Ahmet Bey

Soğuk gecelerin kovaladığı, yalnızlık yüklü bulutlar, gökyüzünde dolanırken; insanoğlundan şen şakrak, sıcak gülümsemeler bekleyemezsiniz. Nitekim, Ahmet Bey’de somurtkanlığını takındığı suratını, günün ilk ışıklarıyla birlikte keyfi bir şekilde yağmakta olan kara gösterdi. Kar taneleri Ahmet Bey’in bu suratını görünce, onu görmemezlikten gelerek aynı ahenkle yavaşça kapladıkları zemine düşmeye devam ettiler. Ahmet Bey on beş yıllık pardesüsünün yakalarını kaldırdı. Fötr şapkasını ışında kalan ve anında donmuş kulaklarının bir kısmını kapattı. Rüzgarı kesilen kulaklar sanki sönmekte olan bir sobaya el uzatmış gibiydiler. Ahmet Bey hızlı adımlarla apartman kapısının sertçe vurmasına aldırmadan, apartmanın küçük bahçesindeki iki metre genişliğinde, dört metre uzunluğundaki yolundan geçti ve dış kapıyı açmak için üstteki tutamacını tuttu. Parmakları demir kapıya değdiğinde bir buzu tutmuş gibi irkildi. Bir an için “derim yapışır mi” diye düşündü. Çoğu çocuk gibi vakti zamanında o da dilini buza yapıştırmıştı. O zaman çocuktu ama şimdi ise bir yetişkin. Otuz senelik memuriyet hayatında, bakmaya yükümlü olduğu üç çocuk ve haddinden fazla …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Diken (Bölüm Üç)

Nasıl bir acı hissettiğimi anlatamam. Küçük bir çizik gibi görünen ama sanki kemiğe dayanmış bir bıçak gibi acı veren bu yaranın kanamasını da durduramıyordum. Kan içerisine hapsettiğim elimden süzülerek akmış parmaklarımın arasında yerle buluşmuştu. Bir an için başımın döndüğünü hissettim. Atladığım duvara omumla yaslandım. Bu sırada kulağıma gittikçe yaklaşan çan sesleri geliyordu. Sesler yavaş yavaş büyüyor sanki beynimin bir köşelerinde çalıyormuş gibi geliyordu. Sanıyorum o yedi adam geliyordu. Onlara yakalanmamalıydım ama yaslandığım duvardan bağımsız bir şekilde ayakta durabileceğimi sanmıyordum. Nihayet tam önümde duvarın içinden geçerek çıkmaya başladı siyahlı adamlar. Her biri bir diğerine benziyor, her biri geçerken bana bakıyordu. Saniyeler sandığım bakışma ise bana bir ömür gibi geliyor ve acım katlanamayacak şekilde atıyordu. Her biri ile göz göze geldim. Her birinin gözlerindeki karanlıkta ayrı şeyler gördüm. Her biri borazan gibi bir sesin arsından sanki gözlerime aktı. Birinci adam gözlerini üzerime kitlediğinde şiddetle beynimi sarsan boru sesinin ardından bir siluet şeklinde …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Diken (Bölüm İki)

Ben, bana doğru baktığını ve göz olduğunu düşündüğüm iki yuvarlağa bakarken, sol tarafımdan ince bir çan sesi geldi. Köyde ineklerin boynuna asılan çanların seslerinden. “Çın, çın.” Başımı o yöne çevirdiğimde iki büklüm olmuş siyahlı birinin duvarın içinden geçerek sokağa geçtiğini gördüm. Beli iki büklüm elinde tuttuğu kalın dal parçasını bastonmuş gibi kullanarak hızla hareket ediyordu. Yaşlı bir görünümü vardı, ince vücut yapısı onun kadın olduğunu düşündürüyordu bana ama tam olarak emin olamamıştım. Ellerimin üzerinde ne kadar zamandır kaldığımı bilmiyorum ama duvarın soğukluğu dirseklerime kadar yayılmış, iki kolum da titremeye başlamıştı. Çın, çın sesleri arasında kafamı yine o iki göze çevirdim. Bir süre baktım ancak ikisini de göremedim. Yoğun sis belki de bana görsel bir oyun oynamıştı. Belki gördüklerimin ikisi de yoktu. Ancak birinin sesini de duymuştum. Tabi böyle bir sis ortamında bilinçaltınızın size oynamaması gibi bir neden yok. Hele sürekli korku filmleri ve kitapları ile haşır neşirseniz. Yani tüm hayaller, …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Diken (Bölüm Bir)

Akşam saatlerinde arkamda bıraktığım gölgem yavaş yavaş küçülmeye yüz tutmuşken, parke taşlı sokakta pekte nizami bir biçimde dizilmemiş eğri büğrü sokak lambası direklerinin ucunda istemsizce parıldamaya başlayan ışıklar gecenin samimiyetsiz soğuk yüzüne biraz daha güvenilmezlik katıyordu. Ocak ayıydı ve yaklaşık bir yıldır akşamın bu saatleri içimde tarif zor duygulara sebep oluyordu. Aslında bu tarifsiz duygunun adı korkuydu. Ya da korku hissettiklerim yanında sadece tebessüm edilecek bir şeydi. Ocak ayıydı. Ayın ikisi. Bu kadar ayrıntıya girmem gerekir mi bilmiyorum ama saat 16:49’u gösteriyordu. Hatta size saniyesini bile yazabilirim. Bu dakikada telefonun ekranı ile karşı karşıya geldiğimde gördüğüm tek şey saat ve hat yok yazısıydı. Bu arada büyük bir şehir en kalabalık ilçesinde olduğumu belirtmeliyim. Yani telefonun çekmemesi ya da sokaktan kimsenin geçmemesi gibi bir ihtimal yok. Ancak o gün gün batımının kızıllığı gitmiş, gün boyu süren sisin gökyüzünde bıraktığı grilik ile gün geceye varırken gökyüzü renk değiştirme konusunda muallakta kalmıştı. Bulunduğum …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Çukur – 2

