Kategori arşivi: Genel

Hep, şöyle zincirlerimi kırayım da, burayı gönderi bombardımanına tutayım diyorum kendi kendime. Zaman zaman bu konuda planlarım da oluyor. Mesela sürekli tasarımı değiştirmekten bahsediyorum. Sonuç olarak ise elimde sadece bu düşünceler kalıyor.

Mesela bu ayı da iki yazıyla tamamlayacağım. İkisi de ayı es geçmemek için yazılmış yazılar. İkisinin de içeriği -birinde okuyorsunız zaten- göre bir boka benzemiyor.

Aslında zamanım kısalıyor ve bu kıslan zamanımda mutlu olmak için bir şeyler yapmam lazım. Yapacağım şeyler de belli aslında ama nasıl bir umarsamazlıktır ya da nasıl bir tembellik ya da nasıl bir düzen kilitlemesdir ki bir ürlü başlayamıyorum.

Aç gözlülüğümden mi acaba? Yani bazen her şeyi yapmak istiyorum sanırım o sebepten bir şey yapamıyorum. Evet, olay bu!

Çok acayip bir yer oldu burası da. Tamamen düşüncelerim, tavırlarım gibi karma karışık bir yer. Torbadan ne çekerseniz şansınıza o gelecek. Ama bir dünya gibi düşünürsek, hep saçmalık hep sorun.

Satırlarıma son vermeden önce Gökhan Semiz gibi başlamak istedim. İyi adamdı vesselam. Işıklar içinde uyusun mekanı cennet olsun. İşte bir karmaşa da burada. Sonrası burada da kaos.

Yetenek

Zamanın nasıl aktığını bilmiyorum. Bu durumu idrak edemeyince bir şeyleri kaçırmak, ertelemek fevkaladenin de fevkinde olası bir durum oluyor.

Türkçeyi nasıl katlettiğimin farkındayım. Ancak kısa bir yazıyı uzatmak için ne yapabilirim bilemedim.

Yazabiliyor olmak bir yetenek midir? Ya da okuyabiliyor olmak? Okuyabilmek ya da okuduğunu anlatabilmek? Masum bir gönderme yaptım.

Yazmak elbette bir yetenek değil, söylemek, oynamak, bir topun peşinde koşmak dışında.

Yeteneği mühürlü hale getirmek mi yazmak acaba? Yoksa neden söyleyen, oynayan yazan haline dönüşsün ki?

Ve sorgularken kendimi de sorgular hale düştüm. Aslında Türkçede bir cümle “ve” ile başlamaz.

Ve ben yine “mak” eklerinde kaybolurum.

Ve yine uzaktan bir ses…

‘oğlum, bu aşk fazla sana’

lakin, fakat, ama

Yazının başlığı bir şeylere muhalefet eder oldu. Aslında planımda bu yoktu. Planımda bu yazı yazmakta yoktu. Telefondan uygulamayı açınca bir de baktım ki on gün olmuş bir önceki yazıyı yazalı. Aslında öyle ayrıntılı bir şekilde aklımdaki o yazının nasıl yazıldığı, sanki bir kaç saat önce yazmış gibiyim.

Sanıyorum kendimi çok kaptırıyorum yazarken bir süre sanki o yazım hala devam ediyormuş, sanki ben hâlâ yazıyormuşum gibi hissediyorum kendimi.

Az önce de belirttim ya aslında yazmak gibi bir fikrim yoktu. Bu sebepten bu yazı çok dağınık ilerliyor. Beş uykusu ardından mayışık bir şekilde uyandığımda akşam yemeği yemeye bile takatim yoktu. Bir tost ile geçiştirdim insanların özene bözene dışarıya çıkıp yedikleri akşam yemeğini. Zaten dışarıdan da söylesem sadece karnımı doyurmak için söyleyecektim. Tat olmayacak tuz olmayacak nasılsa. O zaman ne ne anlamı var aksiyona girmenin? Kuru ekmek bile yeterli.

