Cuma Gecesi Hikayeleri: Mutlu Bir Aile (2)

Kiracı

Zaman yavaş ilerliyordu. Hepsi merakla evlerine yeni gelecek kiracıyı bekliyorlardı. Bu her biri için yeni bir deneyim olacaktı. Duruma en çok üzülen Doğu olmuştu. Çünkü kiracı olarak gelecek kişi bir erkekti. Her ne kadar hayal kırıklığı yaşasa da gelen kişinin erkek olmasının avantajları da vardı. Öncelikle evde cinsiyet sayısı eşitlenecekti. Mesela oyun meraklısı olabilirdi gelecek kişi. Belki Play Station’ı vardı ve bol bol oyun oynayabileceklerdi.

Saat aksam dokuzu yirmi gece kapı zili çaldı. Heyecanla hepsi birlikte kapıya koştular. Karşılarına çıkan sıska; sıskalıktan kamburu çıkmış sarışın yeşil gözlü bir çocuktu. Yakışıklı sayılabilirdi, farklı bir havası vardı. Yirmi dört yaşındaydı ve yüksek lisans için İstanbul’a gelmişti. Aslında uzaktan akraba sayılırdı. Nalan’ın annesinin teyzesinin kayının oğlunun çocuğu. Söylemesi bile zordu. Nalan hayal meyal böyle birinin varlığını hatırlıyordu ama aklında ona dair bir ibare yoktu. Tamamen yabacıydı.

Bir süre üç çift göz Ufuk’un üzerinde gezindi. Ufuk bunu yadırgamadı böyle bir şey olacağını zaten tahmin etmişti. Göz önünde bulunmaya ve bakışmaların ortak noktası olmaya da alışkındı zaten. Bilhassa kadınların bakışlarına… Şimdi kapının önünde onu karşılayan iki kadın da ona aynı gözlerle bakıyordu ve onu tepeden tırnağa süzüyordu. Erkeklerde bakıyordu elbet. Bazen imrenir gözlerle. Ancak Doğu’da bu bakışı göremedi.

Nihayet ev sahiplerinin bakışları bittiğinde Ufuk’u içeriye buyur ettiler. İki büyük bavuldan birini Doğu kaptı ve içeriye çekti. Ufuk diğer bavulunu içeriye çekti ve kapıyı arkasından kapadı. Gözler hala üzerindeydi. Nalan kısık bir sesle “Hoş geldiniz yolculuk nasıldı?” dedi. Sesinde bir çekingenlik ve korku vardı.

“Teşekkür ederim, biraz yorucu ve gereksiz uzun oldu yolculuk” dedi Ufuk. Sesi çok etkileyiciydi. Kapı ilk açıldığında kurduğu kısacık “merhaba” cümlesinde bu pek belli olmamıştı ama şimdi açıkça ortadaydı. Farklı bir sesti. Sanki insanın içine işleyen, hatıralarını canlandıran, hüzünlendirirken, bir o kadar da mutlu kılan bir ses. Nalan birkaç kez onunla telefonda konuşmuş sesin etkileyiciliği ile gereksiz şekilde konuşmasını uzatmıştı ama bu sesi elektronik aktarıcıların ardına sığınmadan dinlemek kesinlikle daha büyük bir zevkti. Sesi hem kadın hem erkek gibiydi. Vücudunun inceliği bir kadın zarafetini yansıtırken uzun boyu ve geniş omuzları bir erkeğin korumacılığının sinyallerini veriyordu. Biraz farklı gibiydi. Sanki eski kitaplardaki insan betimlemelerinde yer alan hastalıklı erkekler gibiydi. Zatürre ya da verem. Hastalıklı, bir o kadar da hastalığının sebebi aşkmış gibi.

İçeri girdiklerinde ilk iş olarak Ufuk’un odasını gösterdiler. Oda mümkün olduğunca boşaltılmıştı. Bir çalışma masası, bir gardırop, bir de iki kişilik yataktan ibaretti. Ufuk, Doğu’nun yardımıyla bavullarını odasına taşıdı. Bavulları açmadan bıraktı ve oturma odasına ev sahiplerinin olduğu yere geçti. Onun geldiğini gören ev sahipler gözlerini kilitlemiş oldukları televizyondan ayırdılar. Elbette bazı şeyler telefonda konuşulmuştu ama yine de konuşulacak şeyler vardı. Evin bir düzeni vardı ve buna uyacak kişi olan Ufuk’a bazı açıklamalar yapılması lazımdı. Ufuk kendine boş bir yer buldu ve oturdu. Bu televizyonu karşıdan gören arkasına yemek masasını almış ve çaprazında pencere kalan tekli koltuktu. Rıdvan da sürekli bu koltuğa oturur, içkisini burada içerken televizyon izlerdi. Bu gece on ikiden sonra genellikle Hotbirt uydusundaki porno kanallar olurdu. Ancak onun gitmesinden sonra birçok şey değişmişti. Artık uydu yoktu mesela. Sadece kablolu televizyon üzerinden yayın yapan birçoğu gereksiz kanal vardı.

