Cuma Gecesi Hikayeleri: Mutlu Bir Aile (1)

Ölüm haberi

Reyhan Gökçe Ekşi babasının ölüm haberini aldığında on yedi yaşına basalı henüz iki hafta olmuştu. İçini bir üzüntü kaplamıştı ama bu hayatındaki sıradan bir insanın ölümünden edineceği üzüntüden daha farklı bir üzüntü değildi. On sene önce babası onları terk etmiş, onu annesi ve küçük kardeşi ile beraber yaşamaya zorunlu bırakmıştı. Şimdi otuz yedi yaşında olmalıydı. Ani bir kalp krizi ile gözlerini bu dünyaya kapatmıştı. Gökçe bunun kendisi için ne kadar önemli olduğunu düşündü. Geçen on sene içerisinde bir elin parmakları kadar görmemişti onu. Saçları biraz daha dökülmüş olmalıydı. Belki de biraz daha kamburlaşmış. Gerçi ölü bir adamın saçlarını düşünmekte çok önemli bir şey olmasa gerekti.

Reyhan daha çok annesini anlattıklarıyla hatırlıyordu babasını. Kendi hatırasında da bir şeyler vardı elbet ama annesinin on senedir sürekli tekrar eden cümleleri, babası hakkındaki kendi düşüncelerine de işlemişti. Bir şey hatırlıyordu. Aslında hatırlıyor muydu yoksa bu annesinin anlattıklarından aklına yer etmiş bir şey miydi emin değildi ama büyük bir olasılıkla kendi hatıralarıydı.

Bir akşamdı. Her zamanki gibi akşam yemeğini Annesi ve küçük kardeşi ile yemişlerdi. Reyhan okula yeni başlamış, yemek sonrasında annesinin ödevlerine yardım etmesi ile birlikte bitiminde soluğu yatakta almıştı. Derin bir uykunun içinden büyük bir gürültü ile uyanmış, yataktan fırlayarak odasının kapısını aralamıştı. Kendine gelmesi anne ve babasının bağrışmaları arasında zor olmamıştı. Babası alkollüydü. Bu şaşılacak bir şey değildi. Annesini iterek koltuğa yapıştırdı. Kemerini çıkararak genç kadının üzerine sallamaya başladı. Gökçe sessizce olan biteni izliyordu. Yapacak bir şeyi de yoktu. Kanı donmuştu sanki. Bu deyimi hiç sevmemesinin sebebi buydu belki de. Annesi yüzünü kapatmıştı. Babası da elinde ikiye katladığı kemerle ona vuruyordu. Arada kadın küçük bir yastığı alıp kendini korumaya çalışmıştı. Bir süre sonra babası yorulmuş olacak ki elindeki kemeri kamçı gibi sallamaktan vazgeçti. Hareketinin şiddeti ile pantolonu da sıyrılarak ayaklarının üzerine düşmüştü. Kemeri bir kenara atıp elleri ile beyaz kilodunu indirdi ve kadının üzerine yattı. Annesi ağlıyordu ama hiçbir şey yapmıyordu. Reyhan bir an kendine geldiğinde, kendisinin de ağladığını fark etti. O da hiçbir şey yapmadı. Yavaş adımlarla odasına geri döndü. Yatağının altına girerek biraz daha şiddetli ağladı.

Babası ile ilgili hatırladığı tek kötü şey bu değildi elbet. Bu gibi durumlarla birkaç kez daha karşılaşmıştı ama babası ne kardeşine ne de kendisine bir kez olsun el kaldırmamıştı. Elbette bu onu iyi yapmıyordu O dönem annesinin kötü bir şey yaptığı ve babasının da onu cezalandırdığını düşünüyordu Gökçe. Aslında ona da yaptıkları gibi, babası da annesine oda hapsi cezası verebilirdi.

Bir süre babası ortadan kaybolmuştu. Annesinin dediğine göre bir panik atak geçirmiş ve hastaneye kaldırılmıştı. Babasının bütün bu hareketleri hasta olmasından kaynaklanıyormuş. Geri döndüğünde ise aslında pek bir şey değişmemişti. Annesi bu durumu artık deliliğine vermeye çalışmış durumu yine idare etme yoluna gitmişti.

