Kategori arşivi: İzlediklerim

son zamanlarda izlediklerim

 

Visions (2015) Yönetmen: Kevin Greutert Çok iyi bir senaryo olmamakla birlikte keza bunu oyunculuklara da indirgersek aynı şekilde filmin sonuna doğru yapılan sürpriz filmin izlenimini keyifli kılıyor. Son dakikaya kadar klasik tarikat filmi gibi ilerlese de sonda güzel bağlanmış. ***

Avalon (2001) Yönetmen: Mamoru Oshii Avalon kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında. Ne gerçek ne değil yönetmen bunu günümüzdeki oyunlar üzerinden sorgularken, bunu değişik bir görsellikle yapmış. Filmde bulunan karakterler, onların ölümleri, tüm ayrıntılar birer gönderme içeriyordu. Müzikler ise Steve Aoki’ye ait ve çok iyiler. *****

Apocalypto (2006) Yönetmen: Mel Gibson Filmi daha önce televizyon ekranlarında görmüş ama izlememiştim bu kez oturup izleyeyim dedim. Bu arada ben hiç mi Mel Gibson filmi izlemedim anlamadım. Etiketlerde adına rastlamadım çok ilginç. Neyse film oldukça etkileyici ve şiddet dolu. Bir kabile kendi halindeki bir başka kabileye onları tanrıya kurban etmek için saldırır. Biz de bu gerilim dolu süreci izlerin. Ben filmi beğendim. *****

Ammar 2: Cin Istilasi (2016) Yönetmen: Ozgur Bakar Farklı bir konu karşımıza çıkmıyor bu filmde de. Zamanında polis kayıtlarında olan bir video kaset öğrencilerin eline geçer ve öğrenciler belgesel çekmek için araştırmaya başlarlar. Hatta yurt dışına uzman yorumları almak için giderler. Sonuçta geri dönüp olayların yaşandığı yere varırlar ve çekimler esnasında olaylar başlar. Oyunculuk ve görsel olarak çok fazla tatmin etmese de genel olarak bir iyileşme var. **

Colossal Yönetmen: Nacho Vigalondo Çok değişik bir film Colossal. Hayatta başarı gösteremeyen işinden kovulmuş, sevgilisi tarafından evden atılmış ablamız çareyi doğduğu memlekete gitmekte bulur. Oraya vardığında ise bir yaratık Güney Kore’ye saldırmaya başlamıştır. Ne olup bittiğini anlamaya çalışırken bu yaratıkla bir ortak yönü olduğunu keşfeder. Onu yönetebilmektedir. Tüm dünyanın kaderi neredeyse elindedir. Ancak bu durumu çözmek için geçmişi ile de yüzleşmesi gerekir. Bence izlenmesi gereken keyifli bir film. ****

Mr. X (2015) Yönetmen: Vikram Bhatt Aksiyonu bol bir film Mr. X. Hintlilerin süper kahramanı diyebiliriz kendisi için. Özel bir teşkilatta başarılı bir ajan olan abimiz, yine aynı teşkilatta görevli ajan olan kız arkadaşıyla evlilik hazırlığı yaptığı için teşkilattan ayrılacaktır. Bir gün ikisi de son bir görev için çağrılır. Gittiklerinde abimiz devlet başkanını öldürmek için zorlanır yoksa sevgilisi öldürülecektir. O da başkanı öldürür ama bu kez de aranan biri olmuştur. Peşlerinden giderken abimiz bir fabrikaya gider ve burada bir şeyin içine düşer ve patlama olur. Bütün vücudu yanmıştır ve kimyasallar onun sadece gün ışığında görünmesini sağlamaktadır. Bu şekilde intikam almak için geri döner. ***

 

Gong fu yu jia (2017) Yönetmen: Stanley Tong Ne izlesem diye bakındığımda şöyle eğlenceli bir şeyler olsun dedim ve listeleri süzmeye başladım. Fantastik, tarihi, aksiyon derken bu filmi buldum. Sonra baktım ki Jackie Chan filmiymiş. hikaye beni sardı. Öyle çok bütçeli bir filmde değildi zaten çok şey beklememek lazım. Çin’de başlayan hikaye, Hindistan’ı da geçtikten sonra Arap yarımadasında son buldu. Jackie ünlü bir arkeolog ve bir hazinenin peşindedir. Ama sadece iyiler bu hazinenin peşinde değildir tabiki. ***

Pirates of the Caribbean: Dead Men Tell No Tales (2017) Yönetmen: Joachim Rønning, Espen Sandberg Film beni çok fazla tatmin etmedi. geri kalan filmlerden bir kolaj yapılmıştı sanki. Düzgün bir hikaye göremedim. Yine Kaptan Jack’ın klasik tavırları karşımıza çıkıyordu ama sanki bu sefer oyuncular da sanki biraz zorlama geçmişler gibiydi kamera karşısına. Filmin sonunda yine bir devam olur beklentisi yarattı ama bence daha özgün konular ve daha akıcı bir senaryo ile işin içine girmeleri lazım. Bu film nasılsa parasını kazanırız tarzı bir film olmuş. Beni hiç tatmin etmedi. **

A Cure for Wellness (2016) Yönetmen: Gore Verbinski Güzel ilerleyen bir senaryoya sahip film. Sonuna kadar merakınızı korurken olayların akışına kendiniz kaptırıyor hikayeyi çözmeye çalışıyorsunuz. Oyunculuklar da oldukça başarılı. Çekimler bilhassa filmin mekanları ve atmosferi çok başarılı. Zaten çekilen yerleri izlemek için film izlenebilir. Lockhart adında genç bir iş adamı patronlarının yattığı bir merkeze onu geri almak için gönderilir. Ancak bir süre patronu ile görüşmekte zorlanır. Daha sonra olumlu bir bilgi alamayınca geri döner ve dönerken de bir kaza yapar. Bu kez gözlerini açtığına kendini bu merkezde hasta olarak bulur. Ancak burada garip bir şeyler dönmektedir. Onları arayıp kurtulmaya çalışır. ****

 

King Arthur: Legend of the Sword (2017) Yönetmen: Guy Ritchie Film görsel olarak tatmin edebilir seviyeydi olsa da ben hikayeyi ve işlenişi pek sevmedim. Tarihi bir karakterin hikayesi günümüz zıpır aksiyon karakterine çevirmek bence güzel bir fikir olmamış. Bu konuda beni tatmin edemedi. Daha özüne bağlı daha gerçekçi bir film beklerdim. Kendimi İngiliz milliyetçisi gibi hissettim. Dava bile açabilirim şimdi bak. ***

Çalgi Çengi Ikimiz (2017) Yönetmen: Selçuk Aydemir Filmi sinemada izlememiştim. Neyse ki televizyona düştü ve izleme fırsatı buldum ve çok şey kaçırmadığımın farkına vardım. Tabi ekip para kazansın diye sinemaya gitmek vardı ama o kalabalık curcunaya girmekte hiç işime gelmedi açıkçası. Neyse. Ekibin izlediğim en vasat filmi diyebilirim bu film içim. Elle tutulur hiç bir tarafı yoktu filmin. Umarım bir sonraki daha iyi olur. **

 

Saklı (2015) Yönetmen: Selim Evci Film Türkiye’deki iki farklı orta yaşlı erkek (orta demeyeyim yaşlı diyeyim) profilini çiziyor. Biri efendi kendi halinde herkesin sevdiği bir müzisyen, diğeri ise bildiğimiz klasik tutucu, kuralcı geleneklerine bağlı bir adam. İkisinin ortak tarafı kızlarının olması. Ve bu kızlarında arkadaş olmaları. Müzisyen olan kızının arkadaşı ile bir ilişki yaşarken, diğeri ise bir Rus kadına ev açmış onunla ilişki yaşamaktadır. Film bu iki karakterin profilini çizerken, tutucu babanın kızının aslında tutucu olmayan baba profiline yakınlık hissetmesinin nedenlerini de sorguluyor. Film sıkmadan ilerlese de ben bir şeylerin yarıda bırakıldığı filmleri sevmiyorum. Tamam akıl kurcalayan bir şey olur kesersin izleyici düşünsün diye ama ben bu filmde e ne oldu yani dedim ve bir son bekledim. İki karakter bir araya gelir ve sigara içerler. Şimdi ben böyle yazınca biraz kopuk gibi oldu değil mi anlattıklarımla. Onun için izleyin derim. Ama daha iyi bir final olabilirdi. ****

Wonder Woman (2017) Yönetmen: Patty Jenkins Wonder Woman fanatiği değilim. Bu filmi sevdim mi diye sorarsanız oh işte derim. Aynı hikayelerin önümüze farklı bir şekilde sunulup farklı kahramanlarla karşımıza çıkması beni sıktı. Gerçi bu Wonder Woman’ın ortamlara çıkışını anlatan ilk film olasa da daha farklı bir şekilde karşımıza çıkabilirdi. Film görsel olarak tatmin etmedi. Aksiyon sahneleri de görmediğimiz cinsten vay dedirtecek gibi değildi. Filmin süresinin uzunluğu ilk defa bende bir aksiyon filmini izlerken sıkıntı yarattı. Bunu sebebi sanki olayları çok başından alması zaman zaman gereksiz ayrıntılara yer vermesiydi. Film 3D idi ama bu konuda da beni tatmin ettiğini söyleyemeyeceğim. Neyse ki filmdeki tabirler Diana yarı çıplaktı. 🙂 ***

Alamet-i Kiyamet (2016) Yönetmen: Doga Can Anafarta Muhtemel devamı gelecek filmin Rosemary’s Baby filminden tek farkı Türkiye’de çekilmiş olması. Genç kızımız kendisinden yaşça büyük ve zengin bir adamla ilişki yaşar. Adam ona garip bir apartmanda bir daire tutar. Bu sırada apartmanda da garip komşuların dışında da acayip şeyler dönmektedir. Kızımız bir süre sonra halüsinasyonlar görmeye başlar ve zaman kaybı yaşar. Binadan uzaklaşmaya çalıştıkça da daha fena şeyler olur. Aslında binadaki tarikat onu şeytanı doğurması için seçmiştir. Oyunculuklar fena değildi. Ancak korkudan çok gerilim filmi olan film bu onuda da başarısızdı. Keşke biraz daha hikayenin üzerinde dursalarmış. ***

