B: 1-Korkunç bir canavarın pençesinde: Sorority Babes in The Slimeball Bowl-O-Rama

“Beni benden alırsan, seni sana bırakmam” dizeleri sadece bana mı saçma geliyor? Bunun anlamı ne şimdi? Bir nevi ruh ya da beden değiştirme mi? Spiritüel ya da bilim kurgusal bir yorum mu katmamız gerekiyor tam olarak anlamamız için? Eh her şeyin üzerine bu kadar da kafa yoracaksak işte size her bir karesinden milyonlarca metafor üretip, beyninizi yakacağınız bir film: Sorority Babes in The Slimeball Bowl-O-Rama. Aslında 1988 yapımı filmin adı “The Imp” olacakmış ama, bu şekilde daha fazla izleyici çekeriz diye ismi değiştirmişler. Bence çok yerinde olmuş sonuçta “Sorority Babes”. Bu sebepten filme öncelik vermedim desem yalan olur. Topu topu üç kişinin kaldığı belki de dünyanın en küçük kız yurduna, girmeye çalışan Taffy ve Lisa, her zaman olduğu gibi (her zaman dedim ama o dönemde her zaman olmuyor olabilir belki de bu işlerin başlangıcıdır? Aslında bu iş de nereden çıkmıştır ilmiyorum. Yurt şakası gerçeği var bu doğru. Bak vakti zamanın …

Bir şeylerin üstünden geçme…

Güya geçen ayın başında düzenli bir yapama geçiyordum. Tüm hafta, her akşam yapacaklarımı planlamıştım. Buna sadece üç gün uyabildim ve devamı gelmedi. Ancak yine planı uydurmak için kollarımı sıvadım ve gün itibari ile başladım. Bu kez umutluyum. Umutlu olmak da iyi bir şey, bir nevi motivasyon. Peki bu süreç içerisinde ne yaptım? Okumadım bile… Başladığım kitabı bile yarım bıraktım (Stephen King – Billy Summers). Tabi ona da bir geri dönüş yapacağım. Tüm bu süreçlerin sebebinin şehir dışında olduğumdan kaynaklandığını düşünüyorum. Eh insanın düzeni değişiyor sonuçta. Peki ne yapmıştım? İzledim. Evet izledim. Sanki en kolayı izlemek. O yüzden izlediklerimden seçmeler ile kısa yorumlar ekledim. Ama tam bir seçme yapacağım. (İnşallah…) Cici: Berkun Oya Netflix’de tutturdu. İkinci yapımı ile karşımızda. Öncelikle filmin ismi ile başlayayım bence olmamış. Filmin sıradan bir hikayesi var. Sıradan bir hikaye sunuyorsanız izleyiciyi tutmak için bazı dinamikler vardır. Mesela, ya çok farklı bir şey bulursunuz kimsenin aklına geçmemiştir …

Uzun aranın dönüşü neden “Sandman”la olmasın?

Haklı bir soru değil mi? Gerçi ben yine bir şeyler yazana kadar yine ortalıkta bir çok şey dönmeye başladı. İnsanlar yemedi, içmedi izledi üstüne böyle acayip videolar çekti. İşte çalışma şevki budur… Aslında ben Sandman ile ilgili çok çek söylemeyeceğim. Bir kıyasa girip, nasıl hayal kırıklığına uğradığımdan, karakterlerin oturmamazlığından, olay örgüsünden bahsetmeyeceğim. Zaten herkes bunu yapıyor. Ortalıkta iyi karşılaştırma videoları var. Ben sadece dizi olan Sandman’den bahsedeceğim. Kült olmuş bir eseri yorumlamak zor. Zaten onun kadar iyi ya da onun yerine geçecek bir şey yapamazsınız. Bu konuda bazı şeyler durumlar vardır. Mesela Kubrick, Stephen King‘in The Shining‘i çekerken olayı çok farklı yorumladı ve araya iki farklı kült çıktı. İkisinin aynı kitap ya da ana fikir haricinde aynı hikayeyi anlattığından tam anlamıyla emin olamazsınız. Bir diğer durum ise Fight Club için geçerli. David Fincher kült bir film yaptıktan sonra Chuck Palahniuk‘un kitabı parladı. İkisi arasında farklar vardı. Hatta Darren Aronofsky, Requiem …

B-Gore 12: Bir gurup uzay suçlusu: Alien Outlaw

Gün geçmesin ki dünyamız istilalar altında kalmasın. Bunlar çeşitli duygusal tatminlerin istilası olmakla birlikte maalesef bu dönem gördüğümüz gibi virüs istilaları da olabiliyor. Ancak hepimiz tüm bu sorunlarının özünün insan olduğunu biliyoruz. Yakıyor yıkıyor kendine göre bahaneler uyduruyoruz. Ben ve benim gibi küçük bir kısım da uzaylıların gelmesini bekliyor. İşte şimdi size uzaylılar dünyamıza geliyor ve istilaya başlamadan önce yine Amerika’mızın güzide kasabalarından birinde direnişini anlatan bir hikaye anlatacağım. Ancak bu uzaylı istilacıların her biri birer kanun kaçağı. Hangi kanun, hangi düzen, hangi dünya diye sormayın. Belki TrES-4’den belki de Epsilon Eridani b. Ne önemi var ki? Önemli olan dünyamızı istila etmeye çalışmaları. Allien Outlaw Şimdi ben istila, istila deyip durdum ama bu adamların pardon uzaylıların yaptıkları pek istilaya girer mi bilemedim. Öncelikle neden varlar onu bilmiyorum bir diğer husus ise, dostum bu uzaylılar mükemmel silah kullanıyorlar. İşte şimdi aklı selim düşününce bu adamların uzaylı olup olmadığı konusunda da tereddütlerim …

