4. Katil var

Aradan sekiz hafta geçmişti. Başta öldürüp yediğim insanların (insan dersek eğer) sayısını tutuyordum ama bir süre sonra saymayı bıraktım. Bazen günde iki bazen de dört beş çift göz yediğim oluyordu. Bunlar açıldığımdan çok bulabildiğim yemek sayısıyla orantılıydı. Her zaman açtım. Bir türlü doymak bilmiyordum. Gözleri yemeye başlamadan öncede böyleydim aslında. Bir türlü doymayı beceremiyordum.

Bana ne olduğunu bilmiyordum. Bir kaç gün sadece dürtüyle beslendim. Biraz olsun açlığımı yatıştırıp düşünmeye başladığım anda içinde bulunduğum durumu sorguladım. Bu işi genelde sabahları koşarken yapıyordum. Evet her sabah saatlerce koşuyordum. Vücudum iyice erimeye başlamıştı. Otuz kilo kadar vermiş, bu sure zarfında sadece gözlerle beslenmiştim. Bir kaç kez sevdiğim yemekleri yemeye çalışsam da her seferinde mide ağrılarıyla tüm yediklerimi dışarıya çıkarttım. Benim için tam bir işkenceydi.

Bir kaç kez durumumu sorguladım. İnsanları öldürüyordum. Aslında pek öldürdüğüm sayılmaz. Bir yerde ölmelerine vesile oluyordum. Her ne kadar kendimi rahatlatmak için yalanlar uydursam da bir katil olduğum aşikârdı. Tabi bunu doğanın kanunu olarak düşünebilirsiniz de. Güçlü olan hayatını idame ettirmek içinin zayıfı yer. Bunu yapan sadece ben değilim. Bir de olayın şu boyutu var. Bu zamana kadar ölmesine vesile olduğum onlarca kişinin öldüğüne dair hiç bir kanıt yok ortada. Kanıt diyorum, ne bir haber ne bir manşet ne televizyonda ne de gazetelerde görmedim. Bu kadar kişiyi öldüren bir seri katilin haberinin çoktan yapılmış olması gerekirdi. Zaman zaman hayal gördüğümü düşünüyorum. Tabi hayatımdaki değişikliklere baktığımda bunun olamayacağını düşünüyorum. Yemek yemiyor, uyumuyor, saatlerce yorulmadan konuşabiliyor ve en önemlisi de ben insanlarla diyaloğa gitmedikçe insanlar benim farkımda olmuyorlardı. Aslında beni en çok tereddüde düşüren durumda buydu. Acaba ölmüş müydüm? Arafta kalmış dünyadaki ölüleri toplayan bir yaratık mıydım? Hayal gücünün büyüklüğü zaman zaman saçma sapan fikirlere itiyordu beni. Bunları anlatmayacağım elbet üzerinizde daha fazla deli intibası yaratmamak için.

Ne olursa olsun insan içinde bulunduğu duruma alışıyor. Bir süre sonra bu yaşam biçimi benim için sıradan olmaya başlamıştı. Aslında bu durumdan memnundum da. Kendimi hiç olmadığım kadar iyi ve enerjik hissediyordum. Tek sorun hala yalnız olmamdı. Hala diyorum edindiğim bu özelliğin bu konuda pek faydası olmamıştı. Eskiden neysem şimdi de oydum. İşe gitmiyordum. Kimse de beni arayıp sormamıştı. Sonuçta bu dünyada sizi en çok merak eden bu kapitalist düzen oluyordu. Aslında bir nevi istediklerime kavuşmuştum. Durumuna zikretmek lazım.

Her şeye alışmış olamama rağmen hala dünya üzerindeki varlığım hakkında bir sonuca varamamıştım. Bırakın kendi varlığımı, var olmam için ihtiyaç duyduğum o patlak gözlü insan benzeri insancıkların da hala ne olduklarını öğrenememiştim. Konuşup sorgulama çabalarım sürekli bu insancıkların bayılmaları ya da ölmeleri ile sonuç buluyordu. Sonrası zaten malum. Bir süre sonra sorgulamayı kestim. Her şeyi akışına bıraktım.

Özgürdüm. Zaman zaman özgürlüğümün sınırlarını zorlandım. Biraz çekindim gerçeği söylemek gerekirse. Sonuçta hiçbir şey olmadığını keşfettiğimde bir süre sonra her şey bana boş gelmeye başladı. Yeni bir heyecan, yeni bir şeyler arıyordum.

