Ses (2)

Bu düşüncelerle öğlen olmuştu bile. Şimdi yapmam gereken akşam için farklı düşünceler bulmak. Aslında bu düşünceler işim ile ilgili olsa güzel olacaktı ama biliyorum ki olmayacak. Bazen enden burada olduğumu unutuyorum. Yani benim gibi bir insanın farklı işler yapması gerekli. Evet biliyorum bu cümleyi herkes kendisi için kuruyor ama benimki öyle laf olsun diye değil herkesin de söylediği bir şey. Bu gün işten yürüyerek dönmeye karar verdim. Kendimde o takati bulmuştum. Elbette eve döndüğümde halimin nasıl olacağını tahmin edebiliyordum ama yürümek kesinlikle bana iyi gelecekti. Aslında tüm gün eve biran önce varıp uyumak fikri aklımda vardı ama son bir kararla içimde sebepsizce peydahlanan bu enerjiyi boşuna harcamama gerektiğini düşündüm. Yolda yürürken yaptığım şey aslında dışarıdan çok sapıkça gözükse de, bilinçsizce kadınlara bakmak. Evet gayet bilinçsizce. Sanki bu erkek olmanın verdiği bir bakış zorunluluğundan öte bir şey değil benim için. Zaten çoğo kez bakmak istediklerime bakamamam da bu işin cabası. İşte …

Ses (1)

Uzun zamandır kendimi mayalanmış bir hamura benzetiyordum. Bu benzetme bana ilk başlarda komik gelse de uyku ile uyanıklık arasında kendimi koca bir tepsi kabarmış hamur yumrusu olarak hayal etmeden edemiyordum. Kendimi uykuya kaptırmaya başladığım anda daha önce görmediğim bir çocuk parmağını şişmiş ve katılaşmaya başlamış vücuduma batırır küçük tırnakları ufak bir acı ile bedenimden içeriye girerdi. Çoğu kez düşerek yaşadığım irkilmeler o küçük velet sayesinde dürtülemelerle oluyordu. Tüm bunların sebebini biliyordum aslında. Çoğu kez gece yarısı sonlandırdığım iş hayatım ve ardından uykumu erteleyen belirsiz düşünceler. Çoğunu hatırlayamadığım, hatırladıklarımın ise gereksiz parçalardan ibaret olması… Bazen aklıma geldikçe gülüyorum. Karıncaların yemeklerini taşıması, uçan bir karga, batan bir balıkçı teknesi, konuşan devlet adamları, çoğu kez sonu tartışmalara uzanan televizyon açık oturumları, haberler… Uzun zamandır televizyon izlemediğimden olsa gerek sanıyorum zihnimde bir nokta bu açığı bu şekilde kapatıyor. Tabi bu hayallerin tamamı sıkıcı karelerden ibaret değil. Son olarak hararetli bir tartışmanın sonuna doğru tüm …

?? 2

< p style=”text-align: justify;”>Kapı çalıyor. Üzerimdeki ince örtüyü apar topar atıp kapıya yöneliyorum, kapıdaki çok beklemişçesine bir kez daha basıyor zile. Dığ kapıyı açmak için butona basıyorum, bu arada boxerla olduğum gözüme ilişiyor. Odanın içinde üzerime geçirecek bir şeyler bakınıyorum. Gözüme ilişen birşey yok. Kapı birkez daha çalıyor. Öylece açıyorum. Küt saçlı hafif tombulca bir kız karşımda duran. Yüzünü, kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorum, ancak herhangi çağrışım yapmıyor bana. Sanki çok uzak, çok soğuk bir esinti alıyorum ondan, ancak sesi bu esintiyi yalanlayacak kadar içten. “Ooo hazırlanmamışsın bile, hadi çabuk ol, içeri davet etmeyecek misin beni? Sen hazırlanana kadar kapıda mı bekleyeceğim?” “Ta tabi geç buyur.” Kimsin sen, ne arıyorsun burada, tanıyor muyum seni? İçeri giriyor kapıyı kapatarak ardından odaya giriyorum. Sırtındaki çantayı çıkartıyor. “Of ev çok havasız kalmış, bir iki pencere aç, bu ne, nasıl nefes alıyorsn burada?”. Pencereye yöneliyorum, şaşkın bir durumda olduğumu anlamış olsagerek tügüme gülümsemeyle bakıyor. “Ayılamadın …

?? 1

Gözlerimi kapadığım anda beynimdeki tüm sinir hücrelerinin tek bir amaç için savaş verdiklerini biliyorum. Rüya görmek. Çoğu zaman kabuslardan farkı olmayan rüyaların içinde kayboluyorum. Aslında tek amacım kendimi huzurlu hissedebileceğim bir rüya görmek. Belki cennette olmasa da ona benzer bir yerde fikren bir saat geçirmek ve başımı herhangi bir yere yasladığımdaki o yorucu karmaşa… Gözlerim kapanıyor. Nerede olduğumu bilmiyorum. Ansızın geçen karelerin algılanmasıyla meşkul beynim. Vücudumu hissetmiyorum. Ellerimi, kollarımı, ağırlaşmaya başlamış ayaklarım yavaş yavaş kendini bırakıyor. Etrafımda dönen şekiller… Derin bir uğuldamayla, boşluğa düşmüş ruhumun korku ve ilkilmesiyle uyanıyorum, ardından aynı uğultuya karışan bir müzik, uğultunun kaynağının çep telefonum olduğunu çağrıştırıyor bana. “La La” (Cortney Tidwell)yarı nakaratına kadar çalıyor. Ben açmak istemediçe, o da susmaya pek niyeli gözükmüyor. Müzik neyse de şu titreşimin korkunç gürültüsü… “Efendim.” “Merhaba, n’aber? Uyandırdım mı?” Uzaktan gelen kadının sesi, algılarım dahilindeki bir ses tonuna benzemiyordu. “İyiym sen? Evet uyuyordum.” “Bu saatte uyunur mu canım? Bak …

