Bu yazıyı yazmamış olabilirim, yazmış olabilirim de…

Sadece birkaç gün içerisinde daha ne olabilir ki diye düşünürken üst üste gelen haberlerle derin bir şaşkınlık yaşamaya başladım. Sanki bir mıknatısın pozitif ucuyum ve sürekli negatifliği çekiyorum. Bu sadece benim için geçerli değil sanırım. Bu gölgenin kaderi. Kıt harita bilgimle bir değerlendirme yapmaya çalışsam da bu ülkenin coğrafyasının negatif çekiciliğine bir anlam yükleyemiyorum. Tüm sorun bende olmalı. En büyük paratoner görevi. Mesela cebime attığım beş bozukluğun kendine bir delik yaratıp yok olma durumu var. Faili meçhul düşüşler içinde her biri. Sonuncusunun izini sürdüğümde market önünde bir kağıt parçasıyla karşılaştım. Birbirimize baktık. Yanından geçmek istediğimde yol vermedi üstüne üstlük üzerindeki yazıları kabarttı. Ben almışım. Ellerimi ceplerimi kontrol ettim ama hiç bir şey bulamadım. Sanıyorum fiş satın aldım ben. Şu yolumun üstündeki kağıt parçasını. Burada mı unutmuşum acaba? Neden öyle yaptım ki? Bir diğeri ise gerçekten düştü. Yakalamaya çalışırken açık asfalt arasından toprağa karıştı. Eğilip gözlerimle kontrol ettim ama koca akranlıktan …

Bi Köşe – Sayı 9

Bu sefer bi köşede bir kelime bir anlam yada bir alıntı yok. Bir takım sosyal medyada bir çak gündür paylaştıklarım var. Neden önce sosyal medya, hemde hiç kullanmadığım, bu soruyu sormayın bende bilmiyorum. Gerçi akacak kan damarda durmazmış ve yazılacak sözcüklerin de nerede yazıldığının çok önemi yok. Ben bu yazılanları başlıklar vererek buraya ekledim. Aslında yapmak istediğim bi köşe bu mu bilmiyorum. Bi köşe için uzun ara olmuştu ama. boktan tohumlar… Hep yıldızları izledim. Tabi o zamanlar yıldızların çıplak gözle görülebildiği günlerdi. Şimdi size kafamı göğe kaldırdığımda görebildiğim tek şey, gölgesine sığındığı soğuk beton yığınları. Evet gerçekten de soğuk çünkü sığınacak, saracak kadar canlı değil. Oysa o yeşil dallar öyle miydi? Ölseniz üzerinizi örtmeye, ağlasanız hafif bir rüzgarda bile öyle sarmaya meraklıydı ki sizi. Bu kadar soğuk, soğukluğu da soktu aramıza. O yıldızlı gecelerin birinin gününde, bir koyun sürüsünün alıştığımız askeri tabur yürüyüşlerinden farklı olarak düzensiz bir şekilde sokaktan geçtiğini …

Ayrılık

“Hayatımda en çok istediğim şey kuzey ışıklarını görmekti biliyor musun? Ama bana bakışlarının ardına saklanmış gözlerindeki parıltıyı görünce bu isteğimden vazgeçtim. Eminim ki bundan güzel olamazlar. Şimdi tek istediğim o bakışların altında olmak…”   Eylül’ün dökülen ilk yaprakları ile birlikte Kayra soluğu Yıldız parkında almıştı. Aklında dolanan karmaşık düşüncelerin duyguları yüzüne düşen ifadelerle tüm dünyaya açılıyordu adeta. Yerde ölü yatan yaprakların kemik sesleri kulakları doldururken, griye bürünmüş dünyayı renklendiren boynuna doladığı kırmızı atkısıydı. Mümkün olduğunca buraya kaçardı. Hayallerini yitirdiği, aynı zamanda hayallerini gerçekleştirdiği yerdi burası. Ve onu ilk kez öptüğü. Yıl içinde ara ara kendini dinlemek için buraya gelse de bugün duyguların ilanının ilk günüydü ve aslında birkaç gün sonra kaybedeceği son aşkının yıldönümü. Herkes için sıradan olan ve üzerine her geçen gün biraz daha fazla isim kazınan banka oturdu. Bir yıl önce de aynı yerde oturuyordu. Levent’te bulduğu mektubun hikayesini anlatırken ondan aslında kendi içine de kilitlediği duygularına tercüman …

Yalnızlık çoğuldur

Yalnızlık çoğuldur, dört duvar arasında yaşarsın mesela, yalnızlığın hep kalabalığın içindedir. Zıbarana kadar yalnız kalırsın. Bazen salya sümük kalana… Yalnızlık çoğul dedim ya, bölünüyorum, karyokinez geçirmiş gibi. İki iken dört, dört iken sekiz, sekiz iken on altı… Yüzlere, binlere, milyonlara ve hatta  milyarlara vardığımda her birinin yalnızlığını hissediyorum. Herbir benim her bir hücremin yalnızlığı.  Ve yürüyoruz galiba, yine toprak altında parçalara ayırmaya. Peki yalnızlığı gömebilir miyiz? Yada gübre yerine kullansak hayatta? Kime faydası olur ki? Yoksa yalnızlıklari mi besler sadece?

