Ziyaretçi – 4

Gözlerime dolan parlaklığın etkisi ile uyandım. Uyku aklımdaki bütün düşüncelerin, sabah yaşadığım bütün olayların unutulmasını sağlamıştı. Gece alkolü fazla kaçırmış ve sızmıştım. Muhtemelen bir pencerenin önünde. Şimdide yükselen güneş ışınlarını göz kapaklarıma batırıyor beni rahatsız diyordu. Gözlerimi açmadan hafif kıpırdandığımda boynumun ayrıdığını hissettim. Ağrı ile bilikte koltukta olduğumu anladım. Sabah bir şeyler olmuştu. Evet bir şeyler.
Gözlerimi açtığımda üçlü koltuğun üzerinde beyaz bir parlaklık gördüm. Biraz dini bütün bir insan melek, yada nur inmiş diyebilirdi bu görüntüye. Hani bazı videolar var ya kutsal mekanların üzerinde uçuşan ışıklar gibi. Muhtemelen bu ışıklardan biri benim koltuğumda yatıyordu. Tabi saçmalıyorum. Bildiğin kızdı bu. Sabah görmüştüm. Açıkçası neden parladığına mantıklı bir açıklama getiremiyordum. Belki bir renk körlüğü peydahlandı bende, retinam beyaz ayarını biraz fazla açtı. Acaba aşkam içtiğim rakının sahte olma ihtimali var mıydı? Sahte olmamalıydı. Ne de olsa o kadar para verdim aldım. Olmadığını düşünüyorum ama Türkiye’de en çok korkmanız gerekenlerin başında insanalr gelir. Bu insanlardan korkulur. Onlar yapar.
Bir süre sonra parlaklık yine solmaya başladı. Gözlerim ışığa alışıyordu. Bence kıda değil sorun bendeydi. Gözlerim artık bana oyun oynamaya başlamıştı. Sabah ki olayla şimdiki olayı karşılaştırıyorum da aslında ikisi de uykudan uyandıktan sonraydı. Sabahkine sızmadan diyeyim. Demek ki gözlerim alışana akdar bana böyle oyun oynuyorlar.
Saati merak ediyordum ama duvarda asılı bir saatim yoktu. Şu cep telefonları çıkalı zaten saat kullanmayı bırakmıştım. Ancak telefonumdan da bir iz yoktu. Pencereye doğru bakarak oturduğum yerden saatin kaç olduğunu tahmin etmeye çalıştım. Tabi bu zor bir tahmindi. On iki olmalıydı üç aşağı beş yukarı.
Koltukta uzanan kızı gördüğümde aynı şekilde hareketsiz yattığını fark ettim. Sanırım ölmüştü. Bende hapı yutmuştum. Şimdi ne yapmam gerekirdi. Sakindim. Koltuğa çivilenmiştim, beynimin çepheri arasında binlerce düşünce dolanıp duruyordu. Bir tenis topu gibi de acı veriyordu. Sakindim. Değildim de. Oraya bıraya çarpan toplar arasından birini yakaladım. Üzerinde sakinleştirici yazıyordu.
Sakinleştirici.
Sakinleştirici almalıydım belkide. Evet, mantıklı. Olmayan bir şeyi almak nasıl olacaksa. Dışarı çıkmam bile tehlikeliydi. Kesin bu halde kendimi ele verirdim. Bir şeyler yapmalıydım ama. Sanırım katil zanlısı olma şerefine nail olmuştum. Hayır aslında katil olmuştum. Gerçi yaptığım pansuman onu kurtarmaya yönelikti sanırım hakim bunu göz önünde bulundurur. Demek önce bıçakladım sonra kurtarmaya çalıştıım ha. Peki bıçağım nerede? Bu bir sır. Hem de büyük bir sır. Aslında içeri girmek fena bir filkir değildi. Ye iç yat sonra kader mahkumu diye insanlar acısın sana.
Bir şeyler yapmalıydım. Aklımın köşesine sürekli korku filmlerinden sahneler geliyordu. Kes, parçala, böl, çöpe at, klozete at, üzerine sifon çek, pişir, kıyma makinasında çek. Nasıl bir sağıktım ben. Aslıda şimdi anladım şı televizyon filmelrindeki işaretçilerin ne boka yaradığını. İnandım mı buna? Şimdi Teletabileri izleyen çocuklara aptal diyebilir miyiz? İnsanlar sonradan aptal oluyor. Diğer insanalrın sayesinde. Deli oldukları gibi.