Devil’s Domain (2016) Yönetmen: Jared Cohn Vakit geçsin diye izlemiştim bu filmi sanıyorum gece devamını getiremeyip ertesi gün devam ettim. Genç bir kız okuldaki arkadaşları tarafından alay konusu olur ve zor durumda kalır. Aynı zamanda lezbiyen de olan bu kız arkadaşlarının gizli çektikleri videosunu yayınlayınca iyice hayatı çekilmez bir hal alır. Bu esnada ona internetten bir kadın ulaşır. Bu gizemli kadın onun bu sıkıntılarına çare olacağını söyler ona güzel bir hayat yaşatacaktır. Bu kadınla bir anlaşma yapar sonra öğrenir ki bu kadın şeytanın ta kendisidir. Ancak işler istediği gibi gitmez ve ona kötülük yapan arkadaşları feci bir şekilde öldürülür ve bunlar internette yayınlanır. Kızımız pişman olur ama bu işten sıyrılabilecek midir yollarını arar. *

The Autopsy of Jane Doe (2016) Yönetmen: André Øvredal Küçük mekan ve kısıtlı oyuncularla bence çekilebilecek şekilde etkili çekilmiş bir gerilim filmi. İlk önce bir otopsiyi izleyeceğiz ya kadın canlı çıkacak ya da hayaleti ortada dolanacak diye düşünmüştüm ama film farklı bir şekilde yol aldı. Üstüne üstlük bunu direk vermedi ve zamana yayarak ne olduğunu anlatma konusunu izleyiciye yavaş yavaş işledi. Bir kokru filmi olmamakla birlikte başarılı bir gerilim filmi olarak buldum filmi. Bir baskın sırasında bir evin bodrumunda kadın cesedi bulunur. Bu ceset hiç bozulmamış ve bembeyazdır. Üstünde hiç bir iz yoktur. Otopsi için ceset özel bir merkeze götürülür. Burada görevli bir baba ve oğul vardır. Gece ayrısı cesedi incelemeye başlarlar ama ceset yeni ölmüş birine benzememektedir. Cesedi araştırmaya başladıkça merkezde de garip olaylar dönmeye başlar. ****

 

Miljung The Age of Shadows (2016) Yönetmen: Jee-woon Kim Yönetmenin başarılı filmleri olduğunu biliyorsunuz buna bir yenisini de eklemiş bulunuyor. Film Kore’nin Ocsar adayı olan tak filmi olmuş alamadı tabi o başka. Bu kez yönetmen polisiyeye ek olarak Kore tarihini de içermesi. Baş rolde Song Kang-Ho ve Gong Yoo’yu görüyoruz. Film 1920’de Japon işgalinde Kore’nin Kardeşler adındaki bağımsızlık örgütünün çökertilme çabasını anlatıyor. Bir zamanlar Kore’nin bağımsızlığı için çalışan bir komiser daha sonra Japonlar için çalışmaya başlamıştır. Ona görev olarakta örgütün bölgesel liderini yakalama görevi verilmiştir. Komiser araştırmaya başladıkça kendini örgütün içinde bulur ve örgüt lideri ile yakınlaşır. Bu esnada bağlı bulunduğu birimi görevini sorgulamaya başlar. Keyifli izlenebilir, görsel açıdan da oyunculuk bakımından da başarılı bir film. *****

AfterDeath (2015) Yönetmen: Gez Medinger, Robin Schmidt Yine ne izlesek kervanında bir film. Sonunu getirebildiğimi söyleyemeyeceğim. Bunun nedeni filmin sonunun bende bozuk olması devam da etmedim zaten. Çok gerekli görmedim. Film İngiliz yapımı. Üzerinde pek durulmamış yapım bu bakımdan hem görsellik hem de oyunculuk olarak çok fazla tatmin etmiyor. Konu ise şu şekilde. Robyn gözlerini açtığında bir sahildedir. Etrafa bakındığında bir ev ve bir fener görür. Eve doğru gider ve içeri girdiğinde bir grup gencin eğlendiğini görür. Neden burada olduğunu sorgulamaya başlar. Fener ışığı eve geldiğinde hepsi acı çekmektedir. Birde ortaya çıkan ve onları rahatsız eden bir duman vardır. Neden burada olduklarını sorguladıklarında aslında ölmüş olduklarını arafta olduklarını anlarlar. Buradan kurtulmak için kara dumanı yakalarlar ve buradan çıkmaya çalışırlar. Bu sırada dünyada yaptıklarıyla yüzleşirler. *

A Monster Calls (2016) Yönetmen: J.A. Bayona Aslında bu film sıradan çocuk filmidir diye düşünüp izlemeyi uzun süre ertelemiştim. Sonra hadi çocuk filmi izler eğlenirim dediğimde iyi bir drama olduğunu anladım. Evet yine biraz çocuksu değil miydi öyleydi ama başarılı bir şekilde işlenmiş bir filmdi. Biraz fantastik, biraz gerçeklik yeterli oranda karşılaştırılmış ve güzel bir film çıkmış ortaya. Bence uyarlaması iyi yapılmış filmlerden biri olabilir. Çok fazla sırıtmıyordu hikaye. Bence izleyin. *****

Teenage Mutant Ninja Turtles: Out of the Shadows (2016) Yönetmen: Dave Green İlk film hakkında da iyi şeyler yazmamıştım ikincisi hakkında da çok iyi şeyler söyleyemeyeceğim. Shredder hapiste atılmıştır ama çılgın bir bilim adamı onu kaçırır. Bu sırada Shredder Beyin ile tanışır ve ortaklık yaparlar. Beyin Teknodromu dünyaya getirecektir. İşlem başlar. Ninja Kaplumbağalar ile bu işin peşine düşer ancak aralarında da biraz güven sorunu vardır. Ben bu kaplumbağaların korkutucu görüntüsüne hala alışamadım. Gerçi Megan Fox hatırına çiğ tavuk yenir. **

Collateral Beauty (2016) Yönetmen: David Frankel Film beklediğimden daha iyi çıktı diyebilirim. Aslında biraz da aksiyon olur diyordum ama olmadı. Filmi bu kadar bilinçsizlikle izlemeye başladım siz düşünün. Sonra gördüm ki çok sağlam bir kadrosu varmış filmin. Sonra da bu kadroya bu film gitmiş mi diye düşünmeye başladım. Evet film güzel hoş ama bu kadro için biraz sönük kalmış. Ünlü bir reklamcı kızının ölümünden içine kapanmış her şeyden elini ayağını çekmiştir. Şirket ortakları ve arkadaşları onu geri getirmek için çabalamış ama muvaffak olamamışlardır. Bunun üzerine dedektif tutarlar ve onu izletirler. Onun duygulara mektup gönderdiğini görürler ve buradan giderek onun imza yetkisini resmi olarak alabileceklerini düşünürler. Mektup attığı üç olguyu canlandıracak birer oyuncu bulurlar ve onunla yüzleştirirler. Ancak bu yüzleştirme herkesin hayatını değiştirecektir. *****

 

Goksung (2016)  Yönetmen: Hong-jin Na Çok başarılı bir Kore filmi karşımızda. Kesinlikle izlenmesi gerektiğini düşündüğüm için çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim. Hikayesi, kurgusu oyunculukları her şeyi ile çok başarılı. Zaten yönetmenin diğer iki filmi de oldukça başarılıydı. Bunların arasına bir yenisini eklemiş oldu. Küçük bir kasabaya bir yabancı geldikten sonra bir hastalık yayılır. Bu hastalık zombi gibi bir şeydir. İnsanlar başkalarına saldırıp onları yemeye başlamaktadırlar. Polis bu olayı araştırmaya başlar. Kendi halinde bir polis memurunun kızı da bu hastalığa yakalanır. Bu sessiz, sakin korkak polis kızını kurtarmak için elinden geleni yapar ancak neye karşı savaştığını bilmemektedir. Dediğim gibi çok başarılı bir film ve kesinlikle izlenmeli. *****

Psişik (2016) Yönetmen: Mustafa Kara Sanıyorum bir kaç arkadaş birleşip film yapmışlar. Öncelikle ses berbattı bununla birlikte oyunculuklar ve hikaye de çok fazla işe yaramıyordu. Neden izledim peki? Meraktan. İnsanın başına ne gelirse demişler. Neyse ki benim başıma bir şey gelmedi henüz. Baş oyuncumuz rüyasında olan şeyleri görmektedir. Bu arkadaşın bir de Rus karısı vardır. Psikologa gider ama psikolog onun dediklerini çok tavsif etmediği için onu istemez. Sonra bir hoca çağırır. Hoca kötü yere uğradığını söyler daha iyi bir hoca bulmak için gider. Bu esnada evde de garip şeyler olur. Film güya gerçek bir olaydanmış her zamanki gibi. *

Papurika (2006) Yönetmen: Satoshi Kon Efsane bir anime Paprika. Neyin gerçek neyin hayal olduğunu bu animeyi izlerken karıştırıyorsunuz. Hoş karakterler de karıştırıyor. Biraz Inception benzeri diyeceğim ama bu anime ondan daha önce piyasaya çıkmış. Uyarlama olduğunu da hesaba katarsak bunun geçmişi diğerinden daha eskiye dayanıyor. Neyse. Bilim insanları rüyaları kaydeden ve ona hükmeden bir cihaz yaparlar. Bunu insanların psikolojik sorunlarını çözmek için kullanırlar. Bunu çözmek için de Paprika adında bir karakter onların rüyalarına dahil olur. Bu durum biraz da Cell filmine benziyor. O da aslında bu animenin atası olabilir. Neyse cihaz biri tarafından çalınır ve hacklenir. Bununla birlikte tüm insanların rüyalarını birleştirecek duruma gelir ve tüm insanlar rüya ve gerçek arasına sıkışır. Bu illetten insanlığı kurtarmak Paprika’nın görevidir. Kesinlikle izlenmeli. *****