Başlık 3 – 5

AÇELYA 1 AÇELYA 2 AÇELYA 3 AÇELYA 4 2. Sabahın en büyük sürpriziydi seni görmek. Soluk kış güneşinde siyah saçlarından yansıyan ışığın sıcaklığıyla güne başlamak. Gülümsemendeki o içime dolan can kırıntısı. Belki bencillik dünyanın var olma sebebini kendime istemem ama çokta değil. Ardından yürüyorum. Aklim durmuş sadece nasıl tanışabileceğimizin kurgularını canlandırabiliyor. Dünya ise pür dikkat yürüyüşünü izliyor. Kıskanıyorum. Esen rüzgârdan, yağan yağmurdan sana dokunabilen her şeyden. Gözleri oyasım geliyor tek tek. Bir süre otobüste arkanda oturuyorum. Otobüs sallandıkça, sen sağa sola salıdıkça saçlarının kokusu daha bir doluyor ciğerlerime. Kalp atışım hızlanıyor. Dolaşım sistemimin bayram ettiğini hissediyorum. Daha derin içime çekiyorum. Saçlarını hafifçe deriye atıyorsun. Koltuğun akasına kayıyor bir parçası. Bir kısmı koltuğa tutunmak için uzattığım elimin üzerine düşüyor. Hafif gıdıklanıyorum ancak elimi hareket ettirmiyorum. Bu seninle ilk yakınlaşmamızın temeli. Zaman ne kadar çabuk geçti, ya da yol ne kadar kısaldı bilmiyorum. Bildiğim tek şey otobüse binmemiz ile senin otobüsten inmen …

Başlık 3 – 4

AÇELYA 1 AÇELYA 2 AÇELYA 3 Bölüm 3: Tılsım 1. Gözlerimi açtığımda yurttaki yatağımda yatıyordum. Uzun zamandan sonra ilk defa bu kadar zinde açmıştım gözlerimi. Yatağı terk etmedim. Bir süre olan biteni düşündüm. Yurda ne zaman gelmiştim, nasıl gelmiştim, hatırlamıyorum. En son Cerrahpaşa’nın bilmediğim sokaklarında dolanıyordum. Gerçekten dolanıyor muydum? Aslında yaşadıklarımı gözden geçirdiğimde bunun bir rüya olma ihtimali daha yüksekti. Muhtemelen kafam iyi gelmiş sızmış aradaki küçük ayrıntıları unutmuştum. Sonuçta sürekli tekrarladığım bir şeyi unutmam için illa alkol almama gerek yoktu pekala her insan sürekli yaptığı şeyleri unutabilirdi. Montum yan tarafımdaydı. Üstümü çıkartmamış öylece yatağa girmiştim. Kaç ay olmuştu yatak örtülerini değiştirmeyeli? Yastığın kokusu rahatsız etmiyordu ama çarşaf ve nevresimin sararmış görüntüsü, kış güneşinde bile oldukça rahatsız edici göründü gözüme. Ranzanın üst yatağından atladım. Yatağın kenarına yığdığım eşyalarımı hemen ranzanın dibindeki masaya yığdım. Küçücük odaya dört kişi sığdığımızı düşünürseniz odanın nasıl bir durumda olduğunu tahmin edebilirsiniz. Yastık yüzünü, çarşafı, nevresimi …

Başlık 3 – 3

AÇELYA 1 AÇELYA 2  Bölüm 2: Sütun Üstündeki Sen Yağfur Ustanın dükkânından çıktığımda gökyüzü hafif aydınlanmıştı. Bulutlar hızlı hareketlerle İstanbul’u terk ediyorlardı. Onların bu hızlı hareketleri kendine bile hayrı olmayan güneşi biraz daha çıkarıyordu ortaya. Kaç saat o küçük dükkanda kaldığımı hatırlamıyorum. Ancak yediğim nefis dönerin tadı hala damağımdaydı. Uzun süredir böyle lezzetli bir şey yememiştim. Bir de verdiği o sigaranın tadı. Tabi ayranı da unutmamak lazım. Bana ikram ettiği her şey mükemmel denecek derecede güzeldi. Tad algımın o kadar iyi olduğunu söyleyemeyeceğim ancak burası gerçekten iyiydi. Bir kaç adım sonra soğuğa rağmen beynimin dönmeye başladığını hissetim. Yaşadığım bir nevi sarhoşluktu. Bir kaç adım attım. Adımlarım yere ulaşmadan sanki diğer ayağımı kaldırıyordum. Ay üzerinde bir astronot gibiydim. Bilmediğim yerde, kontrol edemediğim uzuvlarım beni bir yerlere taşıyordu. Dikkat etmeden yürüdüm. Dikkatimi sadece atacağım adımlara veriyor buna rağmen onları kontrol edemiyordum. Sanki metal soğuk bir elbisenin içinde bir başkası tarafından yönlendiriyordum. Nereleri …

Back to Top