Chinjeolhan geumjassi / Sympathy for Lady Vengeance

Serinin iki filmini yazmışken üçüncüye yer vermemek olmaz. Tabı sadece tekrar izlenimden sonra olabilir. O da geçtiğimiz haftalarda oldu. Ancak bu filmi yorumlamakta aslında sıcağı sıcağına olacak bir iş değil. Çünkü filmi izledikten sonra o kadar etkisinde kalıyorsunuz ki, bırakın ne yazacağınızı düşünmek iki kelimeyi bir araya getirip konuşamıyorsunuz bile. Chinjeolhan geumjassi serinin en yumuşak ve aynı zamanda en göz alıcı filmi olarak çıkıyor karşımıza. Ana karakterin bayan olduğundan mıdır bilinmez ama bu film Boksuneun naui geot ve Oldeuboi‘dan daha az şiddet içeriyor. Ancak bu üçleme içerisinde de estetik yönden göze çarpan en iyi film olma özelliğini taşıyor. Film mükemmel bir kurguya sahip. Aynı şekilde müziklerden tutun, kamera hareketleri, her bir görüntü karesine kadar oldukça başarılı. Çoğu kez hiç bir ayrıntısına dikkat etmeden defalarca geçtiğimiz sokakları Chan-wook Park bize o kadar ayrıntılı ve güzel vermiş ki, sokaktan geçerken sizde Chan-wook Park’ın gözünden sokakları görebilir miyiz diye duraksayıp baktığınız oluyor. Film çok etkili bir film. Ana …

Salinui Chueok / Memories of Murder / Cinayet Günlüğü

Bu filme En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence) adlı yazımda üçüncü sıraya koymuş ancak blogta değinmemiştim. Geçen gün bilgisayarımdaki filmleri taşırken bir köşeye sıkışmış olarak buldum kendisini evet bu bir mesajdı bu filme değinmem için. Şu an ben de öyle yapıyorum. (Belli oluyor değil mi?) Ayni listede yönetmen, Bong Joon-ho‘nun Gwoemul adlı filmine de yer vermiştim. aslında her iki filmde de ortak nokta yönetmenin toplumsal eleştiriyi perdeye tek anlamıyla mükemmel yansıtması. Salinui Chueok ise bu işi çok iyi yapıyor. Film baştan sona eleştiri dolu. Anlatılan hikaye kesinlikle her an yaşanan cinsten. Filmin belki de bu kadar iyi olmasının nedenlerinden birisi filmin yabancılaşmamış olması. Yani Korenin küçük bir kasabasındaki her şeyin Koreye özgü olması. Bu bizimde karşılaştığımız bir durum. Aslında yönetmen bu doğallığı verirken, araya soktuğu büyük şehirden gelen polis karakteri ile de akılcılığa, eğitime ve modernizme eleştiride bulunmuş. Bir yerde baktığınızda ne olursanız olun, insan olduğunuz sürece …

En İyi 10 (beş) Kore Film (Tabi ki bence)

Sevgili Goddess Artemis, Ters Ninja blogunda bulunan “En İyi 10 Film: Spaghetti Western / Dizi / Anime” başlılı yazıyı bana göndermiş sağ olsun. Pek tabii ki güzel bir liste olmuş (aslında ne yalan söyleyeyim saydım 30 görsel eser içerisinden sadece 22 sini izleyebilmişim:)). Acaba benim sevdiğim en iyi on film ne diye düşünürken yorumlarda Kore film ve dizilerine hassasiyetimi bilen Goddess Artemis kore filmleri konusunda da benim bloğumu referans verdiğini görünce düşünme açım biraz daraldı ne yalan söyleyeyim. Acaba benim en sevdiğim on Kore filmi nelerdi. Düşünüp taşınmakla bu iş olmazdı biliyorum. Benim için en iyi filmler aklıma ilk gelenlerdir diye düşündüm ve bir liste yaptım. Gerçi onu birazcık geçti ama ilk aklıma gelenler sıralaması ile aşağıdakilerdi. Taegukgi (Je-gyu Kang, 2004) Oldboy (Chan-wook Park, 2003) Salinui chueok (Memories of Murder) (Joon-ho Bong, 2003) Bom yeoreum gaeul gyeoul geurigo bom (Spring, Summer, Fall, Winter… and Spring) (Ki-duk Kim, 2003) Noksaek Uija …

