Ziyaretçi – 1

Sonsuza dek beklediğimi söylemek isterim. Gerçi sonsuzluk ne kadar uzak bir kelime. Şu an bulunduğum dünyada adını bilmediğim bir yerde gözlerimi tavana dikmiş nasılda kendimden habersiz duvarın çatlaklarını izlediğimden yakınıyorum. Tezatlar içerisindeyim. Kurduğum cümlelerden saçmaladığımı düşünebilirsiniz. Haklısınız. Bu delilere özgü bir saçmalama. Şimdi bundan sonra okuyacaklarınızdan emin olabilirsiniz.

Bunlar bir delinin anlatacağı saçmalıklar.

Hayat insanlara adil davranmıyor. Eminim ki bu konuda hem fikiriz. tabi eğer bir deli ile aynı fikirde olmaktan gocunmuyorsanız. Ben gocunmadığınızı varsayıyorum. Aksi taktirde anlattıklarımı buraya kadar dinlememiş olurdunuz. Demek ki hala okuyanlar var ki bende yazmaya devam ediyorum. Aslında siz beni ne kadar umursuyorsanız bende sizi o kadar umursuyorum. Siz “hiç” derseniz ben de sizin için aynı kelimeyi söyleyebilirim. Yazdıklarım yaşadıklarımı anlatmak için yada sizin anlayacağınız şekilde beni bu deliliğe iten şeyleri ifşa etmek için. Doktorum yazmak en iyi terapidir demişti. Ne kadar haklı olduğuna bu yazının devamında karar vereceğim ama yazmak onun karşısında dakikalarca durup birbirimizin suratına anlamsızca bakmaktan daha iyi.

Zamanın ne kadar kadar yavaş ilerlediğine bakın. Anlatmak istediğinizde bu kadar şey bir çırpıda ağzınızdan çıkacak. Belki de kurduğunuz cümleleri bir daha hatırlamayacaksınız bile. Ama yazarken, sanki zaman duruyor. Aslında bunu hissediyorum. Nedense kafamı kaldırıp odamdaki gözlerini sağa sola deviren saate baktığımda zamanın ne kadar çabuk geçtiğini fark ediyorum. Bir tuvaletin önünde sıkışmış bir halde sıra beklerken hissettiğiniz durumla, isterken hissettiğiniz durum arasındaki gibi. Anlatabiliyorum değil mi? Bilim adamları buna ne diyor? Zamanın esnemesi mi?

Bilimsel safsatalara girmeyeceğim. safsata diyorum kimse alınmasın. Anlamamamdan olsa gerek. Aslında küçükken fiziğe merakım vardi. Sonra bir ara kimyaya daldım, derken tarih yakama yapıştı. Şu an elde tutulur hiçbir şey yok. Bu kadar meraktan sonra sadece bir boşluk hissediyorum içimde. Sadece amaca hizmet eden bir boşluk.

………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..

Yukarıdaki noktaları ben yaptım. Sansürlenmiş yada kısıtlanmış bir metinden, arda kalanlar değil bunlar. Aslında bu noktalar dikkatimin dağıldığının cümlelerimin devamının nasıl geleceği konusunda tereddüt yaşadığımın kanıtı. Hatta biraz az bile sürdü. Oysa düşüncelerim bir zamanların meşhur hastalığı deli danalar gibi. Arada anlatacaklarımı başka şeylerle karıştırmamak amacıyla derin bir soluk alıp düşünüyorum. Düşünceler bazen beynimin deniz kenarında bulunmuş iki taşı birbirine vurulurcasına çınlamasına neden oluyor. Belkide tebeşirin tahtada bıraktığı gibi… Emin değilim ama bir çoğunuzun şimdi o tebeşir çınlamasını hissettiğinizi ve tüylerinizin diken diken olduğunu biliyorum. Biliyorum biraz da üşüdünüz. Çünkü tüylerin diken diken olması üşümenizi sağladı. Korkmayın bunun hiç bir zararı yok. Faydası da olmadığı gibi.

…………………………………………………………………………………………………………………….

Sanırım hikayeme başlamalıyım. Sessizliğin içimde bu kadar çok şey biriktirdiğini fark etmemişim. Bu sebepten dolayı bu yazıyı okuyacak kişilerden özür dilerim. Kimse okumayacaksa da yazdığım bu kalemden. Eminim ki bir bilim adamının elinde daha hayırlı bir iş için tükenebilirdin. Senin şansın da benimki gibi aslında.Sonuçta ikimiz de boşuna harcanıyoruz. Ancak benim bir seçim yapma şansım vardı. Senin ise seçilme sansın var. Belki de tek farkımız bu. Sonuçta ikimizde bir amaç için çalışıyoruz.

Haziran ayı güzeldi. Güneş gökyüzünde kendini iyice belli etmeye başlamıştı. Kışın yaşanan kuraklık, küresel ısınma denen şeyinde etkisi ile haziran ayının sonlarına doğru baraj sularının yüzde onun altına düşmesine sebep olmuştu. Akşamları su kesintileri başlamış, günlerce sürmese de yarim günlük kesintiler kapımıza dayanmıştı.

Çalışanlar bilir. Su kesintisi onlar için tam bir eziyettir. Bir de evde su tedarik edecek birinin olmaması bir kaç saatlik süren su kesintisini bile günlerce hissedilen bir kesinti olması anlamına gelir. Tabi bu mağdurlardan biri de bendim. Evde olma saatlerim sürekli kesintilerin olduğu saatlere denk geliyordu. Sanırım birilerinin bana garezi vardı. Günlerce tuvalette kıçımı içmek için aldığım pahalı sularla temizlediğimi bilirim. Bir süre sonra ağzım gibi kıçımın da bu suya alışacağından korktum. Fazla ayrıntıya girdim değil mi? Sonuçta benim popomdan kime ne?
Susuzluğu hissettiğim dördüncü gecenin günü cumartesi sabahıydı. Cuma aksamından bir hayli içmiş sabahın ilk ışıkları ile beraberde yine soluğu tuvalette almıştım. İşim bitince afaki elim klozetin butonunda gitti. Haliyle beni karşılayan bir ses, küçük bir girdabı hatırlatan dalgalanma olmadı tuvaletin deliğinde, eserim ve beni bir süre göz göze kaldık. Hemen duvarın kenarındaki suya uzandım.
………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………………..
Bu noktalama işaretlerini ben koydum. Yani bir sansür uyguladım. Aslında bir sansür değil ne kadarını anlatmam gerektiğine karar veremedim. Belki yazının ilerleyen bölümlerinde anlatmak istediklerime karar verince yazarım.

Saatin kaç olduğundan haberim yoktu. Havanın aydınlandığı aşikardı. Ama bu durumda olan bir insan için aslında saat hep aynıdır. Hep uyku zamanıdır.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?