B-Gore 5: Kütüphaneci Bayandan Az Kullanılmış Motorlu Testere: Chainsaw Sally

Kitap kokusu kadar güzel bir şey yok. Yenisinin ayrı, eskisinin ayrı bir kokusu var. Her ne kadar son zamanlarda ortaya çıkan e-kitap zımbırtıları alanı kaplamış olsa da dokunup koklayabildiğin – içimden yiyebildiğin demek de geçti nedense – kitapların olması ne güzel. Gerçi bu e-kitap bizim memlekette pek tutmadı, sanıyorum kaderi matbaa gibi olacak. Yıllar sonra tarihçiler ülkeye e-kitap neden gelmedi diye araştırmalara koyulup bazı varsayımlarda bulunacaklar. Onlara kolaylık yapayım. Arkadaşlar biz kağıt olanı da okumuyoruz ki? Tabii e-kitaplara bu kadar salladıktan sonra bu yazıyı e-dergi için yazıyor olmam tam bir ironi. Durun ya başa sarıyorum söylediklerimi unutun. E-kitap candır gerisi… Acaba onların da bir kütüphanecisi var mıdır? Baytlar arasında dolanan bir tip? Tron geldi aklıma şimdi ne alakaysa… İşin dijital tarafında bir kütüphaneci var mıdır, bilmem ama sizi temiz, nezih cefakar kütüphanecimiz Sally Diamon ile tanıştırmak istiyorum. Gündüz kütüphaneci, gece motorlu testere uzmanı. Hepsi küçük kardeşi Ruby’nin sıhhati için. Chainsaw …

Bir iç döküş ve 5 kitap

Kitap bahane sohbet şahane diye muhabbete girmeyi düşünüyordum aslında. Ancak kitap muhabbet için bir “bahane” değil olsa olsa “vesile” olur. İşte bu motto ile yola çıktığımda uzun zamandır kitaplardan bahsetmediğimi fark ettim. Tabii bununla birilikte çok fazla iç dökmediğimi. O zaman hazır mısınız, kendimi şikayete başlıyorum. (25 dakika sonra) Evet işte şu aralar en büyük sorunum bu. Sürekli bir şeyler yapmam gerektiğini düşünüyor ve onlar ile ilgili tüm olasılıkların da dahil olduğu kurguyu, metni, adımı, nefesi yani olması gereken, yapılması gereken ne varsa hepsini yapıyorum ancak ne zaman bilgisayar başına geçsem hatta geçmeye yeltensem hiçbir şey yapamıyorum. Yok öyle yazar tıkanması gibi değil, aklına yazacak şeylerin gelmemesi ya da ekrana boş boş bakmak gibi. Bu sadece düşünmekle alakalı. Bilgisayar başına d geçiyorum sadece düşünüyorum. Hatta öyle düşünüyorum ki aklımda her şey bitiyor. Ama günün sonunda sayfaya baktığımda bembeyaz. Bu nasıl bir hastalıktır bilemedim? Eminim ki bunu da kapsayan bir hastalık …

Rukiye Epli Dede – Suskun – Resim Sergisi

Eskiden bu tarz başlıkları blogda bulmak çok normaldi ama sanıyorum şimdi garipsemişsinizdir. Biraz geç kalsam da size bir sergiden bahsetmek istiyorum. Suskun bir kadın portreleri sergisi. Susan, susturulan herkese bilhassa kadınlara adanmış. Ben çok teknik olarak resimden pek anlamasam da her bir tuvaldeki ayrıntılar kendini belli ediyor. Kuzenim diye demiyorum Rukiye iyi bir ressam (: . Bir çok kişisel sergisi oldu. ancak bu İstanbul’daki ilk sergisi. Gidin gezin görün derim. Instagram hesabı da aşağıda. https://www.instagram.com/rukiyeeplidedeart/

Biraz da böyle

Bir süredir aklımda podcast olayı mevcut. Bir ara yaptım ama dinlenme konusunda çok başarılı olduğu söylenemez. Gerçi düz blogda mı yazayım yoksa bilmem kaç parçada Twitter’da mı yazayım sorusuna Twitter çoğunluğu cevabını verenler arasında bir blog sağ kalabilir o ayrı bir konu ya ona şimdi girmeyeyim. Velhasıl okumuyoruz ama okuyanlarımız da bunların belli karakterle sınırlandırılmasını istiyor o ayrı bir konu. Gerçi yeni kitap için bunu ayrıca değerlendirelim. Tamam eskilere vefa borcumuz çok ama sorabilseydik ya Dostoyevskiye Suç ve Cazayı böyle parça parça yazar mısın diye. Ya da Anna Karenina çin Tolstoy’a. Ben cevaplarını biliyorum aslında. Bizim cevaplarımızı da biliyorum. E teknoloji böyle. Ayak uydurmak lazım. Evet ama peki ya yok oluş? Bu kurgu yok oluşumuzu karşılayacak mı? Büyük bir ihtimalle hayır. Nasıl ki ben öldüğümde bu siteyi muhafaza etmeyecek biri çıkmayacaksq diğerleri için de olmayacak. Durun ya biraz daha public olmak az gerekmez mi o zaman? Kafam çok karışık….

Cenneti hayal ettiğimiz bir kurguda cehennemi ne kadar yaşayabiliriz?

Bir önceki yazımın başlangıcı da aynı şekildeydi. Uzun bir süre, uzun bir süre. Ve ne yazık ki ülkenin içinde bulunduğu döngüde ben de kendi döngümü oluşturuyorum maalesef. Hani havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama ne kadar beynim bu ilkedeki gerçeklikleri, buna gerçeklik mi demek gerekir onda da emin değilim ama bu ilkedeki algıyı reddetse de onun döngüsünden bir türlü çıkamıyorum. Ve her şey sürekli olduğu gibi bir kaos, bir acı, bir… Sanıyorum, benim beyin göçüm tam olarak gerçekleşmemiş, bir şekilde ülkede olanlardan etkileniyor. Tabii bu “beyin göçü” kavramını Emre Safa Gürkan’ın aşağıdaki videodaki tanımlamasına göre yorumluyorum. Hangi dine bakarsanız bakın asıl olan ölümden sonraki yaşam ve cennettir. Burada yaptıklarınız orada kazanacaklarınızla ödüllendirir. Kötüyseniz cehenneme, iyiyseniz cennete gidersiniz. Zaten sütten çıkmış ak kaşık olan insan da şeytan yüzünden cennetten konuşmuştur. Konuşmuştur kovulmasına da Yine bir cennete kovulduğunu söylemek eminim ki yanlış olmaz. Ama biz o kadar cehennem meraklıymışız ki el birliği …

Back to Top