Oldboy – 올드보이

Geçtiğimiz gece animelerden ve dizilerden kafamı kaldırıp (uzun uzun bölümlü şeyler bunlar, bloga yazamama sebeplerimden de sayılırlar) Oldboy’u tekrar izledim ve yahu ben bunu bloga neden yazmadım deidm kendi kendime. Şimdi de bu eksikliği gidermek için oturup yazıyorum. Peki bu film hakkında ne yazabilirim ki yönetmen Park Chan-wook harikalar yaratmış… Bizde bu harikalara tanık oluyoruz. Film Nobuaki Minegishi‘nin aynı isimli mangasından başarılı bir şekilde uyarlanmış film güzelliğini aldığı ödüllerlede kanıtlamıştır. Film eğlendirici ve iç gıdıklayıcı bir şekilde başlıyor… Ana karakterimiz olan Oh Dae-Su aşırı alkolden karakolda bizlerle buluşuyor öncelikle. Buradaki tavırları yüzümüzü gülümsetmekten öteye geçmiyor hatta kahkahalara boğuluyoruz. Arkadaşı onun karakoldan çıkartıyor ve bir kulübede eşine telefon açarken birden bire ortadan kayboluyor.  15 yıl boyunca bir odada esir kalmaya başlıyor. Odada sadece temel ihtiyaçlarını karşılayacak şeyler bulunmakta ve ekstra olarak bir televizyon yer alıyor. Oh Dae-Su tğm ihtiyaçlarını bu şekilde karşılıyor. Dünyadaki tüm gelişmeleri televizyondan öğreniyor. Burada hissettiğim şey aslında …

The Host, 괴물, Gwoemul – “Monster”

Yaratık filmlerini pek sevmem. Yani öyle hastası olup izleyenlerden değilim denk gelirsem bakarım ama Gwoemul ayrı. Şu ana kadar izlediğim en iyi yaratık filmlerinden biri diyebilirim. Öyle ki hikayede her şey açık seçik anlatılmış. Film kareleri boyunca bir toplumsal eleştiri, bir sistem eleştirisiyle karşı karşıya kalıyorsunuz. Eğer kahraman diyebilirsek, kahramanlar da bizden biri… Tabi her işte olduğu gibi bu çıbanın altından da ABD çıkıyor. Amerikan üstünden bol miktarda kimyasal madde nasıl olsa engin nehir alır götürür edasıyla suya bırakılıyor. Evet nehir götürüyor ama ardında bıraktığı mutasyona uğramış bir yaratık oluyor. Fİlm boyunca yaratığın nasıl bir tür olduğunu çözemiyoruz. Karada ve havada yaşayabiliyor. Hatta köprü altlarında akrobatik hareketler bile yapabiliyor.  Bu canavarımız insanlara saldırırken Hyun-seo bu yaratık tarafından kaçırılıyor. Hyun-seo, Seoul’daki Han Nehri’nin kıyılarında büfe işleten Hee-bong’un torunu. Babası Gang-du ise 40 yaşlarında kafası biraz az işleyen karısı tarafından terk edilmiş birisi. Halası, Nam-joo okçuluk şampiyonu ve milli takım üyesi. Amcası …

A Man Who Was Superman – 슈퍼맨이었던 사나이 (Syoo-peo-maen-i-sseo-deon Sa-na-i)

Eğlenceli bir film izlemekti amaç. Başlarken de öyle başladı. Kendini süpermen salan bir delinin ardına kendimizi kaptırmış gidiyorduk. Öyle ki bu deli tam anlamıyla bir Süpermendi. İnsanlara yardım ediyor, dört tekerli canavarlar savaşıyor, hırsızları yakalıyordu. Beynine yerleştirilmiş kriptonit sayesinde güçlerinden uzaktı ama insanlığa yardım etmek her şekilde onun göreviydi.  Song Soo-jung haber yapmak için onun peşine takıldığında aslında karşılaşacaklarından bi haberdi. Bu sıradan gelinin hikayesini tamamlamış yayına hazırlamıştı bile ancak sonra anda değişen fikriyle Süpermanin hayatını irdelemeye devam ediyor.  Film kısaca duyarlı olmak üzerine kurulmuş. Herşeye herkese, öyle ki kahramanımız kuzey kutbunu eriten dev makinelere karşı savaşıyor, yaralananlara yardım ediyor. Hepmizin yaptığı gibi kaçmak yada sadece bakıp gitmek onun yapacağı iş değil. Öyleki bu duyarsız toplum içersinde duyarlı bir insana nasıl deli etiketi yapıştırdığımızı gözteriyor bize. Toplumun üzerimize bindirdiği o sorumluluk(!) duygusu çok güzel gözler önüne serilmiş. Öyleki hastalara yardım etmiyor, doğayı yok etmekte yardımcı oluyoruz. Film bu şeklide ilerliyor. …

Back to Top