Bir yandan da gözüm korkunç olmaya çalışan Türk filmine kayıyor. Daha önce izledim aslında. Bu arada telefonun klavyesini değiştirdim ve yazmakta güçlük çekiyorum. A biraz ileride ve çoğu zaman a’yı yazdığımı sanıyorum. Aynı kaderi i de paylaşıyor. Hal böyle olunca muhtemelen şu kısa yazıda onlarca hata oluşuyordur. Geri dönüp düzeltmeye takatim yok.

Aslında hep diyorum ya bunlar alıştırma diye, hep merak ediyorum bu alıştırmalar ne zaman son bulacak? Artık sanki asıl’a başlamanın vakti geldi. Bir gaz lazım bana.

İşte bende tam o haz verecek şeyi arıyordum. Film, kitap, müzik her neyse. Aklım Neil Gaiman’ın Stardust’una kadar gitti. Çok keyifli bir kitaptı. Ortalıkta dönen bir de Poe uyarlaması varmış. Zor zanaat tabi Poe hikayesini uyarlamak. Gaza geleceğim diye nefret etmekte var. Yok nefret olmaz eminim.

Yazamayan yazar icat etmişler. Herkes mesela öyle. Yazan yazar oluyor tabi. Kendimi çok mu zorluyorum bilmiyorum. Mükemmel mi olmalı her şey? Yani piyasa hep mükemmellerle mi dolu? Elbette hayır.

Ortam reklamla dolu. Yaptığın şeyin reklamını yapacaksın aslında. Bakın bu blog 10 senelik. Kendi kendine. Yağı sabit değişmiyor bile. Arada çokluk çocuk gelip küfürlü yorum yazıyor başka. Zaten neye küfrettklerini de anlamıyorum. Küfretmeyi de beceremiyorlar. Tabi bir de filmlere yorum yapanlar var.

Neyse bu bölümü sevmedim silmek istedim ama silmedim de kalsın. Parmaktan çıktı bir kere.

Şimdi muhtemelen bana kalsa ben böyle günlerce yazarım. Yalan söylüyorum. Yazamam. Parmaklarım yorulmaya başladı zaten bilhassa sol baş parmağım. Bir sıkıntısı var zaten arada kendini hatırlatıyor. Son yazdığım hikayede de belim falan tutuldu iki haftadır yeni geldim kendime. Diğerine başlayabilirsiniz belki. O hikayeyi düzenleyip, PDF öykü olarak yayınlamayı düşünüyorum. Şöyle mobilde okunacak e-kitap haline getiririm. İki kapak illüstrasyon falan bak iyi fikir. Basılı olmuyorsa … Cidden bu cümlenin sorununu getiremedim.

Tanıdıklar oluyorsa bu yazıyı lütfen yorum yazabilir mi? Geveze miyim acaba ben? Muhtemelen hiç yorum olmayacak çünkü kimse okumuyor çoğu da bilmiyor.

Muhtemelen kelimesini kaç kez kullandım? Muallaklık benim işim. Neyse kapı çaldı…

Aaa. Gerçek mi?

Bir özet

Sağ tarafta küçük kutularda gördüğünüz üzre blogun bir de Facebook sayfası var. Şimdi burada iç döngü olsun diye link paylaşmam lazım ama tembellikten o uğraşa girmiyorum. Hal böyleyken bu Facebook sayfası bana bir uyarıda bulundu uzun zamandır paylaşımda bulunmuyorsunuz diye. Yüz küsur takipçim beni özlüyormuş. İşte onun üzerine bende grip bir şeyler yazayım dedim.

Aslında yazacak şeyim olmadığından değil sadece vakit bulamadığımdan yazamıyorum. Mesela geçenlerde buraya yazmaya başladığım ve sonunu getirmediğim hikayenin sonunu getirdim. Yazıyorum aslında ama tercihimi pek blog yazmaktan yana kullanmıyorum. Tabi bu geçici bir tercih. Zamanında her gün yazdığımı bilirim buraya. Lakin öykü başta geliyor artık.

