Dönüşememek

Yarım saat oldu. Muhtemelen yarım saat. Belki de daha fazla olmuş olabilir. Saati bilmiyorum haliyle kipirdayamadigimdan bakamıyorum da. Eğer buradan kurtulursam tam karşıma bir saat koyacağım, tam tavana. Kim ne derse desin. Bir saati geçmedi bundan eminim ezan sesini duymadım henüz. Duysam belki… Bir saniye… Duyma yetim yerinde mi benim. Dakikalardır düşüncelerim dışarıdan gelen sesleri tıkadı. Eğer beynimi durdurabilirsem… Siz yokken bağırmayı denedim. Aslına bakarsanız bağırmayı pek beceremem. Çığlık atsam pek erkeksi olmaz, bağırsam bir anirmadan öteye gitmez. Kendime ikinci bir not dusmeliyim. Bağırma provaları yapılacak ve en güzel bağırma şekli bulunacak. Bağırmak demiştim. Bunu denedim. Bir çok kez Ancak hiç bir ses alamadım karşılığında. Ya kimse beni sallamadı ya da ben sesimi duyuramadim. Içinde bulunduğum hali göz önüne alırsak ger ikisi de olabilir. Sonuç olarak bu girisimim sonuçsuz kaldı. Of… Deli olacağım. Aman Allah’ım kurtar beni. N’olursun. İyi bir adam olacağım. Lanet olsun. Sanırım, kendi yerinde boğulan tek insan …

Dönüşmek

30 derece. Evimde bulunan iki termometre de aynı sıcaklığı gösteriyor. Muhtemelen ikisi de doğru. Aslında sıcak değil de nem asıl insanı bunaltan geyiklerine girmeyeceğim. Bir ev gece bile azcık olsun serinlemek mi? Gerçi otuz derece derinlemesine hali olabilir. Ya da bu termometreler bozuk. Ikisi birden mi? Sonuçta ikisi de Çin malı. Çin malları kötü olacak biye bir kaide yok ama, sonuçta ucuz etin yahnisi pek olurmuş. Yoksa yavan mi? Atın ciftesi mi pekti? Of neyse Ramazan Ramazan ağzım dilime (dilim ağzıma? Buza yapışması gibi birşey mi?) yapismisken yemek muhabbeti pek bir sarstı beni. Son dakikalar. Sonuçta bir oda olmayınca bu son dakikaları yavaslatarak geçirmenin bir önemi yok. Yatağa uzanıp bir saat kadar kestirmek alevler içinde yanan vücudumun sogumasina etki etmese de, üzerime sanayi tipi vantilatoru çevirsem bu iş tamamdır. Her şey güzel. Yastığı biraz yükselttim mi sahil kenarında bir ağacın altında esen rüzgara kendimi bırakmış gibi keyif alabilirim bu işten. …

Ahmet Bey

Soğuk gecelerin kovaladığı, yalnızlık yüklü bulutlar, gökyüzünde dolanırken; insanoğlundan şen şakrak, sıcak gülümsemeler bekleyemezsiniz. Nitekim, Ahmet Bey’de somurtkanlığını takındığı suratını, günün ilk ışıklarıyla birlikte keyfi bir şekilde yağmakta olan kara gösterdi. Kar taneleri Ahmet Bey’in bu suratını görünce, onu görmemezlikten gelerek aynı ahenkle yavaşça kapladıkları zemine düşmeye devam ettiler. Ahmet Bey on beş yıllık pardesüsünün yakalarını kaldırdı. Fötr şapkasını ışında kalan ve anında donmuş kulaklarının bir kısmını kapattı. Rüzgarı kesilen kulaklar sanki sönmekte olan bir sobaya el uzatmış gibiydiler. Ahmet Bey hızlı adımlarla apartman kapısının sertçe vurmasına aldırmadan, apartmanın küçük bahçesindeki iki metre genişliğinde, dört metre uzunluğundaki yolundan geçti ve dış kapıyı açmak için üstteki tutamacını tuttu. Parmakları demir kapıya değdiğinde bir buzu tutmuş gibi irkildi. Bir an için “derim yapışır mi” diye düşündü. Çoğu çocuk gibi vakti zamanında o da dilini buza yapıştırmıştı. O zaman çocuktu ama şimdi ise bir yetişkin. Otuz senelik memuriyet hayatında, bakmaya yükümlü olduğu üç çocuk ve haddinden fazla …

Beklenen…

Kurtlar kuzulara göz sürerken Kaf dağından öte, yedi tepeli şehrin en yüksek tepesi ardında, daracık sokaklarına sıkışmış, trafiğin bile hissedilemediği, çocukların park halindeki iki araç arasını kale olarak kullandığı, çoğu kez evlerin pencerelerinde dedikoduların döndüğü, sokak gidişinde sevgililerin laf söz olmasın diye ayrıldığı, Çıkmaz Sokağındaki, iki katlı sokağın son ahşap binasının, ikinci katının merdivenlerinin çıkardığı sesler eşliğinde telaşlı adımlarla kapıya doğru koşturmakta olan Elçin, kapının ardında kendini beklemekte olan mutlu haberin hayaliyle, sönmemeye çalışan alevin bıraktığı kızıl saçlarını savurarak, herkesin “hasta mısın kızım?” demesine sebep beyaz teninin terlemesine aldırmadan, tek sorunu sigara olan ciğerlerine sıkıştırdığı nefesi de vererek tek hamleyle kapının kolunu indirdi. Şiddetle sarsılan kapı, önce dışa doğru açılmaya çalışırken, kilidin dili kapıyı salmamak için ona daha sıkı sarıldı. Hareketlerinin seriliği gerçek hayata bile hızlı gelen Elçin, ancak ikinci hamlesinde kilidi yuvasından çıkarıp kapıyı açabildi. Seksen yılı aşkın yerinde duran ahşap kapı homurdanarak açıldı. Homurdanmasının asıl nedeni yıllardır kendisi ile …

