerde desteğini çakma, iktidardan düşürme, muhalefet etme, protesto veya ihtilal girişiminde bulunma gibi şekillerde gündeme gelebilir.

Bürokratlar ve seçkin grupları arasında aşırı rekabetin söz konusu olması halinde dış politika oluşumunda bir takım sorunlar yaşanmaktadır.

Kendi istedikleri doğrultuda bir gelişme olması için bürokratlar ve siyasal liderler, konuların o okuya inanmış uzmanlar tarafından ele alınmasını sağlamaya çalışırlar.

Comments

facebook'ta yorum yazın

ULUSLARARASI İLİŞKİLER TEORİLERİ Tayyar ARI” üzerine 2 düşünce

  1. Tamer Konak

    Merhaba. Elinize sağlık, emeğiniz için teşekkür ederim. Resimler var çalışmada, teorilerin bir kaç tanesinde ama hiçbirindeki resim/tablo çıkmıyor. Yenilemek mümkünse sevinirim. Tekrar teşekkürler. Selamlar

    Cevapla
    1. Kişisel Depresyon Anları Yazar

      merhaba eski yazılara ait resimlerde sıkıntı var peyder pey düzeltiyorum ancak zaman alıyor. yazıdaki resimleri düzenledim iyi çalışmalar.

      Cevapla

fikrin nedir?