Biraz da böyle

Bir süredir aklımda podcast olayı mevcut. Bir ara yaptım ama dinlenme konusunda çok başarılı olduğu söylenemez. Gerçi düz blogda mı yazayım yoksa bilmem kaç parçada Twitter’da mı yazayım sorusuna Twitter çoğunluğu cevabını verenler arasında bir blog sağ kalabilir o ayrı bir konu ya ona şimdi girmeyeyim. Velhasıl okumuyoruz ama okuyanlarımız da bunların belli karakterle sınırlandırılmasını istiyor o ayrı bir konu. Gerçi yeni kitap için bunu ayrıca değerlendirelim. Tamam eskilere vefa borcumuz çok ama sorabilseydik ya Dostoyevskiye Suç ve Cazayı böyle parça parça yazar mısın diye. Ya da Anna Karenina çin Tolstoy’a. Ben cevaplarını biliyorum aslında. Bizim cevaplarımızı da biliyorum. E teknoloji böyle. Ayak uydurmak lazım. Evet ama peki ya yok oluş? Bu kurgu yok oluşumuzu karşılayacak mı? Büyük bir ihtimalle hayır. Nasıl ki ben öldüğümde bu siteyi muhafaza etmeyecek biri çıkmayacaksq diğerleri için de olmayacak. Durun ya biraz daha public olmak az gerekmez mi o zaman? Kafam çok karışık….

Cenneti hayal ettiğimiz bir kurguda cehennemi ne kadar yaşayabiliriz?

Bir önceki yazımın başlangıcı da aynı şekildeydi. Uzun bir süre, uzun bir süre. Ve ne yazık ki ülkenin içinde bulunduğu döngüde ben de kendi döngümü oluşturuyorum maalesef. Hani havasından mı suyundan mı bilmiyorum ama ne kadar beynim bu ilkedeki gerçeklikleri, buna gerçeklik mi demek gerekir onda da emin değilim ama bu ilkedeki algıyı reddetse de onun döngüsünden bir türlü çıkamıyorum. Ve her şey sürekli olduğu gibi bir kaos, bir acı, bir… Sanıyorum, benim beyin göçüm tam olarak gerçekleşmemiş, bir şekilde ülkede olanlardan etkileniyor. Tabii bu “beyin göçü” kavramını Emre Safa Gürkan’ın aşağıdaki videodaki tanımlamasına göre yorumluyorum. Hangi dine bakarsanız bakın asıl olan ölümden sonraki yaşam ve cennettir. Burada yaptıklarınız orada kazanacaklarınızla ödüllendirir. Kötüyseniz cehenneme, iyiyseniz cennete gidersiniz. Zaten sütten çıkmış ak kaşık olan insan da şeytan yüzünden cennetten konuşmuştur. Konuşmuştur kovulmasına da Yine bir cennete kovulduğunu söylemek eminim ki yanlış olmaz. Ama biz o kadar cehennem meraklıymışız ki el birliği …

Bir şeyler karalamak

Kısa bir ara vereyim derken uzadıkça uzadı buraya yazmak. Bunların başında da ne yazsam sorunsalı geliyor. Şimdi diyeceksiniz ki “memlekette yazacak bir şey mi yok” işte en büyük sorun da bu memlekette hayal bile edilemeyecek öyle şeyler oluyor ki artık izlemekten, iğrençliklerini görüp vahlanmaktan başka bir şey yapmıyorum. Yazan, yazmaya çalışan biri olarak hani biraz daha duyarlı kısım olarak aslında söylenecek o kadar çok şey var ki ,bu çokluğun karşısında hiçbir şey söyleyemiyorsun. Maalesef, dünyanın en boktan ve en zararlı mahlukatı olarak doğduk ve ne yazık ki o mahlukat içinde en iki yüzlülerinin içinde yaşıyoruz. Birbirimize caka satıp, iyiliğimizden, güzelliğimizden bahsederken, sırtımızı döndüğümüzde kahpeliğimiz çıkıyor su üstüne. Ve bunu el birliği ile örtbas ediyoruz. Hem de ağızlarından en çok ahlak lakırtısı dökülenler bunu yapıyor. Doğruymuş bir şeyi ne kadar çok zikredersen o şeyden o kadar uzaklaşırmışsın. Şimdi oturup da bir şeyler yazmayı deneyin. İçinizdekileri dökmeyi. Daha birine başlamadan bir diğerinin …

