Kategori arşivi: İzlediklerim

Star Wars: Episode VIII – The Last Jedi

Bir önceki bölüm üzerinde de fazla durmamış, sadece eksiği olduğundan bahsetmiştim. Bu film içinde çok fazla bir şey söylemeyeceğim. Bir Star Wars uzmanı sayılmam hikaye konusunda ayrıntılara girmeyeceğim ama bu işin de para için olduğu aşikar. Ama ne yapalım, boynumuzun borcu eskinin hatrına izliyoruz.

Filmi IMAX izlemek için bekledim. Kalabalıktan uzak olsun, azınlık olsıun dedim ve sabah seansına girdim. Bu arada insanlar sabahın köründe avm açılışı bekliyorlar çok ilginç geldi bana. Ah tabi bende bu vesile ile beklemişi oldum mu, oldum, lakin benim amacım farklı.

Neyse salona girdik ve kilmi beklmeye kotulduk. hem IMAX için tonlarca para veriyorsun hem de otuz dakika reklam izliyorsun hem de premium denen bir sinemada. Bu konuya birilerinin el atması lazım artık. Otuz dakika fragman izlesem neyse ama reklam geçekten koyuyor. Neyse ışıklar açık, film başlası iki üç dakika geçti. Sonradan fark ettiler ışıkları açık bıraktıklarını, sonra filmi tekrar başa sarıp oynattılar. Keşke reklam koymayı unutsalardı.

Gelelim filme. Uzun süresi boyunca filmin beni çok sarmadığını belirtmem lazım. Ayrı olaylar ayrı karakterler ama hikaye kendini tekrara almış. Zaten anlamadığım noktalardan biri de Kylo Ren’in esaslı eğitim sonrasında güçlerini kullanıp yönettiğini görürken Rey’in doğuştan kabiliyetle doğru dürüst eğitim almadan ona kafa tutuyor olması bana çok saçma geldi. Hele ki son iki serinin son iki karakteri olan Snoke’ın ölümü bana çok saçma geldi. Filmden çıkınca ne izledimin tereddütünü yaşamadım dersem yalan söylemiş olurum. Gerçi şöyle de bir gerçek var. Artık eski nesilden kalan bir Jedi kalmadı. Tez zaman içerisinde Leia Organa’yı da öldürürsek film tamamen ergenlerin eline geçecek ve eskisinden eser kalmayacak. Filmin bir bölümünde de gördüki yakında XMen akademisi gibi Jedi akademisi kurulmazsa iyidir. Buradan görüyoruz ki Jedi olunmaz Jedi doğulur.

Özetle film görsel efekt olarak beni tatmin etmiş olsa da, hikaye bakımından tatmin etmedi. Keşke ana hikayeyi pas geçip bir yan hikaye ile ilerleseydi film yeni karakterler çıksaydı ortaya ama olmadı. Serinin Disney’e gitmesiyle filmin gitmiş olduğuda bu şekilde kendini kanıtladı. fanlarına yazık olmuş.

Yönetmen: Rian Johnson

Oyuncular: Mark HamillCarrie FisherAdam DriverDaisy Ridley

Acı Tatlı Ekşi

Az sonra filmi izlemeye başlayacağım. Aslında film şu an başlamalı ama malum şeyler yüzünden beklemedeyiz. Bende bekliyordum. Beklerken aklıma aslında daha çok bekleyeceğim geldi ve yazayım dedim. Filmden çok şey beklemiyorum. Ancak son dönem yerli yapımları izlemem sebebiyle (açıklaması elbet var) görüyorum ki hakkımız sinemaya girmeye başlamış. Umarım bu filmler onları tatmin etmemeye başlar da daha iyi filmler isterler. Yani bir umut.

Bu filmde yine bir dizi ekibinin iş yapar misyonuyla çekilmiş bir film. Diğer film gibi çıkacağını düşünüyorum aslında. Çok ön yargılıyım değil mi? 🙂 Neyse arada görüşürüz.

Şimdi halkımız ne güzel geliyor dedim ya gelmesinler vaz geçtim. Ne yemeleri, ne telefonları, ne de konuşmaları bitti. Of diyorum.