Salur Kazan: Zoraki Kahraman (2017) Yönetmen: Burak Aksak Filmin yönetmenini senaristini duyunca hemen izleyeyim dedim filmi. Ancak tüm hevesim kursağımda kaldı. Burak Aksak’tan böyle bir film beklemezdim ve bu filmi izlememiş sayıyorum kendimi. *

11 (2017) Yönetmen: Can Varol Değişik bir konuyu ele alan film oyunculuk ve yönetim bakımından sınıfta kalıyor. Aslında hikayesi fena değil ama işlenişi daha iyi olsaydı daha iyi bir film çıkabilirdi karşımıza. Üniversite son sınıf öğrencisi bir kız otoskopi rahatsızlığı olduğu için ilaç kullanmaktadır. Ancak bir süre sonra rahatsızlığı ilerler ve kendisinin sürekli izlendiği kanısına kapılır. Bu iş iyice çığırından çıkar. Tabi bu durum yakın arkadaşı ve sevgilisine de zarar vermektedir. Doktordan çok yardım istemeyen kızımız işi kendisi çözmeye kaçışır. Bu esnada gizemin çözüleceğini düşündüğü doğduğu yere giderler ve farklı bir olayın içinde bulurlar kendilerini. Filmin finali de fena değil. Aslında baktığımızda son dönemin gerilimi iyi Türk filmlerinden sayılır. ****

The Mummy (2017) Yönetmen: Alex Kurtzman Hikayesi ve askiyon sahneleri ile kendini izlettiren bir yapım olmuş. Her ne kadar görsel olarak bazı eski filmlerin tekrarlarını görsem de tatmin etti diyebilirim. Zaten işin içine mısır ve gizem girince izlemek benim için keyif oluyor. Nick, Irak’ta görevli bir askerdir. Aynı zamanda burada bulduğu tarihi eserleri gizlice satmaktadır. Yine eser peşinde koşarken bir kasabada saldırıya uğrarlar. Bu saldırı sonrasında yer alında bir mezar bulurlar. Bu Mısır’dan uzakta bir Mısır mezarıdır. Mezardan lahiti çıkarırlar ama bu sadece tüm belanın başlangıcıdır. Çünkü bu lahitte çok kötü bir güç yatmaktadır ve tüm insanlık tehlikededir. Bu sırada seçilmiş olan Nick, bir taraf seçmek zorundadır. ****/*

Fi (2017) Yönetmen: Mert Baykal Kitap hakkında ok söyleyecek bir şeyim yok. Çünkü okumadım. Zaten kitabın bu kadar popüler olmasını da tamamen pazarlama gücüne dayandırıyorum. Neyse gelelim filme. Bence iyi bir uyarlanmış film. Gerek oyuncu kalitesi, gerek çekimleri ve kareleri, gerek müzikleri oldukça başarılı. Tabi bir de alışılmışın dışında işlenmesi dizinin başarısına etkili oldu. Yani herkese hitap etmeyen bir dizi. Tabi dizinin internette olması bir artı sahnelerde ve sözlerde sansür uygulanmıyor. Ne zaman dile dolanır bilmem ama. Konuyu anlatmıyorum zaten biliyorsunuzdur. *****

Teoneol (2017) Yönetmen: Shin Yong-Whee, Nam Ki-Hoon Bir dizi izleyeyim Kore dizisi oldun derken gördüğüm fantastik polisiye Tunel. Kurguyu başarılı buldum. Heyecanı yerinde. Tam ne oldu ne bitti iş çözüldü derken bir şekilde yine olayı karıştırıp içinde tuttu dizi. Oyunculuklar iyiydi. Kurgusu aynı şekilde. Seksenli yıllarda bir seri katil cinayetler işlemektedir. Polis memuru bu katilin peşindeyken onu bir tünelde sıkıştırır. Ama tam bu esnada bir şey olur ve otuz yıl sonrasına günümüze gelir. Ne olup bittiğine anlam veremez. karakolda eski yardımcısını bulur ve olayı ona anlatır. Ama etrafındaki herkes olmayan geçmişinden bir parçadır ve yeni bir cinayet furyası başlamıştır. ****

Deccal 2 (2017) Yönetmen: Ozgur Bakar Sıcağı sıcağına yazayım dedim filmi. İlk filmde Deccal’in doğumuna engel olamamışlardı. İkinci filmde de son vaftizini engellemek için uğraşıyorlar. Bunun için Hristiyanlar, Müslümanlar bilinçsiz de olsa bu işi durdurmak için bir olurlar. Ancak bu kez karşılarındaki daha zorlu bir rakiptir. Velhasıl muvaffak olamazlar ve üçüncü film için zemin hazırlanır. Her ne kadar filmi hikayenin işlenişini çok benimsemesem de böyle seri şekilde ilerlemesi izlemem için neden oluyor. Oyunculuklar yine iyi değildi. Hikaye de kopukluklar vardı. Ses ile ilgili sıkıntı vardı. Hatta bir sahnede yönetmenin kestik dediğini duydum. Çok fazla karartı sallantı ve gürültü yoktu bu bakımdan film iyiydi ancak tatmin etmedi. ***

Buralarda yokken izlediklerim 5

Tabi yine bol durmadım bir ton film izledim. Sanırım en kolayı izlemek. Bir yerde her şeyi izlemiyor muyuz zaten? Daha fazla katkımız bulunsun. Nasıl filmlere etki edemiyorsak, hayata da etki edememeye başladık. O zaman daha çok izleyelim.

The Void (2016) Yönetmen: eremy Gillespie, Steven Kostanski Bir polis memuru devriye sırasında boş bir otoyolda kanlar içinde birini bulur ve onu hastaneye getirir. Getirilen bu yaralının bedeninde daha sonra garip değişiklikler olmaya çalışır ve dönüşen bu insanlar hastanedekilere saldırır. Film klasik bir zombi filmini hatırlatıyor lakin olay örgüsü farklı bir şekilde bağlanıyor. Görsel olarak fena sayılmaz. ***

Alien: Covenant (2017) Yönetmen: Ridley Scott Son Allien filmi yaratıcıyı arama hikayesi ile karşımıza çıkıyor. Ridley Scott’un yönetimi hakkında bir şey demiyorum. Dilmi 4DX izleyince biraz daha keyif aldım. Ancak filmin yaratıcıya uzanan, atıf atan bir hikayesi olsa da çok soru işareti bırakıp beyin yakmıyor. Aksiyonu yerinde. Keyifle izlenebilir. Ancak biraz daha akıllı mürettebat istiyoruz. ****

Naeil Geudaewa 2017 Yönetmen Yoo Je-Won Dizinin baş rolünde Shin Min-A oyndaığı için izledim. Kurgu zaman zaman tökezlese klasik K-dramalara ödnsede yinede izlenebilir. Dizi bir zaman yolcusunun başından geçenleri anlatıyor. Zaman yolcusu belli bir tarihin ötesine geçemez. Bunu araştırırken de gelecekte bir kadınla beraber öldüğünü görür ve onu aramaya başlar. Derken ikisi evlenirler ama ölecekleri gerçeği değişmez. ***

Tokyo Ghoul 2014 Meşhur animeyi sonunda izleme fırsatı buldum. Tokyo bölünmüştür. Gohul denen yaratıkalr insanları yiyerek yaşamaktadırlar. Ken Kaneki’de hoşlandığı bir kızla konuşma fırsatı bulur. Ancak kız bir Gohul çıkar ve Kaneki’ye saldırır. Bu esnada bir kaza sonucu kız ölür ama Kaneki de Gohul olmaya başlar. Hemde efsane olarak duyulan tek gözlü gohul. İzleyin derim. *****

They Found Hell (2015) Yönetmen: Nick Lyon Can sıkıntısıyla izlemeye başladığım film oyunculuk ve hikaye bakımından sınıfta kalsa da Dante’nin Inferno’sunu baz aldığı için hoşuma gitti. Bir grup üniversite öğrencisi fizik ödevi için bir makine icat eder. Bu makine ile ışınlanabilmektedirler. Ancak her denemelerinde dünya üzerinde bazı olaylar olmaktadır. Son denemelerinde bu gençler kendilerini cehennemde bulurlar ve buradan kaçmaya çalışırlar. **

The Boss Baby (2017) Yönetmen: Tom McGrath Keyifli bir animasyon Patron Bebek. Bebeği giydirip ciddi hareketlerle görmek keyifliydi. Hikaye ise şöyle. Dünya üzerinde biz bilmesekte bir bebek firması vardır. Buranın yönetimi için ise doğmadan önce patron bebekler seçilir. Bir köpek firması çok şirin köpekler ürettiği için artın insanlar bebek yapmamaktadır. Bir patron bebek ekibi ile birlikte bu firmayı batırmak için bilinçli bir şekilde dünyaya gönderilir. Ancak onda bir tuhaflık olduğunu kardeşi fark eder. ****

Ah-ga-ssi (2016) Yönetmen:  Chan-wook Park tarzına yakın bir film mi diye sararsanız buna evet diyemem ama kesinlikle filme Park’ın eli değdiği belli. Bu da keyifli bir kurgu ve izleme ile karşımıza çıkıyor. Öyle şiddet içerikli, sarsan sahneler yok ama yinede finale doğru şaşırtmayı başarıyor. Sırf izlenmesi gerektiği için konu hakkında bilgi vermiyorum. *****

Sing (2016) Yönetmen: Christophe Lourdelet, Garth Jennings Film günümüzdeki şarkı yarışmalarına eğlenceli ve eleştirisel bir şekilde yaklaşıyor. Elinde sadece bir salonu kalmış yapımcı para kazanmak için bir ses yarışması düzenlemeye karar verir. Ancak verecek parası da yoktur. Yaşlı asistanı bastırdığı broşürlerde rakamları yanlış yazınca kapıya bir sürü yarışmacı dayanır. yapımcı bunu fark edince na yapacağını bilemez ama yarışmaya devam eder. Bu sırada yarışmacılar her biri ayrı derdi olan sıradan umut içinde yaşayan insanlardır. İzleyin derim. ****