bir kaç düşünce

Ben böyle istikrardan bahsedip, her şeyi bir dizene oturtturdum derken böyle bir gecikmenin gelmesi canımı sıkmadı değil. Aslında bu gecikmenin sebeplerinden biri de ben daha ne yazacağımı düşünürken memleketteki gündemin sürekli değişmesi. Arkadaş sırtınızı bir dakika dönemiyorsunuz şu gündeme. E hal böyle olunca yazmak ya da yazı yetiştirmeye çalışmak ayrı bir dert. Şimdi “ne gündemi takip ediyorsun ki?” diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Ben de bilmiyorum. Yok ya garip bir durum. Kafam bu konularda çok karışık. Sürekli düzensiz akışa sahip. Acaba yapmam gereken ne? İşime bakıp bir şeyleri düşünmesem mi? İşte sadece bir şeyleri düşünmeden önüme konulanlarla yetinsem. Mesela benim de hayatımdaki tek başarım evlenmek ve çocuk yapmak olsa. Onları da oradan buradan iftiharla paylaşsam. Arkadaş sevişip ürüyorsunuz işte. Tüm memelilerin yaptığı bu? Ortaya çıkanı başarı olarak sunmak hangi aklın ürünü? Hadi ortada bir çaba var dedim. Hadi o zaman bir şeyler başarmak için harcamadığınız çabayı bu iş için harcadınız o …

Bir garip karantina

Uzunca bir süredir gündemi takip etmiyorum. Ne haber, ne de haber paylaşan sosyal medya siteleri. Hal böyle olunca cahillik mutluluktur olgusuyla ben de mutlu mutlu yaşıyorum dermişim. “Dermişim” deyince de birden geçmişe gittim. Nereden öğrenmiştik bu “dermişim”i birde “deeer” diye “e”yi uzatırdık. Ne gariptir ki şimdi saçma geliyor. Ancak genel olarak baktığımızda zaten gençlik aptallık değil mi? En büyük mutlulukların, özlemlerin bu aptallıklara tekabül etmesi de ayrı bir manidar. Tabi insan ne kadar uzak durursa dursun bir türlü gündemden kendini koparamıyor. Son dönemin meşhur tabiri ile bu duruma açıklama getirmek gerekirse aklıma “coğrafya kaderindir” demekten başka bir şey gelmiyor. Maalesef öyle. Sessiz, sakin bir kaplumbağa hızında yaşayan ben gündemin bu süratine yetişemiyorum. Bir film jeneriği gibi hızla akan bu olayları takip etmek ne mümkün. Gerçi jeneriklerde genelde emekçi isimleri olur ve izlemek gerekir. En azından onurlandırmak açısından. Her ne kadar onları da online şu tüketim mecraları sabote etmeye başlasa da …

yine nereye gideceği belli olmayan bir yazı

Bir süre düşündükten sonra yine buraya yazacağım şeyi akışına bıraktım. Bir şeyleri planı yapmaya çalışında yapamadığımı fark ettim. Yok yani bu şey gibi değil. Aslında planlı bir insanımdır. Ne zaman ne yapacağım belli. Bir zamanlar oldukça düzensiz yaşarken sanıyorum artık yaş almanın vermiş olduğu bir durulma var. Planlı olmak aslında şehir değişimleri ile ilgili. Yani bire bir olağan akışıma müdahale edecek şey varsa bunun planlı olması gerekiyor. Mesela biri ziyarete gelecekse bunu önceden planlaması gerekiyor. Ve maalesef benim hayatım da bu pek olmuyor. Muhtemelen bu Türkiye’de yaşamanın vermiş olduğu bir durum. Yani insanlar aileden olsun olmasın başkalarının hayatına çok fazla müdahale ediyor. Bu bizim milli sporumuz gibi bir şey. Sanıyorum sabit mesai ile çalışıyorsanız benim gibi planlama olayına giriyorsunuz. Zaten günün büyük kısmı ite geçerken kalan vakitte belli planlara uymanız gerekiyor. İşte benim sorunum da ev ile işin iç içe geçtiği bu dönemde nedense özel hayatıma bıraktığım için birbirine karışması. …

Ölü toprağı serpilmiş üstüme

Sanıyorum son dönemin özeti bu. Ve ne güzel bir deyiştir ki bu tüm halet-i ruhiyemi anlatıyor. Son iki haftadır böyle. Yok, hatta üç haftadır. Yapılacak onlarca şey varken benim yaptığın gidip başka şeylerle ilgilenmek. Ve bu şeyler benim yapmam gerekenlerden çok uzak. Çok garip değil mi? Yani bana biraz garip geliyor. Bu sorumluluklardan kaçmak mı yoksa farklı sorumluluklara yelken açmak mı bilemedim. Sürekli yeni bir şeylerle uğraşmak, onları öğrenmeye çalışmak bünyeye sadece büyük bir yükten fazlası değil mi? Ama nedense bir şeyleri araştırmadan duramıyorum. Peki bu araştırdıklarım neden hep yapmak zorunda olduklarımın dışında? Sorumluluktan kaçmak mı? Asıl amaç bu mu yani? Yoksa yakama bir karabasan gibi yapışmış kararsızlık mı beni bu na iten? Tüm sorularımın cevabı “bilmiyorum”. Sürekli de soruyorum belki bu kadar sorunun ardından belki bir umut ardından cevap çıkar diye sormaya devam ediyorum. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Üzerimde bir ölü toprağı. Zaten yazmam gereken onlarca şey var. …

Back to Top