Kara Kedi – Edgar Allan Poe

Geçtiğimiz gün Masters Of Horror dizisinin ikinci sezonunda bir E.A. Poe uyarlaması ile karşılaştım. Yönetmen Stuart Gordon gerçekten de başarılı bir yorumlamayla çıkmış karşımıza. Hal böyle olunca Poe’nun sevdiğim güzel hikayesine  yer vermeden geçemedim… Anlatacağım bu şaşılası hikâyeye inanacağınızı sanmıyor, sizi de inanmaya zorlamıyorum. Benim, kendimin inanmadığım bir şeye sizleri inandırmağa kalkışmam delilik olur. Buna karşın deli değilim ve düş de görmedim. Ama yarın öleceğim için, bugün içimi dökmek istiyorum. Amacım herkese açık, kısaca, çeşitli düşünceler, görüşler ileri sürmeden, evimde olup bitenleri anlatmak. Bu olaylar, en sonunda beni dehşete düşürüp şiddetli, çok büyük sıkıntılar içinde kıvrandırdılar ve yıkıntımın nedeni oldular. Gene de bunları açıklamaya çalışmayacağım. Bana dehşetten başka bir şey vermeyen bu olaylar, başkalarına korkunç gelmediği gibi, abartılmış da gelebilir. Belki, ileride, benden daha sakin, daha bilinçli ve daha az etki altında kalan birisi, anlatacağım şeylerin birbirlerini doğal biçimde izleyen olaylardan başka bir şey olmadığını ortaya koyup, gördüğüm karabasanı gerçek …

Tanımlamak cümleleri, birbirinin ardına sıralamak, tarifi olmayan duyguları realist bir kimliğe büründürmek. Her şey ne kadar zor konuşmak, susmak, yazmak… yanlış yerde yanlış insandan doğru cümleleri duymayı beklemek. Beklemek… sonunu kestirip bastıramadığın hayaller içinde var olmaya çalışmak. Cümlelerim ne kadar anlamsız. Titreyen kemiklerimin çıkardığı sesler gibi anlamsız. Belki anlatılabilir belki hissedilebilir… yansıman karanlık çarpmışken suratıma yanık gülümsemen… susalım.. ayıplar sarmışken etrafımızı bir tek gümlenin gazabına uğramayalım. Boş bir kovana sıkıştırmaya çalışmadan barutları. Bugün, bugün yarının taşlı yollarındaki ilk gün…sessizce uzanan benliğimize bırakalım kendimizi… k: ne olmak isterdin? a: bir uçak, yakıtı hiç tükenmeyecek… k: duygulardan uzak olmak istiyorsun yani… a: hayır, duyguların en yücesini tatmak, özgürlüğü tatmak… özgürlük olmadan diğer duygular kıymetsiz, bir kutunun içerisinde denizin dibine batarken basıncın altında kalmak gibi. k: denizin dibi… sakin ve huzurlu… istediğin… a: inene kadar basınç altında patlamazsan… akşam oluyor. hava dalgalı. gökyüzü kutsal kitaplardaki kıyamet günlerini andırıyor. soğuk. cümlelerin donarak bedenime saplandığını …

kar (2 taslak)

Akşam saatlerinde rüzgar hızını dahada arttırmıştı. Ahşap odanın duvarlarından sinsice süzülen rüzgar şöminenin aleviyle dans ediyor duvarlara yansıyan ışık parçaları oda içerisindeki eşyaların gölgelerinde kırılmalara sebebiyet veriyordu. Bulunduğun kısım ağaçtan örülmüş, kısımdı. Bina arkaya uzandıkça betonlaşıyordu. Bulunduğum zemin katın üzerine üç kat daha çıkılmış bu küçük orman evinin merkezini oluşturuyordu. Bir üst katta dev bir pencere ormanın derinliklerine doğru akıyordu. Hava güzel olduğunda buradan denizi görmeniz içten bile değildi. Aslında bu pekte önemli bir ayrıntı değil ama, sürekli tanıtım broşürlerinde geçtiği için bende söylemek istedim. Orman evleri yedi adet bungalov evden ve bir tanede şu an benim bulunduğum merkez binadan oluşuyordu. En yakın köy 5 kilometre uzaktaydı. Düzgün bir yola sahip olmadığı için toprak yok en ufak bir yağmurda bile ulaşımı felç edebiliyordu. Buna rağmen normal yaşamdan uzak olmayı seven insanlar her ne kadar şikayet etseler de, sezon içerisinde bir odayı bile boş bırakmıyorlardı. Burada yaz sezonu mayısta başlar ekim …

kar* (1 taslak)