Seytan-i Racim 2: Ifrit (2015) Yönetmen: Murat Toktamisoglu İlk film birazda İnci sözlükte yazılan hikaye sebebi ile hoşuma gitmişti. Hikaye sıradan bir Cin hikayesi olmasına rağmen final yaşananlar biraz daha tatmin ediyordu. her ne kadar oyunculuklar da sıkıntıda olsa ilk film iyiydi ikinci filme kıyaslar. İkinci film de biraz daha profesyonelce çalışılmaya çalışılmış bu belli ama kesinlikle tatmin edici olmamış. Sanki biraz ellerine ayaklarına bulaştırmışlar. Görüntü nispeten diğerine göre iyi, oyunculuk bir tık daha öte ama tamamen duygusuz. Hikaye ise nereden tutarsanız tutun elinizde kalıyor. Hiç çekilmese daha iyiymiş. *

Zero Days (2016) Yönetmen: Alex Gibney Zero Days bir belgesel ve kesinlikle izlenmesi gereken bir belgesel. Biz teknolojiyi geriden takip edip duralım, tank tüfek yaptık ettik diyelim, uzay çağında uzayla ilgili bir şey yapmamak büyük bir acı. Neyse belgeselin hikayesi şöyle. Bir antivürüs şirketi çalışanları, bir malware keşfederler. Biraz araştırdıklarında bu malwarein içinde zero days denen bir kod bulurlar. Zero days hiç tıklanmadan bilgisayardan bilgisayara geçen bir yazılımdır. Araştırma ilerledikçe kodda bir zero days değil bir kaç tane olduğunu öğrenirler, bu iş sıradan bir hackerin yapacağı bir iş gibi durmamaktadır. İşin içinde devletler de vardır. Bu kadar anlatım yeter bence. Kesinlikle izleyin derim. ***** 

Personal Shopper (2016) Yönetmen: Olivier Assayas Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü almış bu filmle. Bazı kesimler filmi beğenirken bazı kesimlerde yuhalamış. Ben film hakkında kararsız kaldığımı belirtmeliyim. Başrol oyuncusu Kristen Stewart‘ı pek sevmem ama fena iş çıkarmamış bu filmde. Film iç içe geçmiş hikayeleri barındırıyor gibi. Mistik yanı ne olacak merakı filmi izlettiriyor. Sıkılmadım diyebilirim. Fransa’da bir ünlünün kişisel giyip danışmanlığını yapan kızımızın aynı zamanda psişik güçleri vardır. Kardeşi de aynı güçlere sahiptir ama kısa süre önce ölmüştür. İki kardeş birbirlerine ölürlerse buluşacaklarına dair söz vermişlerdir ve kızımız kardeşi ile iletişime geçmeye çalışır. Bu esnada başka ruhlarda da iletişime geçer. Biraz değişik bir film arıyorsanız izlenebilir. ****

Nerve (2016) Yönetmen: Henry Joost, Ariel Schulman Geçlik filmi edasında az bütçe ile çok yazla oyunculuk içermeyerek çekilmiş film. Online oynanan oyunda oyunculara bir görev verilir ve bunların yapılması istenir. Ancak oyundan çıkmak biraz zordur. Kendine güveni olmayan Vee’nin birden kafası atar ve oyuna girer. Ian diye bir çocukla tanışır ve oyuna devam eder. İşler sarpa sarınca oyundan ayrılmak ister ama kimin düzenlediği bilinmeyen oyun tarafından cezalandırılır. Kendisini ve ailesini kurtarmak zorunda kalır. Ortalama bir film ama filmde Juliette Lewis‘i görebildik. Allah’ım ne çok yaşlanmış. ***

Mel-Un (2016) Yönetmen: Mustafa Kara Film için vasattı diyebilirim. Zaman kaybı olarak bakabilirsiniz. Hiç bir yenilik ve bakış açısı yoktu filmde. Köyde yaşayan ve içine cin giren bir kızın hikayesi. *

Life (2017) Yönetmen: Daniel Espinosa Bilim Kurgu açlığını giderebilecek bir film. Ancak çok şey beklememek lazım. Görsel olarak tatmin edici ancak hikayeye baktığımızda sınıfta kalıyor. Biraz daha mantıklı bir senaryo ile karşımıza çıksalardı iyi olacaktı. Bunun yanı sıra uzaya adam göndermiştiniz biraz daha akıllı mürettebat istiyoruz. Alien’da da aynısını demiştim. Uzayda yaşam arayan ve ve bazı testler yapan bir grup bilim adamı yapılan testler sonunda bir canlı üretirler. Ancak bu canlı gayet akıllı ve saldırgandır. Ekip onunla baş etmeye çalışır. ***

Kaygı (2017) Yönetmen: Ceylan Özgün Özçelik Filmi başarılı buldum. Olan bir hikayeyi mistik bir şekilde işlemişler. Biraz durağan ve uzun sahneleri çok ama yine de izletiyor kendini. Film aslında nasılda toplum olarak hafızamızı yitirdiğimizi gözler önüne seriyor. Ve artık hayatımızın vazgeçilmez sesi olan inşaat seslerinin. Hasret bir televizyon kanalında belgesel montajı yapmaktadır. Bir gün onu haber departmanına atarlar. Burada haberleri montajlarken aslında sunulanın olan olmadığını daha iyi fark eder. Bu işi yapmak istemeyince işi bırakır. Ailesi trafik kazasında ölmüştür ancak onların kazada öldüğünü düşünmemektedir. Rüyasında garip şeyler görür bir şeyler hatırlar ve bunun üzerine gider. Tabi ki gerçeği öğrenecektir. Bazı bölümler biraz kopuk olsa da kesinlikle izlenmesi gereken bir film. *****

Istanbul Kirmizisi (2017) Yönetmen: Ferzan Ozpetek Görüntü yönetimi açısında film tatmin etse de klasik Ferzan Özpetek filmlerinin yanından geçmiyor film. Hikaye çok havada. Film İstanbul’da geçiyor onun aşinalığından mıdır Türk oyunculardan kaynaklı mıdır bilemedim ama filmin o gizemli fantastik kısmını bir türlü yakalayamadım. Karakterler bana çok soğuk geldi. Hikayenin yarım kalması ve hikayede verilen bilgiler ile bir tümevarım yapamamamız filmin görselliği yanımda aldığım keyfi tamamlayamadı. Uzun zamandan sonra yönetmenin Türkiye^deki ilk filmi bu sevindirici ama bence İtalya ona daha verimli geliyor. Yine de izlenir. ***/*

Ace Age: Collision Course (2016) Yönetmen: Mike Thurmeier, Galen T. Chu Seri hakkında söylenecek çok şey yok. Ama bu seri gerek diyaloglar gerek göndermeler olsun sanki biraz daha yetişkinlere yönelik olmuş. Keyifle izledim ve izlememesi gerekir bence. Bu kez kahramanlarımız gök yüzünden gelen büyük gök taşıyla karşı karşıya. Tabi tüm bunların mimarı kim bilin bakalım? ****

Beauty and the Beast (2017) Yönetmen: Bill Condon Fİlm IMDB’den hatırı sayılır bir puan almış ama ben filmi hiç sevmedim dersem yalan olmaz. Bence film için harcanan bütçeye yazık. Hikaye tamamen zorlama olmuş. Birde buna müzikalimsi havalar yerleştirilmiş ki zorlayalım da karşımıza bir film çıksın gibi olmuş. Bence daha iyi bir uyarlama olabilirdi. Bana mı itici geliyor bilmiyorum ama Emma Watson güzel rolü için olmuş mu hiç. Neyse, benden kötü puan. **

Guardians of the Galaxy (2014) Yönetmen: James Gunn Bu filmi ikincisini izlemeye giderken ilkini de izleyeyim de arada kaynamasın diye izledim. Açıkçası bu zamana kadar neden izlemedim, dikkatimi çekmedi anladım. Bana çok sıradan geldi. Evet Marvel fantastik bir evren uzaylılar güzel ama öyle çok fazla öveceğim bir film değil. Dünyadan kaçırılan bir çocuk galaksiler arası bir hırsız olur. Derken işler değişir ve Galaksinin Koruyucusu olur. ***

Guardians of the Galaxy Vol. 2 (2017) Yönetmen: James Gunn Bu bölümde de dünyadan kaçırılan kahramanımızın babasına tanıklık ediyoruz. Bir tanrı olan babası aslında tüm dünyaları yok etmeye çalışan bir delidir. Star-Lord babasını bulmanın sevinci içindeyken onun aslında kendisini kullanmak için dünyaya getirdiğini öğrenir. Bütün evreni yok edecek babasına karşı savaşmaya başlar. ***

Ghost in the Shell (2017) Yönetmen: Rupert Sanders Filmin nasıl olacağını merakla bekliyordum ve açıkçası beni tatmin eden bir film oldu. Animeye oldukça sağdık kalınmış hatta müzikleri bile olduğu gibi bırakılmış. Zaten efsane bir animeye bir şeyler eklemeye çalışmak oldukça riskli. Bence bu film o atmosferi başarılı bir şekilde vermiş. Sanıyorum devamı da gelir ama bu kadar başarılı olur mu bilmem. Hikaye hafızası silinmiş ve beyni bir robota monte edilmiş genç bir kızın başından geçenleri anlatıyor. Kesinlikle izleyin. *****

Get Out (2017) Yönetmen: Jordan Peele Film konu itibariyle oldukça değişik ve başarılı olmuş. Korku filminden ziyade film gerilim filmi. Son dakikasına kadar heyecanlı bir şekilde tutmayı başarıyor. Son dönemin en farklı ırkçılık filmi diyebilirim. Konu iyi işlenmiş. Olaylar yaşanırken bir şeylerin olduğunu fark ediyorsunuz. Hatta hikayeyi çözüyorsunuz ama tüm olay birden on dakika içinde oldu bittiye getirilerek çözülüyor. Final sekansı biraz daha uzatılıp keyiflendirilebilirmiş. yine de izlenmesi gerekenler arasında. ****/*

