Kategori arşivi: Genel

Rüyalar: 2. Bölüm

Kendimi garip hissediyordum. Fonda Şehnaz Longa çalsa, gerilimin doruğundan bir Türk filminde hissedecektim kendimi. Neyse ki çalmıyordu. Ancak tuvaletten çıktığımda tanıdık bir ses kulağıma çalındı. Ses çok tanıdıktı, hatta gerçek olmayacak kadar tanıdık. Sanki bir an Zeki Müren’in sesini duydum zannettim. Kafamı istemsizce çevirdim ve sesi aramaya başladım. Adımlarım sese yaklaştıkça bir hayalin yankılandığı hissi de beynime iyice yerleşiyordu. Bu kadar çok içmemeliydim hele o son dubleyi.

Yuvarlak masaya yaklaştığımda masanın etrafında altı beden gördüm. Derini bir sohbete dalmış içtikleri sigaranın dumanı başlarından bir karış yükselmişti. Yanlarına yaklaştıkça konuştukları şeyleri daha iyi duyabiliyordum. “Haydi” dedi içerinden biri “sıhhatinize”. “Aman mirim sıhhat mi kaldı.” diyerek tebessüm etti diğerleri. Hepsi birlikte rakı bardaklarını tokuşturarak içtiler. Ben ise masaya iyice yaklaşmıştım. Ancak sigara dumanı bir sis gibi etraflarını kaplıyor yüzlerini bir türlü seçemiyordum. Biraz daha yaklaştım masaya doğru. Onları rahatsız etmek istemiyordum ama merakım adım adım onlara itiyordu beni. Sis bulutunu geçer geçmez yüzler daha da netleşti gözlerimde. Alkolün etkisi zaman zaman çift görmeme sebep oluyordu ama yüzleri daha çok seçebiliyordum.

Beni merakla onlara bakarken gören bir çift gözün altındaki çene oynadı. Ağzından “Buyurunuz oturunuz diye” ses duydum. Kulaklarıma ilişen ses her ne kadar tanıdık gelmese de yüz tanıdık geliyordu. Peyami Safa’ya benziyordu bu adam. Uyuşturucu da almamıştım ama sanırım bonzai kafası böyle bir şeydi. Yoksa şu an damarlarıma indirdiğim iki tek absent mi buna sebepti? Aman Allahım umarım kulaklarımı kesmem. Ben dönen başımı toparlamaya çalışırken tüm gözler bana dönmüştü. “Ben sizi rahatsız etmeyeyim” dedim kendimin bile duyamadığı bir sesle. “Ne demek buyurun” diye bir yanıt geldi ardından.

Sanki bu masaya oturmasam bir şeyler kaybedecekmişim gibi hissettim kendimi. Bana açılan yere oturmuştum. Bu birden oldu. Alkolün etkisi ile ayakta duramıyor, kendimi oturabileceğim tek yere atıyormuş gibi hissettim biryerlere bırakıyordum. Sırayla herkes “hoş gelsin” dedi bana. Ben de onlara başımı eğerek cevap verdim. Bu merasimin hemen ardından konuşmalarına kaldıkları yerden devam ettiler. Ben ise sadece gördüklerime inanmak istiyordum. Hemen karşımda Zeki Müren, sol tarafımda Neyzen Tevfik, Onun hemen yanında Peyami Safa, onun yanında Nazım Hikmet. Diğer ikisini tanımıyordum. En azından şimdilik. Diğer iki kişiyi o an hatırlayamadım. Ancak şu an aklı selim düşününce birinin Oğuz Atay, diğerinin ise masadaki tek bayanın ise Tezer Özlü olduğunu anladım. Bunda internetin de yardımı yok değil.

Gece boyunca ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum. Sadece yüzümde beliren koca gülümsemeden dolayı yüzümdeki kasların bir hafta boyunca ağrıdığı biliyorum. Ama buna değerdi.

11 sene olmuş 

Kişisel Depresyon Anları başlığı altında yazmaya başlayalı 11 sene olmuş. Hep derim ya bu en uzun süreli işim diye şimdi dönüp baktığımda hayret ediyorum. 11 sene oldukça uzun bir süre bilmiyom daha ne kadar gidecek ama planlarım arasında pek durmak gibi bir niyetim de yok. Hatta belki daha da çabalayabilirim bir şeyler olması için. 

