Andrej Nikolaidis – Kıyamet

Farklı ülkelerin filmlerini izlemeyi seviyorum tabi farklı ülkelerin yazarlarının kitaplarını okumayı da. Tabi belli başlı ülkelerin yazarlarının kitapları rahat bulunuyor ama bazı ülkelerininki de bulunmuyor. Kıyamet’i kitap fuarında stantta görünce ilk dikkatimi çeken yazarın ismi oldu. Aslında Nikolaidis soyadından kendisinin Yunan olabileceğini düşünmüştüm ama daha sonra yazarın Karadağ’lı olduğunu öğrendim. Bu daha da iyi olmuştu aslında. Açıkçası hatırladığım kadarıyla Andrej Nikolaidis benim okuduğum ilk Karadağlı yazar.

Tabi kitabı almamda ki en büyük etki de kitabın üzerinde Slavoj Zızek yorumu olmasıydı. Buna ek olarak beyaz kalın bir karton kapak üzerine kap giydirilmişti. Yani kötü kitap olsa bu kadar özenmezler herhalde diye düşündüm ve kitabı aldım. Kitabın az sayfalı olaması sebebi ile bir çırpıda okunur dedim.

Bu sıralar yanılıyorum bu konuda. Ben mi zor kitaplar seçiyorum yoksa, artık yaşım iyice ilerledi de algıda mı sıkıtı yaşıyorum bilemedim. Bu kitabı da okumak beklediğimden uzun sürdü. Aslında bunun başlıca sebebi kitabı sınıflandıramamam. Polisiye gibi başlayıp sonra garip bir hal alan kitap. Aslında anlatılan şey bir baba oğul ilişkisi. Bu anlatımda da geçmişten, günümüze tutun, mitoloji falan derken her şeye değinilmiş. Filmlerden, film ve kitaplara göndermelere alışkınız ama Andrej Nikolaidis Kıyamet’te bunu bolca yapmış. Evet aslında bunu bende yazılarımda yapıyorum ama bu kadar yoğununa rastlamamıştım. Tabi bu yoğunluk beni zaman zaman başka hayallere sürükleyince kitabın ana hikayesine odaklanmakta zaman zaman zorlandım. Yoksa anlatım dili ile ilgili bir zorluk yok. Mesela yazar bir parçadan bahsediyor, bir filmdeki sahneden bahsediyor ben onu dinliyor yada izlemeye çalışıyorum tam olarak anlattığı duyguyu yakalayabilmek için.

Kitabın sonunda da yazar bir liste vermiş. Kıyamet’i okurken dinlenecek müziklerin listesi. Bende haliyle okurken açtım dinlemeye çalıştım. Çalıştım diyorum bir yerden sonra kapattım. Dikkatimi iyice dağıttı. Bazı müzikler iyiydi ama bazıları da bana hitap etmiyordu.

Tabi kitabı olduğu gibi anlatmayacağım ama yine kısa bir özet geçeyim. Hikaye Ulcinj’de bir yaz günü geçiyor. Yaz olmasına rağmen birden kar yapmaya başlar. Bu garip olay alında kıyamet başlangıcıdır. Bu olaylarla birlikte insanlar ve hayvanlar da garipleşir. Bu esnada bir özel dedektife işlenen bir cinayeti çözmesi için görev verilir. Dedektif cinayeti çözmeye çalışırken garip bir olayın içinde bulur kendini.

Bu esnada sonradan oğlu olduğunu öğrendiği bir akıl hastası da ona sürekli e-posta gönderir. Bu e-postalarda ise biraz garip olmakla birlikte, tarihi, mitolojik bir sürü araştırma ve olay içerir. Bu e-postalar aracılığı ile de biz farklı farklı hikayelerde kendimizi buluruz. Tabi finalde yazar ilginç bir şekilde bunları toparlıyor.

Okuyun derim.

Kitap Arkası:

“Kıyamet, adeta patlamaya hazır üç katmanlı bir karışım: Amansız bir soruşturma, gitgide yaklaşan küresel bir felaketin hikâyesi ve küçük bir Balkan şehrindeki gündelik hayatın tasviri. Düşünün ki Dashiell Hammett, Umberto Eco ile buluşuyor, sonra ikisinin arasına Orhan Pamuk katılıyor! Şayet bu dünyada adalet diye bir şey varsa, Nikolaidis’in romanı, James Patterson ya da John Grisham’ın romanlarından çok daha fazla satar. Ama bu dünyada adalet olmadığından, o zaman umut edelim de müthiş heyecanla okunan bu roman en azından kaderin cilvesi sayesinde büyük bir başarı yakalasın.”
-Slavoj Zızek-

Kıyamet, dünyanın son günlerinin yaşandığı bir zamanda geçen bir cinayet hikâyesi. Ama bildik polisiye hikâyelerden değil. Adriyatik kıyılarından başlayıp İzmir’e ve İstanbul’a uzanan, Lacan, Freud, Borges ve Sabetay Sevi gibi pek çok meşhur kişinin de işin içinde olduğu benzersiz bir hikâye.

Adriyatik kıyısındaki küçük bir şehirde bir cinayet işlenir. Polis bu cinayeti sıradan cinayet vakalarından biri olarak görüp pek üzerinde durmaz. Bunun üzerine, olayı soruşturmak için bir özel dedektif devreye girer. Derken, bu küçük sahil şehrinde bir yaz günü lapa lapa kar yağmaya başlar. Şehrin sakinleri afallamış halde ne olduğunu anlamaya çalışırken, şehir yavaş yavaş kaosa sürüklenir. Yangınlar çıkar, insanlar öldürülür, ne zamandır kayıp olan kişiler peyda olur. Dünyanın diğer yerleri de farklı bir durumda değildir. Her taraf adeta mahşer yerine dönmüşken, cinayet mahallinde çok eski bir kitap, kıyamet gününü haber veren bir kitap bulunur.
(Tanıtım Bülteninden)

Çevirmen: Akın Terzi
ISBN 6054972135
Sayfa Sayısı 128
Yayın Evi: Aylak Kitap

Comments

facebook'ta yorum yazın

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.