Öyküleri toplayıp bi e-kitap yapıp buradan yayınlamayı düşünüyorum. Tabi süreç nasıl işleyecek bakalım. Aslında başka yazacaklarım da vardı ama unuttum. Neyse muhtemelen bir sonraki yazım kitap paylaşımı olur.

Arif v 216 Öncesi 

Sinema salonu önünde bekliyorum. Şimdi filmin içi ayrı dışı ayrı reklam yağmuruna tutulacağız. İşin kötüsü salonların reklama ayırdıkları vakti temizliğe ayırmamaları. Nasıl bir salon bekleyecek beni bilmiyorum. Gerçi halkla iç içe film izlemesem olmaz mıydı? Pekala olurdu ama biraz da onların sinema alışkanlıklarını izlemek lazım. Diğer filmlerde sadece sevişmeye çabalayan çiftler oluyor genelde. Tabi sözüm meclisten dışarı. Yalnız bu patlamış mısırı sinemada film izlerken yiyeceksiniz olgusunu yaratana lanet olsun. Her yer yap kokuyor ve bunların pisliği etrafta. Evlerinizde de aynı performansı bekliyorum sizlerden. 

Neyse salonu temizlemişler. Etrafta insandan çok mısır kovası var. Filmi mısır kovaları izlemeye gelmiş anlaşılan. Bu bir film yazısından çok çemkirme yazısı oldu sanırım. Kendimi tutamayıp devam edeceğim ta ki film başlayana kadar. 

Bu arada ben Cem Yılmaz filmlerini genelde Feriye’de izlerdim. Bu kez de düşündüm gitsem mi diye ama gözüm kesmedi. Zaten çok popüler bir film bu. Bir sonraki muhtemelen biraz daha dram içerir ona giderim. 

Filmin başlaması gereken saatte reklamlar başladı bakalım ne kadar sürecek. İnsanlar gelmeye devam ediyor zaten gişeye a4 kağıda dolu diye seanslar kağıt asmışlar. Ne güzel değil mi? Bu arada şimdi bu seans onu da geçtim Cem Yılmaz filmi OK reklamı dönüyor caiz midir?  Tabi bolca da ucuz olduğu iddia edilen ev reklamları. Büyük dileğimdir ki bu etlerin hepsi yıkılsın ama boşken. Dolu olsa da olur. Bende de razıyım. 

Beş dakika oldu ilk fragman gösteriş olarak geldi. Sonra reklamlar devam.

İçimi dökmek için yer mi arıyormuşum anlamadım. Deliha fragmanından belli salon gülmeye gelmiş. Şimdi bana da en çok gülene ödül vermek kalır. Yanlız yanımdaki abi baya gülüyor. İlginç. Bu arada Murat Cemcir ile Ahmet Kural’ın da filmi geliyormuş. Reklam için iyi seçim. Reklam dedim de tahmin ettiğiniz gibi geri döndü. Parmaklarım yoruldu aslında ben bunu film öncesi yazısı olarak paylaşayım. Bu arada Liv’de Maxx Royal reklamlarında oynamış ne güzel. 

Ara veriyorum. 11. dakika üç fragman. Dakikaları canlı olarak bildireceğim. Şimdi insanlar reklamları izlerken mısırları bitiriyor sonra ne olacak?  Yeni mısır mı alacaklar. Belki de yanılıyorumdur filmde çatır çutur kimse mısır yemesin diyedir bu uzun uzun reklamlar. Bilemedim.  Şimdi takdir etsem mi?  

Işıklar kapandı herkes başlayacak sandı filmi hatta yanımdaki çocuk sevindi bile. Çok beklersin deyip pis pis sırıtmak istedim birden gıcıklık olsun diye. Ho Ho Ho. Bazen kötü olmak iyi. Ol yandaki gençler çekirdek çıkardı. Aha film başlıyor bu bir rekor. 15 dakika sadece 15 imana biliyor musunuz?