aldatma senaryo..

SAHNE 1 (GÖRÜNTÜ GEÇI[PLEASE INSERT PRERENDERUNICODE{Å?} INTO PREAMBLE]LERI) ‘Iki ana karaketin mutlu kareleri gelir ekrana evlilik, do^gum günü vs. ¸seyler olabilir her mutlu andan bir kesit. Görüntü kesitlerinde görüntü sallanır ve vurgulu bi ses efekti kullanılır. SAHNE 2 JENERIK Görüntüler e¸sli^ginde yazılar akar. Yazıların sonunda birden ekran kararız ve açılır. SAHNE 3 ‘IÇ-GECE-MUTFAK Adam elinde bıçakla tezgahta salatalık vs.. do^gramaktadır. Önce bıça^gı ve do^granan seyleri görürüz, sonra görüntü açılır efektle ve adamı ve tezgaha yaslanmı¸s ona sessizce ve dikkatle bakan öfkeli, siyah giymi¸s bir kadın görürüz. GEÇI¸S EFEKTI SAHNE 4 ‘IÇ-GÜN-DI¸S KAPI ÖNÜ (HOL) Adamla kadın sakala¸sır ve gülü¸sürler bir¸seyler söylerler ancak bütün sesler uzaktır. GEÇI¸S EFEKTI SAHNE 5 ‘IÇ-GECE-MUTFAK Mutfak masasında adam oturmu¸s hazırladıklarını yemektedir Salata, zeytin ve peynir vardır masada. ‘Isteksizce yer sakalları uzamı¸s ve saçı ba¸sı da^gınıktır. Kadında onun kar¸sısına oturmu¸stur. Onunda önünde aynı ¸seyler vardır. Ama o hiç bir¸sey yemez. GEÇI¸S EFEKTI SAHENE 6 ‘IÇ-GECE-OTURMA ODASI …

Araf

‘Ben yanarım yane yane’ cümlesinin devamı elbette aşk boyadı beniyle devam etmeyecek. Öyle ki bu bir film eleştirisi yazısı olacak. Kendimle çok savaştım, bu yazıyı yazayım mı yazmayayım mı diye, sonuçta bu filmin iyi olduğu konusunda herkese telkinler veriyordum. Ama cıka cıka ne çıktı? Yani insanlar sende ne kaypakmışsın kardeşim? diye düşünmezler mi hakkımda. Yok ama o dönem bir arkadaş kimliğiyle yaklaştığım övgüleri, şimdi bir sinemacı (yok aslında bu kelime olmadı daha layık değiliz) gözüyle eleştirmek lazım. Sonuçta yaşadığım hayal kırıklığıydı. Ama her ne kadar eleştiriler olumsuz olsa da siz Türk Sinemasına destek için gidin efendim. Öncelikle biz Araf nedir ona bir göz atalım.Kuranın, 206 ayetten oluşan yedinci suresidir. Sözcük olarak, Arapça “kum tepesi” anlamına gelen urf sözcüğünün çoğuludur ve cennet ile cehennem arasında bulunan bir tepeyi adlandırır. Günah ve sevapları eşit olduğundan cennet ya da cehenneme giremeyenlerin durdurulduğu yerdir. Kimi bilginler de Arafı, peygamberlerle doğruluktan ayrılmayan Müslümanların bulundukları yüksek …

Uzun Kollu İletişimsizlik

Yanımızdan geçiyor hayatın kırıntıları. Bilmediğimiz yüzlerde, hissiyat oyunlarına bürünüyoruz. Küçük gurur oyunları oynuyoruz kendimize. Ardından bir fıçı biraya yenik düşüyoruz. Acı çektikçe olgunlaşacağımızı düşünüyoruz. Ve küçük yalan büyük bir girdap sürüklüyor bedenimizi. Haddinden uzun kollu kıyafetlerle örtüyoruz ellerimizi, tırnaklarımızın ucunu kemirmeye başlıyoruz, kendi ağıtlarımızın içinde, tanrımıza ulaşmaya çalışarak. Konuşamıyoruz konuşmaya çalıştıkça batıyor boğazımıza derin derin umutsuzluğun kılçıkları. Hep bir kederle çalıyor kapımızı mutluluklar, Uzanmaya çalıştıkça çarpıyor yüzümüze. Hep başkaları olmaya çalışıyoruz, onlar gibi gülüyor, onlar gibi yiyor, onlar gibi eğleniyoruz. Onlar oluyoruz kendi sıfatımızdan farklı. Çünkü onlar tadıyor aşkı, onlar yaşıyor hayatı ve biz onlara sadece buğulu bir camın ardından ağlamaklı gözlerle bakıyoruz. Kişisel gelişim kitapları okuyoruz ve bilgenin neden Ferrarisini sattığını düşünüyoruz günlerce. Sadece aklımızı karıştırmakla kalıyor gelişim kitapları ve umutsuzca yine kendimize sarılıyoruz. Jim Morison’a hayran kalıyor Leonard Cohen’nin melankolik aşkına imreniyoruz. Onlar gibi küfrediyoruz hayata ve bir beyaz perdede oynuyor anılarımız, hep bir ağızdan ağlıyoruz. Hep yaklaştıklarımız …

Fiili Yalnızlığımın Geçit Törenleri

Keskin salak gülümsememi çıkarmalıyım artık yüzümden. Hayata her gün yeni bir umutla başlamak; ruhsuz, suratsız, kişisel albenilerden çok, vasıfsız insan topluluklarının parçası olmaktan alı koymalıyım kendimi. Her şey biraz daha karanlığa itiyor beni. Karanlık yaklaştıkça benliğime açılan kapılardan bir bir giriyorum. Saf beyazın huzuru orada. Sarı benekli odamın duvarlarında hayaletler görüyorum. Soğumaya başlayan odamın içersinde aylardır başucumda bulunan günbegün artıp sıcaklığını hissettiren kapsüllerim samimiyetle gülümsüyor bana. Yanında sevgili dostum diyebileceğim bir yıldan ötedir cüzdanımda taşıdığım, derin bir umutsuzluk anında sırasını bekleyen, paslanmaya yüz tutmuş yarım jiletim. “XCb” gibi harflerle başlayan Rusça isminin parlak gülümsemesi yüzüme yansıyan. Duvarda asılı bir kement, ağzını kocaman açmış dişlerinin ardından dilini savuruyor bana, şuh gülümsemesi içimi acıtıyor bir kez daha. Bu kez becermeliyim, kendimi onların mutluluğuna eşlik edip, sayısızca kez bölünen benliğimi toplamalıyım. Uyumalıyım. Bir kez daha küçük bir ölümle alıştırmalıyım kendimi gerçek hayata. Yine aynı rüya. Bir bar köşesinde sigarasını içen karanlık kadın. İçimde …

Back to Top