Hafta sonuydu sanırım. Zamanla işiniz olmadığında takip etmiyorsunuz. Yine karnımı doyurmak için avımın peşindeydim. Çoğu zaman olduğu gibi yine bir grubun peşine takılmıştım. Altı kişilerdi. Anlayacağınız tam bir ziyafet. Gruba biraz daha yaklaştığımda içlerinden iki tanesinin normal insan olduğunu fark ettim. Yani gözleri normaldi. Bir an için ne yapacağıma karar veremedim. Patlak gözlüler beni fark etmiş birden telaşlanmış, normal insan olanlara daha da sokulmuşlardı. Sanırım insanların kendilerini koruyacaklarını düşünüyorlardı. Sırf meraktan adımlarımı hızlandırdım yanlarına biraz daha yaklaştım. Tam yanlarından geçerken insan erkeğe tutunmuş patlak gözlü kız tökezledi. Onlarca kez olan şey olacaktı. Düşecek ve ölecekti. Ya da nabzı hissedilmeyecek kadar düşük atacak ve bir daha kendini toparlamayacaktı.

Kız tökezleyince bende ister istemez refleks olarak döndüm. Geri kalan üç kişi çığlık atmaya başladı. Üstüne üstlük içlerinden biri de erkekti. Çığlıkları üzerine yanlarındaki insan arkadaşları etrafa bakınmaya başladı. Beni gördüler erkek olanı bana doğru yaklaştı ve yumruk attı. Bir an için boşta bulundum. Beni görebileceğini hiç düşünmüyordum. Yumruğunu şiddeti ile yere yığıldım. O esnada üzerime atladı ve bana vurmaya devam etti. Bir süre sadece kendimi korudum. Sonra üzerime gelen yumruklardan sıkıldım. Acı hissetmiyordum ama sürekli yumruk yemek sıkmıştı beni. Yattığım yerden ben de karşılık verdim. Bir kaç yumruk sonra çocuk yere devrilmişti. Ben de bunu fırsat bilerek ayağa kalktım ve yerde yatan rakibime bir kaç tekme salladım. Patlak gözlüler büyülenmiş gibi bana bakarken insan olan kız yardım istiyordu. Çocuğu bıraktım. Diğerlerine doğru adım attım. Patlak gözlüler ben yaklaşınca hemen yere yığıldılar. İnsan olan kız ise şaşkınlık içerisinde onlara bakakaldı. O ara kıza doğru bir adım attım ve boynunu yakaladım. Çok sıktığını düşünmüyordum ama kızın boynunun kırıldığını anladım. Boynunu bıraktığımda o da arkadaşlarının yanına yığıldı. Arkamdan normal olan erkeğin inlemeleri geliyordu. Sese doğru döndüm. Doğrulmaya çalışıyor, bir yandan da hırıltılı nefes alıp veriyordu. Tam yüzüne botlarımı indirecektim ki gözleri geldi aklıma. Belki bir şeyler de öğrenebilirdim. Yanına eğildim.

Acı çektiği belliydi. Ne kadar şiddetli vurduğumu bilmiyorum ama az önce kızın boğazını da çok fazla sıkmamıştım. Buna rağmen kızın boğazı sanki bir kuşun boğazını koparır gibi kolayca kırılmıştı. Sanki ayarsız bir güç sahibiydim. Aynı şiddetle yerde yatan çocuğa da vurduğumu düşünürsek muhtemelen bir kaç kemiği kırılmıştır.

Kısa bir süre pişmanlık ve üzüntü hissetim ama çok kısaydı. Bir an aklıma uğrayıp gitti. Kendimi iyi hissediyordum. Güvenim yerine gelmişti, sanki küçük dağları ben yaratmışım.

Çocuğa doğru eğildiğimde ağzının kenarından kan sızdığını fark etim. Defalarca filmlerde izlediğim sahneye şahit olmuştum. Çocuktan hırıltılı bir ses çıkıyordu. Balonun havasını salarken elinizle ucunu sıkıştırırsınız ya aynı öyle.

“Onlar kim?” diye sordum patlak gözlü insanları göstererek. Karşılığında aldığım yine hırıltı oldu. Çocuğun durumu ya gerçekten kötüydü ya da benden kurtulmak için numara yapıyordu. Elimle yere kapaklanmış omuzunu çevirdim. Yavaş hareket ettiğimi düşünüyordum ama öyle değilmiş. Ya çocuk tüy kadar hafifti ya da bende bir tuhaflık vardı. Bende bir tuhaflık olduğu kesindi. Dokunup çocuğu çevirmemle birlikte çocuk tersine acı içinde bağırarak döndü. Bağırtısı, bir domuz hırıltısından farksızdı. Sorumu tekrarladım. Yine hırıltılı bir cevap aldım.