Onunla ilgili tüm okuduğum kitaplar bahara denk geldi. Güneşin yeryüzüne yeni düşmeye başladığı, kuşların toplu bir halde şehre geldiği ve ağaçlatın yeni filizlerinin yaprakların yaydığı o mutlak neşe kaynağı koku… Şehrin dirilişinin anımsatan, hayatın manasını insan bünyesinde betimleten, kışın şiddetle hiddetli havasından sıyırtan bahar günlerine. Bir sonraki kışa hepsi unutulur, tekrar okunana kadar hatırlanmazdı. Kışlar hayatımda bu kitaplarla orantılı olarak o kadar kurgusal geçerdi ki, okuduğum bu kitapların etkisinde kaldığım telkinini kendime verirdim hep. Bazen nefesimin bile ağzımdan çıkar çıkmaz donacağını düşündüğüm havalarda, bazen ise bembeyaz orman alanında ağaçlardan düşen kar tanelerinin oluşturduğu seste; kışın soğuk sert rüzgarının ağaçların donmuş dallarını birbirine vurduğunda, uzaktan gelen seslerin hep okuduğum o romanların bilinç altımdaki yansıması olduğuna inanırdım hep. Şimdi ise bu konu hakkındaki düşüncelerimi içeren beynimin küçücük olduğunu düşündüğüm bölgesi bomboş durumda. Biliyorum ki o hücrelerim ölseler de bütün bildiklerimi unutmuş olacaktım ancak şimdi kimsenin bilmediği şeyleri bilmem ya bildiğimi zannetmem, beynimde …

2300 (notlar 4)

KATLİAM 1: Gözlerine bakıyor… Gözlerinin altındaki kırışıklıklar gün geçtikçe kendini daha da belli etmeye başlıyor. Oysa tıbbın şu yüz gerdiren formüllerinin bu küçük çiziklere bile müsaade etmemesi lazım.Ulusal mahkemeye başvurmalı ve hakkını araması lazım. Peki ya sorun sadece kendinde mi vardı? Yo hayır! Evet! Diğerlerinde bir sorun yoktu. Ama kişiye göre tedavi uyguladıklarını söyleyen onlar değil miydi ama?.. evet şikayet etmeli ve hakkını aramalıydı. Aynadan uzaklaşıyor. Yarın yüzüncü yaşını kıtlayacak. Aslında şu kırışıklarda olmasaydı. Ama kısa bir zaman ayırıp bu gün güzellik uzmanına gidip bir kontrolden geçebilir ve bu kırışıkların neden kaynaklandığını sorabilirdi. Evet gitmeliydi. Saat daha yediydi. Neden sabahları hep erken kalkıyordu ki? Yoksa bu yaşlılığın mı belirtisiydi? Kim bilebilir? Aslında çoğu insan gibi bu konuda o da kendini bilinçlendirme gitmemişti bu toplumun eskilerden kalma bir alışkanlığıydı aslında. Bu gün her şey hazırdı. Yani şöyle böyle. Daha hafta başından doğum günü organizasyonunu Doğum günü şirketine vermiş, parti yerinin de …

166 yazısı… (çıkmadı, bitmedi…)

6 ay uğraşıdan sonra çıkartmadığımız 166 dergisi için yazmaya başladığım bir öykü… uzayıp gidecek gibi gözükmekteydi ama yarıda kaldı… ismi dahi yok… Hayatımın elli altıncı baharı ve dünden hatırladığım tek şey haddinden fazla kızıllaşmış gökyüzünün aklıma kazınmış görüntüsü. Ufka doğru baktığımda ilk çarpan bir tavus kuşunun kuyruğuydu. Ağırlaşmakta olan gözkapaklarının arasından gördüğüm buydu. O an için halüsinasyon gördüğümün farkındaydım. Sahi bütün gün boyunca ne yapmıştım da, şimdi göz kapaklarım kaldıramayacak kadar bitkinlik hissediyordum. Hayır, karşımda bir tavus kuşu yoktu ya da gözümün ucunda parlayan bir denizatı. Aklımda küçük efsanelerin dolandığını hatırlıyorum. Küçük bir köy, bir jeep ve bir vazo. Bunlar geçmişten kalan karanlık korkular belki de. Yo hiçbiri değildi, gök yüzündeki o rengarenk kızıllık, fiyatları beş YTL’ ye kadar düşmüş havai fişeklerin nam-ı değer gülümsemesiydi. Peki, daha hava tam anlamıyla kararmamışken kim güneşe doğru havai fişek atabilirdi ki? Küçük bir titremeyle aklıma gelen şey daha ürperticiydi. Yezidilerin bir töreni olabilirdi …

Back to Top