Nalan televizyonun sesini kıstı. Birilerinin konuşmayı başlatması gerekiyordu ve bunun da evin reisi görevini üstlenen Nalan olması gerekiyordu. Nalan da bunun farkındaydı ancak cümleye nasıl gireceğini bir türlü bilmiyordu. Bu garip bir durumdu. Otuz beş yaşındaydı ama bir ergen gibi cümleye nasıl başlaması gerektiğini bilmiyordu. Çocukların yanında ücret konusunu tekrar dile getirmek istemedi. Bunu yakışık almayacağını düşündü.

“Başka eşyan var mı?” diye sordu birden.

“Hayır, gelecek eşyam yok ancak küçük bir televizyon almayı düşünüyorum uygun görürseniz.”

Kimse için bir sorun yoktu. Belki diğer aile fertlerinin de bu televizyonu kullanmasına izin vere bilirdi bu şekilde tek televizyon tekelinden kurtulmuş olabilirlerdi. Gerçi çocuklar bu gereksinimi bilgisayar ve telefonlarından giderebiliyorlardı ama ikinci bir televizyonun varlığı daha farklıydı.

“Bizim için sorun yok” dedi Nalan. “İstersen kendine bir buzdolabı da alabilirsin. Yalnız sakın yanlış anlama. Bizim dolabı kullanmanı istemediğimizi düşünme. Sadece…”

Ufuk gülümsedi. “Anlıyorum” dedi. “Buzdolabı düşünmüyorum. Zaten buzdolabını fazla kullanacağımı düşünmüyorum. Aylık alış verişlerin bir kısmını ben yaparım. Genelde mutfakta olmayı severim, eğer sizin için de sakıncası yoksa akşam yemeklerini zaman zaman ben yapmak isterim.”

Aile kendi içerisinde birbirlerine baktılar. Bu durumdan memnun olmuşlardı. Ufuk’un nasıl bir aşçı olduğunu bilmiyorlardı ama en azından geçiştirilmiş ya da geç yenmiş akşam yemeklerinden kurtulacaklardı. Sonuçta bir düzen olması lazımdı.

“Yemek yapmayı ve yeni şeyler denemeyi severim. Benden çekinmenize gerek yok mümkün olduğunca da ev işlerinde yardımcı olurum. Sonuçta bende artık evin bir bireyi sayılırım. Yardımcı olabileceğim bir şey olursa kesinlikle bunu söylemek için rahatsız olmayın. Zamanımın büyük bir çoğunluğunu evde geçiririm. Ders sayım az ve geri kalanında tezim için araştırma yapmam ve bunları yazmam lazım. Evde internet yoksa eğer…”

Ev halkı onu dinlerken sanki başka diyarlara gitmişti. Sanki bir şiir Ufuk’un dudaklarından dökülüyordu. İnsanın ruhunu okşayan bir şiir. “İnternet” kelimesini yakalayan Doğu oldu ve cümlenin ortasında atıldı. “İnternetimiz var” dedi.

Oğlunun sesini duyan Nalan daldığı rüyadan uyandı ve lafa girdi.

“İnternetimiz var. Aslında evde bir düzenimiz olduğunu söyleyemem. Sabah genelde kahvaltı yapmadan çıkarız. Ben en geç yedide çıkmış olurum. Reyhan…”

Reyhan, “Gökçe”  diyerek lafa girdi. “Gökçe”yi çoğu zaman daha havalı bulurdu.

Nalan devam etti.

“… diğer adı da Gökçe’dir. Reyhan Gökçe. Ne aptalım sizi tanıştırmadım. Oğlum Doğu bu da. Biz zaten telefonda konuşmuştuk.”

Ufuk evet anlamında kafasını salladı.

“Doğu da… sekiz gibi dersi başlar okulu yakın olduğu için hepimizden sonra çıkar. İlk gelen yine Doğu’dur. Sonra Gökçe, en sonda ben gelirim. Çoğu zaman akşamdan yemeği yapmaya çalışırım ama genelde geç geldiğim için yemek işini genelde Gökçe halleder.”

Ufuk yeşil gözlerini Gökçeye dikti. Gözleri ile onu taradı. Gökçe utandığını belli ederken oturduğu yerde biraz toparlandı.