Beklediğim cevabı alacağımdan emin değildim. Ne cevap beklediğimi de bilmiyorum. Çocuğun da bir şeyler bildiğini düşünmüyordum açıkçası. Bir kez daha sordum. Yine hırıltılı bir sesle karşılık verdi bana. O ara etrafımda yatanlara da bakıp ne yapmam gerektiğini düşündüm. Hadi diğerleri ölüydü -en azından biri, patlak gözlüleri saymıyorum- bunu ne yapacaktım. Arkamda bırakamazdım. Bu yakalanmama davetiye çıkarmak demekti. Gerçi son dönemde ben etkileşime girmediğim sürece kimde beni görmüyordu ama yine de işi şansa bırakmamak gerekirdi.

Çocuğun boynuna parmaklarımı geçirdim. Yavaşça sıkmaya başladım. Ağzından akan kanın sıcaklığı elime bulaşmaya başladı. Yavaşça sıkmaya başladım. Çocuk bulunduğu geride debelenmeye başladı. Ancak hareketleri boğazı kesilmiş bir kurbanın ayaklanmaya çalışmasından farklı değildi. Ben boğazını sıktıkça o daha fala debeleniyor, o debelendikçe ben daha fazla sıkıyordum. Bir süre sonra debelenmeyi kesti. Ağzından “puf” diye bir ses çıktı tüm hareketini kesti. İlginç bir duyguydu. Garip.

Ayağa kalktım. Bir kaç saniye ne yapacağımı düşündüm. Midem birden kazınmaya başladı. Patlak gözlülerin gözlerini herlerinden çıkardım. Zevkle her birini bir şekerleme gibi ağzıma attım ve yedim. Tam olay yerinden ayrılacaktım ki normal insanların gözleri de aklıma geldi. Onlar nasıldı acaba? Önce kızın yanına eğildim. Parmaklarımı gözlerine batırdım. Diğerleri gibi değildi. Tutmakta zorluk çekiyordum. Küçük parmağımı, göz kapaklarını kaldırarak içeri sokmayı başardım. Pir parça kan üzerime doğru sıçradı ve kalanı kızın yüzünden aşağıya aktı. Parmağımı göz yuvasına sabitleyince gözü dışları doğru ittim. Bu esnada yüzük parmağımı da küçük parmağımın yanına soktum. Göz kısmen dışarı çıkmıştı. Diğerlerine yardımcı olmak amacıyla bekleyen orta ve işaret parmağımı da içeri sokup baş parmağımla gözü parmaklarımın arasına sabitleyince kendime doğru yavaşça çektim. Sanki bir şeyle bağlı gibiydi Biraz daha sert asıldım. Göz yerinden bir şeyler yırtılıyormuşçasına ses yaparak yerinden çıktı.

Başta gözü ağzıma atıp atmama konusunda tereddüt yaşadım. İçimde bilmediğim bir şeyi yemeye başlayacak oluşumun tedirginliği -insan gözü olmasını hesaba katmıyorum-, aç olmanın verdiği sabırsızlığını bir arada yaşıyordum. Sonunda gözü ağzıma attım. Hızlı ve sert bir şekilde birkaç kez ısırdım. Gözün içinde patlayan  her baloncuk ile birlikte içinden fışkıran kan ağzımın kenarlarından süzülerek akmaya başladı. Üçüncü sınıf bir vampir filminin Kont Drakulasıydım adeta.

Ağzımı elimin tersiyle sildim. Bu gün bereketli bir gündü. Geriye yiyecek yedi tane gözüm vardı. İnsan gözünün tadı nasıl diye sorarsanız bunu pek tarif edemem ama çiğnenmesi biraz zor. Hani lezzetli kızarmış kuzu yağını ısırıp yemeye çalışırsınız ya, her ne kadar yorsa da lezzetlidir onun gibi bir şey.

Diğer gözü de çıkardım. Nasıl olsa kolay çıkıyor diye patlak gözleri sona bıraktım. Gerçi kızın gözleri de kolay çıkmıştı. Ya da ben alışmaya başlamıştım. Patlak gözlerden erkek olanının gözlerini de çıkardım. Elimden taşan gözleri montumun cebine soktum. Siyah deri mont kısmen kan sebebi ile kızarmıştı ama bunun önemi yoktu, nasıl olsa beni kimse görmeyecekti. Patlak gözlü kızın gözünü çıkartırken bir ses duydum. Ardından bir çığlık. Ne olduğunu anlamak için etrafa bakındığımda sokağın başında bir çiftin bana doğru baktığını fark ettim. Beni görüyorlardı. Birden paniğe kapıldım. Sendeleyip kıçımın üstüne yapıştım. Bana doğru gelmiyorlardı ama kız bağırmaya başlamıştı.

