Başlık 3 – 3

AÇELYA 1 AÇELYA 2  Bölüm 2: Sütun Üstündeki Sen Yağfur Ustanın dükkânından çıktığımda gökyüzü hafif aydınlanmıştı. Bulutlar hızlı hareketlerle İstanbul’u terk ediyorlardı. Onların bu hızlı hareketleri kendine bile hayrı olmayan güneşi biraz daha çıkarıyordu ortaya. Kaç saat o küçük dükkanda kaldığımı hatırlamıyorum. Ancak yediğim nefis dönerin tadı hala damağımdaydı. Uzun süredir böyle lezzetli bir şey yememiştim. Bir de verdiği o sigaranın tadı. Tabi ayranı da unutmamak lazım. Bana ikram ettiği her şey mükemmel denecek derecede güzeldi. Tad algımın o kadar iyi olduğunu söyleyemeyeceğim ancak burası gerçekten iyiydi. Bir kaç adım sonra soğuğa rağmen beynimin dönmeye başladığını hissetim. Yaşadığım bir nevi sarhoşluktu. Bir kaç adım attım. Adımlarım yere ulaşmadan sanki diğer ayağımı kaldırıyordum. Ay üzerinde bir astronot gibiydim. Bilmediğim yerde, kontrol edemediğim uzuvlarım beni bir yerlere taşıyordu. Dikkat etmeden yürüdüm. Dikkatimi sadece atacağım adımlara veriyor buna rağmen onları kontrol edemiyordum. Sanki metal soğuk bir elbisenin içinde bir başkası tarafından yönlendiriyordum. Nereleri …

Başlık 3 – 2

Açelya 1 Bölüm 2: Güzel Avrat Otu İki milenyumun ortasındaydık. Yani milenyumda sayılırız. Neden milenyuma bu kadar taktığımı kendime soruyorum. Yaşadıklarımın milenyumla bir alakası var mıydı bilmiyorum. Belki de bu kadar takıntı üzerine bir sebebe bağlamaya çalışıyorum yaşadıklarımı. Şimdi düşünüyorum da o zamanlara dair beni üzen şeylerin başında yapay zekaya sahip insan görünümlü robotların olmaması ve uçan arabaların çıkmaması. Bu sebepten hala araba kullanmıyorum. eğer geçerli bir bahane olacaksa. İstanbul kazan bende kepçeydim. Sokaklarında seni arıyordum. Dağları delecek bir Ferhat değildim, sana mezhiyetler düzecek kelimelimde yoktu Köroğlu gibi. Yapabildiğim tek şey sokakları arşınlamaktı ve her adım daha da rahatladığımı hissettiriyordu bana. Adımlar beni ayıltsa, yüzüme vuran soğuk rüzgar, benliğimi yerine getirmeye çalışsa da çantama sıkıştırdığım bir kaç Güzel Marmara şişesinden arada bir aldığım yudumlar içimi ısıtıyor, düşüncelerimin dağılmasına sebep oluyordu. Ayaklarım beni bilinçsiz bir şekilde Cerrahpaşa’ya getirmişti. Cerrahpaşa’yı sadece hastaneden ibaret sanıyordum. Buranın bu kadar tarih koktuğundan haberim yoktu. Dar …

Başlık 1

Şimdi gözlerinizi kapayın. Hafif bir müzik açın. Şu meditasyonlar için oluşturulan elektronik müziklerden. Nasıl elektronikleştigimizi düşünmeden. Ya da sadece bir şarkı düşünün. Kendinizi rahat hissedeceğiniz. Mümkümse sözleri olmasın çünkü sözler insanları şartlandırmaya çalışmaktan başka işe yaramazlar. Şu an benim yaptığım gibi. Gözlerinizi kapayın. Kendinizi daha rahat hissedecekseniz uzanabilirsiniz bile. İnce uzun bir ses hayal edin. Tebeşirin tahtaya çektirdiği işkenceyi düşünün. İnce bir ses yavaş yavaş kulak zarınızı tıtretmeye başlıyor. Derin, acı bir ses. Duruyor. Sadece üç saniye. Ve tekrar aynı acı ses. Unutmayın her biri üçer saniye sürecek. Bir televizyon düşünün. Çocukluğunuzdan. Tüplü. Tüpü bitmeye yaklaşmis bir kere şoklatmışsınız ama ekrandaki sıcak renkler düzelmemiş. Türk filmerini izlerken jönlerin renk değiştirdiğini, güzel kızların dizlerinin üzerlerindeki eteklerinin hiç bir zaman tek renk olmadığı. Evin tepesindeki uzun dalga kocaman antenle kısa dalga yeni yayına başlamış kanaldaki pembe diziyi izleme çabanızı. Görüntünün bir sağa bir sola batmadan sallandığını yer yer üzerini karıncaların kapladığını. Bir …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Diken (Bölüm Üç)

