ikinci hikaye (demet’in günü)

Yatsı namazı henüz okunmuş, Demet hızlı adımlarla etrafına gülücükler saçarak hatırı sayılabilecek ama pekte meşhur olmayan, sadece önemli günlerde gittikleri restorana doğru yürüyordu. Mutluluk yüzünden okunuyordu. Bu pozitiflik insanlara olan yaklaşımını da etkilemiş, ilgisiz, vurdum duymaz görünümünden sıyrılmış, cana yakın bir hal almıştı. Buluşmalarına yarım saat vardı ancak o erken gidip vaktini biraz tuvalette geçirerek, günün yorgunluğunu makyajla yüzünden silebileceğini düşünüyordu.
Neon ışıklarla aydınlatılmış restoranın kapısına yaklaştığında yüzüde ışığın etkisi ile renklenmişti. Kapı önüne gelir gelmez, camdan onu garson kapıyı açtı.

“Buyurun hoş geldiniz.”

Uzun boylu, atletik yapılı, ince bıyığıyla atmışların delikanlılarını andıran bir yapısı vardı.

“Merhaba, yer ayrıtmıştık, Mehmet Alatun adına.”

“Mehmet Bey henüz gelmediler ben sizi şöyle alayım.”

Eli ile yolu gösterdi bir iki adım atmaya yeltendiği sırada, ardından gelen sesle durdu.

“E, ben öncelikle lavaboya gidebilir miyim? Ne taraftaydı acaba?”

Garson yönünü değiştirdi. Sol tarafta bulunan ince koridoru göstererek “Buyurun en sonda soldaki kapı.” dedi ve kenara çekildi. Demet garsonun gösterdiği koridora girdi. Karanlık koridor onu görünce aydınlandı. Tuvaletin kapısını ittirerek içeri girdi. Önce aynada kendine baktı. Daha sonra tuvalet kabinlerinin en solundakine girdi.

Bu gün güzel bir gündü. Önemli bir gün. Sonunda Mehmet’in ona evlenme teklif edeceği gün bu gündü. Mehmet bunu vurgulamamıştı ama buraya gelmelerinin bir başka sebebi olamazdı. Çünkü ilişkilerindeki önemli dönüm noktaları burada atılmıştı. Araları da bu aralar çok iyiydi. Hem de hiç olmadığı kadar.

Demet, klozzette oturmuş bunları düşünürken -daha çok mutluluk hayalleri kurarken- bir ağama sesi duyudu. Başlarda duyduğnu sandı. Korku filmleri izlediği zaman, katil/hayalet yada her neyse onun geleceğini sandığı gibi. O zaman hissettiği korku şimdi yerini meraka bırakmıştı. Kulaklarını kabarttı. Saldır komutu bekleyen bir köpek gibi. Ancak sesi tam alamadı. Sanki uzaktan ve derinden geliyordu. Muhtemelen ses diğer kabinlerden birinden geliyordu. “Neden diğer kabinler boş mu dolumu diye bakmadım ki?” düşündü. Mutluluk bazı ayrıntıları göz ardı etmesine sebep oluyordu. Şimdi içinde mutluluğun yanı sıra peydahlanan merak, kim ve neden ağladığı düşünceleri ile körükleniyordu. Tanımadığı biriydi elbet. Ama neden sorusunun cevabı potansiyel bir dedikodu niteliği taşıyordu.

Klozet içerisinde girdap sona yaklaşırken Demet lavaboda ellerini yıkadı. Ağlama sesi kesilmişti. Diğer dört tuvalet kabinine bakmış, kapıları kapalı olmasına rağmen kilit renkleri yeşili gösteriyordu. Ya giren kişi kapıyı kilitlememiş, ya da duydukları sadece hayal ürünüydü. Oysa Demet gerçekten ses duyduğuna emindi. Merakı biraz daha artmış, diğer soruların yanına kabinlerde biri var mı sorusu da eklenmişti. Aynaya odaklandı, saçını düzeltti, rujunu tazeledi. Yüzünü aynada incelerken, ağlama sesini bir kez daha duydu. İçindeki merak yerini korkuya bırakmaya başlamıştı. Merak hala daha baskınken boşluğa seslendi.