Contracted (2013) Yönetmen: Eric England Değişik bir film olmuş Contracted. barda tanıştığı bir adamla birlikte olan Samantha birden hastalanır. Bu hastalık pek bildiği gibi bir şey değildir. Hızla vücudu çürümeye başlar. Film kızın bu durumunu anlatırken kızın bir türlü doktora gidip adam gibi muayene olmaması sürekli gözüme battı. Filmlere artık çok mu gerçekçi bakmaya başladım bilmiyorum. Filmin bir diğer eksisi de bence olayların bir türlü tam olarak anlatılmamasıydı. Bu şeytani bir şey mi, yoksa hastalık mı anlayamadık. Finalde ise iş biraz klasik bağlandı. Klasik ama beklenmedik. ***

Circle (2015) Yönetmen: Aaron Hann, Mario Miscione Film tek bir mekanda geçiyor. bununla bilikte bir hikayeyi anlatmaktan çok insanları, değer yargılarını ve bakış açılarını gözler önüne seriyor. Bir nevi film için toplumu test etmek diyebiliriz. Bir grup insan içlerinde her türlüsü olan, çember şeklinde bir yerde bulurlar kendilerini. Burada insanlar belli sürelerde bir lazer ile öldürülmektedirler. Hareket ettiklerinde de ölmektedirler. Sonra aslında ölecek kişileri oylayabileceklerini öğrenirler ve insana dair ne varsa ahlak, tabu, din hepsi ortaya dökülür. *** 

Buralarda yokken izlediklerim 4

Pek vakit bulamıyorum. Zaten belirtmiştim, yazıların çoğunu da telefondan falan yazıyorum. İş sebebi ile sürekli bilgisayar başında olmam ondan arta kalan zamanlarımda yanına yaklaşmamı engelliyor. Yaklaştığımda da yaptığım işler belli. Bu gün müthiş bir tembelliğin içinde gezinirken bari uzun süredir ara verdiğim izlediklerimi yazma olayına geri döneyim dedim. Öyle ayrıntı beklemeyin bu sefer. Belki iki üç kelam.

Zaten kitaplara da bulaşmıyorum ne zamandır.

Lanet olsun dostum!

Bu diğer deneme

Snowden (2016) / Yönetmen: Oliver Stone. Edward Snowden’in hayatından esinlenerek yapılmış film. Zaten adamın yaşadıkları şaşırtıcı filmde ister istemez kendini izlettiriyor. ****

Siccin (2014) / Yönetmen: Alper Mestçi Filmi önceden izlememişim sanırım yada izledim de hatırlamıyordum. Neyse yine izlemiş oldum. Standart bir Cin vakası biri bir birilerine musallat ediyor cinleri. **

Sherlock (2010) Creators:
Mark Gatiss, Steven Moffat Diziye daha önce neden başlamadım bilmiyorum. Günümüze uyarlanan Sherlock oldukça hoşuma gitti. İzleyin derim. *****

Rings (2017) Yönetmen: F. Javier Gutiérrez Ring’in sonuna “s” koyarak yeni nesil Ring’i oluşturan ekip benden geçer not almadı. Ama sanıyorum ki devamı gelecek. Lakin ben gereksiz buldum. **

Resident Evil: The Final Chapter (2016) Yönetmen:
Paul W.S. Anderson Bu filmle birlikte seri son buldu ama benim kafamda o kadar şey karıştı ki. Neyse ki filmde Milla Jovovich vardı. Onun hatırına artık. ***

Passengers (2016) Yönetmen: Morten Tyldum Filmden biraz aksiyon bekliyordum ancak oldukça durağan geçti. İşin felsefesine değinmeye çalışmışlar ama tam olarak oturduklarını söyleyemeyeceğimden. Yinede az buçuk görsellik için izlenir. ***

Olanlar Oldu (2017) Yönetmen: Hakan Algül Çok sıcak eğlencelik bir filmdi. Zaten sıcak ve doğal olması filmi sevmemde büyük etkendi. Tabi orijinal bir hikaye yoktu filmde ama karakterler oldukça eğlenceli ve iyiydiler. Klasik Ata Demirer filmi diyebilirim. ****

Miss Peregrine’s Home for Peculiar Children (2016): Yönetmen: Tim Burton Zaten Tim Burton filmlerini severim. Bir de filmde Eva Green olunca benim için oldukça keyifli bir izlenim sağladı. Tabi Burton’un en iyi filmi değil ama buna da şükür. ****

Logan (2017) Yönetmen: James Mangold Sonunda Logan’ı da öldürdüler. Hemde ayyaş biri yaparak. Marvel ne diyeyim sana yazıklar olsun. Bütün X-Men’ler gitti. Ama şimdi Y Men’ler geliyor değil mi? ***

Lion (2016) Yönetmen: Garth Davis Gerçek bir hikayenin romanından esinlenmiş film. Zaman zaman kaçsa da çok fazla ajitasyon yapılmamış. Filmin en sevdiğim yönü buydu. Lakin biraz daha sadeleştirilebilirdi. ****

Kong: Skull Island (2017) Yönetmen: Jordan Vogt-Roberts Ben filmi izlerken çok zevk aldım. Gizem, aksiyon,drama her şey dozundaydı. Zaten böyle yeni keşif filmlerini severim. Kong’a selam olsun. Devamını da bekleriz. ****

John Wick: Chapter 2 Yönetmen: Chad Stahelski Bu film bana çok gereksiz geldi. Hiç bir amacı yoktu. Vurdu, kırdı öldürdü, John abimiz lakin ilk filmdeki neden sonuç ilişkisi sıfırdı. **

Jack Reacher: Never Go Back (2016) Yönetmen: Edward Zwick Eski bir asker olan Jack asker arkadaşının birden bire içeri atıldığını öğrenir ve ona yardım etmeye başlar. Aksiyon falan işte. Tom Criuse bu yaşta yine yıkıp geçiyor. **

Inferno (2016) Yönetmen: Ron Howard  Dan Brown‘nın Roman uyarlaması olan film gerilimi kesmiyor. Fİnalin de İstanbul’da geçmesi keyif veriyor. ****

Hotarubi no mori e (2011) Yönetmen: Takahiro Ômori Başarılı bir dramdı. Akrabalarını ziyaret eden kız ormanın derinliklerinde masallarda anlatılan bir türle karşılaşır. Burada biri ile arkadaş olur ve iyi vakit geçirir. Yıllarca her yaz buraya gider ve onunla görüşür. Ama bu canlılar insana dokununca ölmektedir. Ve ne yazık ki… İzleyin derim. Kısa bölümlü bir anime. *****

Honeymoon (2014) Yönetmen: Leigh Janiak Kahramanımız Bea evlendikten sonra eşi ile balayına memleketindeki bir orman evine gider. Burada da garip olaylar gelişir. Bae değişmiştir. Kocası ile ona ne olduğunu anlamaya çalışır. Çok özellikli bir film değil. **

Hidden Figures (2016) Yönetmen: Theodore Melfi Gerçek bir olayı anlatan film oldukça başarılı. Bu şekilde bu günün özgürlükçü Amerikası’nın vakti zamanında ne olduğunu da anlamış oluyoruz. Kesinlikle izlenmesi gerekli. *****

Her Sey Asktan (2016) Vallahi ne yalan söyleyeyim sıkıntıdan film ararken sırf Hande Dogandemir hatrına filmi izlemeye başladım. İyi mi ettim bilemedim. *

Grave Encounters 2 (2012) Yönetmen: John Poliquin İlki çok mu iyiydi de ikincisi yapıldı anlamıyorum. Benim hatırladığım kadarıyla ilki de başarılı değildi. ilkinde belalı olan hastaneye ilk filmin gerçek olduğunu düşünen bir ekip gider ve olanlar olur. **

Black Mirror (2012) Creator:
Charlie Brooker İlk üç sezonu çok başarılı buldum ama son sezonda dizi Netflix’e geçince sanki biraz değişikliğe uğradı eski kalitesi kalmadı gibi. Belki toparlar sonra. Bekliyorum *****

Azap (2015) Yönetmen: Ulas Gunes Kacargil, Dilek Keser Filmi korku filmi diye izledim ama hiçte korku değildi. Şimdi korku olmaması iyi olmadığı anlamına gelmiyor. İzlediğim Türk korku filmleri arasında ayrı bir yere koyarım. Farklı konu ve işlenişi vardı. Oyunculuklar biraz daha iyi olsaydı çok daha iyi olurdu bence. ****

Assassin’s Creed (2016) Yönetmen: Justin Kurzel Aksiyonu iyiydi. Zaten oyundan hikayesini biliyorduk. Boş zamanda keyif için izlenebilecek bir film. ***

Arrival (2016) Yönetmen: Denis Villeneuve Filmin konusunu çok beğendim. Bence oldukça başarılı bir şekilde gelişiyor. Finalde fena olmamakla birlikte gelecekten verilen haberler ve olayın bir kişi etrafında dönmesi biraz kafamı kurcalardı. Biraz daha üzerine düşünmek lazım. ****

Absolute Duo. Can sıkıntısında izlenecek bir anime. İnsanların ruhları bir silaha şeklini alır ve kötü güçlerle savaşırlar. Kahramanımızın ki de bir kalkandır ve bu ilktir. Tabi bizim kahramanımızın etrafında da kızlar vardır. Bir sınavdır tüm bunlar onun için. ***

xXx: Return of Xander Cage (2017) Yönetmen: D.J. Caruso İlk filmleri izledim mi hatırlamıyorum. Bunu da muhtelemeln unuturum kısa süre sonra Imax diye gitti. Aksiyonu bol. acayip bir ajan var karşımızda. **

Üç Harfliler 3: Karabüyü (2016) Yönetmen: Alper Mestçi Bir kadın eski evini kiraya verir. Bu esnada evinde garip şeyler olmaya başlar. Aynı zamanda kiracısının da başına garip şeyler gelmektedir. İki olay arasında bir bağ vardır. Filme ne diyeceğim konusunda kararsızım. **/*

The Sea of Trees (2015) Yönetmen: Gus Van Sant Gus Van Sant’tan yine etkileyici bir film. Hem felsefesi, hem hikayesi, hem oyunculuklar gerçekten başarılı. Kesinlikle izlenmesi gereken filmler arasında görüyorum bu filmi. Bir adam intihar etmek için Japonya’da herkesin intihar ettiği güzel bir ormana gider ve burada başına inanılmaz olaylar gelir. ***** 