“İmdat, yardım edin katil!”

Erkek ise benim onlara saldırma ihtimalimi de düşünerek kızı arkasına çekerek siper almış bir vaziyette duruyordu. Yerden kalktım. Bir kaç sokak hiç arkama bakmadan koştum. Ta ki kendimi güvende hissedene kadar.

Eve kendimi nasıl attım hatırlamıyorum. Herhangi bir şüpheye mahal vermemek için koşmuyordum ancak her adımında paranoyakça arkama bakarak yürüyordum. Eve girdiğimde inanılmaz bir rahatlama hissettim. Kendimi direkt yatağa bıraktım. Uykuya nasıl daldığımı hatırlamıyorum.

Ertesi gün saat bir gibi uyandım. Uzun zamandır bu kadar çok uyuduğumu hatırlamıyorum. Uyandığımda dün gece yaşadıklarım bur hayal gibiydi. Ancak içimde bir sıkıntı vardı. Yataktan kalktığımda cebime attığım gözlerden süzülen kanın her yere bulaştığını fark ettim. Bir panikle içinde bulunduğum mahmurluktan çıktım. Resmen yataktan fırladım. Hemen televizyonu açtım haber kanallarını gezdim. Ekonomi haberlerinden başka birşey yoktu. Her zamanki gibi doların engellenemez yükselişi yorumlanıyordu.

Televizyonda bir şey bulamayınca internet gazetelerini gezdim. Onlarda da bir şey bulamadım. Derken küçük bir yerel sitenin köşesinde üçüncü sayfa haberi olacak şekilde yerleştirilmiş, rengarenk reklamlar arasında bir haber gördüm. “Gözleri çıkarılmış iki ceset.” Ayrıntılar ise şu şekildeydi.

Dün gece yarısı bir sularında Mısırlı sokak köşesinde işlenen cinayetler kan doldurdu. Üniversite öğrencisi N.Ç ve A.G. yere yığılmış bir halde bulundu. A.G. nin gözleri yuvalarından çıkarılmış bir haldeydi. Tesadüfen o an sokağı kullanmakta olan bir sokak sakini N.Ç. nin başında bir karartı gördüğünü yardım istemesi ile birlikte N.Ç. nin başından uzaklaştığını görmüş. Görgü tanığı ifadesinde karartının çok büyük olduğunu ve çok hızlı hareket ettiğini ifadesine eklemiş. Güvenlik görevlileri yaşanan olay ile ilgili araştırma başlattı.

 Elde iki ceset vardı. Bunlar ilk cinayetlerim diyebilir miydim? Sonuçta insanların görüp bildiği tek ölüler onlardı. Suçlanacak bir şey yoktu. Ardında bıraktığım bir delil. O an üzerime ve yatağa bulaşan kan geldi aklıma onları toparlayıp yakmalıydım ama nasıl? Evimde soba yoktu. Yakabileceğim bir yerde. Biraz düşündüm. Aklıma Galata Köprüsünde balık tutan insanlar geldi. Çoğu ısınmak için bir şeyler yakarlar. Oraya kadar gider elimdeki bu kanlı kıyafetleri orada yakardım. Tabi önce bunları küçük parçalara ayırıp ödün kağıt parçalarıyla karıştırmam lazımdı. O ara lavabonun altına koyduğum, iki sene önce gittiğim piktikten kalan mangal kömürü geldi aklıma.

Kalan kömürün içine giysileri bir kaç parça çerçöp yerleştirdikten sonra köprüye doğru yürümeye başladım. Yavaş ama kendinden emin adımlar atıyordum. Balıkçılara ne diye yaklaşacaktım. Alın elimde kömür var ısının mi diyecektim? Bu fikir saçma gelmişti bana. Hem de oldukça saçma. Yine de yürümeye devam ettim. Bir tür atar duruma göre hareket ederdim.

Köprünün üstüne geldiğimde rüzgara karşı zor direniyordum. Balık tutanların sayısı birhayli azdı. Üstüne üstlük ateş yakıp ısınan da yoktu. Şansımı başka bir şekilde denemem gerekiyordu. Eminönü’nün arka sokaklarına girdim. Dolaşmaya başladım. Elimdeki çantayı bırakacak adam gibi bir yer bulamadım ve geri dönmeye karar verdim. Tek sorunum elimdeki bu poşet olmuştu.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?