Neyse gelelim filme. İlk yarı çok hızlı gitti. Klasik olarak on beş dakikada olay patladı ve hikaye buna göre devam ediyor. Ana bir hikaye var hikayenin nasıl gideceği sonuç olarak ne çıkacağı belli ama bu süre içerisinde amaca hizmet eden çok fazla kare görmedik. Durumu anlatmaya çalışan reklam tadında hızlı geçişler, karakterlerle bütünleşmemize Ya da hikayeye içine girmemize pek olanak tanımadı. Senaryoda sıkıntılar mevcut. Görsel olarakta var bu durum. Artık filmin sonunda genel bir değerlendirme yaparım.

Arada yemeğimi beklerken yazayım dedim. Filmin sadece son bölümü bir arama olarak değerlendirdiğimizde başalı diyebiliriz. Film sadece bu bölümden ibaret olabilirmiş. İlk sahnelerin ben filme çok etkisi olduğunu düşünmüyorum. Yönetmen muhtemelen film yönetmeni (şu an daha önce bir filmini izledim mi hatırlamıyorum) gözümüze sokmadan ürün reklamlarını da yapmış. Asıl dram sahnesine kadar da film klip ve reklam edasıyla alakasız sahnelerle ileriyor. Sahne bütünlüğü sadece finalde sadece yaklaşık on beş dakikalık bölümde var.

Bunun haricinde filmdeki her güzel sahnenin bir filmden esinlendiğini hissettim. Bunlardan en bariz olanı turnet etrafında olan Ghost bari sahneydi. Ev sahnesi de bir Kore filminde mevcuttu.

Özetle film bana bir şeylerin kolajı gibi geldi. Evet hikayeden çok özgürlük beklemiyordum ama anlatım dilinden farklı olabileceğini düşünüyorum. Açıkçası beni pek tatmin etmedi.

Yönetmen: Andac Haznedaroglu
Oyuncular: Özge Özpirincci, Buğra Gülsöy

Arada izlediklerim…

Bir süredir filmleri sıcağı sıcağına izlerken yazıyorum. Tabi onlar sinemada izlediklerim. Son dönemde sinemada izlenecek iyi bir film bulamadığımdan kendimi ne film olursa ona vermiştim. artık biraz daha seçici olup eskisi gibi ne bulursam evde izleyeceğim. Biraz daha evde vakit geçirip, yazmaya biraz daha odaklanmalıyım. Yavaş yavaş tambelliği de üzerimden atmışken. Yazılacak filmler de biraz birikti. Kaç tanesine şimdi kaç tanesine yer veririm bilmiyorum bakalım yazının devamı ne gösterecek.

Bu arada eklenecek yazı ve öykülerim de var buraya ancak blog’un formatını biraz değiştirmek istiyorum bunun için ufak tefek çalışmalara başladım. Yeni format biraz değişik olacak. Neyse filmlere geçiyorum. Küçük yorumlarımda olacak filmler için.

Death Note 2017

 

Bu kez Netflix yapımı olarak çıkıyor Death Note. Ancak anlatım, kurgu, oyunculuk bakımından beni tatmin etmedi. * Yönetmen: Adam Wingard

 

Mustang 2015

 

Film beni çok tatmin etmedi. Sanıyorum geçen senenin Oscar adaylarımızdandı. Bana klasik bir hikaye ve hikayenin anlatılmasında sıkntılar var gibi geldi. Birden fazla karakter ve bu karakterler arasında da duygu geçişleirnde sıkıntılar vardı. *** Yönetmen:  Deniz Gamze Ergüven

Khid thueng withaya 2014

Tayland sinamasının iyi örneklerinden. biz ne kadar Tayland Sinamasını korku filmleri ile tanımış olsak bile bu film biraz daha sosyal ve romantik komedi. Uzak bir göl köyüne öğretmen olarak giden bir erkek öğretmen orada görev yapmış eski bir öğretmenin günlüğünü bulur ve macera başlar. **** Yönetmen: Nithiwat Tharatorn

Extraordinary Tales 2013

Beş Edgar Allan Poe hikayesi farklı çizimlerle karşımıza çıkıyor. Ben çizimleri beğendim ancak illa izlenmeli diyemem. *** Yönetmen: Raul Garcia

 Prityazhenie 2017

İnsanları izleyen bir uzay gemisi meteor yağmuruna tutulur ve kazayla Rusya’nın bir şehrine düşer. Bu sırada insanlar arasında da bir can pazarı başlar. Rus yapımı film görsel olarak iyi ama hikaye olarak tatmin etmiyor. Yönetmen:  Fedor Bondarchuk

