Bir garip karantina

Uzunca bir süredir gündemi takip etmiyorum. Ne haber, ne de haber paylaşan sosyal medya siteleri. Hal böyle olunca cahillik mutluluktur olgusuyla ben de mutlu mutlu yaşıyorum dermişim. “Dermişim” deyince de birden geçmişe gittim. Nereden öğrenmiştik bu “dermişim”i birde “deeer” diye “e”yi uzatırdık. Ne gariptir ki şimdi saçma geliyor. Ancak genel olarak baktığımızda zaten gençlik aptallık değil mi? En büyük mutlulukların, özlemlerin bu aptallıklara tekabül etmesi de ayrı bir manidar. Tabi insan ne kadar uzak durursa dursun bir türlü gündemden kendini koparamıyor. Son dönemin meşhur tabiri ile bu duruma açıklama getirmek gerekirse aklıma “coğrafya kaderindir” demekten başka bir şey gelmiyor. Maalesef öyle. Sessiz, sakin bir kaplumbağa hızında yaşayan ben gündemin bu süratine yetişemiyorum. Bir film jeneriği gibi hızla akan bu olayları takip etmek ne mümkün. Gerçi jeneriklerde genelde emekçi isimleri olur ve izlemek gerekir. En azından onurlandırmak açısından. Her ne kadar onları da online şu tüketim mecraları sabote etmeye başlasa da …

yine nereye gideceği belli olmayan bir yazı

Bir süre düşündükten sonra yine buraya yazacağım şeyi akışına bıraktım. Bir şeyleri planı yapmaya çalışında yapamadığımı fark ettim. Yok yani bu şey gibi değil. Aslında planlı bir insanımdır. Ne zaman ne yapacağım belli. Bir zamanlar oldukça düzensiz yaşarken sanıyorum artık yaş almanın vermiş olduğu bir durulma var. Planlı olmak aslında şehir değişimleri ile ilgili. Yani bire bir olağan akışıma müdahale edecek şey varsa bunun planlı olması gerekiyor. Mesela biri ziyarete gelecekse bunu önceden planlaması gerekiyor. Ve maalesef benim hayatım da bu pek olmuyor. Muhtemelen bu Türkiye’de yaşamanın vermiş olduğu bir durum. Yani insanlar aileden olsun olmasın başkalarının hayatına çok fazla müdahale ediyor. Bu bizim milli sporumuz gibi bir şey. Sanıyorum sabit mesai ile çalışıyorsanız benim gibi planlama olayına giriyorsunuz. Zaten günün büyük kısmı ite geçerken kalan vakitte belli planlara uymanız gerekiyor. İşte benim sorunum da ev ile işin iç içe geçtiği bu dönemde nedense özel hayatıma bıraktığım için birbirine karışması. …

Ölü toprağı serpilmiş üstüme

Sanıyorum son dönemin özeti bu. Ve ne güzel bir deyiştir ki bu tüm halet-i ruhiyemi anlatıyor. Son iki haftadır böyle. Yok, hatta üç haftadır. Yapılacak onlarca şey varken benim yaptığın gidip başka şeylerle ilgilenmek. Ve bu şeyler benim yapmam gerekenlerden çok uzak. Çok garip değil mi? Yani bana biraz garip geliyor. Bu sorumluluklardan kaçmak mı yoksa farklı sorumluluklara yelken açmak mı bilemedim. Sürekli yeni bir şeylerle uğraşmak, onları öğrenmeye çalışmak bünyeye sadece büyük bir yükten fazlası değil mi? Ama nedense bir şeyleri araştırmadan duramıyorum. Peki bu araştırdıklarım neden hep yapmak zorunda olduklarımın dışında? Sorumluluktan kaçmak mı? Asıl amaç bu mu yani? Yoksa yakama bir karabasan gibi yapışmış kararsızlık mı beni bu na iten? Tüm sorularımın cevabı “bilmiyorum”. Sürekli de soruyorum belki bu kadar sorunun ardından belki bir umut ardından cevap çıkar diye sormaya devam ediyorum. Sonra ne oluyor biliyor musunuz? Üzerimde bir ölü toprağı. Zaten yazmam gereken onlarca şey var. …

