Kategori arşivi: Genel

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

19 Mayıs

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı Kutlu Olsun

Sırf bu gün var diye Samsunlu olmayı bir övünç bilirim. Ayrı bir gurur, ayrı bir keyiftir benim için. Bazen de o ışık dolan ve tüm Anadolu’ya Samsun’dan yayılan ulusal egemenlik, millet meclisi ruhunu kaybettiğimiz için kızarım kendime.

Ama birkez daha hatırlamalı;

“İstikbalde dahi, seni, bu hazineden, mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî, bedhahların olacaktır.”
ve bu bilinçle daha da sarılmalı bu güne.

Nice 19 Mayıslara…

Bir İnsan Çıkarma Seansı

İki

Gözlerimi açtığımda saat dördü geçiyordu. Öğleden sonra dört. Başımda hafif bir uğultu, pencereden içeriye güneş ışığının aydınlattığı odamda sıcaklık adeta otuz derecenin üstüne çıkmıştı. Bomboş bir kafayla uyanmıştım. Mesanemin yaptığı basıya dayanamayıp tuvalete koştum. Tuvaletin kapısına uzanırken mutfaktan gelen tıkırtıları duydum. Annem olmalıydı. Hızlıca tuvalete girip kendimi rahatlattım. Ne kadar kaldığımı bilmiyorum ama bana saniyeler gibi gelmişti. Tuvaletten çıktığımda soluğu mutfakta aldım.

“He uyandın mı? Sabahtan beri seni dürtüyorum ölü gibi uyuyordun. Sabaha kadar oturuyorsunuz sonra uyanmak bilmiyorsunuz.” Annem konuşmaya başlamıştı. Konuşmaya başlamışsa susturamazdınız onu. “Açsan ekmek al.”

“Anne sen niye evdesin?”

“Pazar bu gün. Günlerin şaştı değil mi? Az erken kalk ta bir işe yara. Bodrumdaki odunları diz. Hepsi darmadağınık.”

Tüm bu cümleleri kurarken tuhaf bir şekilde bana hiç bakmadı. Ya da bana tuhaf gelmişti. Okumaya devam et

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Kutlu Olsun #23Nisan

Elbetteki bayram yazısını es geçmeyeceğim. Sadece neler yazsam diye düşünürken vakit bir hayli geçti. Ne yazık ki 23 Nisan’ın “Ulusal Egemenlik” kısmının, “Çocuk Bayramı”ndan daha fazla telaffuz edildiğini duydum. Buna sebep belki iyiden iyiye tüketim toplumu olmamazı belki de eğitim sistemimiz. Bence ikisi de. Biraz daha detaya inersek onlarca, yüzlerce yo hatta ve hatta binlerce sebep bulabiliriz.

Artık o noktaya gelmişiz ki önemli günlerin öneminden yeller esiyor tüm önemli günler tatil anlamı taşıyor. Evet aslında bu eleştiriyi yaparken kendime de batırıyorum çuvaldızı.  Ne hale geldik biz?

Neyse benim duygu ve düşüncelerime aslında Sunay Akın tercüman olmuş. Aşağıda yayınladığı gönderiyi bulabilirsiniz. Hepinize güzel ve özgürlük dolu nice bayramlar.