The Monster (2016) Yönetmen: Bryan Bertino Bir anne kız gece yolda giderken arabaları bozulur. Durdukları yer ıssız bir yerdir. Bu esnada ortalıkta bir yaratığın dolaştığını fark ederler. Çok etkili olmamakla birlikte fena bir film değildi. ***

Maeul: Achiaraui Bimil (2015) Şöyle bir Kore korku dizisi izleyeyim diye başladım. Biraz doğa üstü biraz gerçekçi derken aslında çokta etkili olmayan bir diziydi. Ailesi bir kazada ölen kız bir gün hiç görüşmediği ve öldüğünü sandığı ablasından posta alır. Onu aramaya doğduğu yere gider ve ve bir sır perdesi onu karşılar. **

The Veil (2016) Yönetmen: Phil Joanou Film korku filmi değil. Bu taraftan bakarsak tatmin etmeyecektir. Dini bir tarikatın üyeleri toplu olarak intihar ederler. 30 yıl sonra içlerinden hayatta kalan biri ile birlikte bu yere bir belgesel ekibi çekim için gider. Bu esnada tarikatın gerçek amacı ortaya çıkar. ****

Talaash (2012) Yönetmen: Reema Kagti Bir Aamir Khan filmi karşımızda. Yine başarılı bir yapım. Bu kez polis rolünde izliyoruz Aamir Khan’ı. garip bir cinayeti araştıran polis Surjan Singh Shekhawat garip bir şekilde kendisine bir şeylerin yardım ettiğini fark eder. Bu durum bütün düşüncelerini değiştirecektir. *****

Suicide Squad (2016) Yönetmen: David Ayer Filmin kadrosu oldukça iyi. Ancak aksiyon ve karakterlerin derinliği bakımından çok fazla beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Buna rağmen kostümler oldukça başarılı. İzlenebilir bir aksiyon. ***

Split (2016) Yönetmen: M. Night Shyamalan Standart Shyamalan filmi karşımızda. Güzel bir hikaye tutturmuş ama bir şeyleri yine dengeleyememiş. Çok fazla mesaj vereyim derken hikayenin akıcılığı gitmiş. Oysa çoklu kişilik bozukluğu olan karakterimizin ve onun kaçırdığı kızların başından geçenler daha keyifliydi. Alt metinleri çıkarırsak. ****

Spectral (2016) Yönetmen : Nic Mathieu Bütçesine göre oldukça başarılı bir Netflix yapımı. İnsanlar kendilerine benzeyen ama ruh şeklinde yaratıklar tarafından tehdit içindedir. Bunu araştırması için bir mühendis gönderirler olayların görüldüğü yere. Bir birlikle onların ne olduğunu anlamaya çalışırlar. ****

The Huntsman: Winter’s War (2016) Yönetmen: Cedric Nicolas-Troyan İlk film Snow White and the Huntsma’ın devam filmi niteliğinde bu film. Kötülük devam etmekte. Buz kraliçesi ablasının da etkisinde kalarak dünyaya kök söktürmekte ve çocuklardan bir ordu toplayıp aşkı yasaklamaktadır ama istediği gibi gitmez işler. ***

Snowpiercer (2013) Yönetmen: Joon-ho Bong Ozon tabakasının delinmesinin ardından insanlar bunu onarmak için bir gaz geçiştirirler. Ancak bu gaz bir süre sonra buzul çağına yol açar. Trenlerle kafayı bozmuş olan bir mühendis bir tren yapar ve insanları buna doldurur. Tren hareket ettikçe insanlar yaşamaya devam edecektir. En son vagonda olan üçüncü sınıf insanlar trenin yönetimini ele geçirmek için harekete geçerler. Bence daha iyi olabilirdi film. ***

Buralarda yokken… İzlediklerim-3

Snow White and the Huntsman (2012): Filmin yönetmen koltuğunda Rupert Sanders var. Bu yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. Standart aksiyonun yüklü olduğu filmde karşımıza öyle çokta diğerlerinden ayrılacak bir yönetim karşımıza çıkmıyor. Filmin hikayesi adından da anlaşılacağı gibi bir Pamuk Prenses hikayesi. Pamuk Prensesin annesi öldükten sonra babası Ravenna adında başka bir kadınla evlenir. Ancak Ravenna kralla evlendiği gecenin akşamı kralı öldürür ve Pamuk Prensesi zindana atar. Günün birinde Pamuk Prenses kaçar ve Ravenna onu yakalaması için peşinden bir avcı gönderir. Ancak avcı Pamuk Prensese aşık olur ve Ravenna’ya karşı savaşırlar. Filmde Kristen StewartChris Hemsworth ve Charlize Theron baş rollerde. **  Siren (2016): Film V/H/S filminin Amateur Night hikayesinden yola çıkılarak yapılmış. Bu kısa filmin yönetmeni ve senaristi de Siren’in olduğu gibi Gregg Bishop. Ben filmi başarılı bulduğumu söylemeliyim. Film ilk segmentin başını anlatıyor. Yani orada gördüğümüz karakterin nasıl dışarıya çıktığını. İşleyiş ve hikaye aynı yani bir barda eğlenen bir grup arkadaşın başından geçenler şeklinde. Film Siren’n bir adam tarafından yardım amacıyla kandırılarak kilit altına alınır. Onun olduğu bir mekan açar ve burada genel ev işletir. Çünkü siren insanlara bulunduğu ortamda büyük hazlar yaratmaktadır. Bir gün barda bekarlığa veda partisi yapan bir grubun yanına adamın biri yanaşır ve daha iyi bir eğlence sunar. Ekip kabul eder ve özel bir villaya giderler. Gerçekten de adamın dediği kadar vardır burası. Ama bir süre sonra garp şeyler olmaya başlar arkadaşı garipleşir bir yerlerde insanlara işkence yapılıyordur. Derken elemanlardan biri Siren’i kilitli kapının ardında kötü halde görür. Ona yardım etmek için arkadaşları ile birlikte geri döner ve Siren’i bu zindandan kurtarırlar. Ancak kurtardıkları kız masum biri değildir. Siren karakterinin aynı karakter olması iyi oluş. ***  Krampus (2015): Filmin yönetmen koltuğunda Michael Dougherty var. Genelde aksiyon filmlerinin senaryoları ile tanığımız bu isim Trick ‘r Treat‘dan sonra bir başka korku filmi ile çıkıyor karşımıza. Bir ailenin başından geçenleri anlatıyor film. Çokta iyi anlaşamayan aile şükran günü için bir araya gelir. Bu sırada Alman olan evin resinin annesi de torununa garip hikayeler anlatmaktadır. Tüm aile evde yemek yerken teyzesinin çocukları Max’a eziyet ederler ve o da odasına kaçar. Bu esnada bir mektup yazar ve bunu göğe atar. Bu bir dilek mektubudur. O dakikadan sonra hava şartları değişir ve her yeri kar kaplar. Aile sabah uyandığında bu manzaraya inanamaz ancak sonuçta kıştır. Evde vakit geçirmeye karar verirler. Ailenin kızı arkadaşı ile görüşmek için evden çıkar ve gece geri dönmez. Onu aramak için dışarı çıktıklarında ise garip yaratıkların ona saldırdıklarına şahit olurlar. Ve bu yaratıklar onların peşindedir. Bu esnada bu yaratığın aslında babaanne ile bir ilgisi olduğu anlaşılır. Yaratık ise Noel Baba’nın kötü ikizidir. Korku öğleleri olan ama korkudan çok aile içi konulara değinene bir film olmuş ama izlenilebilir. ***  The BFG (2016): Filmin yönetmen koltuğunda usta isim Steven Spielberg var. Film Roald Dahl‘ın romanından uyarlanmış. Steven Spielberg‘in bir çizgisi var ve bu çizgi arasında bu The BFG biraz sönük duruyor. Buna rağmen film görsel olarak tatmin ediyor ve keyifli bir izlenim sunuyor. Ancak belirtmeden geçemeyeceğim film çok fazla çocuk filmi kalıyor. Sophie, yetiştirme yurdunda yaşayan bir kızdır. Bir gece şehirde olanan bir dev görür. Onu gördüğü için bu dev onu alır ve devler ülkesine kendi evine götürür. Beklenenin aksine bu dev kötü değildir ve insan yemiyordur. Onun özelliği ise insanların rüyalarını toplayıp yeni rüyalar yapıp yine bunları inanlara geri vermesidir. Tabi diğer standart devler onu bu durumdan dolayı ezikler. Günün birinde onun evinde bir insan olduğunu duyunca ona saldırırlar. O gün onlardan kurtulurlar ama kötü devler çocukları yemek için plan yaparlar. Sophie ve BFG bunun önüne nasıl geçeceklerini düşünmeye başlarlar ve İngiltere Kraliçesinden yardım almaya karar verirler. Kendilerinin de içlerinde olduğu bir rüya oluşturup durumu anlatırlar ve kraliçenin karşısına çıkarlar. Keyifli bir gün için izlenilebilir. ****
 width=
Azem 3: Cin Tohumu (2016): Yönetmen koltuğunda Hurcan Emre Yilmazer var. Bayrağı aldıktan sonra bu çektiği ikinci Azem filmi. Öncelikle Türk Korku filmi olması sebebi ile oyunculuklara değinmek istiyorum. Karşımızda eli ayağı düzgün oyunculuklar var. Atık sanırım korku filmi çeke çeke oyuncularımız da korku filmi oyunculuğunu da öğrenmeye başlıyoruz. Bunun ile birlikte yine makyaj ve ses ile ilgili sorunlar olsa da nispeten eli ayağı düzgün bir film var aramızda. Filmin senaryosu ise çok basit ve etkisiz. Daha ilk dakikalarda neler olacağını kestiriyorsunuz. Hikayeye özetleyeyim. Tanıtım metnindeki gibi öyle yüz yıllarca gelen süren bir hikaye anlatılmıyor tam olarak. Hikaye basitçe kocasının kendini aldattığını düşünen kadın bir hocaya giderek kadına büyü yaptırır. Kadın ise aslında ailece görüştükleri en yakın arkadaşıdır. Kadın ise kocası ile çocuk sahibi olmaya çalışmakta ama bunu başaramamaktadır. Kendisine büyünün yapılmasının ardından başından garip şeyler geçmeye başlar. Hatta o da çocuğu olsun diye hocaya gidince işler hepten karışır. Ona cinler tam anlamıyla musallat olmuştur. ** Bad Biology (2008): Filmin yönetmen koltuğunda Frank Henenlotter var. Film aslına çok kişinin beğenmeyeceği türde. Gerek oyunculuklar gerekse görsel ve filmin hikayesi seksenlerin korku B-Movie’lerini andırıyor. Zaten bu film içinde bir b-movie diyebiliriz. Gerçi biraz sönükte olsa film için gore diyebiliriz. Film cinsel anlamda doyuma ulaşamayan biri erkek biri kadın iki karakterin hikayesini anlatıyor. Gazetelere fotoğraf çeken fotoğrafçı Jennifer cinsel anlamda doyumsuz olup defalarca kez orgazm olabilmektedir. Ancak bu orgazmının derecesi artar ve kendini kaybedip birlikte olduğu erkeği öldürmektedir. Jennifer aslında bir doyum aramaktadır ama kendisine uygun partner bulamaz. Batz ise sürekli ereksiyon durumunda olan bir penise sahiptir. Öyle ki penis kendi başına Batz’ı yönetmeye başlamıştır. Penisin bu vahşiliği birlikte olduğu kadınların zor durum yaşamasına sebep olur. Hatta kadınlar ölümcül orgazma kapılırlar. Bir fotoğraf çekimi Batz’ın evinde olunca Jennifer ile karşılaşır. Kendini herkesten soyutlamış Batz , Jennifer’in dikkatini çeker ve onu takibe alır. Bu sırada Batz’ın penisi kendi cumhuriyetini ilan eder ve ondan ayrılır bir kaç kadının peşine düşer ve onlara saldırır. Geri döndüğünde ise Jennifer, Batz!ın yanındadır. İki biyolojisi bozuk kişi bir araya gelir ve birbirlerin sonunu hazırlarlar. **  Tulpa – Perdizioni mortali (2012): Film adından da anlaşılabileceği gibi bir İtalyan filmi olup yönetmen kotluğunda Federico Zampaglione oturmakta. Filmin hikayesine geçmeden önce Tulpa nedir onu açıklamak istiyorum. Tibet inanışlarına göre, büyük bir disiplin çalışması sonucunda düşünce ile, bu düşüncelerin doğrultusunda bir varlık yaratma fikrine ve bu yaratığa tulpa adı verilmekte. Film de bunun doğrultusunda ilerlemekte. Ancak hikayede bu durum biraz karışık. Lisa Boeri başarılı bir iş kadınıdır. Hayatında ufak tefek çatıştığı kişiler olsa da genel olarak hayatı iyi gitmektedir. Lisa’nın bir diğer özelliği ise gündüz bu işte çalışırken gece bir kulüpte çalışmasıdır. Günün birinde etrafındaki insanlar ölmeye başlar. Bu insanlar genelde bu gizli kulüpte birlikte olduğu kişilerdir. Derken onun bu durumunu sevmediği bir iş arkadaşı öğrenir ve ona şantaj yapar. Derken o da ölür ve gözler Lisa’ya çevrilir. Lisa bu durumu çözmek için etrafındakilerle konuşur ve kendisinin de kurban olabileceği kanısına varır. Kulüpte araştırma yapmaya başlar. Bu araştırma sonunda azı gizemlerin kapısını aralar. **  Geomeun sajedeul (2015): Bir süredir Kore filmi izlemeyince u film ilaç gibi gelmişti. Aslında filmi kısaca özetlemek gerekirse bir şeytan çıkarma filmi diyebiliriz. Her ne kadar uzak doğuluların bildiğimiz ilahi din kavramlarına pek yakışmadıklarını düşünsem de bu film bildiğin Hristiyan propagandası ve o usullerde şeytan çıkartma filmi karşımızda. Tabi bu olayı gerçekleştirirken yine biraz şamanlığa bulaşılmış. Ancak belirtmem gerekir ki, yine başarılı bir film var karşımızda.  Genç bir kıza bir araba vurup kaçar ve bu sebepten dolayı kız komaya girer. Öyle hareketsiz bir şekilde yatan kızın yanında gelen Rahip Kim kızın bedenine şeytan girdiğini düşünür. Biraz araştırma yapar ve bunu diğer papazlara sunar. Bir şeytan çıkarma ayini yapılmasına karar verirler ancak bu iş herkesten gizli olacaktır. Kim’e yardımcı olması ve eğitilmesi için de yanına genç rahip Choi verilir. Kim ile Choi kızın başına geçip ayin yapmaya başlarlar. Şüphelerinde haklıdırlar kızın içine şeytan girmiştir. Ancak o sırada polise haber verilmiştir ve işler tam düzelecekken ortaya polis engeli çıkmıştır. ****

