Ekim’e başlamışken…

Bu erteleme durumlarım artık aldı başını gitti. Her şeyi erteleyip duruyorum. En basitinden bir örnek vereyim. Eskiden bulaşık makinesi yok diye bulaşık yıkamak zor geldiğinden bulaşıkları yıkamaz lavabo içinde biriktirirdim. (Sanırım bu da ayrı bir hastalık.) Tamam bulaşık makinesi aldım daha tembellik yapmam derken bu kez de makinenin içine bulaşıkları koymaya üşeniyorum. Yani yine bulaşıklar lavabonun içinde birikiyor. Bununla nasıl baş edeceğim bilmiyorum. Aslında biliyorum ama onu da ertelemekten bir türlü uygulamaya başlayamıyorum. Bunlara çok fazla örnek eklerim. Hayatım sürekli bundan mustarip bir şekilde ilerliyor. Blog da malumunuz bundan nasibini almış durumda. Ama geçtiğimiz aylardan itibaren artık bu gidişata dur demeye hazırlanarak plan yapıyordum. Sonuçta dersler başlayacak, yaz bitmiş olacak, sonbahar ile birlikte bir nefes alacaktım. Oturdum ve bir plan yaptım. Tabii gündüz çalışan biri olarak kala kala gece kalıyor plan yapmak için. Bir de hafta sonları var ama onlara da direkt müdahale etmek ne bileyim pek işime gelmedi. Ben …

başlık atmakta zorlanan ben

Artık o kadar çok uzun ara başlığı attım yeni bir başlık ya bu kelimeleri atmak istemedim. Ham böyle olunca başlık bulamayan ben, en mantıklı başlığın bu olacağını düşündüm. Bir önceki yazımda daha aklı başında şeyler yazacağım konusunda vaatlerde bulunmuştum. Gel gör ki kendimi yine yalancı çıkardım ve alnımın akıyla buradayım. Bu bir savunma olamaz ama aman ne görürsem ben de onu yapıyorum. Hani hiç bir şey olmuyor derken çok şey oluyor aslında. Acaba ben de mi saçma sapan gündem değerlendirmeleri yapsam diye düşünmüyorum değilim. Tabii bu tembellikle o nasıl olacak bilmiyorum. Bu iş istikrar işi ve o da bende yok. Şu aralar tembelliğim beni de sinir etmeye başladı ama bunun da sıcakla bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Kaşınan bacağıma bile parmaklarımı sürttüğümde bir tutam su geliyor elime. Bir de klavyeye dokunduğumda bıraktığı izler… Tamam yengeç burcuyum da bu kadar sulu yaşamak da ne bileyim… Aslında bu arada konuşacak çok şey vardı. İzlenmiş, …

Gündemi takip edememek

Kendime bir söz verdim ya artık yazmaya başlayıp, devam edeceğim, tembelliği bırakacağım diye aslınd bu yazı ona istinaden. Şu an bir iş seyahati sebebi ile Aliağa’dayım. Bilmeyenler için kendini tatil beldesi sanıp olmayan bir yer diye açıklayayım. Tabi sebebi ufak bir araştırmayla ortaya çıkacaktır. Tabii il güç hafta başı derken her türlü bloğa zama konusında hazırlıksız olan ben hafta başının geldiğinden bile habersiz yeni bir yazmayı unuttum. Dün aklıma geldi ama ona da vakit elvermedi. Durum böyle de olunca ne yapsın bu gariban oturup bilgisayarını açmadan eline telefonu alıp bu yazıyı yazmaya başladı. Aslında gün içinde yazma şevki ile kıvranırken bir yandam da ne yazsam diye kendimi paralamadım değil. Sonra dedim ki güncel birşeyler yazayım. Haberlere baktım yok, gazetelere baktım yok… Ekşi sözlüğe baktım o da yok… Bi zaytung yakalar gibi oldu beni ama o da ciddiyet sınırının üstünde. Beni bilirsiniz çok ciddiyimdir. Hal böyle olunca dedim ki kendime takip …