“Yemek yapabiliyorsun demek.”

“Biraz” dedi Gökçe çekinerek.

“Senin yaşında bir kızın yemek yapması olağan üstü bir şey. Takdir ettim.”

Bir başkası tarafından takdir almak Reyhan’ı cesaretlendirmişti. Annesine “bak” dercesine bir bakış attı. Çünkü annesinden hiç böyle bir takdir almamıştı. Annesine göre onu onun yapması gereken bir şeydi. Bir zorunluluktu.

“Ben mümkün olduğunca yemek işlerinde size yardımcı olurum. Benim için yemek yapmak büyük bir zevk. Yalnız geceleri biraz geç yatarım. Çok uyuyan biri olduğumu söyleyemem. Üç saat benim için yeterli. Geceleri çalışacağım için çok ses çıkaracağımı düşünmüyorum. Sabahta erken kalkarım. Çalışmaya başlarım. Öğlen bir üç gibi biraz şekerleme yaparım bu bazen beşe altıya uzar. Sakın erken gelipte uyandırırım diye tereddütte düşmeyin ne kadar az uyursam o kadar fazla çalışabilirim. Bir de sizin içinde sakıncası yoksa odanın boyası konusunda konuşmak istiyorum. Ben pek farklı renklerde odalarda rahat edemem. As renkler olmalı odam ya beyaz ya da siyah. Uygun görürseniz odanın rengini değiştirmek isterim.”

“Tabi oda senin istediğin yapabilirsin.”

“Teşekkürler, eğer ekleyecek bir şeyiniz yoksa ben odama çekileyim. Malum yol yorgunluğu üzerimde.”

“Tabi tabi, nasıl olsa daha çok konuşuruz. İyi geceler size.”

Ufuk yerinden kalktı. Herkese ayrı ayrı iyi geceler dedikten sonra odasına doğru yürüdü. Kapının kapanığını belirten ses geldiğinde Nalan mırıldandı.

“İyi birine benziyor.”

“Bence de” dedi her iki çocuğu da. “Belki derslerimizde yarımcı olur diye ekledi” Reyhan.

“Belki” dedi kadın ve sustular. Televizyon ekranına yeniden kitlendiler. Ancak her biri yeni kiracılarını düşünüyordu.

Uzun yıllardan sonra ilk kez Nalan o gece mastürbasyon yaptı. Her ne kadar kafasından atmaya çalışsa da hayallerindeki erkek yan odada uyuyan Ufuk’tan başkası değildi. Belki yılların haz tembelliği belki de Ufuk’un etkileyici sesi, kemiklerini dakikalarca titretmeye yetmişti. Çığlıklarını bastırmak için elini ağzına bastırmıştı. O kadar şiddetli ısırmıştı ki elini sabah uyandığında işaret parmağı ile başparmağının birleştiği yeri mor şekilde gördü. Birkaç kez ovaladı morluğu yapışmış bir boya gibi silmeye çalışarak ama başaramadı. Yataktan kalktı, kendine çekidüzen verdi. Artık evde bir yabancı vardı en azından alışana kadar ona kendini iyi göstermeliydi. Odadan çıkar çıkmaz. Yan taraftaki banyoya girdi ve ardından kapıyı kilitledi. Aynada kendine baktı. Aslında yataktan çıkar çıkmaz bunu yapmıştı. Biraz daha ayıldığında ne kadar çirkin olduğunu gördü. Güzeldi aslında. Dudakları hala kırmızıydı, sabah uyandığında bile. Onca acı ile yüzleşmesine rağmen yüzünde bir çizik bile yoktu. Keskin kemik harları yüz derisini germeye yetiyordu. Kendine baktı. Birkaç beyaz saçı vardı ama onlar da Nalan’ı daha olgun gösteriyordu. On yedi yaşındaki kızının bir kopyası gibiydi. Ya da kızı onun. Ama kızının yerinde olmakta çok isterdi. Yüzünü yıkadı. Ellerini saçları arasında gezdirdi. Yeni yeni yağlanmaya başlamışlardı. Küçük bir tereddütten sonra, kendini sıcak suyun altına attı. Su, gecenin tüm yorgunluğunu aldı üzerinden.

