BSÖ: 2. Kellik

Planlarım arasında kellik yoktu. Biraz genişleyebilir, ayak başına elli kilo bindirebilirdim ama bir kaç santimetre kare bile saçsız kalmak aklımın ucundan bile geçmiyordu.

Şimdi tamamen farklıyım. Ne kadar zayıflarsam zayıflayayım ayaklarıma düşen ağırlığı indiremiyor, ne kadar uzun sakal bırakırsam bırakayım, kafamdaki saçların bir teli fazla çıkmıyordu.

Anlımın üzerinde şekilsizce uzayan ve varlığı benden daha fazla dikkat çeken beyaz telim olmasa.

Ne zaman bu hale geldim? Ne zaman dışladım kendimi bu kadar? Daha dün gibi hatırlıyorum, envai çeşit kokunun salık verdiği bar köşelerinde sabahın ilk ışıklarına dek bastırmaya çalıştığım o insanlık duygusunu.

Kaç hayal yıktım? Kaç yenilgime ortak ettim insanları? Hepsi varlığını bile unuttuğum bir hayalet yüzünden. Şimdi yalnızlığım, hem mezem, hem meyim, hem masanın karşısındaki sırdaşım. Biliyorum hep yalnızdım, hep yalnızdık. Yaşamayı bahşederken, usulca götürdü bizi. Arada kaldıkça farkına varmadık zamanın. İdare ettikçe, kalıplara girmeye çalıştılça yaralandık ve o yaralar üzerinden usulca aktı varlığımız. Bir barın köşesinde kaldık. Başımız dayalı, burnumuzda ahşabın envai çeşit kokusu, gözümüzün önünde iyi insan olmak için kaçırdıklarımız. Peki olduk mu? Belki bir sonraki içkiye kadar…

Ne yazık ki hep biz öldük…

fikrin nedir?

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.