bir diğer dönüş

Bakıyorum döndüm dedikten sonraki yazım yaklaşık bir ay sonra geliyor. geçen sefer de aynı tabiri kullanmışım. Aslında tam bir ay sonra yazsam daha makul olurmuş. Malum yeni yaş falan. Neyse şu an da Kurban Bayramı. Yani önemli gün sayılır. Sayılır diyorum çünkü klasik bir cümle kuracağım: Nerede o eski bayramlar. Vallahi teknoloji ile birlikte evrimini geliştiren insanların ilerlemesi çok normal. Anormal olan geçmişe özenmesi. Demek ki biz bir şeyleri yanlış yapıyoruz. Doğru yaptığımız ne var diye sormak lazım. Ah be dön dolaş aynı yerdeyiz. Neyse çok hazırlıklı çıkmadım yola bu yazıyı yazmak için ama şu bir gerçek ki yapmak istediklerimi yapamadım bu tatilde. Yine bir şeyleri erteledim. Yaza bağlıyorum bunu. Zaten tüm tembelliğimi bir şeylere bağlıyorum. Hadi hayırlısı. Hem bu ara bir şeylere kafamı bozmam lazım. Melankoli lazım. Gerçi insan yaşlandıkça ondan da uzaklaşıyor insan…

sanıyorum döndüm

Bir on gün daha yazmasam bir ay olacakmış. Gerçi kaç on atlattım o da ayrı bir mesele. Ben yine bıraktığınız yerdeyim. Boş vaktimi film ve dizi izleyerek öldürüyorum. Biraz da okuyarak. Onun haricinde Şu sayfayı her pazar açıyorum öylece bakıyorum. Sonra diyorum ki, “ya ben pazartesileri yayımlıyorum yazıları daha bir gün var”. Sonrası malum. Pazartesi hengamesi, hızla geçen hafta içi derken yine aynı döngüye giriyorum. Pandemiden sonra size de zaman çok hızlı geçiyormuş gibi gelmiyor mu? Yoksa bu benim yaş almamla ilgili mi? Ankete açık bir soru. Ama sanıyorum ki pandemi ile alakalı. Düşünsenize 20 yaşında körpeciklerin bile hayatından kaç sene geçti. Acaba nüfusa başvurup bu iki seneyi yaştan düşebiliyor muyuz? Hadi haklı sebeplerimiz var ve bu oldu diyelim, acaba vücuda bir ekleme yaptırabilecek miyiz? Nasıl olsa öleceğiz değil mi? Ha bu gün ha yarın. Gerçi şu hayatı yaşıyorsam geçmiş hayatımda çok kötü biriydim herhalde. Güney Kore inancına göre iyi …

Aradaki boşlukları doldurmak – 2

Nerede kalmıştık. Aslıda ben hatırlıyorum sadece sizi denemek için sordum. Ben yazıya sadece 22 saat sonra devam ediyorum ancak bunu 160 saatten önce yayımlamam diye düşünüyorum. Bu da bana kıyak olsun. Gerçi bazı yazacağım filmlerin zamanı geçiyor insanlar zaten çoktan bir ton yorum okumuş oluyor ama olsun ya bana arşiv olur. Ama her akşam böyle rutin bir yazma planı tutturursam keyfimden geçilmez benim. Aslında bunu yapabilirim ama biraz daha az izlemem gerekecek o zaman. Varsın izlemeyeyim ne olacak ki? Bir şey kaybetmem herhalde. İzleyince de kazandığımı iddia etmiyorum son dönemlerde. Siz de benim gibi çok sıkılıyor musunuz bir şey izlerken? Ben bazen 1.5 X ile bitiriyorum her şeyi. Şimdi hep Netflix’den gidiyorum ama o da iyice baydı. Hepsi birbirinin aynı. Netflix yapımlarının öyle bir derdi var maalesef. Gittiğim gördüğüm ülkelerin filmlerini izlemeyi seviyorum. Gürcistan’da bunlardan biriydi. Şimdi hemen Batum demeyin ben Tiflis’den bahsediyorum. Yani düşündüğünüz gibi değil. Gerçi artık olmazda. …

Back to Top