Her 23 Nisan'da coşkuyla kutladığımız sadece "Çocuk Bayramı" değildir… Ulusal egemenliğimizi de kutlarız…Çünkü 23 Nisan 1920, TBMM'nin açıldığı gündür… Bu yüzden de bu güzel günün adı "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı"dır… Çünkü, Emperyalizme karşı direniş meclisimizin aldığı kararlar ile yürütülmüştür… Ülkemizi kuranlar, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, etrafında toplanan onca güzel yürek biliyordu ki, gelecekte, bir millet meclisinin çatısı altında alınan kararların dünya hukuğunda kalıcılığı ve geçerliği olacaktır… Eğer Kurtuluş Savaşı'nı, millet temsilcilerinin yer aldığı meclisin kararlarıyla değil de, tek bir adamın yönetimiyle yaparsak, "demokrasi getirme" adı altında işgalciler yeniden gelebilirler!.. Atalarımızın yüz yıl önce gördüğü bu gerçeğe bizler Libya, Suriye, Irak gibi günümüzde tek adamla yönetilen rejimlerde tanık olduk… Bu yüzden, bugünün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışının yıldönümü olduğunu yüksek sesle haykırmalıyız… Ve ulusal egemenliğimizin geleceği çocuklarımızın hayallerindedir… Fotoğraftaki okulun adını dikkatli okuyalım:"Alpullu Şeker İlkokulu"… Alpullu, 1926'da ilk yerli şekerimizin üretildiği fabrikadır… Yani, Atatürk'ün Gençliğe Hitabe'de sözünü ettiği "vatanın kaleleri"nden biridir… Ulusal egemenliğimize sahip çıkmıyorsak, milletin yani bizim olan fabrikalarımızın, kuruluşlarımızın peşkeş çekilmesine razı oluyorsak, çocuklarımıza ne bir ulus, ne de kutlayacakları bir bayram bırakabiliriz… Hakimiyet kayıtsız ve şartsız milletindir… Bu güzel bayramı bizlere armağan eden, sömürgeciliği dize getiren o ilk meclisteki vatansever, ülkesi için direnen, onurlu insanların anılarına sonsuz saygıyla… #23nisankutluolsun

A post shared by Sunay Akın (@sunay.akin) on

Gri Hikayeler – Göksel Bekmezci

Buralarda bir şiir kitabı görmeyeli çok olmuştur. Aslında blogda var mı onu da hatırlamıyorum. Her ne kadar ben de zaman zaman şiir yazmaya çalışsam da, bu iş ayrı bir iş. Zaten şiirin de öyle roman okunur okunmayacağını düşünürüm. Her şiirin, her mısranın ayrı bir zamanı olmalı. Bu sebepten dolayı bazen aylar sürer şiir kitaplarını okumam. Ama Gri Hikayeler pek böyle olmadı.

Adı üstünde ya “hikaye” bunlar. Göksel Bekmezci’nin şiirle harmanlanmış hikayeleri. Okurken karşısına geçmiş bu hikayeleri dinliyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz ve kelimelerin dansı, anlatımın muzip dili sizleri büyülüyor.

Okumanızı tavsiye ederim.

Kitap Arkası

kapmada başarılı kaçmada yaralı bir aç gibi
uzanırken hayatın doludizgin damarlarına,
seni özlemenin uzun bir cümle olduğu bu kısa satırda
evet evet, mektubunu yeni açmış okuyucular için
tekrar tekrar yazmak seni özleyebilmeyi kısaca defalarca bu satırda
-ki ah bir bilsen ameliyatla aldıramadığım bu hissi,
bu hissin ardında bıraktığı tanrısal sisi-
ve aynı satırla kesip atmak yüzük parmaklarını tüm yeryüzünden..
kesip yanına bir de yanmış bir orman iliştirip
resmi sevişmene paketleyip göndermek bir gece sana..
yolları tıkalı itfaiye araçlarınca..

Sayfa Sayısı: 64
Yayınevi: Yitik Ülke Yayınları
İlk Baskı Yılı : 2011

reklamlar

Bir süre sağda solda reklamlar göreceksiniz. Bir arkadaşımın “ısrarlı” tavsiyesi üzerine deneyeyim dedim. On beş yoldur cepten harcıyorsun şurası için bırak kendini çevirsin dedi. Ben kendini çevirmesi konusuna pek katılmıyorum ama denmekten bir zarar gelmez diye düşündüm. Zaten benim sitemin eti budu ne ki kendi parasını çıkarsın. Eh bunu da denemedim demeyeyim.

İyi mi oldu kötü mü oldu bilmiyorum ama yorumunuz varsa beklerim.