Dabbe 5: Zehr-i Cin


Yine bir  filmi vizyonda ve ben de bu sebebpten dolayı sinemanın yolunu tuttum. Mevzu Türk korku sineması olması ve benim Karacadağ’a olan ilgim. Eski yazılardan bu ilginin sebebini az çok çıkartabilirsiniz. Bir de sanıyorum Dabbe serisi Türk sinema tarihinin en uzun soluklu seri filmi olmasına aday. Lakin ilk filmle başlayan kurgunun hala hayalini kurmaktayım. Film güya üçleme olarak kıyamete kadar uzanacaktı. Hatta küçük bir kıyamet senaryosu D@bbe 2‘de yapılmıştı. Sonra gelen filmler ise genel hikayeden kopup -bu arada küçük bağlantılar vererek- ilerledi. Ben artık Dabbe serisinde kıyameti göreceğimden şüpheye düşmeye başladım. Hikaye artık klasik cin hikayeleri ötesine çıkmamaya başladı.

Ancak Dabbe 5: Zehr-i Cin ile Karacadağ’ın yine kendisini tekrar etmeye başladığını düşünüyorum. Dabbe : Cin Çarpması ile hikaye daha oturaklı nispeten daha iyiydi. Bu filmde gözümüze çarpan aslında hikayeden çok oyunculuk. Sonunda korku filmlerinde oyunculuk olarak bir kademe atladık diyebilirim. Ben oyunculukları beğenmekle beraber (tabi eskilere kıyasla) filmin en büyük artısının bu olduğunu düşünüyorum.

Gelelim hikayeye. Hikaye bize aslında farklı bir şey vermiyor. Hikaye konusunda Karacadağ kendini tekrar ediyor. Bu filmde de klasik klişe karşmıza çıkıyor. Yapılan bir büyü musallat edilen bir cin. Geçmişi karışık bir karakter. Tabi hal böyle olunca filmi baygın aygın izliyorsunuz. Gerçi filmin finali biraz şaşırtmacalı olmuş. Çözülemeyecek gibi miydi hayır. Zaten neyin ne olduğu belliydi. Önemli olan hikayenin nasıl çözüleceğiydi. Aslında fena da bir final yapmadı.

Film bazı kaynaklarda doksan beş dakika diye geçiyor ama ben filmin süresi konusunda pek emin olamadım. Sinemaya giriş çıkış saatlerimize bakarak film süresi hakkında da konuşamıyorum reklamlar almış başını gidiyor. Ancak söylemem lazım ki filmin ilk yarısı bitmedi benim için. Uzadı da uzadı. Artık her filmde aynı şeyleri izlemekten de sıkıldım. Film diğerleri gibi başladı. Konuşan bir hoca gazete küpürleri bak anlatmam ama hadi anlatayım edasındaki sunum, sunumu yapanın abuk sesi beni artık iyice baydı. Bu klişe ile devam ettikten sonra diğer bir klişe kapıyı çaldı. Geçmişe ait aksiyonu bol görüntüler ve kadının gördüğü rüyalarla musallat olan cinler. Rüya sahneleri evdeki tıkırtılar, beliren yaratıklar tamamen kendini tekrar eden ve sıkan sahnelerle doluydu. Bu görüntüler eşliğinde gereksiz yüksek ses bir yerden sonra beni yordu ve neredeyse uyuyacaktım. Tabi filmin ikinci yarısı için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

İkinci yarı artık standart musallat olayından, evde gürültü patırtıdan çıkıp hikayeyi derinleştirmeye ve çözmeye odaklıydı. Yani aksiyon dozu yüksekti. Nitekim filmin bu yarısı diğer yarısına oranla daha akıcı ve zevkliydi. Burada da aslında gördüklerimiz klişelerin dışına çıkmıyordu. Gerçi bu güzel bir şey Türk korku klişeleri başlığı atabileceğiz artık. Karacadağ kendini tekrar etmiş dedim ya bu bölümdeki aynalı boyut değiştirme sahnesinde belli etti kendini. Akabinde gelen sahnelerde aslında diğer filmlerinden bilhassa Cin Çarpması’ndan uyarlanan sahnelerdi. Bu sahneler daha çok sessizlik içeriyordu. Ben filmi izlerken fark ettim ki o yüksek ses artık izleyiciyi sıkmaktan başka bir işe yaramıyor. Sessizlik insanın ürkmesine yetiyor. Boyut değiştirme sahnesindeki o sessizlik asıl korkuyu izleyiciye salandı.

Filmin oldukça dağınık kurgusu vardı. Hikaye sona doğru bir şeyleri bağlamaya çalışsa da bir çok noktayı da açık bıraktı. Mesela kadına neden büyü yapıldı? Yapılması şart mıydı?. Adamdaki bu ölüm uykusu, umarsızlık neydi? O kadar yaşanan olayın üzerine yapılan saçma hareketler ve diyaloglar sürekli soru işaretlerini perçinledi.

Filmde dikkatimi çeken bir hususta, Şeytan-ı Racim‘de karşılaştığımız kendini şeytana satan hoca olgusuna bu filminde değinip vakti zamanında söylemeye korktuğumuz cümleleri dile getirmesi.

Özetleyip toparlamak gerekirse film efekt ve oyunculuklar konusunda geliştiğimizi söylüyor. Ancak bizim böyle olayı abartıp yetinemeyip son vuruşu yapma olayımız var ya, keşke şu finaldeki el sahneleri olmasa yada tam anlamıyla karanlıkta olsaydı diyorum. Ben bu filmi Karacadağ’ın bağımsız bir filmi olamaktan çok eskilerinin ve başka filmlerin etkisi altında kalarak çektiğini düşünüyorum. Biraz daha alternatif sahneler düşünüp hikayelerini bunlara eklemeli. Kısacası bu film hiç bir etki yaratmadı ve hiç bir şey vermedi. Filmlerin devamını bekliyoruz elbet ama bence şu Dabbe olayını artık çözsün.

Yönetmen – Senaryo: Hasan Karacadağ

Oyuncular:

Nil Günal Çakıroğlu Dilek
Ümit Bülent Dinçer Ömer
Sultan Köroğlu Kılıç
Emir Özbek
Pelin Acar
Murat Seviş

Linkler:

http://www.beyazperde.com/filmler/film-225991/

Comments

facebook'ta yorum yazın

Dabbe 5: Zehr-i Cin” üzerine bir düşünce

  1. erdal

    nedense ben bu filmin hikeyesine bayıldım.cin çarpmasını ileriye götürmüş bence.insanın şeytanla ilişkisi ve intikam kavramı,bazı yerlerdeki astral hipnoz sahnelerinde cin boyutuna geçmesi ve finalindeki o dehşet diyaloglar insana tokat gibi çarpıyor.karacadağ denge yapmış bence,klişe korku sahnelerini yem olarak kullanıp filmin esas vermek istediğini en sonunda çarparak vermiş.filmde gösterilen kısa dabbe belgesiyle artık dabbe-internet söylemi hipotez olmaktan çıkmış baya bir teori haline gelmiş.benim filme notum 10/8

    Cevapla

fikrin nedir?