Nasıl bir acı hissettiğimi anlatamam. Küçük bir çizik gibi görünen ama sanki kemiğe dayanmış bir bıçak gibi acı veren bu yaranın kanamasını da durduramıyordum. Kan içerisine hapsettiğim elimden süzülerek akmış parmaklarımın arasında yerle buluşmuştu. Bir an için başımın döndüğünü hissettim. Atladığım duvara omumla yaslandım. Bu sırada kulağıma gittikçe yaklaşan çan sesleri geliyordu. Sesler yavaş yavaş büyüyor sanki beynimin bir köşelerinde çalıyormuş gibi geliyordu. Sanıyorum o yedi adam geliyordu. Onlara yakalanmamalıydım ama yaslandığım duvardan bağımsız bir şekilde ayakta durabileceğimi sanmıyordum. Nihayet tam önümde duvarın içinden geçerek çıkmaya başladı siyahlı adamlar. Her biri bir diğerine benziyor, her biri geçerken bana bakıyordu. Saniyeler sandığım bakışma ise bana bir ömür gibi geliyor ve acım katlanamayacak şekilde atıyordu. Her biri ile göz göze geldim. Her birinin gözlerindeki karanlıkta ayrı şeyler gördüm. Her biri borazan gibi bir sesin arsından sanki gözlerime aktı. Birinci adam gözlerini üzerime kitlediğinde şiddetle beynimi sarsan boru sesinin ardından bir siluet şeklinde …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Diken (Bölüm İki)

Ben, bana doğru baktığını ve göz olduğunu düşündüğüm iki yuvarlağa bakarken, sol tarafımdan ince bir çan sesi geldi. Köyde ineklerin boynuna asılan çanların seslerinden. “Çın, çın.” Başımı o yöne çevirdiğimde iki büklüm olmuş siyahlı birinin duvarın içinden geçerek sokağa geçtiğini gördüm. Beli iki büklüm elinde tuttuğu kalın dal parçasını bastonmuş gibi kullanarak hızla hareket ediyordu. Yaşlı bir görünümü vardı, ince vücut yapısı onun kadın olduğunu düşündürüyordu bana ama tam olarak emin olamamıştım. Ellerimin üzerinde ne kadar zamandır kaldığımı bilmiyorum ama duvarın soğukluğu dirseklerime kadar yayılmış, iki kolum da titremeye başlamıştı. Çın, çın sesleri arasında kafamı yine o iki göze çevirdim. Bir süre baktım ancak ikisini de göremedim. Yoğun sis belki de bana görsel bir oyun oynamıştı. Belki gördüklerimin ikisi de yoktu. Ancak birinin sesini de duymuştum. Tabi böyle bir sis ortamında bilinçaltınızın size oynamaması gibi bir neden yok. Hele sürekli korku filmleri ve kitapları ile haşır neşirseniz. Yani tüm hayaller, …

Cuma Gecesi Hikayeleri: Çukur – 2

Derin bir sessizlik kaplamıştı aklını. Metronun yer altında süzülürken çıkardığı ses, yorgunluğun ilk kırıntılarıyla beraber, göz kapaklarına şiddetli bir baskı yapmıştı. Yer yer yaklaştıkları ve geldikleri yeri bildiren anons sesleri gerçekliğe doğru çağırıyordu onu. Ancak her ne kadar dışarıda olan biteni duyuyor ve algılıyor olsa da beyninin bir kısmı geçen yaza gitmişti. Mağaradaydı. Adını yine hatırlamıyordu. Ancak hatırladığı mağaranın adının Bulgarca “delik” anlamına geldiğiydi. Mağaranın içinde kendini bulduğunda bir ürperme hissetti. Bunun Siteler durağında duran ve kapılarını açan metro vagonu ile alakası da olabilirdi belki. Sonuçta insan yapımı bir mağaranın içerisinde ilerliyordu. Adem uzaktan gelen çocuk seslerini duydu. Ne zaman bu tarz bir geziye gitse, okul gezisine denk gelmişti. Mağara sarı ışıklarla aydınlatılmıştı. Tavandan akan sarkıtlar Adem’in hayal gücünü zorluyordu. Her biri farklı bir şekil, farklı bir silüet ile karşısına çıkıyordu. Adımlarını hızlandırdı. Yürümeye devam ettikçe çocuk sesleri azalıyordu. Vücudu yavaş yavaş soğuğa alışırken, şakaklarından ter boşalmaya başlamıştı. Bu sarkıtlardan …

üçüncü hikaye (bir yerden başlayalım)

Her ne kadar zor gelse de yazmak dokunduğum her şeyi kelimelere döküyorum. Beynimin kıvrımları açık ara fark atıyor ses tellerime. Bezen dediklerimden habersiz düşünceler uçuşuyor aklımda. O cümleyi ben kurmadım diyorum kendi kendime. Evet, düşünmüş olabilirim ama ben kurmadım. Kurmuşta olabilirim. Aklım bu konuda kararsız. Kimseyi öldürdüğüm söylenemez. İstediğim doğru. Yapmışta olabilirim. Tek güvencem düşündüğüm her şeyi yapmadığımı bilemem Nereden mi biliyorum? Yoksa şimdi bu satırları yazmıyor olurdum, yani yazamıyor. Ama söylemiş olabilirim. Konuşmuş, atfetmiş… Bu konuda tereddütlerim var. Çoğu cümle içimde. Ya da bir duvara saklanmış. Çekinir oldum onlardan da. Yüzlerine bakacak yüzüm kalmadı. Her biri üzerime düşecekmiş gibi. Her birinin üzerime titrediğini görebiliyorum. Ben bir duvar olsaydım eğer şimdiye kadar çoktan gitmiştim. Ya da yıkılı vermiştim üstüme öldürmek için. Katil olmak istemem! Gitmek en iyisi. Gitmeyi becerebildiğimi söyleyemem. Gitmek adımları atarak, uzaklaşmakla olan bir şey değil. Bir parçanın geride kalmasıyla alakalı. Giden de kalır, kalan da kalır. Hiç kimseye yar …

Back to Top