Twixt 2011

Filmi yönetmen İstanbul’da bir rakı keyfi sonrası rüyasında görerek yazmış. Artık yazamayan bir yazar Poe’nun yaşadığı efsaneler dönene kasabaya gelir ve burada gerçek dışı şeyler ile karşılaşır. Karakterler, mekan ve görsellik olarak film başarılı ancak hikaye olarak beni çok tatmin etmedi. Yinede yönetmen için izlenir. ** Yönetmen: Francis Ford Coppola

 Tideland 2015

Distopik bir hikaye kaşımızda. Küçük bir kızın annesi aşırı doz eroinden dolayı ölünce, babası onu alır ve ailesinin yaşadığı eski evine gider. Ailesi yollar önce ölmüştür. Ev yıkılacak hal almıştır. Bir süre sonra babası da ölür küçük kızın ama o babasının çldüğünü anlayamaz. Tek başına bu yerde hayalleri ve garip karşı komşusu ile birlikte yaşamaya başlar. Rhatsız edici bir film. ****

Yönetmen: Terry Gilliam

 One Day 2016

Başarılı bir Tayland draması One Day. İçine kapanık bir IT çalışanı olan genç şirkette bir kıza aşıktır. Bir gün şirket bir gezi düzenler. Burada kız hafızasını kaybeder ve onu bu zor durumda nırakmayan ona aşık olan çocuktur. Çocuk hayatında sadece onunla vakit geçirmek ister. Kıza yalan söyleyerek ona sevgili olduklarını söyler ve kızın hayalindeki her şeyi yapmaya onu mutlu etmeye başlar. Ancak kızın hafızası yerine gelir. İyi bir romantik komedi One Day. **** Yönetmen: Banjong Pisanthanakun

 Gerald’s Game 2017

Stephen King’in aynı adlı romanından uyarlanmış filim geçtiğimiz sene tv dizisi olarakta yayınlanmıştı. Ben bu filmi daha iyi buldum. Oyunculuklar, oyunculuk diyeyim daha iyiydi. Ancak işin psikolojisine pek girilmemiş. Yönetmen: Mike Flanagan

A Ghost Story 2017

İlk baştan filmi çok beğendiğimi söylemeliyim. Başta söylemek lazım ki bir korku filmi değil. Ancak film ölüm il yaşam arasındaki geçişi çok iyi anlatmış. Film çok hızlı ilerlemiyor ama film sonunda hayatı, ölümü, ölüm sonrasını izleyiciye sorgulatıyor. ****/* Yönetmen: David Lowery

 Kimi no na wa 2016

Son dönem izlediğim an iyi yapımlar arasında. Hem görsellik, hem kurgu, hem çizim teknikleri açısından bu anime en iyileri arasına girecek şekilde. Hikaye zaman zaman bedenleri değişen iki gencin başından geçenleri anlatıyor. Başta ne olup bittiğine anlam vermeyen bu gençler daha sonra farklı zamanlarda yaşadıklarını keşfederler. Ancak ortada gözükmesi gereken de bir gizem vardır. ***** Yönetmen: Makoto Shinkai

The Hitman’s Bodyguard 2017

Filmin aksiyonu bol, göndermeleri fazla. Ancak öyle akıl yürütecek bir film değil öylesine aksiyonuna takılıp vakit geçiştiriyor. Onun haricinde filmin fazla bir esprisi yok. * Yönetmen: Patrick Hughes

Aile Arasında

Halkımız çok mu sinemaya gidiyor yoksa başka bişi mi var anlayamadım. Bu filme de yer yoktu. İlk gün olduğundan mı bilemedim. İnsanlar ilk giden olup herkesten önce film esprilerini savunmak hakkında konuşmak mı istiyor anlamadım.

Bunlar nasıl düşünceler böyle?

İlk sırada yer buldum. Sürekli film izlediğim salon ama bu salonda hiç bu kadar yakından izlememiştim. Açı da biraz değişik. Yani filmi bir başka bakış açısıyla izleyeceğim diyebilirim. Neyse bakalım beğenirsem tekrar giderim.