Duşunu alıp odasına girdiğinde mutfaktan gelen tıkırtıları duymuştu ama merak edip bakmamıştı. Sesin kaynağının Gökçe olduğunu düşünüyordu. Belki de yeni kiracılarını etkilemek için kahvaltı içine girmişti. Üzerine kıyafetlerini giydi. Hala nemli olan saçlarını başının üzerinde topladı ve mutfağa yürüdü. Düşündüğü gibi mutfaktaki Reyhan değildi. Ufuk’u görünce biraz şaşırdı ama şaşkınlığını “Günaydın”la bastırdı. Onu mutfakta görünce evliliğinin ilk günleri gelmişti aklına. Rıdvan’ın ona iyi davrandığı, mutfaktan çıkmadığı günler.

Evliliklerinin yetmiş sekizinci günü sabahı Rıdvan erken kalkmış ve işe gitmeden önce ona kahvaltı hazırlamıştı. Bu o dönemler Rıdvan’ın sık sık yaptığı bir şeydi ama bu kez hafif olan uykusuna rağmen Nalan’ı uyandırmadan tüm kahvaltıyı hazırlamış ve ona büyük bir sürpriz yapmıştı.

Saattin zili çalmış ve Nalan kalkmıştı. Ancak kalktığında gördüğü şey kocası değil onun yerinde yatmakta olan koskocaman bir demet çiçekti. Üzerindeki küçük notta yaprakları takip et yazıyordu. Nalan yaprakları takip etmiş ve banyoya küvete kadar gelmişti. Küvetin için su dolu ve köpürtüşmüş vaziyetteydi. Halan bunun arkasında bir şeyler olduğunu biliyordu. Soyundu ve küvete girdi. Sıcak su ve köpük uykunun verdiği ağırlığı yavaş yavaş almaya başlamıştı vücudundan. Bir süre sonra elinde kahvaltı ile Rıdvan gelmişti. Nalan kahvaltıyı bir kenara bırakmasını ve gelmesini söyledi Rıdvan’a. Zaten hazır bekleyen Rıdvan suya hemen girdi. Orada seviştiler. Suda sevişmeleri kısa sürüyordu. Her ne kadar Rıdvan bundan zevk alsa da Nalan için aynı şey söylenemezdi ama Rıdvan’ın zevk alması onun için ayrı bir zevkti. Kahvaltıyı birlikte küvette yaptılar.

Elbette Nalan’ın şu an için küvette kahvaltı yapmak gibi bir zevki yoktu ama aklına gelen ilk hatırası o olmuştu. Ufuk sandalyeyi çekerek oturması için işaret etti. O otururken sandalyeyi hafifçe itti.

“Teşekkürler.”

“Kahvaltılık ne varsa bir şeyler hazırlayayım dedim. Erken yatınca ister istemez erken erken kalktım. Bir işe yarayayım istedim.”

“Zahmet etmene gerek yoktu.”

“Ne zahmeti? Ben kahvaltısız güne başlamam, sizde yapın isterim hem başkalarını doyurmak ayrı bir zevk bilirsin.”

Gökçe sesleri duyup mutfağa girdiğinde gözlerini ovuşturuyordu. Bir gülüşme karşıladı onu. Annesi ve Ufuk gülüyordu ona bakıp. “Günaydın” dedi ikisi birden. Gökçe durumu garipsedi ama uzun zamandır gördüğü bu sofra ve onu gülerek karşılayan iki insan, onun kendini iyi hissetmesine sebep olmuştu ama neye gülüyorlardı?

“Günaydın” dedi, “Neye gülüyorsunuz anlayamadım.”

“Sana” dedi annesi.

“Neyim varmış ki benim?”

“Çok komik gelişin vardı, şu çizgi film karakterleri gibi.”

“Mesela hangisi?”

“Ne bileyim ben vardı ya bir tane.”

“Pucca olmasın” diye ekledi Ufuk. “Sevimli, sersem, aşık…”

“Sersem ve aşık olmayabilirim ama.”

“Orasını bilemeyeceğim. Hadi yüzünü yıka da kahvaltıya gel.”

Reyhan geriye döndü ve uzaklaştı. “İyi bir kız” diye ekledi ardından. “Sana benziyor senin kadar güzel.”

“Yok, canım, o benden daha güzel.”

Ufuk konuyu uzatmadı, eli ile masayı işaret ederek yemesini söyledi Nalan’a. Nalan demek istediğini anladı ve yemeğe başladı.

Bu hayatlarındaki değişimin başladığını temsil eden ilk şeydi.

Hayatları değişmişti. Doğu dahil aile bireylerine bir güven gelmişti. Kendilerini daha iyi ifade edebiliyorlardı. Yavaş yavaş onu aileden biri gibi ailede olası gereken bir erkek gibi görmeye başlamışlardır. Bir süre sonra hatta üç kişilik ailenin yaşamı normale dönmeye başlamıştı. Nalan çocukların üstündeki baskıyı tekrar artırmış sanki hayatları eskisine dönmeye başlamıştı.