Artık babasının kel olmasının pek bir önemi yoktu. Zaten son dönemlerde Facebook arkadaşlığından öteye gitmiyordu arkadaşlıkları. Babası doğum gününü bile Facebook zaman tüneline “İyi ki doğdum kızım” yazarak kutlamıştı. Tabi karşılık olarak Gökçe de aynı şekilde cevabını vermişti. “Teşekkür ederim baba.” Tabirlerin duygu içermediğini Reyhan’ın 357 kişilik arkadaş listesi bir bakışta anlayabilirdi. Ancak ne olursa olsun onun bir babası vardı. Bazen bu konuda kendini şanslı hissediyordu. Bazen de şanssız. Hayatının büyük bir döneminde yanında olmayan birinin hayatı hakkında alınacak kararlara karışması onu sinir ediyordu sadece. Çoğu zaman araya fitne sokup kaçıyordu. Zaten babasının yüzünden annesinden de nefret ediyordu.

Bir süre onun annesinin yüzünden gitmiş olduğunu düşünmüştü. Annesi onun gidişinden sonra, iki çocuğuna bakmak için gece gündüz çalışmaya başlamıştı. Bu durum Gökçe’nin üzerine daha fazla sorumluluk binmesine neden olmuştu. Çünkü annesi yokken küçük kardeşine o bakmak zorundaydı. Her ne kadar karşı komşuları onlarla ilgilense de yine de annesinin dediğine göre o büyük bir kızdı ve ev işleri ile kardeşi ile ilgilenebilirdi.

Karşı komşuları üç sene önce ölmüştü. Altmış yaşındaydı. Son dönemlerde pek dışarıya çıkmıyordu. Büyük bir aşk sonucu evlendiği kocası, evliliklerinden iki sene sonra ölmüş, aşklarının meyvesini bile alamamışlardı. Komikti belki ama evden işe giderken, başına saksı düşmüş ve oracıkta ölmüştü. Nadide Hanım ise kocasını hayali ile yıllarca yaşamıştı.

Babası gittikten sonra büyük miktarda borç bırakmıştı ardında kalanlara. Gökçe aklı ermeye başladığında aslında babasının üzerine hiçbir kayıtlı faturanın, kredinin olmadığını öğrenmişti. Her şey annesinin üzerineydi ve her şeyi ödemek sorunda kalmıştı genç kadın ve hala da ödüyordu. Babasının onları terk etmesinden üç sene sonra annesi boşanma davası açmış tek celsede boşanmışlardı. İki çocuk için biçilen ve kabul edilen altı yüz liralık nafakayı da iki ay yatırmış, daha sonra arkası gelmemişti. Üstüne üstlük kadından para da istemişti. Annesini para verip vermediğini Gökçe bilmiyordu ama az çok babasını tanıyorsa bir şekilde bu parayı alacağını biliyordu.

Babasının gitmesi aslında onları zor duruma sokmamıştı. Eve bir sessizlik bir sükûnet çökmüştü. Bir süre kimse birbiri ile konuşmadı. Sonra Reyhan annesinin baskısını üstünde hissetmeye başladı. Bu baskı; dersler, oturma, kalkma, görüşülen kişiler, çalışma… Her şey ile olabiliyordu. Sanki kadın adama karşı olan tüm hırsını Reyhan’dan ve kardeşinden çıkartıyordu. Ne de olsa o adamın soyadını taşıyan ve onların varlığını hissettiren kişilerdi. Bazen kadının çenesi dayanılmaz oluyordu Gökçe için.

Annesini sevmediğini söyleyemezdi ama sevdiği konusunda da tereddütleri vardı. Kadın sanki çift kişilikliydi. Başkalarına ve başkalarının yanında farklı bir maske takıyordu. Bazen Reyhan onu tanımakta zorluk çekiyordu.

Bazen kendisini de tanımakta zorluk çekiyordu.

