Beklenen…

Kurtlar kuzulara göz sürerken Kaf dağından öte, yedi tepeli şehrin en yüksek tepesi ardında, daracık sokaklarına sıkışmış, trafiğin bile hissedilemediği, çocukların park halindeki iki araç arasını kale olarak kullandığı, çoğu kez evlerin pencerelerinde dedikoduların döndüğü, sokak gidişinde sevgililerin laf söz olmasın diye ayrıldığı, Çıkmaz Sokağındaki, iki katlı sokağın son ahşap binasının, ikinci katının merdivenlerinin çıkardığı sesler eşliğinde telaşlı adımlarla kapıya doğru koşturmakta olan Elçin, kapının ardında kendini beklemekte olan mutlu haberin hayaliyle, sönmemeye çalışan alevin bıraktığı kızıl saçlarını savurarak, herkesin “hasta mısın kızım?” demesine sebep beyaz teninin terlemesine aldırmadan, tek sorunu sigara olan ciğerlerine sıkıştırdığı nefesi de vererek tek hamleyle kapının kolunu indirdi. Şiddetle sarsılan kapı, önce dışa doğru açılmaya çalışırken, kilidin dili kapıyı salmamak için ona daha sıkı sarıldı. Hareketlerinin seriliği gerçek hayata bile hızlı gelen Elçin, ancak ikinci hamlesinde kilidi yuvasından çıkarıp kapıyı açabildi. Seksen yılı aşkın yerinde duran ahşap kapı homurdanarak açıldı. Homurdanmasının asıl nedeni yıllardır kendisi ile ilgilenilmemesiydi. Bir pazar sabahıydı, aile için belki de tamamıyla bu ev için hiçte mutlu olmayan bir günün sabahı.

Yirmi yıl önce son kez ince makine yapıyla yağlanmıştı bu kapı. Elçin, küçük elleriyle annesinin verdiği beyaz plastik yağ tüpünden sızan yağlara parmaklarını bulaştırmamaya çalışarak  babasına vermişti annesinin emanetini. Babası da onun verdiği tüpün içerisindeki sıvıyı kapının menteşe dedikleri  yere sıkarak, çığlık atmakta olan kapının acısına son vermişti. Elçin, kapının bu çığlıklarını kendi mutluluk durumuna göre yorumluyor, bazen çıkardığı sesleri acıya bağlarken bazen mutluluğa bağlıyordu. O günden sonra kapı bir süre çığlık atmamıştı. Üstüne üstlük en çok atması gerektiği zamanda sessiz kalmayı tercih etmişti. O günler Elçin kapıya kin beslemiş, sinir olmuştu. Zaman zaman tek başına kapıya gelir, küçük ayak parmakları ağrıyana kadar kapıyı tekmelerdi, acısına ortak olmuyor diye. Bir gün acının sessizde yaşanabileceğini öğrenmişti ama artık kapıdan özür dileyecek kadar küçük değildi.

O gün kapının son yağlanışıydı ve Elçin’in babasını son görüşü. Belki o zaman herkes ağlıyor diye ağlamıştı ama vakit geçip ergenliğine gelinceye kadar babasının yokluğu için çok ağlamıştı. Kendinden yaşlı bu ahşap kapı, babasının ölümü üzerinden iki sene geçtikten sonra tekrar homurdanmaya başlamıştı. Zaman ilerliyor eksiklerin yeri ister istemez yavaş yavaş doluyordu. Nasıl toprak medeniyetlerin üzerini örtüyorsa, zaman da insanların acılarının üzerini örtüyordu. Bir süre sonra Elçin hiç babası olmamış gibi davranmaya başlamıştı. Zaman geliyor onu hatırlıyor üzülüyordu ama zamanın çoğunda onsuz bir hayat sürüyordu. Bunun farkına vardığına kapıyı yağlamaya bıraktı. On yedi yaşından itibaren kapının attığı her çığlık sanki babasının ona seslenişiydi. Bezen “hoş geldin” diyor, bazen “nereye bu saatte” diye soru soruyordu.