Bu arada filme gelecek olursak Gülse Birsel’in yanlış hatırlamıyorsam ilk sinema filmi senaryosu bu. Filmden tek beklentim eğlenceli vakit geçirmek ki Vodafone Net’e oldukça kızgınım. Filmin kadrosu güzel, oyunculuk bakımından iyi olacağını düşünüyorum. Muhtemelen karşımıza ete süte dokunmayan klasik bir komedi çıkacak. Daha sonra tecrübelerimi paylaşmaya devam edeceğim…

Başıma bir şey gelmeyecekse diye başlayıp kendimi, ekşi sözlüğün hiçbir şeyi beğenmeme timine dahil etmek istemiyorum ama yarısı itibari ile bence olmamış bir film Aile Arasında. Evet konu fena değil hikaye de fena değil ama karakterler biraz abartı geldi bana. Yani dizi için her karakteri geniş zamana yayar hakında detaylar verirsin ama filmde bu detaylar yok. Karikatürize diken bir karakterimiz varsa bu karakterler şahsına münhasır karalterlerse onların hakkında ayrıntıları es geçemezsiniz. Es geçtiğimizde karakterlerin şapşallıklarına insanların gülmesini beklersiniz.  Şu ana Kanada bu filmde de bolca bu var.  Dil olarak dizilere göz kırpmsa da bence performans biraz düşmüş. Diyalogları fazla beğenmedim. Çekim açısından çok fazla sahne değişimi gözüme çarptı. Çarptı diyorum geçişlerde ne estetik ne de sahne, konu bütünlüğü vardı. İnsanlar ilk yarıda güldüler baya ama ben o kadar gülecek bir şey bulamadım. Bir iki sahne ancak. Sanırım gülmeye açız. Sanmıyorum, açız!!!

Film bitti, ben de pılımı pırtımı tıoplayıp salondan ayrıldım. Aslında yukarıda yazdıklarıma ek pek bir şey yazmayacağım. İkinci yarıda biraz daha duygusallık ve herkes için mutlu son. Tek şaşırtan Mihriban’ın başına gelen oldu ama zaten öyle bir şey olacağıbelliydi, kim olacağıönemliydi aslınad. Ana karakter etrafında sürekli dönen karakterlere dair bir şey yoktu filmde. Ben bu konuda büyük bir eksiklik gördüm. Karakter derinlikleri olmayınca da hikayede bunlar sadece hal ve hareketlerle komiklik olsun diye var oldukları izlenimi yarattı. Velhasılkelam bende olmamış bir film izledik. Ama kadronun iyiliği filmin izlenebilirliğini arttırıyor. Tabi çok iyi mi oynamışlar dersek, ona da eh derim.

Justice League 

Burası yine film bloguna dönmeye başladı. Gerçi sadece güncel sinemada izlediklerimi yazıyorum daha diğerlerine geçemedim. Biraz vakit ayırmak lazım. Bu arada onlarca kitapta burada yer almayı bekliyor artık günlük operasyon lazım. Şöyle kısa kısa özetler iyi olur. 

Neyse biz filme dönelim. Ben başından beri bütün süper kahramanların bir arada olmasına karşıydım. Hala da karşıyım. Şimdi bu filmde de gördüm ki bu birliktelik sadece para kazanmaktan başka bir amaç gütmüyor. 

Bu filmde de gördük ki en süper kahraman Süpermenmiş. O olmayınca dünyanın düzeni bozuluyor, diğer süper kahramanlar öksüz kalıyor. İşin içinde birden fazla kahraman olunca onların kendi dünyalarınıda filme taşımak zorunda kalıyorsunuz. Bu filmde de altı süper kahraman karşımıza çıkıyor. Bu kahramanların hikayelerini değinirken bu birliğe yeni katılan üç karakter hakkında çok bir şey anlatılmıyor. Bir ekip toplanıyor ama olayı bitiremeyeceklerse bunun bence çok anlamı yok. 

Neyse film hikaye olarak şok tatmin etmiyordu. Yeni karakterlerin geçmişler hızlıca geçirmişti. Sanıyorum bu filmden sonra genç süper kahramanlar da film olarak karşımıza çıkacak. 

Filmi görsel olarakta tatmin edici bulmadım. Bilhassa yönetim bakımından film oldukça eksikti. Bol bol popo izledik. Bazı açılar gereksizdi ve hiç bir zaman filme sokamadı. 

Böyle uzadıkça uzuyor yazacaklarım. Bence olmamış bir film Justice League.