B-Gore 11: Bir uzaylınız eksikti: Killer Klowns from Outer Space

Geçtiğimiz günlerde Ferhat Uludere’nin Palyaçodan neden korkarız? yazısını okuduktan sonra ben de bu ilginç yazıya referans olabilecek bir film anlatayım dedim. Tabi durum böyle olunca sepetimde altlarda duran bir yazıyı hemen üstlere doğru çıkardım. Lanet olsun ki bu çok da zor olmadı. Neden mi alt sıralardaydı sorusuna ben de soru ile karşılık vereyim: Palyaçolardan neden korkarız ya da korkar mıyız? Aslında bu soruya tam anlamıyla verecek bir cevabım yok. Hani korkmak demeyeyim de çok fazla haz etmem kendilerinden. Düşünsenize daha dünya gözü görmeden, okuyup izledikleri ile palyaçoları tanımış bilmiş bir insanım ben. Daha ne bekliyorsunuz? Tabii bunda en büyük pay Stephen King’e ait. Bunu da belirtmeden geçmek istemiyorum. Killer Klowns from Outer Space Filmimiz 1988 yapımı ve adından da anlaşılacağı gibi palyaçolarımız var ve bunlar, yeryüzündekiler yetmemiş gibi bir de uzaydan gelmişler. Ama yeter mi? Uzaydan geldikleri de yetmezmiş gibi üstüne üstlük katiller. Ben bir aşureyi biliyorum bu kadar karışık …

2022 Oscar adayları ve benceler

Blog iyice film bloguna döndü. Zaten istatistiklere baktığımda da genelde filmler ön planda. Yıllardır bir şeyi yanlış yaptığım kesin ama hala ne olduğu konusunda emin değilim. Emin gibiyim ama bunu ispat edemem. Yanı söyle söyleştiğimi, video yapan insanlar o kadar iş tutturuyor ki on beş senelik blogda ben bunu beceremedim. Bunun sebebi memleketimdeki insanların okumaması mı yoksa benim bunları üne kavuşturacak kadar ünlü olmamam mı? Neyse bir ses efektiyle geçiyoruz. Eh video çekmiyorum diye böyle fışşşııt bam diye efekt sesi yapmayacak değilim. Bu arada bam diye bu sitemkar adamın gidip ceketli papyonlu memleketimin tv stüdyolarında pardon evinin bir köşesinde yorum yapan bir adamı düşünün. Heh işte o. Şimdi aslında ben bunları Instagram’da yazmıştım. (Son dönem bunu çok yapıyorum değil mi? Ama ne yapayım, her şey orada dönüyor. Gerçi burası için de bazı kaygılarım var. Neyse papyonlu halime dönüyorum.) Ona şuradan ulaşabilirsiniz Mesela beğenip, takip de edebilirsiniz. (Tam youtuber gibi oldum …

B-Gore 10: Derdinize bin dert daha: Üç Süpermen Olimpiyatlarda

Gündem o kadar yoğun ki ben bu gündem yapıcıların konu bulmaktaki ustalıklarını hayranlıkla izliyorum. Aslında bu konuda bir atölye açsalar da biz de katılıp onların engin bilgilerinden faydalanarak ufkumuzu genişletsek. Oysa, kendimi evime kilitleyip dışarıda olan bitenle ilgilenmediğim zamanlarda hayatımdaki tek aksiyon tuvalete gidiş, pardon evin odaları içerisinde gezinişlerim. Hangi odada ne şekil yatsam düşünceleri haricinde aklıma gelen ekstra bir şey yok maalesef. Düşüncelerim bembeyaz bir sayfa resmen. Tabii bu kadar boş kafayla insanın en iyi yaptığı şey, uyumak, uyumak ve yine uyumak. Eh benim de yaptığım farklı değil haliyle. Sona ebleh ebleh ortalıkta dolaşıyorum. Baktım günler, haftalar ve hatta aylar bu miskinlikle geçiyor, “olmaz böyle” dedim ve kendime bir dert edinme çabasına giriştim. Bir şeyler bulmalıydım ve onun üzerine kafa yormalıydım. Tabii bir de bu miskinliğin içinden sıyrılıp bir B Filmi yazısı da yetiştirmem gerekiyordu. Birçok düşünce ve yeni atılımlarım sonuçsuz kalırken, o zaman ben mi bir B hikaye …

Back to Top