Koca kapı, “sakin ol” diyerek açıldı. Mesajı sadece Elçin almıştı. Derin bir nefes aldı, vücudunun titremesini kontrol etmek için nefesi ciğerlerinde tuttu. Bunun biraz tesiri olmuş olsada, vücudu tek bir kütle halinde sallanıyordu. Yine de bu iyiye işaretti. Kapı açılıp karşısındakini görene kadar sağa sola salınması devam etti. Kapıda gördüğü ise tüm metabolizmasının şaşmasına, birden bire gerçek hayata dönmesine sebep oldu.

“Elçin abla annem iki yumurta istedi, kek yapacakmış…”

Elçin karşısında gördüğü, yedi yaşındaki çocuğun kalın siyah çerçeveli gözlükleri ardındaki gözlerine bakarken ne dediğini anlayamadı. O karşısına çıkan bu davetsiz misafir karşısında şaşkınlık yaşarken çocuk cümlesini yineledi.

“Annem iki yumurta istedi, kek yapacakmış…”

İkinci cümlede Elçin kendine geldi. “Hay annenin de yumurtanın da” diye içinden ama dile getirmedi.

“Bir bakayım var mıymış.”

Biraz burkulmuştu. Biraz da hayal kırıklığına uğramış. Bazen beklentiler geciktikçe insanların hayal kırıklıkları artıyordu. Aslında Elçin sırf bu hayal kırıklıklarını yaşamamak adına çok fazla beklentiye girmiyordu ama toplum ister istemez insanları beklenti içine sokuyordu.

Mutfağa yürüdü, buz dolabını açtı. İki yumurta aldı. Annesi yıllardır koli ile yumurta aldığından evde yumurta olamaması olası bir şey değildi. Koca kapıya doğru yanaştığında Ercan’ın birileri ile konuştuğunu duydu. Sokaktaki arkadaşları olmalıydı. Adımlarını hızlandırmadı. Biraz kendine gelmiş gibiydi. Yani kan basıncı düşmüş, soluk alış verişi normale dönmüştü.

“Al bakalı…” kelimesi yarıda kaldı ya da daha uzatacaksa cümlesi. Kapının ardında Ercan’ın yanı sıra o duruyordu. Tökezledi. Aslında yerde takılacağı bir şey yoktu. O an havadaki ayağını yere indirmeyi unutmuş, bir diğerini kaldırmaya çalışmıştı. Neyse ki çabuk toparlandı ve düşmekte kurtuldu. Onun bu hareketi ile iki erkek endişeli gözlerle ona baktı.

Bakışları üzerinde hisseden Elçin “İyiyim, iyiyim”, diye bakışlara yanıt verdi. Bu düşünülerek değilde sadece tepki olarak verilen bir cümleydi. Bu ikilenen iki kelimenin oluşturduğu boşluk arasına bir çok düşünce sıkıştırdı Elçin: Yolda yürüyemeyen salaktı, komik duruma düşmüştü, saçı başı dağılmıştı, acaba nasıl görünüyordu…

Hiç birine cevap vermedi. Sadece “şey” diyebildi. Sonra elindeki yumurtalara bakar buldu kendini. İki çift göz ise kendini izlemekteydi. Biri neyse de bir diğeri…

“Yumurtalar, E-ercan. Annene selam söyle…”

Bu cümle çok mu onu ev hanımı olarak göstermişti? Bir süre bunun pişmanlığını yaşadı Elçin. Kendine geldiğinde ise ne kadar kapının önünde dikiliyorlardı bilmiyordu. Belki dakikalardır. Kendine geldiğinde ise eşekliğine yanıyordu. Oysa henüz saniyeler geçmişti. Yine heyecanlanmıştı titremeye başlamıştı ama bunu hissettirmemeye çalışıyordu.

“Gel… şey yani buyurun…” diye bir kaç kelime çıktı ağzından. Merhaba mı demeliydi? Ya da bekliyormuş gibi hemen davet etmemeli miydi, şaşırmış gibi mi yapmalıydı. Aslında en yakın arkadaşı onun geleceğini söylemişti Elçin’e. Adam davet üzerine içeriye adım attı. Elçin yanından geçen bu uzun boylu adamın parfümünün kokusunu aldı, adamın ceketinin ucu, onun yol verirken kenara çekildiği vücuduna çarptı. İyice heyecanlanmıştı.

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?