Annesi evi geçindirmek için kendini işe vermişti. Reyhan zaman zaman annesi ile empati kuruyordu ama bu empatinin de bir sınırı vardı. Kendisi onun gibi olmazdı herhalde, sonuçta kendisi de zamanında çocuk olmuştu ve çocukların ne isteyebileceğini çok iyi bilebilirdi. Birde şu durum vardı tabi; bu kadar genç yaşta tüm bunları yaşamış olmak, bu yükün altına girmiş olmak kadının böyle saldırgan ve dengesiz davranmasına bahane olmamalıydı.

Babasının ölüm haberini Reyhan’a annesi vermişti. Reyhan onun yüzünde bir duygu birikintisi aradı ama bir şey bulamadı. Gözleri hiçbir şey olmamış gibi donuk bakıyordu. Reyhan büyük bir aşkın nasıl nefrete dönmüş olduğuna ailesinde tanık olmuştu. Ama annesinde nefrete de rastlamıyordu. Bu karışık bir durumdu belki de yetişkinlerin anlayabileceği bir durum.

O gece masada babasının ölümü haricinde bir şey konuşulmadı. Annesi her zamankinden erken gelmişti. Çocuklarına babalarının öldüğü haberini vermiş, yemeğine devam etmişti. Reyhan’da şaşırmış ama tepki göstermemiş, Doğu ise elindeki telefona bir şeyler yazmış yemeğini yemeye devam etmişti. Kadın durumu gayet iyi özetlemişti. “Babanız dün gece saat 12’de, kalp krizinden ölmüş. Yanında Leyla varmış, doktor falan çağırmış ama kurtaramamışlar.”

Kadın Leyla ismini bile donuk bir şekilde söylemişti. Oysaki ona öfkesi vardı. Birkaç kez bu kadınla Rıdvan’ı internette yazışmalarına ve sanal seks yaptıklarına şahit olmuştu. Bir yerde Nalan kocasını tanımasa, ayrılıklarının Leyla yüzünden olduğunu düşünebilirdi ama kocasının da -eski kocası- nerelerde mum söndürdüğünü biliyordu. Bu yüzden pek etkilenmedi. Rıdvan’ı seviyordu ama başka kadınlar, maruz kaldığı şiddet; onurunun defalarca çiğnenmesi… Belki de en iyisi Rıdvan’ın gitmesi olmuştu. Çünkü Nalan ona git diyemezdi.

Rıdvan evi terk edince soluğu İzmir’de almıştı. Leyla’nın yanında. Nalan birkaç kez kızının Facebook hesabında Rıdvan’ın Leyla ile olan mutlu resimlerini görmüştü. Her birini tek tek incelemiş gülüşlerde bir sahtelik aramıştı. Kendince bir sahtelik bulmuştu da. Tabi bu kendini rahatlatmaktan öteye gitmemişti.

Nalan’ın o gün sofrayı toplarken çocuklarına söylediği bir diğer şey ise büyük odayı kiraya vermeyi düşündüğünü söylemesiydi. Belki de bu Rıdvan’ın ölümünden sonra karşılaşabileceği yeni bir borç dalgasına karşı aldığı kendince bir savunmaydı. Ama çocukların masrafları da artıyordu. Bir şekilde gelir elde etmesi lazımdı. Gökçe bu durumu makul karşıladı. Gelecek kişi genç olacak ve onunla bir şeyler paylaşabilecekti. Belki evde bir ablası olması onun için daha iyi olacaktı. Belki de tanımadığı insanların evde olması annesinin kendilerine yaklaşımını değiştirecekti. Doğu ise gelecek üniversitelinin hayalini kurmaya başlamıştı bile. Adriana Lima gibi olmalıydı belki de Burcu Esmersoy …

Yemek bittiğinde herkes kendi işini yapmaya koyuldu. Doğu telefonunu eline aldı mesajlaşmaya başladı, Gökçe bilgisayarını alarak arkadaşlarının profillerinde gezindi, Nalan ise televizyondaki dizisine odaklandı. Birbirlerine bağırmaları dışında hayatları bundan ibaretti aslında

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?