Derin bir sessizlik kaplamıştı aklını. Metronun yer altında süzülürken çıkardığı ses, yorgunluğun ilk kırıntılarıyla beraber, göz kapaklarına şiddetli bir baskı yapmıştı. Yer yer yaklaştıkları ve geldikleri yeri bildiren anons sesleri gerçekliğe doğru çağırıyordu onu. Ancak her ne kadar dışarıda olan biteni duyuyor ve algılıyor olsa da beyninin bir kısmı geçen yaza gitmişti. Mağaradaydı. Adını yine hatırlamıyordu. Ancak hatırladığı mağaranın adının Bulgarca “delik” anlamına geldiğiydi. Mağaranın içinde kendini bulduğunda bir ürperme hissetti. Bunun Siteler durağında duran ve kapılarını açan metro vagonu ile alakası da olabilirdi belki. Sonuçta insan yapımı bir mağaranın içerisinde ilerliyordu. Adem uzaktan gelen çocuk seslerini duydu. Ne zaman bu tarz bir geziye gitse, okul gezisine denk gelmişti. Mağara sarı ışıklarla aydınlatılmıştı. Tavandan akan sarkıtlar Adem’in hayal gücünü zorluyordu. Her biri farklı bir şekil, farklı bir silüet ile karşısına çıkıyordu. Adımlarını hızlandırdı. Yürümeye devam ettikçe çocuk sesleri azalıyordu. Vücudu yavaş yavaş soğuğa alışırken, şakaklarından ter boşalmaya başlamıştı. Bu sarkıtlardan …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Çukur – 1

Bölüm 1 Aralık ayının sonları, yılın en şiddetli soğuğunuda beraberinde getirmiş, keskin şiddetli rüzgar Adem’in yüzüne savurduğu yağmur damlalarıyla, sokağa adım attığında, saniyesinde donmuş suratına iğneler batırmaya başlamıştı. Adem boynuna geçirdiği atkısını sulanmış gözlerinin altına çekerek nefesiyle suratının atkının altında kalan kısmını ısıtmaya çalıştı. Örme atkının gözeneklerinden çıkan sıcak hava gözlüklerini buharlandırmaya yetmişti. Ancak soğuk o kadar şiddetliydi ki gözlük camının buharlanması ve buharın yok olması saniyeler alıyordu. Adem’in aklı apartmanın kapısı içinde dışarıya çıkmak için bekleyen kedide kaldı. Onu dışarı çıkartmıştı ama bu soğukta ne yapacaktı? “İçeri alan biri olur” diye düşündü. “Nasıl olsa onu ben içeriye almamıştım.” Evinin bulunduğu Sıtkı Bey Sokağından, Nuri Bey Sokağına doğru dönmüş -İbrahim Paşa Caddesi mi demeliyim, Sıtkı Bey Sokağınndan sonra aynı yol olmasına rağmen sokak birden cadde oluyor- Barış Manço Caddesine doğru yürümeye başlamıştı. Parke taşların arasında dolmuş yağmur damlaları,toprağın ememediği su ile birlikte sabah ayasının etkisiyle donmuştu. Adem bu ihtimali düşünmedi …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Almak için geldiler

Küçük bir Karadeniz ilçesinde doğdum. İsmini vermeyeceğim çünkü insanlar burada yabancıları pek sevmezler. Buna rağmen nüfusundaki artış beni hep şaşırtmıştır. İki tip insan vardır burada. Makam sahibi olanlar ve olmayanlar. Herkes için hayat aynıdır oysa. Yaklaşık doksan binlik nüfusu gün geçtikçe de artmaya devam etmektedir. Dışarıdan insan gelmeyip, genç nüfusunda büyük şehirlere göç ettiğini düşünürsek nüfusun bu kadar çok nasıl arttığın hep merak etmişimdir. Nüfus artışıyla birlikte bu küçük ilçe büyümüş ve daha da betonlaşmaya başlamış. Genelde ekmeğini hayvancılık ve çiftçilikten çıkaranlar bir bir şehir hayatının gerektirdiği iş dallarına adım atmışlardır. Gördüğüm kadarıyla çoğu dolmuş veya taksi soförü olmuş. Ben mi? Ben bayramdan bayrama gelenlerdenim. Doğduğum şehri pek sevdiğim söylenemez. Şimdi durup dururken “o zaman neden anlatmaya başladın” diye sorabilirsiniz. Söyle açıklayayım: Ailemizden kalan annem ve ben varız. O son zamanlarda aklını biraz yitirdi. Tabi yaşadıklarından sonra bunu pek yadırgamıyorum. Ben de yitirmiş olabilirim. Yaşadığmız şeyleirn mantıklı olmadığını biliyorum. Bir kaç kişiye anlatmaya çalıştım ama her biri bana alaycı …

Back to Top