Kukumav Kuşu 1 (Öykü)

Pek akıllıca değildi ardımda bıraktığım izler. Belki de artık yakalanmak istiyordum. Soğuk hastanenin kapısından içeriye girdiğimde beyaza boyanmış duvarların üzerime doğru geldiğini hissettim. Birkaç kez sendeledim. Artık iyice kanım çekilmiş olacak ki elimi bastırdığım yaradan sızan kan iyice azalmış, damlamaya başlamıştı. Gözümde sadece bir beyazlık. Arada sağa sola uçuşan yeşil …

ben öldükten sonra

Gözlerimi nerede açmıştım bilmiyorum. Tek hissettiğim burnuma kokan taze tezek kokusuydu. Ağzımın tadı da bok gibiydi. Şiddetli bir öksürükle birlikte tüm ciğerlerimi yere bıraktım. Şimdi daha iyi hissediyordum. Burnumdan aldığım derin nefesle içinde bulunanları yukarıya çekerek tüm toparlananları soluk borumdan yemek boruma aktardım ve yutkundum. Akşamdan bıraktığım çürük diş kokumdan …

Uyku Öncesi Hikayeleri: Taze Et Kokusu

Kuraklık çökmüştü sanki şehre. Her adımı, suyun tadını unutmuş kaldırım üzerindeki toz parçacıklarını soluk borusuna kadar itiyordu. Burnunun direğini sızlatmaya başlayan bir koku toz birikintilerine karışarak usulca yayılıyordu etrafa. Ağzındaki mayhoş tadın sebebi bu olmalıydı. Uzaktan, derinlerden farklı bir koku daha geldi burnuna, kolayca tahmin edebileceği. Çiğ et kokusuydu bu. …

Beyaz

“Kar yağıyor” diye bağırdı içi içine sığmayan bir hevesle. “İlk karda söylenen yalan kaile alınmazmış.” Kim söylemişti bunu? Hangi kültürde vardı. Bir yalan söylenecekse bu 1 Nisan’da olmalıydı. Oysa 29 Kasım. Herhangi bir ayın biri bile değil. Pencerenin içinden nasıl geçtiğini bilmiyorum. Lapa lapa yağan karın altında dans etmeye başlamıştı …

Karanlık Oda

Yalnızlık sadece kurgusunda rol aldığın dünya da sana biçilen bir roldür. Ve o yalnızlığın içinde aslında kaybettiklerinle birliktesindir. Bazen hayaletlerle, bazen düşüncelerle. Bana şanslısın diyorlar yaşadığım için. Her şeyini yitirmiş biri için yaşamak şans mı? Bu yalnız ilk fotoğrafım. Bir tahterevallinin ucunda, aslında bütün kayıplarım karşımda. Arşa uzanmak için önümdeki …

saklambaç

(deneme) Her köşe başında yeni bir arkadaş katılıyordu aramıza. Genelde saklambaç oynarken geliyorlardı, zaman zaman da top diye peşinde koşturduğumuz bir kağıt parçasının peşindeyken. Ve gelişlerinin ardından birden oyunumuz savaş oyununa dönüyordu. Hep mağlup olduğumuz. Onların elinde ruhsuz metale karşılık bizim elimizde parmaklarımız vardı ve ürkütücü bir ses yerine “pat, …

Back to Top