Ön sene olmuş artık. Acaba kendimi ifşa etmeye başlasam mı? Ufak bir tasarım değişikliği bir de. Şu an için yoğunum ama neden olmasın? 

Neyse…  Hep birlikte nice yıllara diyorum. 

Daha çok yazıda görüşmek üzere… ❤❤❤🎉

Kurtlar kuzulara göz sürerken Kaf dağından öte, yedi tepeli şehrin en yüksek tepesi ardında, daracık sokaklarına sıkışmış, trafiğin bile hissedilemediği, çocukların park halindeki iki araç arasını kale olarak kullandığı, çoğu kez evlerin pencerelerinde dedikoduların döndüğü, sokak gidişinde sevgililerin laf söz olmasın diye ayrıldığı, Çıkmaz Sokağındaki, iki katlı sokağın son ahşap binasının, ikinci katının merdivenlerinin çıkardığı sesler eşliğinde telaşlı adımlarla kapıya doğru koşturmakta olan Elçin, kapının ardında kendini beklemekte olan mutlu haberin hayaliyle, sönmemeye çalışan alevin bıraktığı kızıl saçlarını savurarak, herkesin “hasta mısın kızım?” demesine sebep beyaz teninin terlemesine aldırmadan, tek sorunu sigara olan ciğerlerine sıkıştırdığı nefesi de vererek tek hamleyle kapının kolunu indirdi. Şiddetle sarsılan kapı, önce dışa doğru açılmaya çalışırken, kilidin dili kapıyı salmamak için ona daha sıkı sarıldı. Hareketlerinin seriliği gerçek hayata bile hızlı gelen Elçin, ancak ikinci hamlesinde kilidi yuvasından çıkarıp kapıyı açabildi. Seksen yılı aşkın yerinde duran ahşap kapı homurdanarak açıldı. Homurdanmasının asıl nedeni yıllardır kendisi ile ilgilenilmemesiydi. Bir pazar sabahıydı, aile için belki de tamamıyla bu ev için hiçte mutlu olmayan bir günün sabahı.

Kaygı 

Sanırım öldüm ve üzerinden günler geçti, yoksa içimde peydahlanan kaygı kurtçuklarını nasıl açıklanabilir? Elim ayağım tutmaz bir biçimde. Standart görevlerin üstesinden gelmekte bir sorun yok ama her bir beyin kıvrımımı ele geçirmiş bu kurtçuklar zamanın çoğunu kaygı salmakla geçiriyor. Sanırım bütün memleket aynı halde. Yani bu iyi diyemiyorum. Her yer çürümüş kurtlanmış sanki. Bir diğer adımımın nereye düşeceğini hesaplamaktan yoruldum artık. Önümde erişilmesi zor görünen şeyler. Şeyler diyorum içinde me yok ki? Şu an düşündüğün mesela. Bir bunalımın kıvrımında, kemirilen etlerimin bıraktığı koku ile başbaşayım. Ne yazık… 

Kırk yedi gün 

Şüphesiz ki kırk yedi günlük bir kuluçka dönemine ihtiyacım var bedenimi dinlendirmek için deve kuşları gibi. Çok duygusal sayılmam elbette bir kaç gün sonra yumurtalara sarkar, iri sarılı omletlerin hayalini kurarak, kendimi zaptetmeye çalışırdım ama,  kırk yedi günlük bir hareketsizliğe ihtiyacım var şimdi. Deve kuşları gibi. Bünye olarak aynı sayılırız. Farkımız ne ki? Belki bakarsınız yumurtadan ben çıkarım. Ne oldu çok mu saçma? Gregor Samsanın dönüşmesine inanıyorsunuz ama… Sizi iki yüzlü insanlar! Sadece kırk yedi güncük. Elimi ayağımı her şeyden çektiğim, hatta onların olmadığı, baş duyumun yitik mitolojik tanrılar gibi sadece adlarının anıldığı, beynimin bir köşede sadece duvar köşesine işerken çalıştığı kırk yedi güncük. Sadece yeniden doğmak için.