Pan

Şöyle blogta geçmişe doğru gittiğimde bu zamana kadar iki Joe Wright filmi izlediğimi görüyorum. Bu iki film ile birlikte yönetmenin diğer filmleri de aslında izleme listemde olan ve vakit bulmadığım filmler. Hanna iyi başlayıp sonu tam olarak bekleneni vermemişti ama Anna Karenina‘yı oldukça başarılı bulmuştum. Aslında yönetmenden Pan gibi bir film de beklemiyordum. Bu film ile yönetmen sanki biraz tarzının dışına çıkmış gibi. Filme baktığımızda Pan aslında yine çok uyarlanan Peter Pan hikayesinin yeniden uyarlanması. Ancak bu kez klasik hikayeden biraz daha farklı olarak işlenmiş. Ben hikayeyi fena bulmadım ama yine iyi başlayıp güzel ilerlerken final sanki yine birden olmuş hissi uyandırdı bende. Biraz fazla açık vardı senaryoda bunlarda can sıkıyordu.

Penguins of Madagascar

Madagaskar penguenlerini sevmeyen yoktur. Zaten bu sevgi üzerine dizileri de yapılmıştı. Bunu bir çıta daha yükseltip geçtiğimz sene içerisinde filmi geldi. Tabi bende oturup izledim. Zaten diziye de ne zaman denk gelsem oturup izlerdim. Tabi söz konusu penguenler olunca diyecek çok fazla bir şey bulamıyorum. Zaten aşağı yukarı karşımıza ne çıkacağı belli ve filmde bunu doğruluyor. Ancak gözüme çarpan bir şey varsa ki o da penguenlerimizin biraz yumuşadığıdır. Yani o sert ve ilginç gurup biraz sosyalizmi kenara atmış ve kapitalizme göz kırpmış gibi. Bunu nereden mi çıkardım, tabi ki maymunları çalıştırmalarından.

Teenage Mutant Ninja Turtles

Devir değişti e tabi çalikde değişti diye başlamak istiyorum sözlerime. Bu değişime Teenage Mutant Ninja Turtles, Ninja Kaplumbağalar da ayak uydurmuş. Uydurmuş uydurmasında da bence hiç iyi olmamış. Kendimizi kaplumbapa yerine koyarak az mı izlerdik bu çizgi filmi. Başladığı anda televizyonun sesini açıp bangır bangır dinlediğimi hala hatırlıyorum. Herbiri sempatik ketifli karakterlerdi.

How to Train Your Dragon 2

İlk filmi sevdiğimi ve başarılı bulduğumu yazmıştım. Ancak ikinci film için aynı cümleleri sarf edemeyeceğim. Tabi bu filmde teknik açıdan iyi ona söyleyecek lafım yok ama hikaye ve kurgu açısından bu filmi çok başarılı bulduğumu söyeleyemeyeceğim. Filmin ilkinin başarısının nimetlerinden faydalanmak amaçlı yapıldığını düşünüyorum. Tüm bunlarla birlikte kötü bir animasyon mu elbeyye hayır.

I, Frankenstein

Filme bir Frankenstein uyarlaması olarak baktığımızda vasatın altında bir yapım olarak karşımıza çıkıyor. Öyle ki filmin bildiğimiz Frankenstein’ın yanından bile geçtiği yok. Bu sebepten dolayı ben filmi bir Frankenstein uyarlaması dışında değerlendireceğim. Aslında filmde yapılmak istenen yeni bir kahraman yaratmaya çalışmak. Muhtemelen yapımcı ve senaristler de Frankenstein’ın bu konudaki ününü kullanarak gişeden daha fazla pay koparmaya çalışmışlar. Tabi bu başarılı da olmuş.

The Hobbit: The Battle of the Five Armies

İlk iki filmi IMAX’de izlemiştim. Bu film için de IMAX planları yeni çıktığını gördüğüm ses sistemi Dolby Atmos’u bu kez tercih olarak kullandım. Bu vesile ile Dolby Atmos’u da bu test etmiş olacaktım. Aslında ben pek bir fark alamadım seste. Benden midir izlediğim salondan mıdır bilmedim. Bu sırada filmi Özdilek Park CineTime sinemalarında izlediğimi belirtmek isterim. Temiz güzel bir salondu. Koltuk düzeni biraz perdeyi görmeyi engellese de rahattı. Perde salona göre küçük kalıyordu kanımca. Biraz daha büyük bir perde daha iyi iş görürdü. He zaman olduğu gibi bilinçsiz izleyicilerde mevcuttu filmde. Film ortasında geyik yapanları mı ararsınız, cep telefonu ile konuşanları mı, şapır şupur yeyip içenleri mi? Biz bilmiyoruz bu işi arkadaş. Seyircimiz daha olmamış, Türk sinemamız nasıl olsun. Neyse.

Pizza

Korku filmi aramalarım esnasında karşıma çıkan Pizza aslında 2012 yapımı olan Karthik Subbaraj imzalı aynı isimli filmin yeniden çevrimi. Yönetmenin isminden de anlayabileceğiniz gibi film bir Hint filmi. Tabi Hint filmi olması, üstüne üstlük korku filim olması iyice meraklandırdı beni. Bundan önceki Hint korku filmi deneyimlerim olumlu gelmişti. Her ne kadar korkutmasa da gerek hikayeleri herekse işlenişi bakımından keyifli yapımlardı.

Back to Top