Vagon

(biraz zorlayarak oldu ama neyse) Ne kadar uzaksın. Gözlerin, ellerin. Aklıma yer eden sadece varlığın. Hayal meyal. Hiç bir şeyini hatırlamıyorum. Yazmak istediğimde bir boşluktan ibaretsin. Bazen yolda yürüyen biri, bazense markette aldığım ürünleri geçiren kasiyer oluyorsun. Hep güzel hayal ediyorum seni. Çoğu kez yine hayalden ibaret olduğunu düşünüp kendimi akli testlere tuttuğum doğru. Vardığım sonuç ise her zamanki gibi olumsuz. Peki bu özlem neden? Cevaplayamadığım sorulardan biride bu… On beş haziran akşamıydı hatırlıyorum. Sıcak bir geceydi. Hava durumları mevsim normallerinin dışında sıcaklık beklendiğini zaten söylemişlerdi. Güneş kendini kaybetmeye başlamıştı ancak giderken ısısını yanına almıyordu da… Son trende gözümün alabildiğince bir boşluk vardı. Yalnızlık hissi beni yavaş yavaş esir almıştı. Öncelikle sırf gürültü olsun diye walkmanimin kulaklıklarını taktım. Radyoda çalan son derece gürültülü bir parça tüm dünyayla ilişkimi biraz olsun kesti. Ancak kendimi bir türlü müziğe kaptıramıyordum. İçimde bir güvensizlik, her an için vagonun içini kontrol etmemi söylüyordu bana. Bir …

genel olarak söylediklerimden bir şey anlamadığını söyledi. anlatıklarım ona her ne kadar ilginç gelse de bazı cümlelerimi algılamakta zorlanıyormuş. ne diyebilirim ki? bende bazen kendi söylediklerimi anlamıyorum diye yanıt verdim ona gülerek. o da aynı tepkiyi verdi. alında her ne kadar gülüşmelerin arasına sıkıştırsak ta, aslında büyük bir iletişimsizliğin içerisinde olduğumuzu fark etmiştik. buna iletişimsizlik mi demeli… pek kestiremiyorum. cümlelerimi gözden geçirdim. sonraki on dakika sessizliğin gerçek nedeni buydu. hayır hen ne kadar düşüncelerim uçuk olsa da kurduğum cümleler anlaşılabilirdi. evet yazmış olsaydım belki noktalama işaretlerinden anlam bozukluklarına sebebiyet verebilirdim ama konuşmada bu biraz imkansız gibi. acaba kelimeleri yuvarlıyor muyum? “yoo bunu bana daha önce söyleyen olmamıştı” dedim hafif bir sesle. bana döndü “efendim” dedi. yüzüne baktım “yok birş ey kendi kendime konuluyorum” dedim. “neden” diye cevap verdi. birden bire ağzımdan “seninle anlaşamıyoruz ki başkası olmadığına göre kendi kendime konuşmam normal”. bu cümleyi kurmalı mıydım bilmiyorum. yüzüme ekşi bir surat …

yılan

ağaç kabuğunun içinde yürürken, önüme çıkan iki adet iri kıyım yılanın karşıma çıkmasıyla gerçek hayata dönmem bir oldu. gördüğüm yılanları tarif etsem “sen hala gerçek hayata dönememişsin” diyenler bile çıkabilir ancak gördüklerimin hayal olmadığını düştüğümde hissettiğim acı ile daha iyi anladım. beni herkes tanır mı bilmem ortlama bir türk erkeği düşünün, sanırım kendimi standartlaın içine sokabilirim. orantısız bir vücut, tabiride yerinde olur sanırım bu vücuda eklenmiş göt ve göbek. yılanların her biri, bir bacağım genişliğinde idi. boylarını tahmin edemiyordum. ancak iti tane olduklarını biliyorum. bu koca iri kıyım yılanları önceden farkedememiş olmam dalgınlığımdan mı kaynaklanıyordu bilmem ama yılanlar ağaç kabuğu ile öyle bir bütün olmuşlardı ki dalgın olmayan bir insanın bile onları görmesi içkansızdı. yılanlardan biri beni farketmişti. birbirimizi aynı anda farketmiş olacağız ki göz göze geldik. birden kendimi ağaç kabuğunun içinden aşağıdaki alsfalt yola doğru fırattım. kendimi topralayana kadar yılan ayağa kalkmış gözlerini bana doğru dikmişti. ona doğru dönüğümde …

Back to Top