Cuma Gecesi Hikayeleri: Mutlu Bir Aile (3)

Kesinti ve adem

Nihayet aksam karanlığı çökmüş gökyüzü siyah pelerinini örtmüştü. Zifiri karanlık dedikleri bu olsa gerek… İnsanlar elektriklerin de kesilmesi ile birlikte burunlarının ucunu görmüyorlardı. Yer yer dükkânlardan jeneratör motoru sesleri geliyordu. Bu şehirde son zamanlarda yaşanan en uzun sureli kesintiydi. Kesintinin kaynağı belliydi. Bir kaç ana trafo ve onları destekleyecek yardımcı trafo patlamıştı. Asıl sorun trafoların kendi kendine birden bire patlamasıydı. Bir ya da ikide sorunu çözmek daha kalay olabilirdi ama ili besleyen trafoların yarısı aynı zaman diliminde patlayınca bunları onarmak zor oluyordu. Tabi ki bu durum için suikast söylentileri ortada dolanıyordu. Tüm güvenlik kameraları incelenmiş, şüphe uyandıracak herhangi farklı bir görüntüye rastlanmamıştı. Tabi bu sebepten dolayı da gözaltına alınanlar o gece vardiyalarını tutan personeller olmuştu. Bunlardan biri de Âdem adındaki kırk dokuz yaşındaki teknisyendi.

Âdem, saçlarının üstü dökülmüş, yan tarafları yer yer beyazlamış, pos bıyıklı, iri kıyım bir adamdı. İlk baktığınızda içinize korku salardı ancak onu tanıdıkça severdiniz. Yirmi yıldır İstanbul’daydı. Şivesi azalmış olmasına rağmen konuşmalarına yine de şive katıyordu. Âdem de şivenin kendisini sempatik gösterdiğine inananlardı. Artık yazım dilinde de Türkçeyi bozmak bir sempatiklik sayılırdı.

Âdem Şanlıurfa doğumluydu. Askere gitmek için memleketinden ayrılmış ve bir daha dönmemişti. Biri kız, iki erkek üç çocuğu vardı. Vardiyalı çalışmak evdeki curcunadan kaçış yolu gibiydi onun için. Vardiya dilimi ne olursa olsun yaptığı şey sabitti. Evine gelir, yemeğini yer, televizyon seyreder ve uyur. Bu sıralama bazen karışsa da standart yaşantısı bundan ibaretti. Son dönem büyük oğlu Mustafa’nın evlilik hazırlıkları onu bu alışkanlıklarının zamanları ile oynuyordu ama yine de Âdem rutin hayatından vaz geçmiyordu.

Âdem’in tek haber kaynağı televizyondu. Okumak ona zor geldiğinden iş yerine arkadaşlarının getirdiği gazetenin sadece resimlerine bakardı. Birde ara sıra büyük başlıkları okurdu. Zaten gazetedeki haberler çok çok önce televizyonda verilmiş oluyordu. Haberleri tekrar etmenin hiç bir anlamı yoktu.

Âdem çalışma hayatı boyunca hiç hastalanmamıştı. Fiziksel ya da psikolojik bir rahatsızlığı olmamıştı. Daha iki ay önce çalıştığı şirketin yaptırmış olduğu rutin sağlık taramasında hiçbir şeyi çıkmamıştı. Bunun üzerine doktor onu yine de uyarmıştı.

“Hiçbir şey çıkmamış olabilir ama bu çıkmayacağı anlamına gelmez. Biliyorsun hastalık yaşlılıkta daha çabuk ilerler. Kendine dikkat etmelisin, önce şu sigarayı bırak.”

“Aman doktor bey bir zevkim sigara zaten. Eskisi gibi içmiyorum da.” diye cevap vermişti Âdem.

Gerçekten de Âdem’in tek zevki sigaraydı. Yıllar önce kahvehaneye gitmeyi bırakmıştı. Televizyonda sürekli dönen sigara ile ilgili kamu spotları işe yaramış artık evde çocukların yanında da sigara içmiyordu. Çocukları da içmiyordu. Mustafa’dan şüphelendiği olmuştu ama onun yanında ya da yakınında bunun bahsi hiç geçmemişti. Kendi yaptığı bir iş için oğlunu nasıl cezalandırabilirdi ki?

Âdem sapa sağlam, sağlıklı biriydi ama trafoların patladığı gün verdiği ifade herkesi şaşırtmıştı. Çoğu kişi bunu uykusuzluğun verdiği sanrı olarak yorumladı ama Âdem ne gördüğünden oldukça emindi. Defalarca aynı şeyi söylemiş ve bu şekilde geçmişti tutanaklara. Tabi bu durum onun biraz daha suçlu gözükmesine sebep oluyordu ama kamera kayıtları, incelemeler bunu Âdem’in yaptığına delil olmuyordu.

“Saat dört gibi hem hava almak hem de sigara içmek için dışarı çıktım. Oldukça karanlıktı. Bir tek yıldız yoktu. Ama bir yerden de ışık geliyordu. Ben de ışığa doğru döndüm. Işık trafoların yüksek gerilim hatlarının olduğu yerdeydi. Tellerin üzerinde bir şey gördüm. Sanırım insandı. Yani o kadar büyük benim gibi bir şey. Elleri, kolları vardı. Karanlıktı sadece gölgesi görülüyordu. Tellerin üstünde zıplayıp duruyordu. Sanki bütün yıldızları arkasına toplamış gibiydi. Hani filmlerde yıldızlar olur ya uzayda, renkli olurlar onun gibi. Hatta beni gördü el salladı. Ne yapacağımı şaşırdım sigaramı bile yakamadım. Sonra kabloların arasına uzandı. Bir gürültü koptu ve sıraya trafolar patlamaya başladı. Patlamaları görünce kendimi içeri attım. Mesafe uzak bir şey olacağından değil ama insan yine de korkuyor.”

Kamera kayıtları incelenmiş, Âdem‘in anlattıklarını doğrulayacak bir şeye rastlanmamıştı. Hatta onun söylediği kablo altında insan ya da başla bir şey olsaydı kesinlikle patlama sonrası parçalarından bir şeyler kalırdı. Kalmamıştı. Yoktu. Âdem’in anlattıkları koca bir yalandı. Peki, neden yalan söylemişti o da başla bir konu.

Âdem sonraki iki uykusunda o teldeki şeyi gördü. Yine karanlık ve yüzü seçilemiyordu. İş yerine vardığında ise o gecenin kayıtlarını izlemek istedi. Güvenlik arkadaşı Mahmut bunu kimseye söylememesini isteyerek ona görüntüleri izletti hatta Âdem’in ısrarı karşısında o görüntülerin bir kopyasını verdi. Belki kimse göremiyordu ama Âdem oradaki şeyi güvenlik kayıtlarında da görüyordu. Hatta binaya girdiğinde göremediklerinden daha fazlasını. O şey trafoların etrafında dolanıyor kabloları ellerken sanki açlığını gideriyormuş gibiydi. Trafo önce içeri çekiliyor sonrada patlıyordu. Gördüklerini Mahmut’a anlatmadı. Soracak kimsesi yoktu, ya da söyleyecek. O gece ilk defa çocuklarının bilgisayarına oturdu ve onlardan videoyu açmasını istedi. Saatlerce aynı görüntüleri izledi. Sonunda kameraya bakan boşlukla birlikte.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?