Buralarda yokken… İzlediklerim-2

El cuerpo (2012): Filmin yönetmeni Oriol Paulo genelde senaryoları ile var olan bir isim. Bu filmde bir kaç tv filmi dışında sanıyorum ilk profesyonel filmi. Bu ismi Los Ojos de Julia / Julia’s Eyes filmi ile tanıyacaksınız. Bu filmin de senaryosu bana özgün gelmişti ve aslında El cuerpo’nun senaryosu da oldukça özgün. Hikaye güzel kurgulanmış. zaman zaman hikayenin akışı sanırım yönetim ve oyunculukla ilgili izleyenin ilgisini kaybettirse de genel olarak fena bir film değil. Hikaye zengin güçlü bir kadının ölümüyle başlıyor. Adamın ondan yaşça küçük kocası üzüntüsünü yaşarken aynı zamanda en büyük şüphelilerden biridir. Derken kadının cesedi birden morgdan kaybolur. Polis neye yoğunlaşacağını şaşırır. Soruşturma devam ettikçe av ve avcının yeri yavaşça değişir.  ***  Derailed (2005): Filmin yönetmen koltuğunda İsveçli yönetmen Mikael Håfström var. Film yönetmenin Hollywood’a açtığı ilk kapı. Fena da eleştiriler almamış. Film James Siegel‘in romanından uyarlama. Ancak film konusunda tam anlamıyla ne diyebilirim bilmiyorum. Fena bir film sayılmazdı ama nedense beni çok fazla sarmadı. Filmin kadrosu oldukça başarılı isimlerden oluşuyor başta söylemek lazım bu durumda zaten filmin bir sıfır önde başlamasına sebep oluyor. Charles günün birinde bir barda güzel bir kadınla karşılaşır. Kadınla beraber olmak için bir otele giderler. Tam ilişkiye girecekleri sırada odayı hırsızlar basar ve onara zarar verir üstüne üstlük kadına da tecavüz ederler. Olay biter ama hırsız bizim çiftin peşini bırakmaz ve tehdit eder. Charles ona para verir ancak adam istedikçe istektedir. Ancak araştırdıkça olayların göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkar. Charles intikam için plan yapar. ***  Dead Man’s Shoes (2004): Filmin yönetmen koltuğunda Shane Meadows var ve film IMDB’de 7.7 gibi hatırı sayılır bir puan almış. Ancak ben film konusunda ne demeliyim diye düşünüyorum. Başta çok benim tarzım olmadığını söylemeliyim. Aslında tarz olarak evet ama hikayenin işlenişi durağanlığı beni pek memnun etmedi. Zaten hikaye biraz ters köşe yapmaya çalışsa da bunu tam anlamıyla başaramıyor. Bununla birlikte oldukça basit bir konu uzun uzadıya anlatılmış ve çok yavaş ele alınmış. Karakterle birlikte size olayı çözmeye, anlamaya çalışıyorsunuz ama olayın albenisi olmayınca pek keyif vermiyor. Richard orduya gitmiş burada savaşa katılmıştır. Uzun süre dönemediği için herkes öldüğünü düşünmektedir. Arkasında da otistik kardeşini bırakmıştır. O dönemin serserileri ise kardeşine yapmadık zulüm bırakmamış, sonunda ölümüne sebep olmuşlardır. Richard ise kardeşinin intikamını farklı bir şekilde hepsinden alır. **  Creative Control (2015): Benjamin Dickinson‘un yönetmenliğini yaptığı film kendisinin ilk uzun metrajlı filmi. Akabinde kısa filmlere devam etmiş bir de tv filmi çekmiş. Film benim oldukça dikkatimi çekti ve beğendiğimi söylemeliyim. Ancak herkesin seveceği türden bir film değil başta söylemem lazım. Film reklam dünyasını anlatır ve onları yererken bir yandan da yapay zeka ve sanallaşmaya dikkat çekiyor. Filmin en iddialı yanı ise siyah beyaz çekilmiş olması. Renkli olsa nasıl olurdu diye düşünüyorum. David başarılı bir reklamcıdır. Çalıştığı firmaya reklamı yapılması için bir gözlük getirirler. Ancak bu gözlük sıradan bir gözlük değildir. Gözlük yapay zekaya ait, her şeyi yapabilecek kapasitede bir gözlüktür. David onu kullanmaya başlar ve hayatı değişir. Yakın arkadaşının sevgilisinin bir profilini bu gözlüğe çizer, çizdiği karaktere aşık olur. İlişkisi çıkmaza girer ve işten kovulacak seviyeye gelir. Yani tam anlamıyla dibe batar. Nasıl çıkacağından da habersizdi. Filmin yönetmenini baş rolde de görebilesiniz. *** 
 The Conjuring 2 (2016): Son dönem iyi işler çıkaran James Wan yine bir devam filmi ile karşımıza çıkıyor. İlk filmi başarılı bulduğumu zaten yazmıştım. Atmosferi oyunculuklar filmin akışı dikkat çekiciydi. Bir devam filmi olarak The Conjuring 2 ilkinin yerini tutmasa da artık mumla aradığımız korku filmlerinin içerisinde parlayan bir yıldız gibi. Ancak genel anlamda ilk filme oranla daha çok klasik şeytan çıkarma merasimine tanık oluyoruz. Hikayenin en albenili kısmı, Warren çiftinin  olaylara yaklaşımı. Aradan yollar geçmiş, artık Warren çifti doğa üstü güçlerden sıkılmaya başlamıştır. Lorraine’nin görüleri de devam etmektir. Son görüleri ise kocasının öleceği yönündedir. Bu sebeptendir ki artık bu işleri bırakmak gerekmektedir. Kendilerinden uzak bir yerde ise bir kadın çocukları ile birlikte kötü günler yaşamaktadır. Hatta çocuklarından birin içine kötü bir ruh girmiştir. Olaylar bu evde kötüleşince kilise durum analizi yapmaları için çiftten yardım ister. çift buraya geldiğinde analiz yapar ama onlarda aslında kötü bir güç tarafından oraya çekilmişlerdir. ***  Coherence (2013): Filmi oldukça ilgi ile izlemiş olduğumu söylemem gerekli. Başarılı bir kurgusu var. Biraz bilimsel açıdan açıklamaları havada kalsa da yinede kurgu bakımından film fena değil. İzlerken keyif veriyor. Filmin yönetmen koltuğunda James Ward Byrkit var. Yönetmen daha önce kısa filmler ve oyun hikayeleri yazmış. Bu filmde zaten oyun gibi. Bir grup arkadaş bir araya gelmiş geceyi geçirmeye hazırlanmaktadırlar. O gece de bir kuyruklu yıldız dünyaya çok yakın geçecektir. Yetkililer bu konu ile ilgili uyarı yapmışlardır. Arkadaş grubu yemeğe oturduğunda birden bire elektrikler kesilir. Bir süre elektrikler gelmeyince bir kaç kişi dışarıya çıkar ve etrafta birilerini arar. O esnada evde de garip şeyler olmaktadır. Evdekilerde bu durumu çözmeye çalışırken giden ekip geri döner. Ama anlattıkları onları dehşete düşürür. Etrafta sadece onların evine benzeyen bir ev ve onlara benzeyen kişiler vardır. Kendilerinin doğru kişiler olduğunu anlamak için bazı uyarılar bırakırlar. Ancak bu uyarılarda her eve girip çıktıklarında değişir. Kimin gerçek arkadaşları olduklarını kestiremezler. Çünkü karakterler arasında garip ilişkilerde vardır. Sonra bir zaman kırılmasının