Ufuk garip biriydi. Aile arasındaki hiçbir şeye bulaşmıyor sadece izlemekle yetiniyordu. Söz verildiğinde bir şeyler danışıldığında bile sessiz kalıyordu. Sanki evde olan ama aynı zamanda olmayan biriydi. Sabah üçe kadar oturuyor sonra saat altıda kalkıyordu. Artık kahvaltı hazırlamak onun rutin bir görevi olmuştu. Hiç bir kızla ilişkisine tanık olmadılar ama geceleri biri ile konuştuğunu duyabiliyorlardı. Geleli bir buçuk ay olmuştu. Ufuk biraz kilo almış ve bu hali ile gerçekten çok daha yakışıklı biri olmuştu. Açıkçası evdeki bütün karşı cinsler ona karşı bir şeyler besliyordu.

17 Nisan günü Doğu’nun doğum günüydü. Ufuk akşam için küçük bir parti hazırlamıştı. Bunun yanı sıra eve yıllardır girmeyen alkol buzdolabında yerini almıştı. İki şişe Cabernet Chevignon şarap. O gece uzun bir süreden sonra Nalan şarap içmiş ve biraz da kafayı bulmuştu. Ufuk’un ısrarı ile iki kadehte Gökçe’nin içmesine izin vermişti annesi. Sonuçta o da artık yetişkin sayılırdı.

O gecenin akşamında Gökçe ve Doğu erken yatmışlardı. Nalan ve Ufuk ise ikinci şişenin dibini görmek için çabalıyorlardı. Nihayet içkileri bittiğinde Nalan masadan kalktı. Masadan kalkması ile tökezlemesi bir oldu ve onu yavaşça Ufuk yakaladı. Yatağına kadar götürdü. Nalan yatağına kendini attı. O kadar şekilsiz uzanmıştı ki Ufuk onu normal şekle sokmak için kucağına alarak düzletti. Bu sırada Nalan Ufuk’un nefesini yüzüne yakın bir yerde hissettiğinde dudaklarını onunkilere bastırdı. Yıllardır bu ilk öpüşmesiydi ve Ufuk’un dudakları sanki bir garipti. Tatlı, ekşi, acı… Tadını almak için dudaklarını biraz daha gömdü genç adamanın dudaklarına ve onları bırakmadı. Sevişmeye başladılar. Uzun zamandan beri ilk kez kadınlığının zevkine vardı hem de birkaç kez.

Yaptığından utanıyordu. Aslında utanması gerektiğini düşünüyordu. Gençti, güzeldi, kadındı, en önemlisi insandı, ihtiyaçları vardı. Ama bunu başkalarına anlatmak duygusu onu kemiriyordu. Daha doğrusu çocuklarına. Aslında anlatmasına gerekte yoktu. Hoş çocukları belli bir olgunluğa varmışlardı bunu normal karşılayabilirlerdi ama yine de içinde bir sıkıntı vardı. En iyisi bu aşkını saklamak gizli bir şekilde yaşamaktı. Birkaç kez daha Ufuk’un odasına gece yarısı gizlice girmişti. Hatta bir keresinde Ufuk’un odasından çıkarken Reyhan’a yakalanmıştı ama uykulu şekilde yakaladığı Reyhan’a bir şeyler söyleyerek onu göndermişti. Kız oralı olmamıştı.

Aslında Reyhan’ın olan bitenden haberi vardı. Birkaç kez onların sevişmelerini dinleyip kendini tatmin etmişti. Aslında annesinden nefret ediyordu. Ufuk’tan hoşlanıyordu ve çoğu kez annesinin yerinde kendisinin olması gerektiğini düşünüyordu. Annesi Ufukla aralında olan ilişki anlaşılmasın diye çocukları üzerinde daha da baskı kurmaya başlamıştı. Ya da bu Reyhan’a öyle geliyordu. Hem bu baskı yüzünden hem de sevdiği adamla birlikte olduğu için annesinden nefret ediyordu.

Nalan’da kızının kendisine bakışlarını bilhassa Ufuk’a bakışlarını görmüştü. Bir sevgi, bir nefret iki ayrı uçta gezinen anlamlar vardı bakışlarında. Zaman zaman Ufuk’un Gökçe ile ilgilenmesi onu kıskandırıyordu. Zaman zaman kendi kızından çok bir rakip gibi görüyordu Reyhan’ı. Onu biraz daha fazla sıkıştırıyor, daha fazla aşağılıyor ve korkutuyordu. Ev iki kadın arasında yaşanan soğuk savaşın arenası gibiydi.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?