“Merhaba, kimse var mı?”

Cevap olarak hıçkırık sesi duydu. içine bir sıkıntı çökmeye başlamıştı. Kabinlere doğru yürümeye başladı. En soldakinden kendisi çıkmıştı. En sağdakine ilerledi. Kapıya vurdu, biraz bekledi. Kapı açılmayınca, yavaşça itti. Aynını ikinci ve üçüncü kabin kapılarına da yaptı ve kimseyi göremedi. Dördüncü kabine yaklaştı. Beşincisinden kendisi çıkmıştı. Kapıya vurdu. Yine ses gelmedi. İçeride birilerinin olmasını diledi aksi takdirde mutluluğun ona gaipten sesler duyurduğuna inanacaktı. Kapıyı yavaşça itti. Bu kapı diğerlerinden daha zor açılıyordu. Arkasında birinin olabileceğini düşünerek yada kapıyı tuttuğunu düşünerek bir kez daha seslendi.

“Merhaba.”
Duyduğu tek ses kendi sesiydi, birde ufak alandaki küçük yankısı. Ortam sanki birden sessizleşmişti. Elbette bu odaklanmasından, pür dikkatle kapının arkasından çıkacak şeye kendini hazırlamasından kaynaklıydı. Biraz daha güç uyguladı kapıya, kapı bire bire boşaldı ve kabinin duvarına burarak geri sekti. çarpma sesinin çıkardığı tok sesle aynı anda başlayan müzik yayını Demet’in bulunduğu yerde sıçramasına sebep olmuştu.

En önemlisi, bir şey mi görmüştü?
Galiba, sanırım…
Kendine gelir gelmez yarı açık duran kapının kanadını biraz daha ittirdi. Kabin boştu. Kapıyı kapadı ve çıktı.
Aynı şekilde koşar adımlarla tuvaletten de.

Buluşma saatini 15 dakika geçmişti. Demet mutluluk haricindeki tüm duyguları üzerinden atmış, tek bir şeye odaklanmıştı: Yüzüğün nasıl olacağına. Aslında nasıl olduğu önemli değildi. Önemli olan evlenmek istemesiydi. Güzel bir yüzük olsa da fena olmazdı yani. Düşünceler o kadar yoğundu ki Demet birinin üzerine gitmeye yeltenmiyordu. Bir film şeridi gibi hepsi gözünün önünden geçiyordu. Bazen kendini tutmaya çalışıyordu. mutluluklar uzun sürmezdi, hepsini biranda tüketmesine gerek yoktu.

Mehmet Alatun geldiğinde yemeklerini kırmızı şarap eşliğinde söylediler. Kırmızı şarap Demet’in hayallerinin gerçekliğe ulaştığı konusunda yazılacak ilk delildi. Şarap her zaman onu çarpmıştı. Bu sebepten dolayı fazla içmek istemiyordu ama içmiştide. Zaten mutluluktan sarhoştu, onun yanında şarabın etkisi olacağını düşünmüyordu. Sarafin Cabernet Sauvignon son yudumları kadehine boşalırken Mehmet Alatun’un tedirginliğinin ve sıkkınlığının daha da arttığını görebiliyordu. Kolay değildi elbet, evlenme teklifi edecekti. Mehmet Alatun arkasına yaslandı, gırtlağını temizledi. Zamanı gelmişti. Vakit bu vakitti.
“Seninle konuşmak istediğim bir şey var” dedi Mehmet Alatun, gözlerini Demet’in sağ omuzunun üstündeki boşluğa iterek. Demet devam et anlamında gülümsedi ve şarabından bir yudum aldı. Heyecandan eli titriyor, kadeh parmakları arasından kayacakmış gibi geliyordu. Bir an için ağzına doldurduğu şarap yudumunu yutkunamadı.
“Demet, bu biraz ani oldu ama, artık ilişkimizin bitmesi gerektiğini düşünüyorum, bir süredir bir başkası ile…”

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?