Söyleyeceğim bir kaç şey bir türlü devamı gelmeyen

Hep başlıyorum. Dudaklarım birbirinden ayrılıyor, dilim dişlerime çarparken, küçük bir balonunun patlama sesi çıkıyor ağzımdan. Sonra susuyorum. “Susmak da suça girer” diyor biri o zaman kendime karşı suçlu oluyorum. Asıl sorun bu. Sürekli kendimi suçlu hissetmek. Nefes alsam, adım atsam, gülsem, ağlasam her duygunun kapağını kaldırdığımda altında saklanan bu. Susmak en iyisi diyorum. Sükut altın demişler. Şöyle bir baktığımda herşeyin kendime yarayanını nasıl buluyorum? Bu muydu istediğim? Bilmiyorum. Kendi yazdığımı oynadığımı düşünürken ne çok parmak var beni gösteren. Ve o parmaklar beni istemediğim yere doğru itiyor. Bir ben oluyorum iki onlar. Kırmızı cübbeler içinde yine geriye gidiyorum. Çığırtkanlık bir yere görünmüyor biliyorum. Yine birşey olmayacağı için susuyorum. Söyleyeceğim bir kaç şey, bir türlü devamı gelmeyen. Boğazıma kitleniyor… Bekliyorum… Telefon ile yazıldı kelime hataları olabilir

Haftasonu çöplüğü

Günlerdir dizi ve film izlemekten başka birşey yapmıyorum. Onları da severek izlediğimden değil ama azından bir şeyler izledim demek için. Oysa koltuğa yatıp öylece boş duvara bakabilirim. Farkı bir şey de yapmıyorum. İzlediklerim iç içe geçmiş durumda. On dakika öncesinin hikayesi bile aklımda yok. Araya sıkıştırdığım öykülerin konuları da cabası. Beynim tam bir çöplük. Tam bir haftasonu çöplüğü. Hafta içi de durum farlı değil. Tam bir kaos. Hem de sürekli şikayet edip sürekli içine düştüğüm bir kaos. Sanıyorum kendime acı çektirmeyi seviyorum. Hem de her açıdan. Fiziksel ve ruhsal… Neyse ki fiziksel acılara son verdim. Bir kaç acemi jilet deneyimi devamının gelmeyeceğini kanıtladı bana. Dış görünüş önemliydi. Kimse sizin ruhsal yaralarınızla ilgilenmiyor. Olan biten sadece fiziksel yaralara. Çünkü dışarıyı yargılamak daha kolay. Yüzümün alından çeneye kesik olması bana bakışlarınızı değiştirir. Aynı zamanda yakınlığınızı da. Kaçılacak, korkulacak biri olurum hemen. Tüm kötülükleri benden beklenir. Oysa ruhsal yaralar öyle değildir. Herkes size …

Pardon! Sizi yiyebilir miyim?

Hiç birisini yemeyi düşündünüz mü? Anlamsız bir soru değil mi? Eminim düşünmeyeniniz yoktur. Yalnız değilsiniz, ben de aynı şeyi düşünüyorum zaman zaman. Aslında hepimiz aynı şeyi düşünüyoruz. Bunu dile getirmekten korkmaya gerek yok. Bu olağan bir dürtü. (Bu arada olağan dürtüleri neden bastırmaya çalışıyoruz?) Yoksa neden insanlar birbirlerini sevmeye çabalarken içine ısırmayı da katsınlar ki? Peki ya insan yavrularının daha en saf dönemlerinde ki ısırma çabaları? Çoğumuz bunun acısıyla kendimizi kollamaya çalışırken karşımızdaki küçük şeytanın kahkahalarıyla aslında bizim de içten içten eğlendiğimizi. Sonra ona aynı şekilde misillemede bulunmamız… İnsan tabu ve kalıpların içine girdikçe bunun yanlış olduğu baskısı ile kendini dizginliyor ama bu duygu hiçbir zaman geride kalmıyor. Sadece küçük oyunlarda saklanıyor. Haz aldığımız, keyif aldığımız oyunlarda. Hatta bunların doruk noktasında… Aslında sadece erkelerin değil herkesin kalbine giden yol midesinden geçiyor. Mide karın doyurmak ısırmak ise haz almak için. Hayvanları bu durumdan soyutluyorum. Elleri kolları olmadığı için bir şeyleri padikleyemedikleri …

Back to Top