Düşünceler zamanla karnımı acıktırdı. Bu halde açlık duygusunun gelmesi aslında garip bir durum. Ama benhar durumda acıkıp yiyen bir insanım. Yani sevinirim yerim, üzülürüm yerim, korkarım yerim, yerim de yerim. Yapacak bir şey yok ben de buyum.
Koltuktak kalktım. Aslımda tahminimden daha rahat bir kalkış olmuştu bu. Kuş gibiydim sanki. Kuş gibi deyince sabah kızı tek elle taşımam geldi aklıma. Ne aptalım. Bazı şeyleri çabuk unutuyorum. Milyonlarda düşünce arasında bu hiç gelememişti aklıma. Gereksiz bir ayrıntı da değildi.
Uçuşsın böcekler, çalsın inekler / karanlığa doğsun eşsiz bebekler / kimse istemezse seni bende / ben alırım seni hem de yemende.
Öhö. Bir, iki, üç. Şimdi anlatacağım hikaye anlam veremediğim olaylar içermekte. Bir çok olayı anlamsız bulmuşumdur zaten. Şu dünyadaki tek bir olay bana mantıklı gelmemiştir. Bu mitolojiler nereden çıkmış mesela? Eskiden yaşamışlar mı? Bizi dünyaya atan uzaylılar mı? İnsan klonlamaya neden izin vermediler?
Öner saat on on ikiyi yirmi iki geçe bulunduğu koltuktan kalktı. hareketleri mekanik bir robotu andırıyordu. Tabi kendisinin de robot olmadığını nasıl iddia edebilirdiniz ki? Bu gün robot yapabilen bir ırk varsa karşımızda belki ilerde daha iyisini de yapabilirdi. Belki biz de birileri için robottuk.
Aslında bu tez doğruydu. Bizde birilerinin robotuyduk. Mesela, ailenin, toplumun, töneticilerin, müdürlerin, patronların… Bizim de bazı robotlarımız vardı. Mesela robotlar üretip onlarla eğleniyorduk. Sonra onar bir kaç tane üretiyordu. Böylece soy ve ırk dediğimiz şey ortaya çıkıyordu. Sonra bunlar birbirleri ile kavgaya tutuşuyor ve birbirlerini öldürüyorlardı. Sadece kendilerini öldürseler sorun yok. Etrafındakileri de öldürüyordu.
Öldürmeyeceksin dedikle öldürüyordu. Ne olduğu kim olduğu belli değil. Mesela koltukta yatan kzı da birileri öldürmeye çalışmıştı. Hikayeleri karıştırmayalım. Öner mutfağa ilerledi. Buz dolabının kapısını açtı ve içine bir göz gezdirdi. Bir parça sucuk, biraz peynir, zeytin ve olmazsa olmaz domates… Lakin ekmek yoktu evde. Almaya gitmek lazımdı. Gitmişken yumurtada almadan olmazdı.
Hiç bir şey düşünmeden sadece cüzdanını ve kapının ardındaki anahtarları alarak evden çıktı. Kapı arkadısından kapandıktan sonra ev sesizleşti. Ses kesildi. Bir tık bile duyulmadı. Bir ara su borularından ses geldi. Sonra o da sustu.
Almak istediklerimi alıp bakllakdaneve dönerken dua ettim. Gerçi benim duam kabul olsaydı gökten kemik yağardı o da ayrı bir konu. Bakın bir taplumda yaşarken ondan ne kadar çok etkileniyorsunuz. İster istemez ona adapte oluyorsunuz. Mesela bizim gurbetçileri düşünün. Her ne kadar orada da Türk olduklarını kanıtlasalarda, Türkiye’ye göre daha yaşadıkları emleketliler. Ne demişler “memlekette almancı burada yabancı”. aslında bu değişimin en önemli sebebi belli bir kültür ve görmüşlük seviyesine gelmemiş insanları birden farklı bir kültürün içine sokmak. Sonra yakınması kolay tabi orada yatişmiş yok olan bir nesil. Tamamen hatalı bir devlet politikasıdır bu. Yani orada artan nüfusunda bir faydasını görmüş değiliz.
Ya arkadaş biz neden her şeyin kötüsünü yiyiyoruz. Anlamış değilim.
Eve giderken tek duam kızın evde olamasıydı. Tabi kabul olmadı. Bıraktığım yerde yatıyordu. Zaten bir ölünün hareket etmesi biraz saçma olurdu. Guruldayan karnımın söylediklerinden anladığım kadarıyla bana önce yemek yemem gerektiğini sonradında tok karıma daha iyi düşebileceiğimi, yapmak istediklerimi o zmaan daha iyi yapabileceğimi söylemesiydi. Haklıydı. Aç ayı oynamazdı.
Sucuktan on beş tane dört milimetre kalındığında parça kestim. Tereyağını tavada hafifçe erittikten sonra sucukları kısık ateşte pişirmeye başladım. Sucuklar yapını sapmaya başladığında diğer taraflarını çevirdim. burada seri olmalısınız, birini çevirirken diğer sucauklar yanabilir. Sucuk pişirmek incelik ister. Çevirme işmei bitince sucukları tavanın kenarlarına yaydım. Ortasına iki adet yumurtayı sarıları bzulmayacak şekilde kırdım. Sucuklar pişene kadar yumurtalar da pişecekti. Tuz, karabiber, pul biber derken, mis gibi kokular burnumdan içeri doluştu. Hemde ölüyü bile uyandıracak mis koku.
Mutfaktaki küçük masanın üzerini temizledim. Sucuklu yumurtamı üzeirne koydum. Peynir, zeytin derken, standart sofram karşımdaydı. Bu gün değişiklik yapıp bide kahve koydum kendime. Kafein kafamı açardı. Yemeğe başlayacağım sırada içeriden salondan bir tıkıtrı geldi. Ne yalan söyleyeyim korktum. Ölü canlanmıştı sanırım. Eğer öldüyse. Ben ne çabuk kabullenmiştim kızın öldüğünü ne şimdi ayaklanınca korkuyordum. “Kedidir o kedi dedim içimden”. Sonra kapının başında kızı gördüm.7

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.