olduğunu ve farklı zaman dilimlerinin kesiştiği fikrini edinirler. ****  Cell (2016): Filmi izleme sebeplerimin arasında Stephen King uyarlaması olması büyük etken. King’in okumadığım kitapları arasında Cell ama başarılı bir uyarlama olduğunu düşünmüyorum. Buna rağmen filmin kadrosunda John Cusack ve Samuel L. Jackson olması filmi bir hayli öne geçiriyor. Sürekli iş seyahatinde olan Clay hava alanında çocuğu ile konuştuktan sonra garip bir olay olur. Telefonla konuşan herkes birer zombiye dönüşür ve insanlara saldırmaya başlar. Filmin de en aksiyonu bol en can alıcı sahnesi burada başlar. Clay kendi gibi bir grupla kaçmaya başlar. Derken daha güvenli olduğunu düşündükleri cep telefonu sinyallerinin ulaşamayacağı metroya iner. Burada Tom ile karşılaşır. Clay’ın amacı oğluna ve ailesine ulaşmaktır. Tom’da ona katılır ve bu mesafeyi yürümeye başlarlar. Yolculuk esnasında kendiilerine eşlik edecek birilerini de bulurken bu zombiye dönen kişilerle de savaşmak zorunda kalırlar. İyi bir yol arkadaşı olan Clay ve Tom bir süre bu şekilde yol alır. Ancak Clay evine vardığında ailesini bulamaz ve yoluna devam eder. Bu sırada bu bilinmeyen sinyal peşlerinden gelmektedir. Film her ne kadar ne olduğunu sorgulamasa da cep telefonu tiryakiliğine yüz tutuyor. *** Captain America: Civil War (2016): Bütün Marvel alemi beyaz perdeye gelirken, bir diğeri de Captain America: Civil War. her ne kadar ben başından beri tüm karakterlerin bir araya gelmesine başından beri karşıyken Marvel aleminin bu duruma gelmesini hep yadırgadım. Bu filmde ise Ironman ile Captan America karşı karşıya geliyor. Tabi aslında anlatılan adaletin görüşlere göre değiştiği fikri. İki ayrı konuda anlaşamayan ekip sonunda birbirine giriyor. Tabi önemli olan bir yerde insan saadeti olunca ekip gerçek kötülere karşı bir araya yine geliyor. Filmin kadrosu güzel, aksiyonu bol. Zaten aksiyon için çekilmiş film bekleneni fazlasıyla veriyor ancak beni tatmin etmediğini belirtmem lazım. Filmin yönetmen olduğunda ise Anthony Russo, Joe Russo ikilisi var. Community‘den sonra bu isimlerinde bu filmlere bulaşması biraz garip geldi bana. Ne alakaysa. ***
 Busanhaeng (2016): Bir süredir Kore filmi izlememişken bu film ilaç gibi gelmişti. Filmin IMDB puanı da 7.6 gibi yüksek bir rakam. Film yine bir kıyamet sonrası filmi. aslında Cell ile de çok benziyor birbirine. Ancak bu film daha gerçekçi ve daha sürükleyici. Karakterlerin, insan çeşitliliğinin fazla olması klasik bir dünya sonu zombi filminden, filmi çıkarıp insanların gerçek yüzünü gösteren bir film olmasıyla bu puanı hak etmiş bence. Bir tren düşünün. Her türden her zümreden insan var ve bu tren de bir yaşam kalım savaşı var. Bu durumda sizin ne olduğunuz ve kim olduğunuz ne kadar önemli işte film bunu anlatıyor. Tren yolculuğuna başlarken birden garip şeyler olmaya başlar. İnsanalar değişmiş diğer insanlara saldırmaktadır. Can havliyle bir grup kendini trene atar ve yolculuğa başlarlar. tabi tehlike trende de devam etmektedir. Ancak onların kurtulma yeri olarak gördükleri trenin son durağı Busan’dır. Ancak Busan’dan da pek iyi haberler gelmemektedir. Bu esnada tren vagonlarında bir can pazarı yaşanmaktadır. Tabi bir otorite sağlama baskısı da. Filmin yönetmeni ve senaristi Sang-ho Yeon. ****  Blue Mountain State: The Rise of Thadland (2016): Diziyi çok severdim. Onun hatırına da zaten bu filmi izledim. Ancak filmin dizinin yanından bile geçmediğini söylemem lazım. Hatta ne yazacağımı bile bilmiyorum. Dizideki espri anlayışından eser yok filmde. Hikaye Thad’ın etrafında dönüyor ancak sanki filmin yıldızı gibi ama hiç bir zaman Thad dizide bu kadar etkin bir rol oynamamıştı. Yurt dekan tarafından satışa çıkarılınca Alex onu kurtarmak için arkadaşlarını da yanına alıp para bulmaya çalışır. Son durak olarak köşeyi dönmüş olan Thad’ı bulur. Thad ona yardım etmeyi kabul eder ama yanında da bir defter verir. Burada Thad’ın hayalleri vardır ve Alex’in onları gerçekleştirmesi gerekmektedir. Alex büyük bir organizasyonla onun tüm isteklerini yapar. Ancak Thad’ın gerçekleri de ortaya çıkar. Çok zevk vermese de karakterleri görmek keyifliydi.  Angry Birds (2016) : Oyununu bir kaç kez denemiş üçbeş seviye geçtikten sorna bırakmıştım. Gerçi benim oyunlara genel yaklaşımım bu. Pek beceremediğim için devamını da getiremiyorum. Filmde de aslında çok şey beklemiyordum. tatil dönüşü yol uzun uçakta zaman geçsin diye izlediğim bir filmdi  Angry Birds. Öyle akılda kalıcı bir film değildi. Tam anlamıyla gişeye onaylan bir filmdi. Her ne kadar şimdi popülerliğini yitirmiş olsa da oynayanları sinemaya çekmek amaçlı yapılmış bir film. Ben klasik animasyon eğlencesi dışında ekstra bir şeye rastlamadım. Kurgusu biraz dağınıktı. Eğlence yönü de bence biraz sönük. ** Baskin (2015): Film avrupadan ödülle dönmüş bir film. Bu durum merakımı cezbedince bende izleme ihtiyacı duydum. Film ödül alacak film miydi sorusuyla başlayayım. Aslında Avrupa şartlarını değerlendirdiğimizde yapsı ve görselliği bakımından evet diyebilirim. Bir cehennem tasviri çıkıyor karşımıza. Filmin renkleri işlenişi, çekim teknikeri, sürekli dar açı kullanması, kaolitik yapısı, kapalı ortamları, filmi daha iyi hissetmemizi sağlıyordu. Bu filmin büyük başarısı. Ancak filmin daha iyi olmasını sekteye uğratan şeylerin başında karakter derinliklerinin tam olarak oturtulamamasıydı. Bir kaç karakter ağırlığını koyuyordu ama ana karakterlerin çok olduğu bir yerde çoğunun altının boş kalması filmin derinliğinden biraz götürüyordu. Ancak film görsel olarak oldukça başarılıydı. Görsellik üzerine oldukça çalışmışlar. Tabi filmin artık alıştığımız cin ögesinden uzak olması ayrı bir izlenim keyfi veriyordu. Bir grup polis ihbar alırlar ve oraya doğru yola çıkarlar. Derken kaza yaparlar ve ihbar yapılan yere yürüyerek varırlar. Ancak burası sanki dünyadan bir yer değildir. Ancak filmin biraz daha olan biteni açıklayıcı olası iyi olurdu. Filmin yönetmeni Can Evrenol. Bir de keşke diyaloglara biraz daha dikkat edilseymiş. ****