4. Katil var

Aradan sekiz hafta geçmişti. Başta öldürüp yediğim insanların (insan dersek eğer) sayısını tutuyordum ama bir süre sonra saymayı bıraktım. Bazen günde iki bazen de dört beş çift göz yediğim oluyordu. Bunlar açıldığımdan çok bulabildiğim yemek sayısıyla orantılıydı. Her zaman açtım. Bir türlü doymak bilmiyordum. Gözleri yemeye başlamadan öncede böyleydim aslında. Bir türlü doymayı beceremiyordum. Bana ne olduğunu bilmiyordum. Bir kaç gün sadece dürtüyle beslendim. Biraz olsun açlığımı yatıştırıp düşünmeye başladığım anda içinde bulunduğum durumu sorguladım. Bu işi genelde sabahları koşarken yapıyordum. Evet her sabah saatlerce koşuyordum. Vücudum iyice erimeye başlamıştı. Otuz kilo kadar vermiş, bu sure zarfında sadece gözlerle beslenmiştim. Bir kaç kez sevdiğim yemekleri yemeye çalışsam da her seferinde mide ağrılarıyla tüm yediklerimi dışarıya çıkarttım. Benim için tam bir işkenceydi. Bir kaç kez durumumu sorguladım. İnsanları öldürüyordum. Aslında pek öldürdüğüm sayılmaz. Bir yerde ölmelerine vesile oluyordum. Her ne kadar kendimi rahatlatmak için yalanlar uydursam da bir katil olduğum aşikârdı. …

3. Açlık

Saat sekiz gibi midemin kazıntısıyla uyandım. Bu çok normaldi. Dün geceden beri bir şey yememiştim. Üstelik biranın beni daha erken acıktırması gerekiyordu. Açlıktan mideme sancılar girdi. Tuvalete koştum. Açlık berbat bir şeydi. Karın / mide ağrısı, tuvalete çıkma isteği… İkisini birlikte yapmadığın sürece kurtulamayacağın bir süreç. Bir sure tuvalette öylece oturdum. Evde yiyecek bir şey yoktu. Aslında vardı. Ağzıma biraz peynir ve zeytin attım, açlığımı gidersin diye. Ancak daha fazla acıktığımı hissettim. Bu normaldi ekmek yoksa eğer herkes gibi bende doyamıyordum. Dışarı çıktığımda insanlar ortalığı basmıştı. Tabi cumartesiydi ve insanlar programlanmış gibi cumartesilerini eğlenceli bir şekilde değerlendirmeliydi. Ne yiyeceğime karar vermeye çalışırken birden bire kaldırımın yürüdüğüm tarafının boşaldığını fark ettim. Herkes herkes bana yol veriyordu sanki, bir an önce geçip gitmem için. Cadde üzerinde rengarenk dükkânların ışıkları insanların yüzüne birer maske gibi düşüyordu. Hala faaliyette olduğunu düşündüğüm hamamdan ağrı bir duman ve yanmış lastik kokusu yayılıyordu. İnsanları izlemeye başladım. Önümden …

2. Büyük gözler

Bütün gün hiç bir iş yapmadım. Sadece olan biteni düşünüyor, bir anlam vermeye çalışıyordum. Kimse de yanıma gelip bir şey sormadı. Hatta öğle yemeğine bile çağıran olmadı. çağırsalar da bir şeyler yiyebileceğimi düşünmüyordum. Öylede sekiz saat kadar masamda oturdum ve sadece ekrana baktım. Tuvalete de çıkmamıştım. Zaten bir şey yiyip içmiyorsanız tuvalete de çıkmanız gerekmiyor. Neyse ki akşam olmuştu. Toparlanıp hızlıca çıktım. Hemen eve gitme niyetinde değildim. Bir iki kadeh bir şey içip kendime  gelmeliydim. Gün boyu ayık kafayla düşünmek pek bir işe yaramamıştı. Belki kafam iyiyken düşünmek daha çok işe yarardı. Yol üstünde bir bara oturdum.Yarım saat kadar bekledim yanımdan gelip geçen garsonların hiç biri siparişimi almak için durmuyordu. Sonunda dayanamayıp bir biraz istedim. Garson ne istediğimi sordu. Malt dedim ve gitti. Bir süre sonra elinde şişeyle masamın yanında durdu ve etrafa bakınmaya başladı. Anlamsızca bir şeyler arıyormuş gibi. Elimi kaldırdım biraya almak için ama bana uzatmıyordu da. “Benim …

Back to Top